CHP’de Solu Ret Çöküştür (Ve Çıkış) / Sadettin KOŞAR
29 January 2008 yazar dergi
Merkez solun tek çatı altında birleşmesi 12 Eylül’den beri hep istenen ama başarılamayan bir şeydi. 22 Temmuz’da seçim işbirliği olsun başarıldı ama alınan sonuç tam bir hezimettir. CHP üst yönetimi bunu görüp, halktan ve kendi tabanından özür dilemek, bir özeleştiriye yönelmek yerine bilim ve siyaset esnafına gerekçe ısmarlamayı yeğledi.Gerekçeler yenilgiyi, yengi yapamaz ki!
Biz partililerin aramızda hep konuştuğumuz ama seslendiremediğimiz; “CHP’nin iktidar olmaktan korktuğu(!)” değerlendirmesi bir gerçek galiba!
CHP’nin, Türkiye toplum kesitleri içinde hiçbir kesimin partisi olmadığı da bir başka gerçek!
“Ülkenin sınıfsal temelden yoksun, uydurma ve köksüz bir devrim anlayışına sürüklenmesinden korkanlar, Bizans entrikalarını bir yana bırakıp, hangi sınıftan yana ve hangi sınıfa karşı olduklarını açıkça ortaya koymalıdırlar.” sözleri Sayın Baykal’a aittir ve 20. Olağan Kurultay’a Yüksek Danışma Kurulu Başkanı sıfatıyla sunduğu raporun özetidir. (Milliyet-Almanak 70, s:146)
Karşı devrim ahtapotunun ülkeyi ve insanını çepeçevre kuşattığı günümüzde 22 Temmuz öncesi temsil hakkı bekleyen DİSK, KESK, Alevi Bektaşi Dernekleri Federasyonu, TİED temsilcilerine edilen “Biz, etnik azınlıkları, sınıfları ve tarikatları temsil edemeyiz” sözleri de Sayın Baykal’a aittir. Kürtleri, Alevileri, emekçileri, memurları, emeklileri ve işsizleri temsil edemeyen partinin 30. Olağan Kurultayı CHP’yi “emeğin kitle partisi” ilan etmişti!
Tüzüğünde “sosyal demokrat” olduğuna, programında “emek” tercihine ve kurultay sonuç bildirgelerinde “sosyal adalet” arayışına vurgu yapılan CHP’nin; topluma deklare ettiği değerlere mi, Genel Başkanına mı itibar edilecektir? İkincisine edilmiştir ki; 22 Temmuz sonuçları işte bunun teyididir.
Bir özeleştiri ve bir samimi özür, on yılların kurultaylarında bu değerleri yoğuranlara karşı borçtur. Bu borçtan kaçan parti üst yönetimi cüretkâr bir sorumsuzluk ve vurdumduymazlık içindedir. Genel Merkez, Sayın Sav eliyle ihmalleri ve kötü icraatları sorgulayanlara karşı kelle avı başlatmış, saklı bir tasfiyeye girişmiştir. Tıpkı, cuntacıların 12 Eylül’de Atatürk diye diye Atatürkçülerin canına okudukları gibi partimizde de aleni bir solcu avı başlatılmıştır. “Tasfiye saklı, solcu avı alenidir.”
Katıldığım kongrelerde ne heyecan görüyorum ne de ruh! Kimse CHP’lilerin ne dediğini merak bile etmiyor. Kendini zarflama ihtiyacındaki bir kısım garip tiplerin merakını saymazsak, CHP’nin üstüne ölü külü serpilmiştir.Afyonkarahisar’ın ilçe kongrelerinde solcuyum, devrimciyim ve CHP’liyim diyen konuşmacıya rastlasam, hiç söz almayı bile düşünmem. Lümpenlik, Genel Merkezden aşağıya yayılan en başat değer(!)olmuş; bir zavallı sefillik her yanı sarmıştır.
Merkez İlçe Kongresinde Milletvekili Halil Ünlütepe’nin yönettiği divan; Antalya’da oturan kayınbiradere, yeniden aday olan eniştenin hesap özetini incelettiriyor. Eniştenin hesaplarını inceleyen kayınço CHP’ye yakıştı mı? Bu ne düşüncesizliktir; çiğne çiğne çürümeyen sakız böyle bir şey olmalı ki elde edilecek sonuç, siyasal etiğe kurban edilmiştir.
