Diyalektik III - Poyraz KIZILOK

 

 

 

Tarih boyunca sürekli diyalektiğin karşısına çıkan metafizik yöntemin modern bilim tarafından elenmesinden sonra, diyalektiğin bilimsel bir yöntem olduğu ortaya çıkmıştır. Bilimin gelişimine paralel olarak gelişen diyalektik yöntemin, günümüzde doğayı ve insanı anlamak için öğrenmemiz gereken bir yöntem olduğunu unutmamalıyız. Bir önceki yazılarımızda diyalektiğin ne olduğunu ve ona karşı çıkan metafiziğin ne olduğunu öğrenerek hangisinin bilim tarafından destek gördüğünü anlatmıştık. Bu yazımızda diyalektikçilerin kendi içlerinde olan ayrımlarını inceleyerek, farklı düşünceleri ele alacağız.


Hegel’in o ünlü yapıtlarında diyalektiği bir kuramsal çalışmayla ortaya koyduğunu ve diyalektiğin ilkelerini açıkladığını da daha önce söylemiştik. Ancak onun diyalektik düşüncesi idealizm denen bir sisteme bağlıydı. Ondan sonra gelen Marx ve Engels ise diyalektiği benimsemiş olmalarına rağmen, diyalektik materyalizm denen yeni bir düşünce sistemi ortaya çıkardılar.

İdealizmin ve materyalizmin ne olduğuna geçmeden önce, bu iki kavramın anlam farklılıklarını netleştirmemiz gerekiyor. Felsefî idealizmle, ahlak alanındaki idealizm karıştırılmamalıdır. Ahlakî idealizm, insanın belirli bir ideale (amaca) bağlı olması ve ilkelerinden taviz vermeyerek bu uğurda mücadele etmesi demektir. Diğer idealizmi aşağıda açıklayacağız. Öte yandan materyalizmin de karıştırılmaması gerek. Toplum dilindeki materyalizmle, felsefedeki materyalizm farklıdır. Toplumda ‘materyalist’ denen kişi, maddelere, paraya, mal ve mülke bağlı olan ve hayatını bunlara bağlı olarak geçiren kişiye denir. Oysa materyalizmin felsefedeki anlamı çok farklıdır. Buradan başlayarak idealizmi ve materyalizmi konu edeceğiz.

İdealistlerin görüşleri nelerdir?

İdealizmle başlayalım. İdealistlere göre şeyler sadece bizim fikirlerimizdedir. Gördüğümüz her şey; insanlar, hayvanlar, nesneler ve evrenin tamamı aslında sadece bizim düşüncelerimizde vardır, düşünce olmadan onlar da yoktur. Böylece idealistler felsefenin temel sorusu karşısında düşünceyi ön plana çıkararak tek gerçeğin düşünce, bir başka deyişle ruh olduğunu söylerler. Ve elbette her şeyin düşünceden kaynaklandığı ileri sürerler. Bunları biraz daha ayrıntılı hale getirelim.

İdealistler maddenin yaratıcısı olarak ruhu gösterirler. Dinlerde ise her şeyin yaratıcısı olarak yine bir ruh, Tanrı gösterilir. Bu, teolojinin yüzyıllardır sahiplendiği idealizmdir. Böylece var olan olarak Tanrı örnek gösterilir. Öte yandan Tanrı bize maddesel özelliklere sahip olmayan şeyler vererek, bir yanılsamalar dünyası yaratır. Bizim gördüğümüz şeyler sadece birer yanılsamadan ibarettir. Görülen şeylerin sadece bizlerin düşüncelerinde olduğu görüşü de idealist bir görüştür. Bizim maddeyi görmemiz demek, bizim ona belirli özellikler yüklememiz ve böylece yanılmamız demektir. Oysa madde bizim dışımızda, yani bizim düşüncelerimizin dışında kesin olarak yoktur. Madde bizim dışımızda yoksa maddeyi yaratan da bizim düşüncelerimizdir. Demek ki kaynak düşüncedir.

Özetlemek gerekirse idealistlerin savunduğu temel görüşler şunlardır:
I. Madde ruhun ürünüdür.
II. Maddeler bizlerin düşüncelerimiz dışında yoktur.
III. Şeyleri yaratan düşüncelerimizdir.

Materyalistlerin cevapları nelerdir?

Materyalistler varlık ile düşünce arasındaki ilişkiler sorusuna, maddeyi ön plana çıkararak cevap verirler. Onlara göre madde ve ruh arasında bir ilişki olmakla beraber, ruh sadece maddenin bir ürünüdür. Böylece Tanrı veya ona benzer mistik öğeler reddedilerek, düşüncenin kaynağı olarak madde ortaya konulur. Maddesiz hiçbir şey olmaz, madde düşüncenin kaynağıdır. Ruhun olup olmadığı konusuna da materyalistler idealistlerden farklı bir cevap verirler. İdealistlere göre bedenden bağımsız yaşayan bir ruh varken, materyalistlere göre bedenden bağımsız bir ruh yoktur ve ruhun kendisi yine maddeye yani bedene bağımlıdır. Ve yine materyalistler şeylerin giderek daha sağlam kavranabileceğini görüşündedirler; çünkü bilimler büyük bir hızla gelişmekte ve gün geçtikçe bizlere daha güvenilir kanıtlar sunmaktadır.

