Şiir ve Denemeler

 

 

 

Şizorfrenik Histeri / Atakan Çiçek
 
 
 
Biliyor musun? aslında kekeme bizim sevdamız.
Sanki dünyanın en kutsal cümlesini kuruverecekken
İlk hecenin ötesine geçemeyen türden!..
 
Körebe oynuyorum bu aralar sağırlığımla,
ben onu sobeliyorum o zaten hiçbir şey duymuyor.
o yüzden de önemsemiyor sanırım.
sulara sığmıyoruz hayalinle,
nerde denk getirirsek orda sevişiyoruz!
Cenabet-leş-iyoruz anlayacağın…
 
Aklıma takıldı;
sence akrep miydi yoksa yelkovan mıydı boyu diğerinden uzun olanı?
Herneyse boş ver.
 
Baharda sağa sola uçuşan polenler gibisin,
Soluğumla dalıyorsun içime
Bağışıklım devre dışı sen içimdeyken,
Hasta-kan-ıyorum!
Seni içime yağmur bellemiştim oysa ki;
Kuraklıktan ölüyorum…
 
Kardan adamla sohbet ettim geçen gün,
Bostan korkuluğunun dedikodusunu yaptık onla,
Siyasetten bahsettik biraz,
Sudanda konuştuk ama havadan hiç bahsetmedik,
İlgisini çekmiyormuş!
Moralim bozuldu,
Ayrılırken yanından küfrettim içimden sonra…
 
Artık pisliklerim sığmıyor halının altına.
Perdeyi hiç açmıyorum örneğin.
Güneşle aram bozuk zaten
Kıl oluyorum kendisine,
Ne var sanki doğuyor her gün?
Bana -yıkılmaz prensipler- sahibi soğuk insanları çağrıştırıyor!
Sevmiyorum artık güneşi.
Yağmurda yağmıyor nicedir,
Toplanıyor bir araya bulutlar,
En son -hani böyle kara kara olan- büyük bulutlar sarıyor göğü,
Bir iki damla atıyorlar, -heyecanlanıyorum-
Sonra?
Sonrası hiç,
(Hakkaten) kuru kalabalık!
-Höyyt! diyor sanki biri onlara-
Anında dağılıyorlar.
 
Sigarayı azalttım,
Sağlığımı düşündüğümden değil -bilirsin zaten söylememe gerek yok-
Lakin her dakika lazım olan orospulardan bu para denilen şey!
Velhasıl zamana böldüm sigarayı ; iki saatte bir tek içiyorum.
(Dört saat uyku-ne kaldı geriye; yirmi saat, kaç tek eder: on; -iki güne bir paket- eh idare eder.)
Ama alışmakta zorlanıyorum bu şekle,
Ne bileyim iki saatte bir içeceğimi  bilince bir bok anlamıyorum içtiğimden!..
 
Bir şey daha var ve sanırım uzun uzadıya bahsetmem gerek bu gelişmeden;
Fazlasıyla saçmalıyorum…
 
Sözlerin geliyor aklıma bazen, -rüzgâr tınısı sesin-
Birde bakışların, o kadar işte -yok dahası-
Birkaç beden dar geliyor bu hayat artık bana,
Satacağım zaten ama alacak adam bulamıyorum
-Bunca alacaklıya rağmen üstelik-
(Hakkaten) trajikomik!
 
Herneyse…
Önemi yok hiçbir şeyin,
İdareten geçiyor günler,
Kendimi kiralamış gibi yaşıyorum bu aralar,
Hoyrat kullanıyorum anlayacağın emaneti!
Tanrı sorar ya hesabını! önemi yok ama (altı üstü bir kaç odun daha fazlası!)
Tanrıyla da zaten bozuğuz bu aralar,
Ne ben ona çay ikram ediyorum artık,
Nede o getiriyor düşlerime seni,
Sonra üşüyorum…
-Ve artık gördüğüm hiçbir rüyayı hatırlamıyorum-…
Demem o ki; kabuk bağlamadı daha ayrılığın,
Tam kuruyup kabuklaşıyor kanım, koparıp atıyorum hemen!
Yaraya yardaş kalbim birde,
Kan-ıyorum…
 
Bıraktığın her şey yerli yerinde,
Dokunamıyorum ki zaten…
Misal; gittiğinden beri aynaya bakmıyorum.
Ama senden çok kendime kızıyorum;
Gerçi, buda gerçeği değiştirmiyor…
Ve her gün onca uğraşa rağmen kandırmadığım,
Söz dinletemediğim,
Her bokunu yitirdiğim ben;
Benle beraber her bokunu yitirdiğim sen!
Benden, senden,
(Biz)den,
Nefret ediyorum!..
 