Yarış için %20’lik delege oyu arayan adaylara verilen imzanın divan önünde ad okunarak teyidinin istenmesi, “gizli oy, açık tasnif” ilkesinin ihlali değil midir?
Bir hukukçu da olan Ünlütepe üstada bu yakıştı mı?
Sonuç, ilkelerden çok önemseniyorsa yakıştırılır elbet!
16. dönem Afyon Milletvekili 1921 doğumlu Hasan Akkuş’un üye listesinden silinmesi ne anlama geliyor ki?
Şuhut ve Sultandağı Kongrelerinde; “Kemal Derviş’in dünyayı kurtarmaya gitmesiyle boşalan koltuğa İlhan Kesici’yi mi hazırlıyorsunuz? AKP uygulamalarına Amerikanın gözlüğüyle CHP’den artık O mu bakacak?” diye sordum. İlhan Kesici, Edip Safter Gaydalı, Lütfullah Kayalar gibi sağın kilit adamlarını listeye alan ve son adımda da babaları Sayın Demirel’i partiye davet eden Sayın Baykal, “Mart’ta yapılacak kurultayda İlhan Kesici’yi Genel Başkan Yardımcılığına mı taşıyacak? Bu durumda kim küreselci kim değildir?” diye sordum. Genel Başkana daha saygılı bir üslupla seslenmem gerektiği uyarısını kürsüden yapan Milletvekili Halil Ünlütepe, yemekteki sohbetimizde (yeni aklına gelmiş olmalı ki(!)) “Deniz Bey, ben iktidar olmak istesem iki kere Amerika’ya gider gelir olurum demişti” açıklamasını yapıyor ve O’na küreselciliği kondurmuyor.
Afyonkarahisar’da ilk iki sıra dışındaki milletvekilliğinin onursal bir payeden başka değeri yoktur. Partinin kendi üyelerinden bu bile esirgenmiş, dışarıdan aday devşirilmiştir. Dördüncü sırada milletvekilliğine önerilen MHP’den transfer Kemal Şen, yörede Yörük Beyi olarak bilinir ve aday tanıtımında CHP kürsüsünden: “Ben bu partiye, Rahmetli Başbuğum Türkeş’in dediklerinin aynısını diyen Yağız Oğlan’ın hatırına geldim, O’nun nuru Baykal’da devam ediyor!” diyebilmiştir. Alevilerin, devrimcilerin, aydınların kanına ekmek bananları öven bu aday, daha sonra YSK tarafından nitelikli bir suç kaydı nedeniyle elenmiştir. Evlere şenlik adaylardan biri elli yaşından sonra Işık Evlerine seccade seren bir eski solcu, biri ANAP’tan, diğeri DYP’den devşirmedir. Dernek, sendika ve odalardaki destek arayışlarımızda bizi acı gülümseyişlere muhatap eden bu adaylar, hangi ölçü esasında, kimler tarafından ve hangi kurullarda seçildi acaba?
Genç bir Belediye Başkanı arkadaşımın o güzel değerlendirmesiyle: “Adaylarda liyakat ve devlet adamlığı yerine servet adamlığının gözetilmesi” CHP’ye yakıştı mı?
Bu yerel detaylar, dokusu partiyle uyumsuz insanların parti içine taşınmasındaki bilindik amacın deşifre edilmesi adına verilmiştir. Yurdun dört bir yanında üç aşağı beş yukarı yaşananlar aynıdır ve bir merkezi plana uyulduğu açıktır.
—Memleketim Eskişehir Merkez İlçe kongresi, sahte üye kayıtları nedeniyle yargı tarafından iptal edilmiştir.
—Balıkesir Merkez İlçe yönetimi, yargı kararına karşın üçüncü kez ve 45 dakika aralığında yeniden görevden alınmıştır.
—Gaziantep Şahinbey İlçe yönetimi, görevden alınmaya, hukuksuzluğa karşı 13 gün süren bir açlık greviyle direnmiştir.
