Toz Pembe ABD! / Gizem PEKCAN
Dünyanın tek hegemonik gücü oldu iddiasında olan ABD sanıldığı ve görüldüğü kadar güçlü mü? Elinde bulundurduğu kimyasal silahlarla dünya halklarını büyük bir tehdit altına alan bu emperyalist güç yenilmez mi? Dün Somali ve Afganistan’a bugün Irak halkına büyük acı ve yoksulluk yaşatan ABD’nin bu saldırganlılığının ve meydan okuyuşunun nedeni güçlülüğü mü? Yoksa her gün biraz daha sarsılmaya başlayan egemenliğinin korunması ve devamının sağlanması mı? Dünya halklarına böylesine zulüm ve acı yaşatan bu gücün ekonomik olarak son birkaç yılda yaşadığı dar boğazın ne boyutlarda olduğunu biliyor muyuz? Özellikle son dönem artan saldırganlığının yaşadığı derin buhranın bir sonucu olarak “kâğıttan kaplan” oluşunun bir ispatı mı yoksa? Özgürlük adına girdiği topraklarda özgürlüğünün aradan yıllar geçmesine rağmen etkilerinin sürdüğü gerçeği bu gün bilânçolarıyla ortada.”Seyreltilmiş uranyum içeren silahlar yüzünden ’91 Körfez savaşından bu yana Basra dolaylarında 100 bin kanser vakası görüldüğünü ve her ay 140 eski muhabirinin öldüğünü” biz biliyoruz.
11 Eylül saldırılarının ardından içinde bulunduğumuz yüzyılın emperyalist sloganı olan “terör” bahanesiyle başlatılan saldırı zinciri şiddetini artırarak devam etmekte. Hedef önce Ladin sonra Saddam ve diğerleri… Altını çizmek gerekiyor, unutmayalım ki doğru bir önderliğe sahip olmadıkları halde bölge halkları, yurtları ve topraklarını savunmak sahiplenmek için hiç çekinmeden bedel ödemektedir. Irak halkının direnişi ile yenilgiyi büyük bir acıyla yaşayan ABD ardından rakip olarak diğer emperyalist güçleri görmeye başladı. Karşısında duran elbette sadece emperyalist güçler değildi, kısa vadede etkisi altına almaya çalıştığı yarı sömürge ülkelerde bu sürece dâhildi. 2003 yılında Cancun’da yer DTÖ (Dünya Ticaret Örgütü) zirvesinde bunun somut örnekleri yaşandı. Çin’in başını çektiği blokta Brezilya… gibi ülkeler ABD karşıtı yönelimin adımlarını biraz daha pekiştirdiler. Özellikle başını Almanya ve Fransa gibi ülkelerin çektiği bu kamplaşma ABD’yi oldukça tedirgin edecek boyutlarda yaşanmaktadır. ABD ekonomisi, bitmez denilen rüya tükenmeye mi başladı? Birçoklarının bitmek bilmez pembe renkli Amerikan rüyası bu günlerde siyaha yakın bir tonla dolaşıyor rüyalarda. Hiç bitmeyeceği düşünülen bu rüya bu günlerde oldukça tedirgin ve endişeli….
Peki ya zulmün bağrındaki halklarımız, emperyalist sloganın ucundan tutan Türkiye bu politikanın neresinden tutunmakta? Tarihinde 24 kez Kuzey Irak’a operasyon uygulayan bu ülkenin halkları nerede? Çözümün değil çözümsüzlüğün peşinden giden bu egemenler neyin peşinde? Hesap hakikaten halkların rahat nefes alması için sözde terörün bitirilmesi mi?
Emperyalist-kapitalist bu gün büyüyen ve başını ağrıtan yapısal krizi her gün yeni boyutlar ve biçimler altında kendini gösteriyor. Emperyalistlerin süreklileşen bu krizi aşma çabaları, yerini idare edebilir boyutta tutma politikasına bırakalı aradan epey zaman geçti. Ancak mevcut yapısal kriz artık denetimi de kabul etmez boyutlarda. ABD ekonomisinde tehlike çanlarının çaldığına dair en bariz kanıtlardan; 1950’de ABD, dünyadaki gayri safi üretimin yarısını pazarlara sunarken bu gün yüzde 21 oranındadır. Dünya ekonomisinin en hızlı gelişen parçalarının, ticari servislerinin büyük bir kesimini elinde bulunduran ABD’nin dünya pazarındaki yarı yarıya olan payı 2001 yılında yüzde 24 olmuştur. Ekonominin krize girmesi 10 zengin ülkede 100 milyon insanın yoksulluk sınırı altında yaşamasına neden oldu, aradaki uçurum giderek derinleşen bu düzende en zengin yüzde 20’nin nüfus dünya zenginliğinin yüzde 80’ine el koyarken en yoksul yüzde 20’lik dünya zenginliğinin yüzde 1’inden yararlanmakta. Bu rüya hala pembe midir sizce?
Emperyalist talan ve sömürünün hegemonya mücadelesinin hep merkezinde olmuş bir bölge; bugün bombalar içinde yaşayan ve daha büyüklerine hazırlanan Ortadoğu! Osmanlıdan Almanya emperyalizmine, İngiliz ve Fransız emperyalistlerine ve Amerikan emperyalizmine kadar kontrolü ele geçiren gücün egemenlik hayallerinde önemli bir role sahip oldu Ortadoğu! Rus sosyal emperyalizminin de bölgeye yönelik hamlelerini unutmamak gerekir. Dünya petrol üretiminin yüzde 40’ını karşılamakta olan Ortadoğu enerji kaynakları yönünde kan emiciler tarafından tadına doyulamayan bir nimettir. Stratejik konumu atlamamak gerekir, Ortadoğu üç kıtanın birleştiği bir merkez üzerinde bulunmaktadır. Bu nedenle de ticari yolları ve enerji ham madde sevkıyatının da merkezi konumundadır. Ortadoğu açık bir Pazar olarak silah tüccarları içinde bulunmaz bir nimettir.
Tüm bu verileri yan yana getirdiğimizde karşımıza çıkan gerçeklik şudur ki; Büyük Orta Doğu projesi, ABD emperyalizminin Avrasya kapışmasında Çin, Rusya, Japonya ve Hindistan’a karşı dünya hegemonyasını ele geçirme ve bu hegemonyayı korumada enerji kaynaklarının ele geçirilmesi projesinden başka bir şey değildir. Konuyu kendi topraklarımıza çevirecek olursak Türkiye bu projeden kendini soyutlamak istememektedir. Bu gün Kuzey Irak tartışmaları da bunun etkisiyle ortaya çıkmaktadır. Ortadoğu projesinden nemalanmak isteyen Türkiye elinde patlamak üzere olan bombanın ya farkında değil ya da bilinçli bir intiharın eşiğindedir. Bu gün Kandilde patlayan bombalar esasen halkların beyninde patlatılmıştır, hedef PKK değil hedef tam anlamı ile halkların dizginlenmesidir. Egemen güçler kısa vadeli planlarla uğraşmazlar, onların asırlık planları söz konusuysa bu planların nasıl ellerinde patladığını hep birlikte görmüş olacağız.
Emperyalizme karşı savaş terörizm değildir!

2007/12 |