Şiir ve Denemeler

 

 Sizlerden gelen şiir ve denemeler…
dergi@yaziyaz.com adresinden şiir ve denemelerinizi bizimle paylaşabilirsiniz…

 

 

Merhaba /Alaattin Aydın
 
Yeni bir yıla, yeni dertlere merhaba
Herkesin Mutluluğu adına merhaba
Oysaki nereye kadar bu merhaba
Geride kalanları değiştirebilir misin?
 
Unutulur mu geçmişte kalan acılar
Tatlısını, en önemlisi de acıları unutulur mu?
Hatıralar yüreğimde mahsur kalırken
Yeni yılda da gelmeyeceğin yalan mı?
 
Bir zalim sene daha bitti
Geride hiçbir şey bırakmadan
Öyle hırçın, öyle acı gitti
Umutlarım bir kez daha tükendi
 
Saniyeler kaldı artık yeni yıla
Her şey aynı kaldı canımda
Hasretine açtım yeni bir sayfa
Gelmesen de artık yeni yıla merhaba
 
 
 ***


 
 
Salud Maria / Dilhan ELDEMİR

 
Uzaktan bir yaz kokusu mışıl mışıl bir uyku tadında
kirpiklerini devire devire geliyor
dudaklarında kıpkırmızı bir gülüş
Üstünde sevişmeye hasret bir yürüyüş
gözleri öpüşmeyi unutmuş bir aşka bürünmüş..

yaklaştıkça yaklaştı haspam
meyhanede İspanyol dansçılar
hasretle gözleri yumulmuş seyretti yosmam

İngiliz asilzadelerine has bir oturuş
gözlerimiz güzelliğiyle çoktan kör olmuş
                          
Düşünüyoruz, karayel misali tanışma planları kuruyoruz
                           
Kolaydır Avrupalı kadınla tanışmak
zor değil ya mahallemizin en güzel kızına selam vermek kadar
Avrupalılar bir tuhaf
kadınlarını öpmeden tanışamıyorsun mesela İspanyolların
kolay mı mahallemizde karanfil kokulu Nazlı’yı öpmek
adına yaraşır adımlarla mahalleyi turlarken
izinden  abisinin  kokusunu alırdık
zordur Türk karısını evlenmeden yatağına götürmek..

“ salud!” diyoruz matmazele ;“salud!”
 öpmezsek selam vermez
 İstanbul kokan teninde yanağının tadına bakıyoruz
                       
adı Maria
huzur bakışlı marina
kıpkırmızı gülüşü yüzüne asılmış kalmış
su olup akmış, yıllar selinde
berraklığı mı?!
Ha keza bulanmamış
masumluğu kömür karası saçlarına dolanmış
       
salud camarada!
onun adı maria
nazlı dan sonra kalbim tosladı kaldı ikinci aşkımda
 
Pablo’nun mujeri imiş
yeni kurtulmuş ölü balık kokan teninden
ben de şimdi kurtulduğumu anladım
Nazlı nın abisi tadında bir serseriden
bizim mujer imiz artık o dedim en içten de içten
          
Que tal maria??
samimiyet artmalı
kanıksarken midem İspanyol şarabını
               
anlattı da anlattı
inciler yağdırdı tepemizden aşağı
bir sigara yaktı
yaktı da anlattı.
anlattı da yaktı…
her sigara söndürüşü ölümü hatırlattı
her ölüm Maria ya aşkımızı arttırdı
       
vamos!maria
kim derdi yükçülük yapmaya gelirken sesinle tanışırım güney rüzgarlarında
quapa! diyorum ufacık bir sesle sonra
duymuyor menekşe gözleri dansçıların eteklerinde dans ederken
güzelliği gök kuşağı gibi çeşit çeşit renk mozaiği
mercan gibi çıkıntılı göğsü dumanı içine çekerken bir inip bir kalkar,
her bir sigara söner,
ben biterim..
iarea canlanır gözümde hayalimde tadına bakarken

bir anda duman silsilesi
gözbebeklerine hain bir gülüş takılmış
çekip gider hayallerimi içime çekerken
paslı bir yalan kokusu sarar ortalığı
Pablo gelir yalınayak misali yürüyüşlerle
pat!pat!pat!
beladan kurtuluş yok Anselmoo!
nazlı yı kaybedeli çok oldu maria giderken
ben gideli çok oldu düşlerim çarmıha gerilirken…
 
 ***
 
 
 
Sül (Ce)  / Mustafa Onur

Haydi, Sülce , …Okşayalım vakte dayanmış zehirli akrepleri. Yelkovanları bu hale getiren bir kitap kahramanı… Aslında yeniden diriltebiliriz.
                                          
