Ekim Devrimine Dair Güncel Çıkarımlar / Devrim MARAT

 

 

 

90 yıl önce Dünya emekçi sınıfları amansız bir boğazlaşmaya şahit oluyordu. Üretim güçlerinin eriştiği doygunluk noktası ile beraber sermaye sınıfı’nı ulusal sınırlar kesmemeye başlayıp, küresel emellerinin ayan beyan ortaya çıkması ile beraber yeni bir dönem açıldı. Devir emperyalizm devriydi. İlk büyük kapışma Avrupa sathında yaşandı. Öteden beri “demokrasi”lerin ve “özgürlüklerin” beşiği olarak bilinen, aydınlanma devriminin yüz akı olarak nam salmış Avrupa coğrafyası, tüm bu kıymetli kavramların arkasına saklanmış küresel haydutların kirli savaşıyla tarumar ediliyordu. İnsanlık tarihi kim bilir kaçıncı kez, insanlık değerlerini utanmazca bayrak edinen kodamanların, insanlık değerlerini ve insanlığı asker postalları altında ezişini kayda geçiriyordu.


Hiç kuşkusuz, medeniyet demek, uygarlık demek, sermaye sınıfı ile anlam kazandığında ortaya böylesi öfke verici ve bir o kadar da ironik bir tablo çıkıyor… Öfke vericidir çünkü tüm yapılanlar medeniyetin handikapları olarak karşılanmış ve doğu halkları, özellikle işin Osmanlı imparatorluğunu ilgilendiren kısmında yenilginin ağırlığı, Garb’a intikal etmek için bir fırsat olarak görülmüştür.(Malum Osmanlı aydınları…) İroniktir çünkü medeniyetin, insanlık değerlerinin yegâne taşıyıcısı olarak askerin postalları ve süngüsü itibar görmüştür. Kuklacı ise (sermaye sınıfı) yarattığı kargaşanın böylesi algı dağılmalarına yol açması ve bu dağılmadan ötürü ortaya çıkan kavrayışlara karnını tuta tuta büyük bir keyifle gülmüştür. İşler kesat’a vurmamıştır ve tezgâhı daha adam akıllı çözümleyebilen yoktur.


Dağıtan da…


Hepimiz mezkûr savaşın 1.Dünya Savaşı, diğer bir adıyla, birinci emperyalist paylaşım savaşı olduğunu biliyoruz. Ve bu 90 yıl önceki, kan, vahşet, bölüşüm kavgaları ve halklar nezdinde eziyetlerle dolu tarihsel kesitte, ezilenler proleterya’nın şahsında bayrak açmış,”yeni bir düzen” şiarıyla kolları sıvamışlardı. Bastıkları toprak Rusya toprağıydı… Tam da bu nokta da emperyalistler için işler kesat’a vurmuştur! Tabloyu daha sağlıklı okuyan, koşulları doğru bir şekilde değerlendiren ve kurulan tezgâhı adam akıllı çözümleyebilenler vardır. Bununla da kalmayıp sonraki adımlarında 72 yıl boyunca bu kirli tezgâhı dağıtacak ve ona karşı direneceklerdir… Söz konusu olan sınıfların savaşıdır. Baştan beri Avrupa sınırlarında çizdiğimiz iğrenç tablo’nun ressamı küresel sermaye sınıfı, yani emperyalistler bu savaşın bir tarafıdır. Diğer tarafta ise 1917 Ekim Devrimi ile rüştünü ispatlamış ve artık hiçbir şeyin eskisi gibi olmayacağı iddiası ile yola çıkan Sovyetler ve Sovyetlerin şahsında kimlik kazanmış bir işçi sınıfı vardır.


Bu cümlelerimizle beraber Ekim Devrimine hitaben hazırladığımız yazımızın giriş kısmını tamamlamış oluyoruz. Şimdi devam edelim fakat konuya dışarıdan bağlanan bir kaç meseleyi netleştirelim. Öncelikle Aralık ayı ile beraber aslında Ekim devrimi’nin yıldönümüne bir ay geç değinmiş oluyoruz. İkinci şey ise geçen ay, ekim devrimi’nin yıldönümü vesilesiyle Devrimi yad edenleri, hatırlayanların ve yeni öğrenenleri de kapsayan bir biçimde “ekim devrimi niye kasım ayında anılıyor?” sorusunun kafaları kurcalamasıdır. Bunu da netleştirelim ki kafa karışıklıklarına bir son verelim. Rusya’da o tarihte geçerli olan takvim bizim kullandığımız gregorian takvimi değil, julian takvimidir. O takvime göre 25 Ekim, Rusya’da ve batı dünyasında bugün kullanılan takvime göre 7 Kasım gününe denk gelir. Kutlamaların Kasım ayında olması bu yüzdendir.
Geçelim…


Ekim Devrimi, Birinci Dünya Savaşı’nın kıyasıya devam ettiği bir dönemde, son derece hassas dinamiklerin ve istisnai bir konjonktürün ürünü olarak ortaya çıkmıştır. Bu terkibin yarattığı gerilimleri kullanma becerisine sahip olan hareket, tarihin akışına yön verme hakkına ve Dünya sosyalist hareketinde iz bırakma şansına sahip olacaktı. Ekim Devrimi bunun bir sebebi ve sonucuydu. Ama Ekim Devrimini önceleyen tarihte önemli olan böyle bir hareket ya da parti’nin olup olmadığıydı.