 

Kıblesiz Diyaloglar/ Naz

…..Nasıl gidiyor hayat? diyordu telefonun ucundaki ses…

….-Meli,-malı’larla geçiyor. Gereklilik kipinden biraz…biraz da tekerrürlerden…

….Argın geliyor; sesin uzağa düşmüş gibi…Kelimelerini mi yordu hayat; yoksa kurudu mu pınarı sözcüklerinin? Yarıştırırdın oysa düşlerinin alacasında zihninden kopup gelen tümceleri…

….Kim bilir! Zaman soldurmuştur renklerini belki de usanmışımdır maskelerimden…Gün doğumuyla başlayan kalabalıklar yitirtmiştir kendim olan ”ben”i…Hafızam yoldaş değil bana çoğu zaman.alışmam gereken yeni bir ”ben”, başlatmam gereken yeni bir ”ömür”gereklidir belki de yeniden ve yineden….

….Ömrünün ustası sanırdım oysa seni….

….Sakar bir çırağım oysa sesinin yankısı kendinin uçurumlarında kaybolan…Yenilmelerin ustasıyım ben, kaybedişlerin ve tükenmişliklerin….

…..Yoran hayat değil o zaman seni….Aslını yansıtmayan suretler?…Riyakar tebessümler?…Dün’de kalanlar?….

…..Dün hep bir tortu bırakarak akmaz mı bugüne zaten…suretlerse ebedi yalnızlığımıza-bizi azaltsalar dahi- buyur ettiklerimizdir….Kim kimin yüreğini yurt eder kendine ,kendinin gurbetinden kaçmak için?Cüce yürekler kalmış aslında herkesin ”kendi’’siyle doldurduğu içi kan dolu çukurdan….Sığmaz olmuşuz bu yüzden hiçbir derine….Tebessümlerse kahkahaların en bakiresi…Korkak, ama herdem dudağımızda asılı kalmış tüm güzelliğiyle……..

……Sürgülemiş gibisin kapılarını içerden?..Yok mudur bir aralık hırsız aydınlıkları içeri alacak?…..

……Kalp dediğin içerden açılıp; kapanmaz mı ?…Topladım sırtıma asılı bakışları, zulamda biriktirdiğim korkuları ve yarıda kalmış türkülerimi……Yeni cenazeler gerekmez artık yüreğimin musalla taşına…..Sessizim…..Sözsüzüm…..Varacağı bir limanı yok artık düşlerimin…..

 

 

 

 

 

SEVMEK –I-/ Neşe Elibol

 

Sevmek, hatırlamakta güçlük çektiğin bir rüya gibidir.

Yaşananların çokluğunda ışıkla giden

Uyandığında hatırlamaya çalıştığın gülümsemedir.

Sevmek, her şeyi kabul etmekle başlar.

Günah işleyip cehenneme gideceğini bilsen de

Cennete gideceğini sanmak demektir.

Sevmek, hayatı edilgen yaşamamaktır.

Başkalarınca değil, seninle olabilmek

Senin için kavrulup kavrulup yanmaktır.

Sevmek, rüzgarlı bir havada uçurtma olabilmektir.

İpin kimin elinde olduğunu bilerek

Gökyüzüne seni haykırabilmek demektir.

Sevmek seni, hayata yalın halinle hatırlatmaktır.

Bulduğun her kağıda seni anlatmak

Kağıtla tarih olman demektir.

Sevmek, bazen git dediğinde gurursuzlaşmaktır.

Her gidişte döneceğin günü düşünerek

Her dönüşte gözyaşını tutmamak demektir.

Sevmek, “bu kadar”

Bu kadar işte!

Bundan ötesi yok diyebilmektir.