—Son görev yerim Kütahya Merkez İlçesinde, 88 sahte delege yargı kararıyla iptal edilmiştir. —Basından, “CHP Manisa İl Meyhanesi Başkanlığı” olarak sunulan rezalet akıllardadır(…)
Tüm bunlar, CHP gibi köklü gelenekleri olan bir partide üye hukukunun ve refleksinin bilerek ve isteyerek yok edilmesi değilse nedir? “Deniz Baykal yönetimindeki CHP, sol müktesebatı ve evrensel sol etiği reddetmektedir.”
Kulağı kirişte, “CHP’de son bir deneme” peşindekilere devrimci terbiye ve ahlakın bir şey ifade edeceğini sanmıyorum; onlar ölü yiyicilerdir. Ancak, en az sokak lambası gibi önünü aydınlatanlar kadar cesurane; birer “kutup yıldızı” olan solcuların da mücadeleye devam etme gereği ve görevi vardır ve sözlerimiz onlaradır. CHP ise halka öğretebildiğimiz kadar solcudur ve öyle kalmalıdır.
En basit iş, en önemli iştir. Keskin, bıçkın öngörüler aslında bir teslimiyetin en zavallı ifadesidir. Elbette siyasal ortam, onurlu erdemli insanların dikilemeyeceği kadar kirlenmiştir. CHP de bundan nasibini almıştır. Parti içi ödenek dağıtımıyla ilgili her seçim döneminde olduğundan daha çok ve çeşitli kayırmacılık iddiaları var. İdari ve temsili koltukların paylaşımı üstüne pandomimler koptuğu sır değil. Parti nimetlerine yakın durma uğruna pek çok Bizans çeşitlemesi duyuyoruz. Tüm bunlar bağımsız denetçiler tarafından incelenmeli; partimiz, şüyuu vukuundan beter bu şayialardan esirgenmelidir.
Bu kuşatılmışlıktan bir çıkış vardır:
“–Kongreleri, birilerini bir yerlere taşıma aracı değil, mücadelenin çap ve niteliğine uygun kadroların ve mücadele politik hatlarının takdir yeri yapmak”,
“–CHP’yi yeniden sevgi ve üye hukukuna saygının partisi yapmak” çaredir…
“Toplumsal muhalefet büyümeden sol, sol büyümeden CHP büyüyemez”
CHP’de yaşananlar, geçmişte ve bu gün “halka karşı” ihmal edilen görevler veya gelecekte yapılması gereken politik görevler konusunda olgunlaşan bir tartışmadan kaynaklanmıyor. Parti yönetimine çöreklenmiş kimi siyaset esnafları, oligarşik uygulamalarıyla oldubittiler yaratıyor. Korku üstüne kurulumlar yeğliyor; yoksa yenisini geliştiriyor. Günübirlik gerilim politikaları rüzgârında savrulmalar böyle peydahlanıyor.
Sosyal demokrat iddialı bir partide oligarşik uygulamalara yer olmaması gerekir. Çünkü sosyal demokratlar sevgi ustalarıdır ve partileri de ailemizin partisidir. Yani sunulanın aksine, tahammülün ve uzlaşma sihirbazlığının partileridir. Oysa CHP’de, kendi insanı için bile bir öteki algısı bilerek ve isteyerek egemen kılınıyor. Bunlara bir an önce son vermek gerekiyor. O nedenle hemen yapılması gereken, öncelikle parti içinde barış ve dayanışmanın hattını kurmak ve bu hattın gereklerini samimiyetle uygulayacak kadroları görevlendirmektir.
