Özgür Bir Komünist Kadın (Alexandra Kollontai) / Gizem PEKCAN

 

 

 

Tarih boyunca devrimler kadın işçilerin emekçilerin katılımına itimat etmiştir, en büyük devrim de –Rusya’daki Ekim 1917 sosyalist devrimi- bu anlamda bir istisna değildi.Bu devrimde kadınlar yalnızca katılmakla kalmadılar önder rollerde oynadılar.Bunların en tanınmışı Alexandra Kollontai idi.Daha çok cinsiyet eşitliğini geliştirme çalışnaları bilinse de Kollontai aynı zamanda 1923’te dünyanın ilk kadın büyükelçisi olma payesine de sahipti.Kollontai, St. Petersburg’da burjuva liberal düşüncelere sahip bir generalin kızı olarak doğdu.Ailesi kızlarının iyi bir eğitim görmesini ve rahat-fırsatlarla dolu orta sınıf yaşamından zevk almasını istiyordu.Fakat Kollontai orta sınıfın, çevresindeki halkın yoksulluğuna ve acılarına karşı kör olma yeteneğine sahip değildi ve erken yaşlarda Rusya’da güç kazanan Marksist devrimci harekete ilgisi gelişti.Yaşamın gerçek amacını bulabilmek için kendimi aşmalıyım diyen Kollontai hemcinslerinin yaşamlarına göre değil kendi özgür düşüncelerine göre hareket etmesi gerektiğinin de bilincindeydi.1893’te evliliğini gerçekleştirdi, işte burada çoğumuzun aklına takılmıştır böylesi bir düşünce biçimi ve yaşamın kıyısında bir evlilik.Kollontai’da çoğu kadının kaçış planına ortak olmuştu, evlilikle beraber ailesinin sınıfsal baskısından daha rahat kurtulabileceğini düşünen Kollontai eşinin onun düşüncelerine zıt düşmesiyle beraber ayrılığın eşiğine geldi.Kollontai’nin devrimci bir aktivist olma isteği ile entelektüelliği mahkum ettiği dönem kendiliğinden bir burjuva demokratik devrim olan 1905’ti.Her ne kadar 1905 devrimi bastırıldıysa da daha sonraki 1917 devrimi için bir prova işlevi gördü.Kollontai 1906’da Rus Sosyal Demokrat İşçi Partisi’nin Menşevik fraksiyonuna katıldı.Aradan geçen sürgün yıllarından sonra Lenin’in Savaş Tezleri adlı broşüründe açıkladıkları duruşlarını düzeltmeleri karşısında Kollontai ikna olarak 1915’de Bolşeviklere katıldı.Bu süreçte İsveç sürgününde olan Kollontai savaş karşıtı çalışmalarda aktif roller üstlendi.Bu süreç tutuklanmasına kadar sürdü, İsveç’den sınır dışı edilene kadar geçirdiği hapis hayatı..Bu süreçte Kollontai’nin bir çok makalesi ve kitapları ilgiyle beraber aşağılandığı dönemleri de beraberinde getirdi.Çarlık Rusya’sının ileri gelen gericileri ve hatta kendi yoldaşları tarafından sert eleştirilere maruz kaldı.Kadın sorununu da işleyen Kollontai’inin tam olarak Marksist bakış açısını taşımadığını iddia edenler ki bu günümüzde de sürmektedir, özellikle “su bardağı” teorisini defalarca eleştirdiler.Tanınmış Alman devrimci Clara Zetkin bu konuda çok net tavır sergiliyordu, bu teori cinsel isteğin susuzluğun giderilmesi gibi algılanmasını öne sürüyordu.Bu noktadan Kollontai tam bir Marksist değil demek kadar basit bir şey olamayacağı inancındayım, Lenin bu teoriyi anti Marksist olarak ilan etti denilse de bu pek inandırıcı gelmemektedir ki Maksim Gorki’nin çok hoş bir benzetmesi vardır “Rusya’da yalnızca iki komünist vardır: Lenin ve bayan Kollontai”Bu tez çokça çarpıtılarak yansıtıldı ve bu çarpıtma günümüzde bile devam etmektedir, O cinselliği bir bardak sudan daha az önemli kılmamaktaydı sadece sosyalist bir toplumda cinsel ahlakın gelişeceği inancındaydı ve kadının erkeklerle aynı derecede eşit şartlarda yaşadığı bir cinsellikti söz konusu olan.Yeni Ahlak ve Emekçi Sınıfı kitabının Yeni Kadın bölümde bunu en net biçimde sergilemektedir.”yaşamdan kişisel beklentileriyle kişiliklerini ortaya koyan kahramanlar, kadının devlet, aile ve toplum içinde her yönden boyundurukluğa vurulmasına karşı çıkmış, cinslerinin temsilcisi olarak hakları için savaşan kahramanlar (kadınlar).Bu tipi gittikçe daha fazla belirleyen bekar kadınlardır.”(S.7)