Sahi var mıydı böyle bir Parti?


3 Haziran 1917′de toplanan 1.Tüm Rusya İşçi ve Asker Temsilcileri Sovyetleri Kongresinde kürsüye çıkan menşevik posta ve telgraf Bakanı Çeretelli şöyle konuşmuştur:


” Şu anda hiçbir siyasi parti, ‘iktidarı bize verin, yerinizi biz alalım’ diyecek durumda değildir. Rusya’da böyle bir parti yoktur.”


Bu sözler üzerine Lenin yerinden doğrularak Çeretelli’ye şöyle seslenmiştir:


“Evet,böyle bir Parti vardır!”


Lenin bu sözleri söylediğinde Bolşevikler, bazı fabrikalar dışında, hemen her yerde azınlıktaydı. Ancak Lenin Partisine güveniyordu ve her şeyden önce de koşulları doğru okuyan, devrimci öğreti ile biçimlendirdiği aklına güveniyordu. Ekim Devrimi dönemin özgün dinamiklerini ve onun yarattığı gerilimleri başarılı bir biçimde tahlil eden Lenin ve Bolşeviklerin hanesine yazılmıştır. Çünkü Rusya’nın içinde bulunduğu durumda hiçbir siyasi hareket böylesi bir kararlılığa ve Bolşevikler gibi Tarihin akışına yön verme becerisine sahip değildi. Bolşevizmin genetik kodlarında yazılı olan budur ve Ekim Devrimi bunun bir kanıtıdır.


Peki, ama Dünya sosyalist hareketine muazzam bir miras ve devrimci bir model bırakan Ekim Devrimi, tarihsel arka planında neleri barındırmaktadır?


Ekim Devriminden hareketle ulaşmaya çalışacağımız doğru devrimci yöntem ve çıkarmamız gereken dersler nelerdir?


Şüphesiz bu soruların cevaplarını vermemizle beraber asgari ölçülerde bir Devrimin mantığının ne olduğunu netleştirmiş olacağız.


Ama bu soruların cevaplarını verebilmemiz için başka bir sorudan konuya giriş yapmamız gerekiyor:


Ekim Devrimi öncesinde Çarlık Rusyası’nın durumu nicedir?

 1905: Beklenmeyen bir sonuç ve Çarlığın hal-i pür melali:


Bir devrimin asgari gereklilikleri vardır. Bunların en başına ise, eski düzenin meşruiyet kaybı yaşamadan devrim’in önünün açılmayacağını yazmak gerekir. Diyalektiğin siyaset düzleminde işlediği yer burasıdır. Egemen sınıf siyaseten alan boşaltmadan ya da alan boşaltmaya zorlanmadan, iktidarın diğer sınıfa geçmesi, bunun zemininin oluşması ihtimal dâhilinde değildir. Çarlık Rusyası ise emekçilere maddi olarak hiçbir şey veremeyeceğini çoktan kanıtlamış durumdaydı. Bu tek başına yeterli değildir ve çarlığın tükenişi anlamına da gelmemiştir. Din ve geleneksel değerlerin taşıyıcılığını yapmak, çarlığın bu basiretsizliğinin üstünü örtmesini bir yere kadar sağlamıştır. Çarlık, hoşnutsuz ve yoksul kitleleri yüz yıllarla eş değer olan imparatorluk kültürüne dayanarak kontrol ediyordu. Tek düşmeyen kale buydu. Ve bu kale düştüğünde bir alt üst oluşun yaşanması kaçınılmazdı.


“Çarlık hükümeti, politik durumunu güçlendirmek ve devrimi durdurmak için, savaşın kendisine yararı olacağına güveniyordu. Ama hükümetin hesapları boşa çıktı. Savaş çarlığı daha fazla sarstı.”1


Savaşın odak noktası Mançurya’ydı, hedef ise Rus burjuvazisine yeni bir pazar sunmak, ekonomik buhranı yatıştırmak ve elbette yoksul kitlelere çarlığın kudretini hatırlatmaktı. Maalesef hesapları tutmadı…


