Öğretmenim / Havva GÜLBEYAZ
Bir elimde çantam diğer elimde annemin parmakları… Okul sıralarıyla tanıştığım ilk gün… Unutamadığım ilk öğretmenim benim… Gel gör ki sevgili yavrun ne halde…
Ne demiştin?
“Senin gibi güller yetiştirmek benim en büyük sevincim…”
Ne gülü öğretmenim… Deve dikeni olduk. Hata senin değil öğretmenim… Seni anlamayan seni sürükleyen sistem kusurlu… Sen beni ve arkadaşlarımı el üstünde tutardın ama öğretmenim, senden sonra yerden yere vurdular. Sürün dediler, ağla dediler. Biz de hem süründük hem ağladık. Sonra ne mi oldu? Boyun eğmeyi öğrendik. Eğiyoruz boynumuzu, kafamıza vuruyorlar; önümüze bir parça ekmek… İşte budur geçinmek…
Sen ne haldesin öğretmenim?
Öğrendim ki emekli olmuşsun, köyüne yerleşmişsin… Keyfin sıhhatin nasıl öğretmenim… Daha iyisindir umarım. Seni uğraştıran öğrencilerin yok… Yorulmuyorsundur da… Ama öğretmenim ben çok yoruldum. Hayat yordu öğretmenim. Sen bize hayatın insanı yorduğunu öğretmedin ki? Öğretsen yorulmazdık öğretmenim… Ah öğretmenim ah… Sen bize ah kelimesini de öğretmedin. Ama biliyorum ki sen “ah” çekmemizi istemezsin. Belki bu yüzden öğretmedin hecelerde…
Nerdesin öğretmenim?
Seni son bir kez görebilmeyi çok isterdim. Şimdi aklıma seni ilk gördüğüm an geldi. Anneme dönüp; git anne, ben dururum burada demiştim. Sebebi senin gözlerinde gördüğüm güvendi. Biliyor musun öğretmenim? Nereden bileceksin? Senin için önemli olduğunu da sanmıyorum. Şimdi senin kalbin, şekerin, ayak ağrıların vardır önceliklerin arasında… Bir de düşünmen gereken geçim derdin. Köydesin fazla sıkıntın yoktur diyor yüreğim. Ama düşünüyorum da okul yıllarında üç çocuk ve emek peşinde mücadele verebilmek için uğraşırken hiç yansıtmadın sıkıntılarını bize… Bizler yaramazlıklarımızla seni delirttik…
Affet desem affedebilir misin?
Sen yufka yürekliydin öğretmenim kin tutmazsın…
Son kez senin ellerinden öpmeyi o kadar çok isterdim ki? Zor mu dersin zor değil de; kaldık kapitalist sistemde mücadeleye…
“Sen biliyor musun emekçinin emeğinin sömürülmesi” demezdim sana…
Biliyorum ki sen emeğin hakkını bize anlattın sözlerinle… Emekçiydin öğretmenim; ömrü tükettin bu yolda; ben kime soruyorum emekçinin ezginliğini… Ne kaldı sana geriye verdiklerinden; son nefesini küçük bir köyün ahşap evinde vereceksin…
Hastaneye gittiğinde saatlerce bekleyeceksin. Belki de orada çalışanlar senin yetiştirdiğin bireyler ve saçlarına aklara düşünce, üstüne yüzünde buruşunca, tanımayacaklar ve sana ayakaltında dolaşma diye çıkışacaklar.
“Ben öğretmenim” diyerek övünemeyeceksin de mesleğinin önemini anlamaz bu sistemin insanları… Hatta dalga geçerler seninle… En iyisi susmak diyerek bir köşede bekleyeceksin. Torpillilerin giriş çıkışı bitince gel derlerse gireceksin içeri… Genç doktor yüzüne şöyle bir bakacak belki; iki ilaç ve evine geleceksin. Çok şey batacak sana ama konuşamayacaksın. Son kalan nefesini idare edeceksin öğretmenim…
Hatırlarım öğretmenim senin sözlerini… Hiç unutmadım ki
“ Kimseye acımayın ve kimsenin size acımasına müsaade etmeyin. Övünmeyin ve kendinizi övdürmeyin” demiştin yıllar önce…
Bu sözler o zaman için önemsizdi ama her geçen gün kelime kelime anlam kazandı… Senin beynin öyle kutsal ki… Nasıl anlatsam sana olan sevgimi nasıl anlatsam sana olan vefa borcumu…
Bir gün geleceğim öğretmenim. Unutmadım seni ve unutamam. Belki bir mezar gösterirler belki de iki büklüm bastonlu birini…
İşte korktuğum için gelemiyorum öğretmenim. Seni güçlü görmek istiyorum. Hayalimde kalan şeklinle yaşa diyorum.
Öğretmenler günün kutlu olsun dedim; geçen kuşa ve o özgür kuş haberimi iletecek sana… Gökyüzüne bakmayı unutma sakın… Kuşlardan birinin sözleri benden sana gelen son nameler belki de…

2007/11 |