Kongre hazırlıklarını izleyip de üzülmeyen “sadece üye” olan bir CHP’li var mıdır? Peki, parti içi iktidar hedefli menfaatler için yerleşik kurumsal ilkelerin hiçe sayıldığını, CHP’lilik değerlerinden uzaklaşıldığını ve her yolun mubah sayıldığını göremeyen var mıdır? Ya! Nasılsa yargı denetlemiyor diye; geçen dönem yandaş evlerinde yapılan muhtarlık bölgesi temsilci seçimlerinin, bu dönemde de “eşkıya uyumaz” anlayışına dayandığını göremeyen var mıdır? Üye listeleriyle oynandığı ve mahallelere evraksız eklemeler yapıldığı, aynı evde oturan çiftlerden birinin bu mahalleden diğerinin bir başka mahalleden, oy verme erginliğine ulaşmayan çocuklarının da köyden delege gösterildiğini, 12. madde rezilliğini duymayan kalmış mıdır? O vakit; CHP’de bir “kurultay” değil, ancak tek perdelik bir “temsil” daha izlenecek demektir.
Oysa biz, artık “temsil” izlemek değil sorunlarımızla yüzleşmek istiyoruz. Çareyi tartışmak, daralmayı aşmak istiyoruz. Bu, ancak samimi bir değişim isteği ve rüzgârıyla başarılabilir.
“Dalaşma değil saygın politik tartışmalar çıkış yoludur”
Onursal Genel Başkanımız, seçkin insan Erdal İnönü, “Hayatta en yanıltıcı mürşit korkudur” diyor. Korkudan yol gösterici, korkudan rehber olmaz demek! Halkı korkutarak oy istemekten vazgeçmeliyiz demek!
Kendimizden vazgeçmesini de bilmeli, arka koltuğa oturmayı öğrenmeliyiz. Aynı yöne giden otobüste olmak herkese yetmeli!
1.Kurultayda süreci, taktik tartışmalarının belirleyeceği anlaşılıyor. Partinin iç hukukuna ilişkin yorum farklılıkları nedeniyle iki kümelenme göze çarpıyor. Karşılıklı güvensizlik ve kuşkuların derinleştirdiği tartışmaların ardında, bu halkın çıkarları yok. Saflaşmalardan yansıyanlar; “benmerkezli” bir dizilişten ibarettir.
2. CHP çoğulculuğu ilke edinmiş, bunu tüzüğü ve yerleşik uygulamalarıyla garanti altına almış bir kitle partisidir. ( En azından tüzüğüne göre böyledir!) Ancak, kurultayların bir monologa, lafebeliğine zemin yapılması bu garantiyi hep kemirmiştir. Tüzük ve seçim sistemi farklı fikirlerin yönetim kademelerinde “nispi temsil”ini öngörmediği için ortaya çıkarabildiğimiz sonuçlar, partinin zenginliklerini de yansıtamıyor. Şimdiyse böyle bir kaygı bile yoktur.
3. Son derece basit bu gerçeklere rağmen salt önünü aydınlatan sokak lambalarının hesaplı işlerinden kurultaylar esirgenemiyor. İstekleri olmayanlar, bir ayrılma, küsme, kaçma tehdidi geliştirmekte gecikmiyor. İçinde bulunduğumuz günler ayrımsız hiç kimsenin enerjisinden vazgeçilmemesi gereken günlerdir.
Bu tespitler, üye hukukuna saygıdan başlayan bir hattın derhal örülmesini gerektiriyor. Aydınlar ve halk kitleleriyle kopan bağların karşılıklı güvene dayalı tamirini de zorunlu kılıyor. Sonra bu hattı, toplumsal muhalefeti ve mücadeleyi kucaklayacak büyüklüğe taşımak gerekiyor. Bu her şeyden daha önce bir uyum ve bir çap meselesidir. Boğuşulacak sorunlarla, parti kadrolarının çap ve niteliğinin uyumu meselesi! O vakit, kişilere yönelmiş bir dalaşmaya değil, CHP’nin her kademesine korkusuzca yayılmış gerçek bir politik tartışmanın saygınca yürütülmesine ihtiyaç ortadadır; gecikmeden o yapılmalıdır.
“Seçim yenilgisiyle yüzleşmeden, çarenin anahtarı bulunamaz”
Sol söylemleri dile getirdiği için değil, programından uzaklaştığı, kurultay kararlarına uymadığı; politik hattını alın terinden, fabrikalardan, üniversitelerden, maden ocaklarından, tarlalardan uzaklaştırdığı için yenilen CHP’nin bunu görmesi şarttır. Önümüzdeki yakın gelecekte bizi bekleyen tehlikeleri göstermek marifet değil, çare üretmek ve halkın tercihi konumuna yükselmek asıl amaçtır. Amaç, başarıyla muhalefet etmek değil, yarın iktidar olacak düzeye partiyi taşımaktır.