Su bardağı teorisini savunanlar da mevcuttu şiddetle karşısında duranlarda, dönemin gericileri bunu fırsat bilerek elbette saldırılarını daha çok belden aşağı yönelttiler, Kollontai dönemin en ahlaksız kadını olarak ilan edilmekteydi.Çoğumuzun düştüğü handikap, Marksizm yöntem biçimidir deyip üstüne keskin kısaslar koyarak bireyin cinselliğine sınıfsal karakterinden bir yerlerden bakmak kadar çelişen bir durum yoktur diye düşünüyorum.Hem düşman tarafından hem kendi yoldaşları tarafından ağır eleştirilere maruz kalan Kollontai bu noktada hepimiz için bir ateş parçasıdır, yolumuzu en derinlerinden aydınlatan. Ne bunlar nede yoldaşlarının sırt çevirmesi onun azminden en ufak bir eksilme bile yaratmamıştı.1926’da Meksika’da 1927’den 1930’a kadar Norveç’te ve 1930’dan 1945’e kadar büyük elçilik görevleri vardı.1945’den sonraki dönemde SSCB Dış işleri bakanlığı danışmalığı yaptı, çoğunluğu kadınların devrimci hareketi ile ilgili sayısız makale, broşür ve çeşitli romanlar yazdı.Kollontai’ın fevkalade zengin ve olaylı yaşamı 80. doğum gününden sadece 10 gün önce kalp kriziyle sona erdi.1933’te kadınlar arasındaki çalışmaları için Lenin Nişanı ile 1942 ve 1945 yıllarında da diplomatik çalışmaları için İşçi Sınıfı Kızıl Sancağı ile ödüllendirildi.O Sovyetler Birliği ve yurtdışında sosyalizm davası için yaşamı boyunca yürüttüğü çalışmalarından kaynaklı büyük bir saygıya sahipti.Evet yüzyılın kahraman kadınlarından sadece biriydi, ancak Marksizme bakışı ve devrim dönemindeki açılımlarıyla bence en önemlisiydi.Kadının özgürleşme mücadelesinde devrimi yeterli bulmayan ve Kültür Devrimi savunucularından olması önemli bir noktadır.

”Yeni (komünist) Kadınlar sevdiklerinde yalnızca kendilerinin olunmasını istemezler” diyen Kollontai çok net bir biçimde bencilliğin önüne set çekmiştir..Kadının kendi için gözetilmesi gereken özgürlüğünü karşısındakinden esirgenmeyeceğini aynı özgürlüğü tanımayı savunmak, işte asıl komünist olan erdem.Bu bir yerde kadının iç devrimidir, kendini cinsel obje olarak görmekten çıkar ve ben diyebildiği benliğini yakalayabildiği evreye ulaşır.Bunun adına özgür aşk diyen anlayış kaçmanın en basit yolunu seçmektedir, üçüncü tekil şahıslar noktasında hem karalayan hem bundan zevk alanlar asıl bencil olanlardır. Toplumun bencilleştirdiği ilişkilerde bize düşen rolleri es geçmek adına!

“Kadına karşı ezeli önyargıları ortadan kaldırma gücünü gösteren yalnızca canlı, devrimci rüzgarlardır ve ancak yeni insanlık, üretken-emekçi halk, yeni bir toplum kurarak kadının tümüyle eşit haklara ve özgürlüğüne kavuşmasını sağlamayı başarabilecektir” Kollontai böyle açıklıyor bu mücadeleyi, ve zaferin nasıl ne şekilde geleceğini de en yalın haliyle ortaya koyuyor.

Kuşkusuz bu mücadele sonuna kadar ilerleyecektir, ahlaksızlığımızla onur duyduğumuz sürece!

Kaynak: Özgür Bir Kadın Komünist otobiyografisi..Kollontay!