Harlanan Devrim Ateşi / Emre MUTLU
Kapitalleşen Dünya’da yıkım ve kültürel yozlaşma hat safhaya çıkıyordu. Dünya hızla değişiyor, değişen Dünya hızla yozlaşıp, kararıyor, geriye aydınlık kalan ne varsa üzerlerine serilen kara toprak altında ezilmemek için mezardan bir çıkış yolu arıyordu. İnsanların “İnsan” olmaktan çıkarılmak istendiği bu döneme boyun eğmeyenler de vardı elbette. Zulme ve değişen sert Dünya’ya tüm gücüyle tepkisini gösterecek halklarda mevcuttu. Burjuvazinin aklına gelmeyen bir şeyler vardı. Mezarlar çok küçük kazılmıştı, içine sığmayan Proleterya mezardan çıkıp içini egemen sınıfın döktüğü kanlarla, gözyaşıyla dolduracaktı.
1917 yılına girildiğinde Rusya’da, Çarlık 3 yıldır savaş sürdürme politikasını devam ettiriyordu. Savaş Rus halkını çok hızlı bir şekilde yıkıma götürüyordu. Paylaşım savaşında biraz da toprak kazanmak amacında olan Çarlık halkını kaybediyordu, üstelik bundan dolayı bir üzüntüsü yoktu. Çünkü önemli olan güç istenciydi, halkın ve “İnsanlığın” bu noktada hiçbir önemi olamazdı burjuvaziye göre.
Yiyecek, hammadde ve yakıt sıkıntısı ise iyice artmıştı. Yaşam bu topraklarda giderek ağırlaşan bir yüktü insanların sırtlarında. 9 Ocak’ta grev başlattı proleterya. 18 Şubat, 22 Şubat, 23 Şubat takip etti bu grev gününü. Ve 24 Şubata gelindiğinde 200.000 işçi grev halinde çarlığın yıkılmasını açıkça beyan ediyordu. 27 Şubat’ta ise ülke çapında Sovyetler kurularak yerel halk yönetimleri oluşturulmaya başlandı. Ve takip eden sürede bakanlar ve generaller halk tarafından tutuklandı. Ayaklanmalar ve isyanlar artınca Çar tahttan çekildiğini açıkladı ve yerine Çar 2. Nikolay ve kendi hükümetine başkan yaptığı Prens Lvov getirildi. Ancak bu durum Rusya için tehlikeli bir boyut kazanmaya başlamıştı. Lenin yazdığı yazılarda bu durum için şöyle diyordu:
“Her devrimin temel sorunu, iktidar sorunudur. Bu sorun aydınlatılmadıkça devrimde kendi rolünü bilinçli bir biçimde oynamak ve hele devrimi yönetmek söz konusu olamaz.”
Ve bu soruna karşılıkta bu çözümü getiriyordu proleterya devrimcilerine:
“Hareketin komünist, proleter unsurlarının, küçük-burjuva unsurlardan derhal, kesin bir şekilde ve geri dönülmeksizin ayrılması.”
Devrimin rotası ve amacı net bir şekilde çiziliyordu. Lenin öncülüğünde sömürüsüz, eşit ve özgür bir Dünya için halk büyük bir ayaklanmayla ikili iktidar sorununu da ortadan kaldıracak eylemlere başlamıştı. Yıllardır Çarlık Rusya’sında gelişen burjuvazinin ve yanında feodalizmin yıkıcı etkileri altında kalan halk kendi iktidarı ve yeni bir Dünya arayışı için mücadelesini arttırıyordu. Yut dışında bu haberleri alan ve bir an önce Rusya’ya geri dönme yollarını arayan Lenin mektuplarında bu durumdan şöyle bahsediyordu:
“İşçiler, Çarlığa karşı iç savaşta proletarya ve halk kahramanlığının mucizelerini yarattılar. Devrimin ikinci aşamasında zaferinizi hazırlamak için de proletarya ve halk örgütlenmesinin harikalarını yaratmalısınız.”
Bu noktadan sonra Lenin’in de katıldığı parti toplantılarından sonra eski Bolşeviklerin görüşleri reddedilip, Lenin’in görüşleri ezici bir çoğunlukla benimsendi ve kabul edildi. Daha sonrasında ise bütün parti faaliyetleri Sosyalist hareket doğrultusuna kaydırıldı ve “Bütün iktidar Sovyetlere!” sloganı benimsendi. Parti, Nisan Konferansı kararları temeli üzerinde, kitleleri kazanma uğrunda, kitleleri savaş içinde eğitme ve örgütlendirme uğrunda geniş bir çalışmaya koyuldu. Hedef, menşevikler ile sosyalist-devrimcilerin teslimiyetçi politikalarını açığa çıkararak bu partileri kitlelerden yalıtmak ve Sovyetler içinde çoğunluğu ele geçirmekti. Bu çalışmaların ürünleri, 30 Mayıs’da toplanan Petrograd Fabrika Komiteleri Konferansında alındı. Delegelerin dörtte üçü Bolşevikleri destekledi. Ancak ikili iktidarın Burjuva kanadı askerlerini işçilerin üzerine salmaya başladı. Günler boyunca onlarca işçi katledildi. Burjuvazi tek başına iktidar için silaha soyunmuştu ve sokakları kana boyamaya başlamıştı. En sonunda 7 Temmuz günü ikili iktidar sona erdi. Tüm iktidarı ele geçiren Burjuvazi halkı ezmeye ve bir karşı devrimle yeni bir zorba diktatörlük kurmaya koyuldu.