Yenilmez bir güç olarak benimsenen çarlık donanması, donanma komutanı Amiral Stepan Makarov’la birlikte Japonlar tarafından yok edildi. Ayaklar altına alınan ise çarlığın prestijiydi. Ve o yıllarda Mançurya’da cereyan eden bölgesel bir paylaşım kavgasıydı, dünya savaşına daha zaman vardı. Çarlığın Japonya ile girdiği Çin’i yağmalama savaşı kimi kriz dinamiklerinin erken salınmasına yol açmasına rağmen Bolşevik hareket bu duruma müdahil olmak için gecikmemiştir. Bolşevikler,”hain” damgası yemeleri pahasına savaşın kirli bir paylaşım savaşı olduğunu dile getirmiş ve Çarlığın yenilgiyle çıkması gerektiğini savunmuşlardır. Bolşevikler siyasette gecikmeye mahal vermeyen bir tarza ve hızlı refleks gösterebilme kapasitesine sahiptiler. Aynı zamanda yükselen siyasi trend’e ve militarist çılgınlığa prim vermeyen bir devrimci tutarlıkla iç disiplinlerini her zaman muhafaza ediyorlardı. Kuşkusuz ki bu meziyetlere sahip olmalarında V.İ.Lenin gibi eşsiz bir liderleri olmasının payı büyüktür. Ama önderlikte her kim olursa olsun bütün bunlar zaten bir Devrimci örgütün karakterini belirleyen ana unsurlardır. Öyle olmalıdır.
Hızlı refleks gösterebilme becerisi, sürekli arayış halinde olmak, gelişen krizlere cesurca müdahil olabilmek ve ilkeli duruş… Bunlar olmazsa olmazdır.


1904 yılında Rusya’da bir devrimci yükselişten söz etmek mümkün değildir. Ama Rus donanmasının yaşadığı hezimetin üstünden bir geçmişken, eskisi gibi yönetemeyen duruma gelen Çarlık yaptığı talihsiz hamleyle belki de tarihinde ki en büyük dersi aldı. Çünkü meşruiyet ve otorite’nin aynı şeyler olmadığını anlamamıştı. Bu anlayış kıtlığı ile Çar ikinci Nikola, kendisine dilekçe vermek amacıyla ile “yardım” ve “çözüm” isteyen, başlarında din adamlarının bulunduğu yüz bini aşkın emekçinin üzerine ateş emrini verdi. Tarihte ki kanlı pazarlardan belki de yankısı en büyük olanı Çarlık Rusya’sında yaşananıdır. Japonya’ya karşı aldığı yenilgi ile ani bir sarsıntı yaşayan Çarlık rejimi, kendisine sığınanlara kurşun yağdırıp bin’i aşkın insanı öldürerek temellerindeki çatırdamanın seslerini işitmiştir. Çünkü halkın gözünde aşağılık bir konuma sürüklenmiştir. Bu Rusya’da Çarlık rejiminin meşruiyet kaybını hızlandıran ve derinleştiren olaylar örgüsünün belki de en sağlam ve birincil halkasını oluşturur. 9 Ocak 1905′teki kitle kıyımı, eski düzenin devrime alan bırakması manasına geldi. Meşruiyet kaybı sistemin temel kurumlarındaki çözülmeyi tetikler. Bu nesnel bir olgudur ve 1905 Rus Devrimi’nin iki büyük kalkışmasından biri olarak tarihe geçen Potyomkin zırhlısında ki bahriyelilerin ayaklanması ve ayaklanmayı bastırma emri alan savaş gemilerindeki askerlerin, kızıl bayrak çekili olan zırhlıya ateş açmayı reddetmeleri bunun tarihsel kanıtlarından biridir. Silah tekelini elinde bulunduran düzen, halkı ve ülkeyi koruma klasik yükümlülüğünü yerine getirememiş ve aynı silah tekelindeki kurşunları günahsız kitlelerin üzerine boca etmiştir. Devletin, sınıfsal kimliğini gizleyerek, halkı ve ülkeyi düşmanlara karşı koruma paradigması (son derece kritiktir) bu noktada yara almıştır. Sonrasında ise yara kapanmamış, başka uzuvlarda açılan yaralarla ve sızan cerahatle birlikte devrim kendini alttan alta dayatmaya başlamıştır. Yani aslında 1917 Ekim Devrimi kaçınılmazlığını 1905′ten itibaren göstermiştir. Sarsıntı derindir, devrim zaruridir!


1917 Şubat Devrimi:Yanlışlar birbirini izler ve meşruiyet elden gider / İkili İktidara doğru:


