Şiir ve Denemeler

 

 

 

Özetle Özlem

-Tenha kalabalığa…
gizli kapaklı bekar evi odaları
ve açık saçık İstanbul kartpostallarına
gözlerini boşaltan çocuk günahı
otuz beş yaşın bir durağında
tebessümlü yüklemlerin ardına uladığın
hüzünlü gizli özne tutarsızlığı

ısrarcı olunmuyor hayata
sustalı gülüşlerinde gizli
uzaktan el sallayan çocukların alayları
düşünürken İstanbul’u
yiter yollarda arkandan gelen şeytan uçurtması
siler güneşini, yankeser gölgeni

özlenir değil mi Bizans oyunları bile?
desenleri solmuş kentlerin
bir arpa boyu dehlizlerinde kaybolamazken gözden
iki imge arası dört döner gamzelerin
‘elim sende’ diyen tanrının beş parmağının izini
silmeye çalışırken yüzünden

‘İstanbul otobüsleri bana küs’ demiştin
trafik polisi edasıyla kısarken gözlerini
sıcaktan bunalan bir genç kızın saçlarını
Boğaziçi ile bağlamıştın fetişistçe
birden açılan üçüncü gözünle sulamıştın
seni umutsuzca avutmaya çalışan Anadolu bozkırını
ah dayanamamıştın, dayanamamıştın

artık maskulen şakalarla bastırılır
gölgesine sığındığın kadeh seslerinin feminen tizliği
‘sıla kaç vakitte görülür?’ soruları sonsuza ıraksar
içilen son koyu kıvamlı sıvının çamurunda aranır
çok bilinmeyenli denklem açmazlarının
İstanbul yanıtları

İstanbul uzaktan işveli bakar
kızarır ufuk bozkırda
alayla
dil çıkarır..

-nedense çekmez mesafeler özlemle yıkandığında, ah nedense çekmez…-

Umut Eren ŞENOL

 

 

Boğaziçi Mezunuyum ama…Hah…Davulcuya Kaçarım Alimallah.

Neymiş müzisyenden koca olur muymuş?… Yani bir üniversite profesörü olmasa onun geri kalmış bir kafaya sahip olduğunu düşüneceğim. Hayır yani! Okuttuğu adamlar ya kendisi gibi profesör oluyor, ya siyasete atılıyor, ya da holding sahibi falan oluyor. Yani eğittiği insanlar böyle ileriye doğru
uzun atlama rekorları kırarken kendisi nasıl oluyor da bu konuda böyle bir geçmişe yolculuk yapabiliyor; anlamış değilim. Hele yaptığı o espirivari sataşma;
“Kızım bari düğün öncesi çocuğu da kuaföre götür de, ona da bir topuz falan yapsınlar. O saçlar düğünde rahatsız eder adamı!!!”
hırrrr…. Haksızlık yani bu, hem de büyük bir haksızlık. Ne saçma mantık ya. Mühendis, doktor, dişçi, bankacı dururken, elin zurnacısına (ki kendisi zurna değil saksafon çalar. Hem de dünyanın en iyi caz gruplarından birinde) kız verilir miymiş. Kafaya bakar mısınız? Kızını adam etmezsen ya
davulcuya kaçar ya zurnacıya mantığı. Yani aslında ben Boğaziçi mezunu değilim de sanki; 23 yaşına gelmemişim de; ve sanki doğruyu yanlışı bilecek kadar olgun değilmişim de; gördüğüm ilk eğlenceli erkeğe atlayacakmışım da vb…. Aslında mantıken en eğlenceli erkeğe atlamak kadar doğrusu olamaz. Düşünsenize; doktorlar sinirlidir bir kere. Bir giderler evden, gecenin bir saatine kadar gelmezler. Hele cerrahsa, gece gelse bile kalması nerdeyse bir mucizedir. Bir telefon gelir ve vınnn… koca gitti! Ki, kocanızın gitmesi atraksiyonun en heyecanlı yerinde olabilir. Çünkü heyecan sizin içindir. Kocanız
aslında işini yapmaktadır. Kocalık işini. Asıl heyecan ameliyat masasındadır. Hele de bu cerrah kocaya cinnet geçirttiğinizi düşünün. Acaba sizi hangi estetik biçimde doğrar.
Peki, mühendisse?… O da kötü. Ya inşaat mühendisiyse? Daha da kötü. Kompleks halinde her şeyin büyüğünü yapmaya, almaya, kullanmaya çalışır.
Bu sayede deve başı büyüklüğünde göğüsleriniz bile olabilir. Evde ışık çevresinde dönen pervane gibi dolanır; onu bozar, bunu yapar, bozduğunu yapar, gider bozacak başka bişi arar.
Bilgisayar mühendisiyse, daha uysal, daha sakin ama daha kötüdür. Affedin ama önünü göremez. Ne yaparsanız yapın , en yeni atractionlardan tutunda cilvelere kadar… Sıkılır ama, netten bir hentai fotosu gösterin veya elektronik bir kadın ağzının suyu akar. Hadi becerdiniz de, kızdırdınız adamı… Önünü görmez ki…. Neyse zaten, hiç sevmem öyle tipleri. Komşumuzun oğlunun elinden zor kurtulmuştum. O dört göz, Amerika’ya ilk ayak basanların buldukları altınlara baktıkları gibi bakıyordu bana. Ve gözlüklerinin arkasından gözleri öyle büyük görünüyordu ki, tavada kızarmış omlete benziyorlardı.
Ya bankacı? Tanrım! Ömrünü faize yatırıp, para kazanmak ister onlar. Tabi bu arada ömrünü törpülemeleri ayrı bir konu. Onu alma! Bunu yeme! Pahalı! Paranı çarçur etme !vb… Adama kalsa, evden çıkılmasın; mısır gevreğiyle yetinelim; tuvalete ayda 1 kere gidelim, eh ayda 2 defa duş alınabilir. Size yaptığı işkenceler, efektif bir deliye dönüşmenize neden olacaktır.
Ama davulcuyla zurnacı öyle mi? Adamların işleri eğlenmek gülmek. Adamı dürtüp te “hadi bara (eski zamana göre düğüne) gidelim” demene gerek yok. İşi bu. Takıl peşine, bak keyfine. Zurnacıda davulcuda eğlenceli tipler zaten; eve iş getirmeleri mümkün değil. Bırakın işi, iş stresi bile getiremezler. Sizde sıkıldıkça
gezin onlarla. Hem parası da var. Öyle ahım şahım değil ama, zaten çok parası olsa napacaksınız? Eğlenmeye gideceksiniz. Zaten onu da sağlıyor. Vesselam davulcuyla zurnacı bu yüzden popüler. Ama babama bakılırsa, onlardan koca olmaz.
Ne parası var, ne pulu… “Hem o saç ta neymiş öyle? Hadi, düğün yaptık diyelim; kimin gelin, kimin damat olduğunu arkadan bakan nasıl anlayacak? Kız bana bak arabanın yolunu kesen çocuklar, bu süpürge kafalı herif yerine senden para isterlerse… cümle aleme rezil oluruz.” Cümle alem de “prof. Camiası”… Sanki sosyetiğiz de…
Off of! Kaçacağım kesin. Ama, buna da çok güleceğim.

Gürkan HATEM