Ebedi İstenç / Ahmet YÜCEL

 

 

 

Bedensiz bir varlık olmayı isterdim ve sonsuza dek boşlukta gezinmeyi. Ölümden arınmış bilincin sonsuza yolculuğu… Bu dünyada bir bedene sahip olmak acı verici… Vücut bakımı, canlılığı muhafaza etme çabası, birçok gereksinimi karşılamak için harcanan çaba.

Ölüm sonrasında ne olacağını bilebilsek; yaşama böyle sarılabilir miydik? Bilinmeyenin korkutuculuğu yaşamımızı sürdürüyor.

Ölüm sonrası sonsuz bir var oluşu istemek, risk taşır. Sayılamayacak çoklukta ihtimal içerir. Sonsuza dek var olmak… Peki, ama hangi koşullarda? Nirvana’da mütevazı koşullarda, arınmış ve olgunlaşmış olarak… Peki, ama ne tür bir var oluş? Cennette ve dünyadakinin bir benzeri, fakat hiç bitmeyecek bir var oluş; tabii dünyadayken büyük bir irade gücü sergileyip kendimizi yoksun bıraktığımız ve onlara el sürmeyişimiz vesilesiyle bize cenneti kazandırmış şeylere sahip olarak.

İnsanların zihinlerinde, daha çok düşlerinde dolanan bir cümle biliyorum. “Hiç yok olmasam.” “Seni sonsuza dek seveceğim”. Sevmek istemektir. Sonsuza dek sevmek, sonsuz istenç… Altında yatan “hiç yok olmasam” düşüncesi…

Ebedi olmanın barındırdığı olasılıklar çoktur. Ebedilik hakkında kesin bir şey söylemek olanaksızdır, bu konuda bilgi fakiriyiz. Bilgimiz bize var olan her şeyin bir sonu olduğunu söylüyor. Güneşin de, insanın da, dünyanın da bir bitimi var. Lakin geçmiş hakkında bilgi, gelecek hakkında öngörü fakiriyiz. Yani ebedilik hakkında tahmin ve düşünceden başka bir şey koyamayız ortaya.

Niçin ebedilik istiyoruz sorusunun cevabı yoktur. Ebediliğin gayesel hiçbir sebebi yoktur. Geçiciliğin de gayesel sebebi yoktur. Bu yüzden “nasıl bir ebedilik” sorusuna cevap arayalım. Nasıl bir ebedilik, nasıl bir bengilik düşlüyoruz? Dinlerin ve yaşam sonrası felsefelerinin bu soruya verdikleri çeşitli cevaplar var. Bunların hepsi ihtimal dâhilindedir. Ancak başka ihtimaller de var. Mesela, dünyevi ihtiyaçların ve arzuların bağlayıcılığından kurtulmuş dolaşıp duran bir ruh, bir bilinç olarak sonsuzluğa uzanmak… Zamanın aşındırıcılığından, hazlardan, ihtiyaçlardan ayrı olarak sonsuza uzanmak… Mücadeleden uzak, öfke ve nefretten arınmış olarak süren bir mevcudiyet. Biz zihinsel etkinlik bolluğu, bir ebedi zihinsel yaşam… Bu kimin rüyalarını süslemez ki? Gıdalara, sekse ve lüks yaşama haddinden fazla düşenlerinkini belki.

Schopenhauer’in bir düşüncesi başka bir ebedilik biçimine işaret ediyor. O’na göre ölümle beraber istencin ortadan kalkacağına dair hiçbir teminat yoktur. Yani ölümden sonra insan için istenç olarak bir ebedi var oluş hali söz konusu olabilir. Schopenhauer’e göre bütün istençler yaşama istencinin yetkisi altındadır.

Schopenhauer’in bu düşüncesinden yola çıkarak korkutucu ihtimallere ulaşabiliriz. Ya maddi varlığını yitiren insanın istenci yitirdiği maddesine bir daha kavuşamazsa ve her bir insanın bilinci tenselleşmek isteyen fakat bunu başaramayan bir istencin bilinci olarak, dünyaya ait bedensel gereksinimlerin tatmininin yarattığı hoş duygunun ve dünyasal isteklerin baskısından kurtulamamış bir halde sonsuza dek boş uzayda tek başına delicesine dönüp durursa… İstencin cisimleşmeyi sonuçsuz kovalayışı, onu asla yakalayamayacak oluşu ebediliği arzulayan insanın ebediliğine dönüşürse… Gereksinim duyan, isteyen ama isteklerini doyurmak, gereksinimlerini gidermek için gerekli maddesellikten yoksun bilincin varlığı olabilir.

İstemenin olduğu her yerde mutluluk veya ıstırap vardır. İstemek, bir şeye yönelmek ve ona sahip olmak için çaba harcamak demektir. Sahip olmak, doyuma ulaşmak; sahip olamamak ıstırap duymaktır. Hatta doyum dahi son değil yeni bir çabanın başlangıcıdır. Bu sonu tekrar mutluluk veya ıstıraba varacak bir moladır sadece.

Schopenhauer’in, insan yaşamının bir düş kırıklığından fazlası olduğunu, insanın acıya alışması gerektiğini çünkü acının bitimsiz olduğunu söylemesini onun bengilik görüşüyle birleştirmek olasıdır. Bir istenç olarak maddeden yoksun bir halde boşlukta gezinmek pekte iyi bir durum olmasa gerek.

Tüm bunlar, üstte bulunan tahmin ve varsayımlar ışığında denebilir ki; istemek acıyı istemektir ve ebediliği istemekse hepten saçma olanı istemektir. Aslında insan için en iyisi hiç var olmamaktır. Var olmuşsa eğer buna rağmen sonsuz yaşamı düşlemekten vazgeçmeli insan. Dünyadayken hayatını yaşamaya bakmalı; kendi doğrusuna ve iyisine göre ama başkalarına zarar vermeden yaşamalı… Huzuru, dinginliği arayıp, hayvanca zevklerden ve patırtıdan uzak durmaya çalışmalıdır.