1. Gündemi ve yapılacakları, yüzde 47’ye yaslanan AKP tek başına belirleyecektir. Bu, Türkiye, küreselleşme sürecine AKP rehberliğinde entegre edilecek demektir. Ekonomiden hukuki düzenlemelere, dış, iç ve sosyal politikalara kadar tüm alanlarda yalnızca AKP iradesi geçerli olacak; olması istenecek demektir.
2. Ekonomide Kemal Derviş programına sadık kalınacağı görülüyor. Bu, büyük sermayenin küreselleşmeye ulanması; süreç dâhilinde el değiştirip yabancılaşması, yeni sermaye tiplerinin palazlanması ve üreten kesimlerin güçsüz kılınması anlamlarına geliyor. Aynı politikalar; küreselleşmenin devre dışı bıraktığı sektörlerdeki yıkımlar, tarımda yaşanan tahribat, işgücü kayıpları, sanayinin ememediği kırsaldan göçler ile işsizliğin daha da derinleşmesi ve toplumsal dışlanmanın artması olarak karşımıza gelecek demektir. Bunlardan doğacak tepkiler mücadeleyi sertleştirecek; savaş ekonomisi yükleri ise tahmini güç savrulmalar yaratacaktır.
3. Ülkenin kökleşmiş iç ve dış politika sorunlarının üst üste yığılarak bekletildiği görülüyor. Kerkük ve Kürt sorunu, Ermeni sorunu, Kıbrıs sorunu gibi tarihsel sorunlar, bütün dünyanın gözü üstümüzde varlıklarını sürdürecek demektir. Anayasa tartışmalarından başlayarak güç savaşlarının yaşanacağı sancılı ve mücadele dolu bir süreç hepimizi beklemektedir.
Bu yüzden; sivil duruşu bozmadan, asker gönlü eylemeye kalkışmadan keskin bir mücadeleye hazır olmak gerek.
“Küreselci AKP’ye karşı üretenler adına alternatif olmak CHP’ye düşer”
CHP, bu çerçevede nasıl bir politika izlemeli, gücünü hangi noktalara yığmalıdır? Burada da cesur tespitler yapılmalı, eleştirel katkıyla yetinmeyip neyse öneri ortaya konmalıdır.
1.AKP, küreselci aysbergin bizden yana görünen yüzüdür. Evrensel dayanışma mekanizmalarını dışlayan, laiklik ve yaşam tarzı üstüne, Cumhuriyeti kollama ve milliyetçilik hattında bir muhalefet kurulması en temel yanlışımızdır. Genel Başkan tarzı bu muhalefet çizgisi, ilk kez geniş kesimlerce benimsenmişse de seçim sonuçları bunu teyit etmiyor. Üstelik bu muhalefet tarzı AKP’nin elini güçlendirmiş, topluma musallat ettiği türbana ruhsat olmuştur. CHP, muhalefetini emek-sermaye hattında kurmalıdır.
2. 22 Temmuz seçimleri Ordu Muhtırası gölgesinde geçmiştir. Özellikle Genel Başkanın yürüttüğü seçim çalışmalarında, adeta güvenlik zabıta amiri, jandarma komutanıymış gibi söylemleriyle muhtırayı destekler bir tutum takınması; AKP’yi, başka bir gayrete hacet komadan Doğu ve Güneydoğu oylarına adres yapmıştır. Milliyetçi argümanlar ise MHP’ye yaramış, kimse fotokopi istememiştir. CHP herkes için demokrasiyi, hakça paylaşımı, sosyal adalet ilkesini savunmalıdır.
3. AKP aslında bir parti olmaktan çok; ülkeyi küresel güce ulama işinin örgütü, aygıtı, şirketi olarak konumlandırılmıştır. Uygulamaları, önümüzdeki dönemde daha sert ve daha acımasız olacak; yoksulluk ve karşı duruşları artıracaktır. Daha açık bir ifadeyle, yoksul halk kesimlerinin AKP’den umudunu kesmesi karşısında, CHP bu kesimlerle buluşmaya talip tek güç olmalıdır. CHP’nin sol yelpazede bir AKP izdüşümü olması engellenmelidir!