Rusya’da 1905 Devrimi, geride çok sayıda ölü ve derslerle dolu bir pratik bırakarak geri çekilmiştir. Çarlık, reformlarla tarımda ve sanayide kapitalistleşme sürecini hızlandıran politikalar geliştirmiştir. Bu politikalar sonucu yoksul köylülüğün ensesine inen yumruk katmerleşse de, ülke genelinde ekonomik istikrarın sağlanması açısından kısmi bir başarı söz konusudur. Çarlık görünüşte iktidarı tekrar ele almıştır ve şimdi düşünülmesi gereken sarsılan prestijin nasıl onarılacağı ve kitleler nezdinde kudretin tekrar nasıl kanıtlayacağıdır. Amiyane tabiriyle çarlık karizmayı çizdirmiştir ve delikanlılığın gereği olarak yeni bir mevzu çıkartmak, çıkartamasa bile çıkan bir mevzuda bileğinin kuvvetini göstermek boynunun borcudur. Bu betimleme keyfi değildir zira insani alan için geçerli olan, kimi örneklerde siyasi alan ve devletler içinde geçerlidir. Sadece boyutları birbirinden farklıdır. Fakat olgular birbirine paraleldir. Bunun ilk adımı olarak Hükümet uluslarası konumunu sağlamlaştırmak için İngiltere ve Fransa ile yakınlaşmaya başlamıştır. Öte taraftan Rusya’nın Japonya karşısında iyice madara olmamasını sağlayanda bu iki ülke olmuştur. Bu sefer emperyalist yönelimlerine daha iddialı giren Rusya bu iki ülkeye borçlanıyor ve onlarla paylaşım pazarlıkları yapıyordu. Bunu yaparken aynı zamanda ülke içindeki hoşnutsuz kesimlere değneğini gösteriyordu: “Hala gücüm var”…


Bu mesajı Birinci Savaş öncesinde alan Rus halkı, aynı mesajı, İngiliz ve Fransızların Rusya’ya yardım etmediğini, edemeyeceğini görünce Çar’ın yüzüne fırlatmıştır. Yaşanan güven kaybı sarsıcıdır, derindir… Yüzyılların Çarlık Rusyası’nın emekçiler için tek karşılığı artık sadece hayal kırıklığıdır. Rus köylülüğünün büyük bir bölümü silâhaltında ve cephedeydi. Savaşın uzamasının getirdiği bıkkınlık, bu basit düşünen kitleyi bile son derece kritik sonuçlara ulaştırmıştır. Cephede fazla düşünmeye yer yoktur, düşünen adamda tehlikelidir. Normal koşullarda cephede sağlam bir mantıkla sorgulama yürüten kişi’nin ulaşacağı sonuç savaşın mantıksızlığı ve militarist propagandanın aslında ne kadar kof ve boş olduğunu acı bir biçimde ispatlayan bir kara mizah olur. Köylü kişiden bu beklenir. Zira köylü kurnazdır, toprağa bağlıdır, toprağa bağlılığı kendi çıkarlarını gözetme ve kır’ın küçük burjuvası olma olarak reaksiyon gösterir. Ve bu tabloda onların çıkarına olmayan çok şey vardır. Savaş uzamıştır, bıkkınlık verici bir noktaya gelip dayanmıştır. Zira Çarlığın burjuvaziye ve kerhen köylülüğe altın tepside sunacağını söylediği İstanbul’un ele geçirilememesi de bu süreci hızlandırmıştır. Köylü kendi hesabını düşünmüştür. Ve yukarıda da söylediğimiz gibi kritik sonuçlara ulaşmıştır.


“Ne için savaşıyoruz” sorusunun şekillenmesi ile beraber köylü topraksızlığını, işçi ise açlığını tekrar hatırlamıştır. Başlarındaki subayların hatta Çarlığın yalnızca kendi çıkarını düşünen, zorba, basiretsiz ve korkak olduğuna varana kadar farkındalık katsayıları artmıştır.

Savaşın üçüncü yılında Lenin, iki kampın da savaşı sürdürebilme yeteneğinin kalmadığını vurgulamaktadır. Rusya açısından bu sonuç ayan beyan ortadadır. Fakat emperyalist savaşın emperyalist barış’a evrilerek halkların çıkarına olmayan düzen içi yeni bir denge’nin kurulabileceği tehdidi varlığını günden güne hissettirmektedir.


Zaman azdır. İlk hamle doğru yapılmış ama ortaya emekçiler açısından tatmin edici bir şey koymamıştır. Kastettiğimiz Şubat kalkışmasıdır.1917 yılının Ocak ayında kitlelerin hoşnutsuzluğu ve bıkkınlığı Rusya sınırlarında karşılığını kitle gösterileri olarak buldu. 1905 devriminin okulundan mezun olmuş Rus proleteryası bu sefer daha örgütlü ve daha kararlıydı. 1917 yılı Ocak grevi ile başladı. Grev süresinde Petograd’dan Moskova’ya varana kadar hemen her yerde kitle gösterileri yapıldı.
ıÜüPetrograd polisi, raporunda, genel grev düşüncesi günden güne yeni taraftarlar kazanıyor, 1905′de olduğu gibi gitgide yaygınlaşıyor” diyordu. 24 Şubat gününe girildiğinde 200.000 işçi grev halindeydi. Bu arada düzenin meşruiyet kaybının, temel kurumlarında yarattığı çatırdama kendisini yine gösterdi. Söz konusu olan Rusya ise; bu kurumların başına Orduyu yazmak gerekiyor. ıÜü26 Şubat günü General Kabalov, askeri birliklere, gösterilerin dağıtılması için ateş açmaları talimatı gönderdi. Ancak askerler, işçilerin üzerine ateş açmayı reddettiler. Çarlık artık dikiş tutturamıyordu ve bu buhranın bir şeyle sonuçlanması, tepkilerin kanalize edilmesi kendisini bir zorunluluk olarak dayatıyordu. Devrim, Çarlık Rusyası’nın kapısını çalıyordu…
Burada bir parantez açmamız gerekir.

