Solculuğunuz da mı Özenti Ne? / Sadettin KOŞAR
Sola geri döndüremezsek CHP bir saksı partisi olur.
22 Temmuz’dan sonra sosyal demokrat solda herkes ağzını bellemiştir sanıyor(d)um!
Bu belleyişte en büyük pay Sayın Baykal’ın olsa gerek. Ne de olsa Türkiye’de iktidar için solculuğun yetmeyeceğini(!) ilk o saptayıp, ayağına taş değmeden gittiği seçimlerle bize de öğretiverdi kısadan. Gerçi; bunu kanıtlamak için “sağdan sollama” yöntemini (solun marş ve türkülerini, sağın ise tüm politikalarını) kullandı ama sonuçta hemen her uzaklıktan görünecek irilikte bir başarısızlık elde etti ki Türkiye’de merkez soldan kimsecikler bir daha iktidara özenmesin.
İktidar etme özentisinin iktidar getirmeyeceğini ise onun envai türlü milliyetçi politikalarına bakarak, biz kendiliğimizden öğrendik.
Aklımızda kalan mı?Aş, iş, gelecek güvencesine ilişkin projeler değil. Umut, yaratılan ama erişilemeyen bir beklenti değil de parlamento dışı gayrı meşru bir muhalefete (ordu, yüksek yargı) kendi işini havale etme ufuksuzluğudur.
Bir de “Gemicik”, “saat”, “kelle”, “al ananı da git” “türban-Çankaya” falan! …
“Sermaye emek çelişkisine değinmeden, sosyal devlet, sosyal adalet demeden, ezilenleri sahiplenmeden, kamunun mülksüzleştirilmesine karşı çıkmadan solculuk mu olur; ben bu yenilgiyi kabul etmiyorum.” ve de “Yenilen sol değil, Baykal’dır” diyenler çıkabilir.
İşte ben buna fesatlık derim!
Çünkü ne lider, ne de ekibi buna yenilgi diyor. Onlar “başarı” diyorlar hala!
Şeyhi mürit uçurur hesabı; şimdilerde Sayın Baykal’ın vekilleri illerde bu başarı üstüne tevatür menkıbeler anlatıyor! Milleti müvekkil saymadıklarını da sakla(ya)mıyorlar artık.
Asker, eldiveniyle terbiye ettiği AKP ile anlaşmaya vardığı; Bahçeli bunu görüp ayak değiştirdiği halde CHP hala aynı ezber üstünden gidiyor. Törenlerde “m” demiyorlar diye seviniyor.
Riyaziye okuyanlar için başka bir fesatlık hesabı daha var:
12 parti meclisi üyesi hariç diğerlerinin, kendi başarılarını(!) ilan için ölçü aldığı 2002 seçimlerinde YTP’nin yüzde 1.15 ve DSP’nin yüzde 1.22 oylarına karşılık sağlanan artış yüzde 1.44’dür.
Yüzde 19.41’e göre yüzde 20.85’i başarı sayanların, içeriye alınmış bu iki parti oylarının (yerinde duruyor olsa bile) yüzde 2.37 olduğunu görmezden gelmeleri bir yana; anlaşmaya göre kendi partilerine dönen 13 milletvekilinin beraberinde götürdükleri yüzde 2.42’lik oranı da görmüyorlar.
Hadi biz de ayak uyduralım diyeceğim ama siyasal miyopluk mu, saflığa vurmak mı daha yerindedir kestiremiyorum!
CHP yöneticilerinin laiklikten yana olmayı solculuk sanmaları başka bir hesap hatası ve bu sonuçta asıl etkenlerden biri de o diye düşünüyorum. Yoksa “gelincik tarlaları”nı kendi hanelerine yazıverme safdilliği, “Atatürk takımı” kurma çocukluğu başka nasıl açıklanır?
Sayın Baykal’ın bu “sağdan sollama” yönteminden sonra kafalar bir daha karıştı. Bazıları, Türkiye’de sağ, sol, merkez ayrımına yanlış çözümlemeyle ulaşıldığını sesli düşünmeye başladı. O yüzden de yarışmalara “milli takım” kurarak çıkma adeti geliştirildi ki sol tamamen iğdiş edilebilsin! Özgüven yoksunluğu tescil edilsin!
Çözümleme hatası mucitleri; “Japon mucizesini gerçekleştiren Anadolu kaplanlarının, devletin başlattığı sınaîleşmeden daha hızlı girişimleriyle işçi sınıfının oluşumuna katkılar yaptığı ama cemaatler eliyle nötrlenmesini de aynı anda sağladığını” ileri sürüyorlar. MÜSİAD’lı bu girişimcilerin cemaat ehli olduğuna dikkat çekerek; “Egemen olan işçi patron ilişkisi değil mürit mürşit ilişkisidir. İşçi, dini baskılama yoluyla patronun ardına düşmüştür” diyorlar. Hani; “İşçiyi bu tercihi için dövelim mi yani” demeye getiriyorlar!
Proje üretmek akla gelmiyor.
Patronla aynı tarikata mensup diye işçiyi “işçi” saymayana biri çıkıp sanal solcu demez mi ki!