4. AKP’nin AB zoruyla getireceği politikalar ile PKK mücadelesi yatay faşist eğilimleri besleyecek, toplumda dikta aranışları yaratacaktır. CHP, ırkçı-milliyetçi tepkilerden uzak durmalıdır. Tüm mağdur kesimler için özgürlük, demokrasi ve eşitlik talebinde bulunmak, hak ve özgürlüklerin istikrarlı savunucusu olmak CHP’de temsil edilmelidir. DP ve MHP’ye oy verenleri de etkilemeye çalışan milliyetçi politikalarla uyum aramak CHP’yi iktidara değil onların yanına taşır. CHP sosyal demokrat çizgide tutulmalıdır.
“Bu Kurultay bir dönüm noktası olmalı, bir açık halk sözleşmesi imzalanmalıdır”
Rüşvetten, kayırmacılıktan, yolsuzluktan, nüfuzu kötüye kullanmaktan başka hiçbir şeye yaramadığı kısa sürede ortaya çıkan “temsili demokrasi”nin; CHP’de 2–3 yıl aralıklarla ve kurultay adıyla icrayı sanat edilen iyiden “temsil”e dönüştüğü ortadadır. CHP üyelerine verilen ve tutulmayan sözlerin doğrudan halka verilmesi gerekir ki; artık hile yapılamasın!
Bu çerçevede:
— Sağlığı, eğitimi, adaleti ve sosyal güvenliği temel kamu hizmeti olarak gördüğümüzü; Kürt sorununu, bir demokratik muhalefet zemininde değerlendirdiğimizi, insan hak ve özgürlüklerini herkes için savunduğumuzu kuşkuya yer bırakmayan bir dille belirtmeliyiz.
—Demokratikleşme ve özgürlükler konusunda evrensel ölçülerden ve sol değerlerden taviz vermeyen; eşitlik ve adalet için mücadele eden; yoksulluk ve işsizlik karşısında sosyal adaletçi bir yönelimi benimseyen parti olduğumuzu kararlılıkla anlatmalıyız.
—Devlet içinde ve dışında oluşmuş tüm çetelerin tasfiyesi için kararlı bir tutum sergileyen; dışlamalara, ırkçılığa, dinciliğe karşı eşitlik, özgürlük ve demokrasi temelinde, laikliği savunan bir sol mücadele programını ödünsüz uygulayacağımızı hemen açıklamalıyız.
Solun değerleriyle bağdaşmayan sakıncalı politikaları terk etmek bile tek başına başarıyı getirecek; halkla kopukluğu giderecektir. Partimizin ve solun içinde bulunduğu daralmayı aşmak, küreselleşme mağdurlarının, işsizlerin, emekçilerin, çiftçi ve üreticilerin, emeklilerin, kadın ve gençlerin gerçek temsilcisi olabilecek bir toplumsal güç yaratabilmek için bu görevleri yerine getirmek zorundayız.
Zira “CHP ve CHP’liler, ayrımsız tüm solcular bu sürecin asli unsurlarıdır.”
Bu coğrafyanın yetiştirdiği en büyük devrimci Mustafa Kemal’den, Şeyh Bedrettin’e uzanan bir direnişin mirasına sahip olan CHP, ülkeyi kurtaracak örgütlü tek güçtür. CHP’nin kurtuluş anahtarı ise solcuların, demokrasi güçlerinin, üretenlerin, gençlerin, kadınların ve namuslu aydınların kendi ellerindedir.
Hem de şairin dediği kadar basit:
“Göklere direk, denizlere kapak, ölümlere çare istemiyorum senden…
Yerini bil bu yangında, yerine geç!” (Kemal Bayramlar)Bilgenin dediği kadar yalındır:
“Çözümde yer almayanlar, sorunun bir parçasıdırlar.” (Goethe)
Kutup yıldızlarına düşen, yalnızca rehberliktir…
Kategori Siyaset ,