Devrimler, sınıf karakterleri her ne olursa olsun, aynı mizaca sahiptirler. Devrim kendini dayatır ve öncü güç devrime yön verir. Bu yapılmaz ise olası bir devrim, ya bir iç mutabakatla sonuçlanır ve düzen içi yeni bir denge kurulur, ya bir dış müdahale ile eritilir, ya da bir karşı devrim sonucu ezilir. Dolayısı ile öncü’nün cesareti ve kararlılığı bu süreçte belirleyen unsurdur. Ama öncü’de belirlenim altında olabilir…


Ekim Devrimi tarihsel ağırlığı ile sonraki yıllarda ve bugün de süre giden bir biçimde öncüleri, yani komünistleri belli bir noktada sabitlemiştir. Bu Ekim’in dünya sosyalist hareketinin kimliğine kazıdığı negatif özelliklerden biridir. Ya da bunu,”komünistler var olanı yanlış değerlendirdi” olarak da yorumlayabiliriz ama sonuç olarak bir belirlenim altına girildiği müspettir. Söz konusu olan SBKP’nin şef misali, komünist partileri öteye beriye ittirmesi değildir. Söz konusu olan Devrim’in mantığına yönelik gelişen algılama biçimidir. Evet, Devrim kendini dayatır. Ama her zaman değil…
Bütün kriz dinamiklerine, bütün olumsuz koşullara rağmen düzenin yönetememe krizine bir türlü girmediği, kendini ideolojik ağırlığı olan başka mekanizmalarla muhafaza ettiği zamanlarda olur. Her coğrafya, her tarihsel kesit birbirinden farklıdır ve koşullar sürekli değişmeye, tarih sürekli ilerlemeye yöneliktir. Bunu günümüz Türkiye’si içinde söyleyebiliriz. Ekim Devriminden bu yana çok zaman geçmiştir, bazı şeyler artık tarih olmuştur. Ve burjuvazi, tüm dünya ölçeğinde iktidarını, değişen yeni koşullara ve gelişen yeni dinamiklere adapte ederek sağlamaktadır. Medya tekellerinin boy vermesi, televizyonun yeni ve son derece kullanışlı ideolojik bir savaş aracı olarak devreye girmesi ile beraber kitlelerin zihinlerindeki manipülasyon inanılmaz boyutlara ulaşmıştır. Devrimciler için düne göre bugün insanlara ulaşmak çok daha zordur. Kitleleri nötralize etmek artık çok daha kolaydır ve işin boyutları George Orwell’in 1984 romanının bir kopyası halinde tezahür etmektedir. Türkiye’de de olan budur. Bütün bu koşullar altında dahi Devrim kendisini dayatır, öncü ona yön verir diyebilir miyiz?


Devrimcilerin görevi,asgari ya da azami devrimi gerçekleştirmektir.Bunun için hiç kuşkusuz Ekim Devrimcilerinin koşulları iyi okuma beceresi ve en az burjuva sınıfı kadar değişen dinamiklere adapte olabilme yeteneklerinin devrime aday olanlarda bulunması gerekir.Unutmamak gerekir ki,”değişen koşullar kendi kadrolarını yaratır,her dönem kendi kadrolarını ortaya çıkarır” kolaycılığı Bolşeviklere sirayet etmeyen bir marazdır.Ama maalesef ki,Ekim Devrimi’nin belki de Türkiye soluna en büyük iz düşümü “daha koşullar olgunlaşmadı.” fiks cümlesinde somutlanmıştır. Bu hastalık hala devam etmektedir ve Ekim’i en çok kendisine mal edebilmek için birbiriyle yarışan yapılar, çevreler, partiler bu geri konumlanışla yollarına devam etmeye çalışmaktadır. Herhalde herkes buranın, Rusya değil Türkiye ve 1917 yılı değil 2007 yılı olduğu konusunda uzlaşır. Değişen çok şey vardır. Sınıflar olgusunun sabit kaldığını ve bu mücadelenin hala sınıflar mücadelesi olduğunu söyleyelim de, ortaya çıkabilecek yanlış anlaşılmalara mahal vermeyelim!
Devrim iyi tahlil edilmesi gereken bir sorunsaldır. Ve her zaman aynı formda şekillenmez. Devrimcilerin görevi devrimi gerçekleştirmektir ve bu sadece koşullara bağlı bir değişken olarak ortaya çıkmaz. Devrimci güç, dinamikleri harekete geçiren, konjönktürü dağıtan ve devrimi yakınlaştıran öncü hamleler yapmak yükümlülüğüyle ancak devrimci bir güç olabilir.Ekim Devrimi muazzam birikimi ile bize değerlendirmemiz için oldukça fazla argüman sunmuştur.Ama her büyük devrim gibi kaçınılmaz olarak bazı ezberlere de yol açmıştır.Bahsettiğimiz budur.
Bu faslı olası polemikleri engellemek ve Devrim sorunsalını daha derinlemesine ve ayrıntıları ile başka bir yazıda işlemek üzere kesiyoruz ve kaldığımız yerden devam ediyoruz.
En son Şubat aylarındaki gelişmelerde kalmıştık…