“Soldaki siyasal arzcıların, hangi siyasal talebe politika üretecekleri bundan dolayı belirsizleşiyor”(muş!). “Baskı yaratacak güçte bir işçi sınıfı yoksa emek asıllı politikaya da gerek yok” diyorlar. Biraz daha cesur olanları “Sanki yoğun bir talep var da politikacı onu karşılayamamış gibi davranılıyor” müthiş tespitini yapıyor! Türkçeye çevirirsek; “haksız yere (çapsız) liderlerin üstüne gidildiği” dokunduruluyor.
Ben de bunlara, “bastırın parayı, siyaset esnafı size daha ne gerekçeler bulur” diyorum.
Son seçimde AKP, politikalarından ödün vermeden içine sol söylemli adam naklederken CHP, hem kendi politikalarını esnetip hem de söylemini muhafaza eden adamlardan takım oluşturma yolunu seçti. Milletvekili ve il başkanlarına demeç yasağı getirerek merkezi demeçlerin yukarıdan aşağı tekrarlanması talimatı verildi. (Cumhuriyet, 07 Mart 2006 ve diğer gazeteler) CHP’yi bu yola ittiren anlayış, işçi sendikalarıyla, işveren sendikalarının örtüşen mesajlar vermeleri; TOBB, TÜSİAD, MÜSİAD, Hak-İş, Türk-İş gibi kuruluşların siyasal tercihlerinin, söylem ve destek merkezlerinin aynılığı olsa gerektir.
Burada CHP’nin liderine ve aşure görünümlü politikalarına duyulan güvensizlik de ihmal edilmemeli; partiyi, demeç yasağıyla topyekûn öngörülen yere (sağa) firesiz taşıma gayreti de!
Öte yandan, sermaye çevreleri ile işçi ve işveren örgütleri arasındaki bu aldatmaca oyunu gönüllü oynanıyor olmalı!
Her kriz patronlar için fırsat, emeğiyle geçinenler için yıkım demek olduğuna; işçilere nazaran patronlar daha eğitimli, daha donanımlı olduğuna göre ve bir uzlaşma noktasına arayarak, sözleşerek, rızaen gelinmediğine göre aldatılan ortadadır. Buradaki sorun ise; aldatma işine CHP’nin de solculuk adına bulaşmasında, bulaştırılmasındadır. Baykal ve sağ, sığ politikalarındadır. Kim ne derse desin; Türkiye’de solculuk denildiğinde ortalama algı CHP’den başlar ve İP dahil, TKP’ ye kadar uzanır. Bunlardan hangisi çamura yatsa fatura solcuya kesilir.
Kabaca, ekonomik, siyasal ve sosyal kararların çok uluslu şirketlerce alınmasına itiraz etmemek; sadece pay karşılığı onun devamını sağlama görevini yüklenmek, üretimde devletin olmaması, küçültme adıyla kamunun mülksüzleştirilmesi, sermaye çıkarlarının korunması politikalarından yana olmak “sağcılık” demektir. Buna karşı emeğin ve emekçinin çıkarlarını savunmak, kamuya ait olması gereken kaynakların özel mülkiyet altına alınmasına ve salt kar amacıyla işletilmesine; bu karın sömürerek büyütülmesine, mülkiyet hakkının toplum yararına aykırı kullanılmasına karşı çıkmak, sınıf olarak örgütlenmenin hak olduğunu savunmak, sosyal adalet istemek, kamu adına devletin üretim dahil etkin görev üslenmesini, pazar ekonomisine karşı planlamayı istemek, evrensel dayanışma aramak ve sağlamak da “solculuk”…
Solculuk ya da sağcılığın belirleyicileri arasında laiklik ya da laiklik karşıtlığı yok. Sadece bizde değil, dünyada da yok. Ekonomik tercihiyle sağcı pek çok laiklik yanlısı olduğu gibi solcu olan da var. Laik kesimin bir bütünü oluşturmadığı ama cemaat ve tarikatların her zaman bir yumak olabildiği ise bir başka gerçektir.
Bu durumda, anti laik kesimin sağcılığında değil ama laik kesimin solculuğu ön kabulünde bir çözümleme hatası aramak yerindedir. Sol, sağ ve merkez kavramlarının çözümlemesinde ise hiç değil.
AKP’nin ekonomik tercihi sağda laiklik yanlılarının, tarikat ve cemaatlerin, yerli ve yabancı sermaye gruplarının, işçilerin yanı sıra yardıma muhtaç kim varsa onların, AB ve ABD olmadan ayakta durulamayacağını düşünenlerin, kaderci ve dilencilerin tam desteğini aldığı bu seçimlerde; onun gibi yapmaya çalışan CHP’ye nal toplamak düştü! Gerek ulus ötesi sermaye ve gerekse yerlisi, CHP’nin yaltaklanmalarına itibar etmediler. Zira onların bir yön tayin sorunları yok.
CHP’nin gayretkeş toplum mühendisleri, “solculuğu gerektirecek güçlü bir emekçi tabanı yok” gerekçesiyle uygulanan politikaları savunacaklarına; parti içindeki toplum terzilerine stratejik hatanın strateji değiştirerek, taktik hatanın taktik değiştirerek, politik hataların da politika değiştirerek giderileceğini öğretseler ya!
Varsa AKP’yi ülkenin başından uzaklaştırma planlarını anlatsalar ya!
Cingöz politikacı devrinin kapandığını söyleseler ya!
En iyisi biraz susmayı, daha da iyisi dinlemeyi bari deneseler ya!

2007/09 |