İçimizde gizlenen don kişot’ları…

Haydi, sülce, Zihnimin ar damarı çatlamadan; isteyelim kahrı evimize…
 
Diyelim ki sonra;
 
Biz bir bulut kırıntısı… Rüzgârı da taktık peşimize…       
 
İnanmayacaklarını bende biliyorum… Ama sus. Ve sus ki sülce, susuşunla kararsın gülüşünle ışıyan o kırgın gece…

Anladım…          
 
Derdimi semavi sayışın bundan. Dostluktan ötesi bir yığın çocuk… Sana gelen kapılar daraldı; yoksa adımlarım mı kırıldı ne…

Haydi, sülce, Dağlara yeniden Şamili hatırlatalım.

Ölsün istersen beklettiğin ölümler… Ama bu kaçıncı sülce (!)Ecelin gözyaşları neden hep sana (?) Korkar oldum neyleyim  /  ya sıçrarsa diye bir damlası bana…

Yine sana yazışım bu… Yani heybemin yine sana öykünmesi (!)Boşuna mı bütün şairlerin, Sana yazdıktan sonra kabre girmesi… Sen kehanet misin sülce? Yoksa… Dur… Sakın konuşma… Ben bildim ve anladım / Bundanmış kâhinlerin tur dağından Nil’e düşmesi.

Sen uykuları uyut ve kapat şiirin ışıklarını… Nasılsa gideceksin sözlerimden ırağa. Ama benim bu olmuşluğumu, bir karınca metanetiyle hayra bağışla… Daha sana anne diyecektik oysa…/ sütünle beslenip… Kalbinle hürleşecektik… / Gök gürler bilirsin… Yağmur öksürür; biz korkup eteklerine üşüşecektik… Bütün bunlara ‘yalan’ diyebilirsin belki… Ama dağların koynunda bir yatsı vakti, secdeyle selamlaşan Şamili hatırla…
Senden idamımı isteyecek değilim sülce…
                                                         
…  Yalnız sehpamı tut (!)                                                         
Bir tek sana sözüm geçmez bu evrende.                                                         
Ahhh! Birde bu gitmeler sülce…                                                         
 
Senden firarımı isteyecek değilim (!)Haddime değmiyorsun sülce. Ve kalbini öpmüyor Ebrar’ın ve Endülüs’ün kıyıldığı gece… / Bir şiir mi istedin yine? Yine ‘kalbini hançerle’ mi dedin? Yanlış anlama ne olur… Benim şiir oluşum hep böyle…
Bir parça kalp ve kan kırıntısı…
 
Haklısın galiba… Yine sendeyken anladım… Benim şiir oluşum hep böyle…                   
 
1 - SÜLCE (eski ahitlerde yazılı olan anlamı) : Eski çağ insanlarının, mevsimi anlamalarıyla ve bir dönüşün içinde bulunduklarının farkına varmalarıyla birlikte; yaşadıkları o tanrısal kokuyu yeniden geri getirme ayinlerinde kullanılan bir tür sesleniş… Çaresizlik içinde güzelliği yeniden yaşamalarını sağlaması için mevsimi (gideni) geriye döndürme çaresizliği…
 
 
 ***

 
 
Şeytan / Dilhan ELDEMİR

 
Şeytan dedi ki:
düşün ki sen bir kum tanesisin kum saatinde ve sürekli akıyorsun aynı sürdürülmüşlüğünde
Zamanın ayağı takılıyor
Tanrısal bir rüzgar uçuruyor geriye onu şiddetlice
başladığı yere geri dönsün diye acımasız bilinçliliğinde
değişim yok kum tanesinde
diyorum ki:
sen yücesin tamam bilginin öncülüğünde
sana tapıyorum koca şeytan kanıtının yüceliğinde
önünde eğiliyorum selamım ellerinde
dedi ki tekrar:
bilgi nedir ey koca budala?
Tanımladığınla bulduğunu mu sandığın doğa tapar küçük insan
Ayaklarıma eğilirken acını artırdın yalanının sivri dili yüzünü yalarken
zaman tekrar eder ve bilgi yoktur mutlaklığında benim şakamken
ve içselliğin dışsallığınla soylulaştıkça
soytarılaşır ruhun
derim ki:
varlığını inkar ettiğim hayalimde yarattığım üst ötesi varlık
şimdi ayaklarının altında eziliyorum
zamanın sonsuz kereliğinde sonsuz dönüşümü tamamlıyorum…
                                                         
                                                                                  01.09.07