ıÜü27 Şubat günü menşeviklerin ve sosyalist-devrimcilerin çoğunluğa sahip oldukları Petrograd sovyeti, İzvestia gazetesi aracılığıyla, ülke çapında sovyetler kurarak yerel iktidarları ele geçirmek için çağrı yayınlamıştır. 27 Şubat günü ayaklanan işçi ve askerler, bakanlar ve generalleri tutuklamaya başlamış, ayaklanan askerlerin sayısı sabah 10.000 kadarken akşam 60.000′e ulaşmıştır. Bütün bu gelişmeler karşısında Çar iktidarı bırakmış ve Çarlık fiziken, bütün despot, teokratik ve gerici yanlarıyla beraber tarihin çöplüğündeki yerini almıştır. Ama işlerde ters giden bir şeyler vardır…


ıÜüAynı gün, burjuvazinin Duma’daki temsilcileri olan Liberaller, Menşevikler ve Sosyalist-Devrimcilerle anlaşarak, Devlet Duması Geçici Komitesi’ni kurdular. Komitenin başkanlığına, bir toprak ağası ve monarşist olan Rodzyanko’yu getirdiler. Petrograt İşçi ve Askeri Temsilcileri Sovyeti’nin menşevik ve sosyalist-devrimci şefleri, burjuvaziyle anlaşarak Geçici Hükümet kurulmasını onayladılar ve Hükümetin başına Çar II. Nikolay’ın kendi hükümetine başkan yapmak istediği Prens Lvov getirildi.


Şubat Devrimi yarattığı sonuçlar itibariyle bir ikili iktidar olgusunu ortaya çıkarmıştır.
Lenin bu durumu şöyle ortaya koymaktadır:


ıÜü“Her devrimin temel sorunu, iktidar sorunudur. Bu sorun aydınlatılmadıkça devrimde kendi rolünü bilinçli bir biçimde oynamak ve hele devrimi yönetmek sözkonusu olamaz. Devrimimizin bir iktidar ikiliği yaratmış bulunmak gibi büyük bir özgünlüğü var. Önemli her şeyden önce kavranılması gereken bir olgu bu: onu anlamadan ileri gitmek olanaksız. Eski ‘formül’leri, örneğin bolşevizmin eski formüllerini tamamlayıp düzeltmesini bilmek gerek; çünkü onlar her ne kadar genellikle doğru çıkmışlarsa da, somut uygulamaları farklı olmuştur. Bu iktidar ikiliğini eskiden kimse ne düşünür, ne de düşünebilirdi. İktidar ikiliği neye dayanıyor? Geçici hükümetin, burjuva hükümetinin yanında, henüz güçsüz, tohum durumunda, ama gene de gerçek, sözgötürmek ve büyüyen bir varlığı olan bir başka hükümettir: İşçi ve askeri vekilleri sovyetlerinin kurulmuş bulunmasına…Bu ikinci hükümetin sınıf bileşimi nedir? Proletarya ile (asker üniforması altındaki) köylülük. Siyasal niteliği nedir? Devrimci bir diktatörlük, yani merkezi bir devlet iktidarı tarafından yayınlanan bir yasaya değil, ama doğrudan doğruya devrimci bir zorlamaya, halk yığınlarının aşağıdan gelen dolaysız girişkenliğine dayanan bir iktidar. Bu iktidar, alaşılmış tipteki parlamenter burjuva demokratik bir cumhuriyette genellikle varolan ve ileri Avrupa ve Amerika ülkelerinde şimdiye değin üstün gelen iktidardan bambaşkadır. İşin özü burada bulunmakla birlikte, çoğu kez unutulan, yeterince düşünülmeyen bir şeydir bu.