Bunun üzerine Bolşevik parti karşı silahlanma tezi doğrultusunda işçiler ve emekçileri silahlandırmaya başladı. Ve zaferler alınmaya başlandı. Eylül ayına gelindiğinde ise sosyalist devrimin bütün koşulları sağlanmaya başlanmıştı. Bolşeviklerin ülke içindeki diğer gruplara istinaden kitleler üzerindeki etkisi hızla artmıştı.
Eylül ayında yapılan Duma seçimlerinin sonuçları bunu açık bir biçimde gösteriyordu. Bu seçimlerde Sosyalist-Devrimciler 54.000 oy aldılar. (Haziran seçimlerinde 375.000 oy almışlardı.) Menşevik oyalar 76.000′den 16.000′e düştü. Burjuva partisi 101.000 oydan 8.000′ini kaybettiler. Bolşevikler ise, oylarını 78.000′den 198.000′e yükselttiler ve böylece tüm oyların % 52’sini aldılar. Moskova garnizonunun % 90′ı Bolşeviklere oy verdi. Bu noktadan sonra Bolşevik parti aldığı kararla silahlı ayaklanmanın başlamasını onayladı.
Tarihler 24 Ekim’i gösterirken silahlı ayaklanma için her şey hazırdı. Gece top atışıyla saraya saldırı başladı ve birkaç saat içinde saray ele geçirildi. Ve yapılan bildiride tüm yurda şu metin duyuruldu:
“Rusya Yurttaşlarına,
Geçici Hükümet devrilmiştir. Proletarya ile Petrograd Garnizonunun başında olan Petrograd Asker ve İşçi Temsilcileri Sovyetinin organı olan Devrimci Askeri Komite iktidarı ele almıştır. Halkın, uğrunda mücadele ettiği dava -ivedi bir demokratik barışın önerilmesi, büyük toprak mülkiyetinin ortadan kaldırılması, üretimin işçiler tarafından denetlenmesi, bir Sovyet Hükümetinin kurulması- kesinlikle kazanılmıştır.
Yaşasın Asker-Köylü ve İşçi Devrimi!
Petrograd Asker ve İşçi Temsilcileri Sovyeti
Devrimci Askeri Komite“
25 Ekim günü ise yeni sosyalist hükümetin kuruluş kararnamesi okundu ve onaylandı. Artık iktidar işçilerin elindeydi. İşçi iktidarı birer birer devrimlerini geliştirmeye başladı sosyalizm yolunda. Yıllarca Marks ve Lenin’in felsefesi doğrultusunda önemli adımlar atıldı. Toprak reformlarıyla, kültürel devrimlerle eşit bir Dünya yaratılmaya çalışıldı. Ancak Marks’ın bu süreçte dikkat çektiği en önemli noktada devrim zaaf vermeye başladı. Sovyetler özellikle Lenin’den sonraki dönemde bürokratikleşerek halk üzerinde bir diktatörlüğe dönmeye başladılar. Halkın yerel meclislerle kendini yönettiği eşit demokrasi değil, bir diktatörün iki dudağı arasındaki rejim yaşamaya başladı Rusya topraklarında. Yani devrim bir karşı devrimle savaş haline girdi. Ve elbette bu durum devrimin zayıflamasına neden oldu. 74 günlük Paris komünü işçi iktidarını 74 yıla çıkaran Sovyetler dağıldı.
İşçi-emekçi devrimi bugünkü Dünya’da bilimsel olarak beklenen bir eylem olarak yine karşımızda durmaktadır. Bütün üretim araçlarının toplum egemenlerine geçtiği yani özellikle 1980 sonrası daha büyük bir değişime girip neo-liberal politikaların hız kazandığı bir Dünya’da ezilen insan sayısı gün geçtikçe artmakta. Ezilen toplumların bu sömürüye başkaldırması tarihsel sürecin her aşamasında olduğu gibi tekrarlanacağı da aşikârdır. Yine baktığımızda Güney Amerika’da bilinçlenen ve devrim aşamasında olan halk bu tarihsel vurguya bir nesnellik kazandırmaktadır. Üstelik bu hareketler için olağanüstü bir birikim ve deneyim de hali hazırda bulunmaktadır: Sovyet Sosyalist Cumhuriyetler Birliği.
Dünya devrimci örgütlerinin ve devrim hareketlerinin çok şey öğrendiği bu deneyim, hataların tekrarlanmaması, sınıf içi kopuşların yaşanmaması ve bürokrasiye karşı çıkış konusunda çok önemlidir. Kapitalizmin insanları doğu bloğunun dağılmasından sonra daha da vahşice ezmesi hatta bu yolda açıkça neden bildirmeden savaşlara girmesi (Afganistan, Irak, Lübnan… vs) alt sınıfın uyanması doğrultusunda önem kazanmaktadır. Emperyalizm karşıtlı ancak işçi sınıfı iktidarıyla sağlanacaktır. Lenin’inde belirttiği gibi kapitalizmin en üst aşaması olan emperyalizmin yıkılması için kapitalizme karşı mücadele şarttır. Kapitalizmi yıkacak tek sınıf Proleteryadır ve dolayısıyla emperyalizmi ve sömürüyü de yine bu sınıf ortadan kaldıracaktır.
İşte tam da bu noktada Proleteryanın ırk, din, dil gibi ayrımlardan kurtulup, egemen sınıfa karşı birleşmesi ve toplu bir mücadeleyle burjuvaziye karşı direnmesi zorunludur. Sınıfların açık bir savaş halinde olduğu Dünya’mıza “Barışı, kardeşliği ve mutluluğu” getirebilecek olan komünizmin ilk aşaması olan işçi iktidarı kurulacaktır. İşte bu yolda da Marks’a kulak vermek gerekir:
“Dünya’nın bütün işçileri, Birleşin!”
Kaynak: Kurtuluş cephesi

2007/11 |