Materyalizm insanın bilgisizliğinden doğmuş olan idealizme karşı adeta bir savaş açmıştır; çünkü materyalizmin kökleri bilimdedir. Materyalizm kendine bilimi referans alırken, idealistler sadece konuşurlar. O halde materyalistlerin ilkeleri şunlardır;

I. Madde düşünceyi yaratır.
II. Maddeden bağımsız ruh yoktur.
III. Madde bizler dışında vardır.

Marksizm, materyalizmde neyi değiştirdi?

Marksizm’in temeli olan diyalektik materyalizmin, diyalektik materyalizm öncesi çeşitli materyalist görüşleri elediği ve bazı eski görüşleri genişlettiği söylenebilir. Materyalizmin tarihi Antik Çağ’lara kadar uzandığından, o dönemlerde idealizmin mi, yoksa materyalizmin mi doğru olduğu konusu açıklığa kavuşamamıştı. Bunun belirleyicisi olan şey bilim olduğuna göre, hangisinin doğru olduğunun ortaya çıkması için bilimlerin gelişimini beklemek gerekiyordu. Bilimler o dönemlerde çok ileri olmadığından ilkel materyalist görüşlerde de çeşitli eksikler ve aksayan taraflar vardı.

Eski materyalistler evrenin bir makine gibi mekanik bir şekilde işlediğini düşünüyorlardı; olaylar belirli aralıklarla kendini tekrar ediyor ve durumlar da ona göre değişiyordu. Bir daireyi ele alacak olursak, o dönemdeki materyalistler durumların sadece bu dairenin içine sıkışıp kaldığını ve sadece dairenin içinde bir oraya bir buraya gidip geldiği yani eninde sonunda yine başa döneceğini düşünüyorlardı. Bu düşünce şeylerin dinamik tarafını ihmal ediyordu. Şeylerin de koşullara göre değişebileceği gerçeğini göz ardı ederek yanlış bir çıkarım yapıyordu. Böylece evrenin ve insanın hiç değişmediği söyleniyor, evrim diye bir şeye olanak verilmiyordu. Bu türden bir düşünce ise diyalektiğe değil, ancak metafizik düşünce yöntemine yakın olabilirdi. Eski materyalistlerin bir diğer yanılgıları ise insanın ortam üzerindeki etkinliğinin farkına varmış olmamalarıydı. İnsanın eylemci olan tarafı görülmüyordu. Marx’ın “Filozoflar bugüne kadar sadece dünyayı yorumlamakla yetindiler, oysa asıl mesele dünyayı değiştirmektir” sözü tam olarak buna karşı çıkıyordu.

Marx ve Engels tüm yanılgıları silkeleyerek ve idealist-metafizikçi görüşlerden arınarak ortaya yeni bir yöntem çıkardılar ve buna diyalektik materyalizm dediler. Marksist felsefenin de temeli olan diyalektik materyalizm, dünyayı bilimsel bir şekilde kavramımızı sağlayan eylemci yöntemin adıdır.
Kim haklı: idealistler mi, materyalistler mi?

Canlı yaşamının Dünya üzerinde çok sonraları başladığını bildiğimize göre, insanın bu Dünya’yı düşünceleriyle yaratması düşüncesi de çürümüştür. Eğer gördüğümüz şeyler bizden daha önce de varsalar, bunlar bizim yarattığımız şeyler olamazlar. Buna rağmen bazı idealistler; hayvanların, bitkilerin veya bazıları ‘uzaylıların’ bu Dünya’yı kendi düşünceleriyle yarattığını söylüyorlar. Oysa biz biliyoruz ki, madde olmadan hiçbir şey olmaz. Her şeyin kökeni maddedir ve yine her şey maddeden türer. Dolayısıyla canlı da maddeden ortaya çıkar.


Bunlardan farklı olarak bazı idealistler ise insanlar, hayvanlar ve diğer her şeyden önce Tanrı’nın bu Dünya’yı yaratmış olduğunu söylüyorlar. İşte bu idealizmin en kesin tarafıdır. Tanrı’nın var olduğu düşüncesini burada uzun uzun tartışacak değiliz. Ancak bu görüşü çürütmek için Richard Dawkins’in Tanrı Yanılgısı isimli kitabını önerebiliriz.

Bugün modern bilim ve bilimsel düşünceler materyalizmde toplanmıştır. İdealizm kendini bilime yaslayamadığı sürece (nasıl yaslanabilir ki?) sadece boş bir inanç olmaktan öteye gitmeyecektir.

Sonuç

Marx ve Engels diyalektiği materyalizmle birleştirdikten sonra, bilimin ve aklın özelliklerine uygun olarak tüm diğer eski materyalist görüşleri reddederek yeni görüşler ortaya çıkardılar. Bu görüşler yukarıdaki yanılgılar gibi değildi. Demek ki Marx ve Engels sadece materyalizmi geliştirmekle kalmayıp, aynı zamanda ona yeni bir şekil de vermişlerdi. Marksizm’in de temeli olan diyalektik materyalizm, modern bilime en uygun olan düşünce sistemi ve dünyanın kavranmasında en akılcı olan yöntemdir.