Bu iktidar, 1871 Paris Komünü ile aynı tipte bir iktidardır ve başlıca belirtici özellikleri de şunlardır:

1) İktidar kaynağı, bir parlamento tarafından daha önce tartışılmış ve onaylanmış bir yasa değil, ama halk yığınlarının dolaysız, yerel, aşağıdan gelen girişkenliği, yaygın bir deyim kullanmak gerekirse, dolaysız bir “zorlama”dır;

2) Halktan ayrı ve halka karşı kurumlar olan polis ve ordunun yerine, tüm halkın doğrudan silahanması geçmiştir; bu iktidar altında, kamu düzeninin korunmasını silahlı işçiler ve köylüler, silahlı halk, kendileri gözetirler;

3) Memurlar topluluğu da, bürokrasi de, halkın dolaysız iktidarı ile değiştirilmiş, ya da hiç değilse özel bir denetim altına konmuştur; yalnızca görevler seçimle gelinen görevler olmakla kalmaz, ama basit vekiller durumuna getirilmiş görevliller de, halkın ilk isteği üzerine görevden alınabilir durumdadırlar; bunlar, yüksek maaşlı ‘arpalıklar’dan yararlanan ayrıcalıklı, burjuva bir topluluk olmaktan çıkıp, maaşları iyi bir işçinin alışılmış ücretini geçmeyen ‘özel bir sınıf’ işçi durumuna gelir…


Burjuvazi, burjuvazinin tek bir iktidarından yanadır. Bilinçli işçiler, işçi, tarım ücretlisi, köylü ve asker vekilleri sovyetlerinin tek bir iktidarından, serüvenlerle değil, ama proletaryanın bilincini aydınlatarak, onu burjuvazinin etkisinden kurtararak hazırlanmış tek bir iktidardan yanadır.
Küçük-burjuvazi -’sosyal demokratlar’, sosyalist-devrimciler vb.- duraksamaları ile bu aydınlatmayı, bu kurtuluşu engelliyor. Karşı karşıya bulunan sınıflar arasındaki gerçek güçler ilişkisi işte böyledir. Görevlerini belirleyen de işte bu ilişkidir.” (9 Nisan 1917
-Nisan Tezleri)

Ortadaki problem müdahale edilmeye hazır bir biçimde beklemektedir. Devrimcilik sıfatı ile hareket eden yapılar(menşevikler, sosyalist devrimciler-sağ) proleteryanın iktidarına doğru giden yolu sadece suistimal etmişlerdir. Beri taraftan ise Burjuvazi ile anlaşmaya varıp, savaşın devamlılığının altına imzalarını atmaları ile beraber tarihsel bir hata işleyip emekçiler arasındaki güven mevzilerini kaybetmeye başlamışlardır. Evet koşullar olgunlaşmıştır ve Lenin’in hem kendi partisine karşı, hem de diğer partilere karşı olan amansız savaşı, zamanla yarışı başlamıştır.
Ekim’e giden yol:

     Lenin bir açıdan kendi hareketine karşıda bir mücadele yürütüyordu. Açılan yeni dönemin sonucu olarak ortaya konan tezler, Bolşevik Parti içinde tepki ile karşılandı. Pek çok eski Bolşevik,Lenin’in 1905 Rus Devrimindeki politikalarını ortaya koyan “İki Taktik”‘teki formülasyonları ile bu yeni tezlerin çeliştiğini öne sürüyordu.Lenin ise bu tepkilere karşı şöyle yazıyordu:
ıÜü“Proletaryanın ve köylülerin devrimci demokratik diktatörlüğü şimdiden gerçekleşmiş bulunuyor, ama olağanüstü özgün bir biçimde ve çok önemli birçok değişikliklerle. Gelecek mektuplarımın birinde bundan sözedeceğim. Şimdilik, bir Marksistin, her teori gibi daha çok esas olan, yaşamın karmaşıklığını yaklaşık olarak gösterebilen dünün teorisine sımsıkı katılıp kalmaması, yaşayan gerçeği, kesin ve somut olguları hesaba katması gerektiğini, bu su götürmez gerçeği iyice özümsemesi gerekir. ‘Teori gridir, dostum, ama yaşam ağacı yeşildir.’”


Lenin bu yazdıkları ile aslında Türkiye solu açısından yazımızın bir kısmında değindiğimiz algılayış biçimine tokat gibi bir cevap veriyor. Zaten Lenin bu yüzden Lenin’dir. Yazdıkları ve söyledikleri geçmişte olmasına rağmen gelecekte, yani bugün sürekli bir biçimde pratikte karşılığını bulan, toplumsal gerçekliğe yaslanan şeylerdir. Bu yüzden hala günceldir,hala hayattadır.Çünkü bir yönteme sahiptir,ezbere değil.Bizimde buradan hareketle azami kar’ımız bir bakış açısı kazanmak olacaktır.Yoksa tarihi kronlojik olarak burada aktarmak hiçbir biçimde bugüne faydası olmayan bir iştir.


Bolşevikler Lenin’in bu tezleri ışığında ve gelişen koşullarda legal olarak örgütlenmeye başladılar.5 Mart günü Pravda yeniden yayınlanmaya başladı. Lenin 3 Nisan günü yurda döndü ve ayağının tozuyla Petograd-Finlandiya garında kendini karşılayanlara şu sözleri söyledi:

ıÜü“Bugün değilse yarın; tüm Avrupa emperyalizminin çökmesi her an beklenebilir. Sizler tarafından gerçekleştirilen Rus Devrimi, bu süreci başlattı ve yeni bir devrin başlangıcı oldu. Yaşasın dünya sosyalist devrimi!”


14 Nisan günü Petograd Parti konferansı düzenlenildi ve Lenin’in tezleri Petograd Parti örgütü tarafından kabul edildi.ıÜü“Nisan Konferansı” olarak bilinen RSDİP (B) VII. Kongeresi ise 24 Nisan günü toplandı. Bu toplantıda muhalif Bolşeviklerin görüşleri reddedildi ve Lenin’in tezleri ezici bir çoğunlukla kabul edildi. Bundan böyle tüm parti faaliyetlerini sosyalist devrimin hazırlıklarına yöneltecekti. Ve bu kongrede, Devrimin parolası olacak olan “Bütün iktidar Sovyetlere!” sloganı ana slogan olarak kabul edildi.


Devamında gelişen silahlı ayaklanmayı ve sürecin ayrıntılarını işlemeye gerek yoktur.
1917 Ekim Devrimi, Çar’a dönük güvensizlik ve kızgınlığın onun yerine bir şey koyma konusunda tereddüt gösteren ve bununda ötesinde Burjuvazi ile mutabakata varan diğer muhalif partilerin ve sözde devrimcilerin basiretsizliği, kaypaklığı sonucunda Bolşeviklerin hanesine yazılmıştır.
Dersler:


Peki, bu uzun tarihsel kesitin özetiyle beraber geliştirdiğimiz perspektif bizi hangi sonuçları çıkarmaya sevk ediyor?


Yazımızın başında bu soruları sormuştuk. Her şeyden önce Bolşevik hareketin, değişen dinamikleri kavramak konusundaki sağlam sezgisi, kararlılığı ve cesareti Ekim’in en büyük, belki de tek itici gücüdür. Şu su götürmez bir gerçek ki; Eğer Bolşevikler olmasaydı, Rusya’daki bunalımın büyük bir ihtimalle burjuva egemenliğinin tesisi yönünde şekillenecekti. Bolşevik hareket belki de yüz yılda bir, farklı farklı coğrafyalarda ortaya çıkabilecek son derece özgün bir bunalımın ve kaygan zeminin, müdahale edilmezse sönüp gidecek devrimci olanaklar taşıdığını görmüştür ve bunu başka görebilenin olmaması avatajı ile sonrasındaki 72 yıla damgasını vuracak tarihi bir atak yapmıştır.
Bu koşulların ortaya çıkmasında kuşkusuz ki, Rusya’da daha toy denebilecek ve sınıfsal reflekslerini tam manası ile kullanamayan, yeni yeni palazlanan bir burjuva sınıfı’nın olması ve Çarlığında, çağının gerisinde kalan otorite tesis etme yöntemlerini sahip olduğu gerici ve despot yan nedeniyle o günlere taşıması etkili olmuştur. Rusya nispeten burjuva demokrasisinden payına düşeni alamayan ve Avrupa ile kıyasla çağın gerisinde kalmış yöntemlerle işçi sınıfına karşı mücadele veren bir ülkedir o dönemler. Ve burjuvazi ise iktidarını daha çok yönlü koruyabilecek kavrayıştan ve yetenekten yoksun genç bir burjuvazidir. Sürece namına yakışır bir biçimde müdahil olamamıştır.
Rusya’nın mevcut ekonomik ve toplumsal gerçekliği bir yana, Ekim Devriminin ortaya çıkmasına neden olan ülke içi sınıfsal durum ve saikler bunlardır. Bolşevikler bu avantajlarla beraber ortaya çıkan fırsatları değerlendirmesini bilmişlerdir. Ve kritik olan,90 yıl sonra bugün, değişimi onlar kadar iyi kavrayabilmek, adapte olabilmek, cesur olmak ve ezbere hareket etmemektir. Kuşkusuz Bolşevikler Paris komünü’nün ya da daha güncel olan 1905′in ezberi ile hareket etselerdi Ekim Devrimi olmayacaktı.


2007 yılında komünistler, Ekim Devriminin ezberi ile hareket ederlerse bırakın Devrim yapmak, en ufak bir dönüşüme bile imza atamayacaklardır.


Zaman ezberleri bozmanın zamanıdır.


Zaman koşulları yeniden ve yeniden değerlendirmek, bütün kısıtlara ve nesnelliğin aşılamaz görünen zorluklarına rağmen inançlı olmak, kararlı olmak zamanıdır.
Ve gün, gerçekçi olup imkânsızı tekrar istemenin günüdür!

İlk alt başlıktaki alıntı: Yosif Stalin ve diğerleri, Bolşevik Partisi Tarihi, Bilim ve Sosyalizm yayınları syf.72