Vurulduk Ey Halkım…
Sireli Yeğpayris / Serdar BIYIK
(Sevgili Kardeşim)
Malatya’da doğdu.
Hani hepinizin bildiği, verimli toprakları ile yetiştirdiği siyasileri ile ve Türkiye’ nin en bunalımlı günlerinde bir şekilde kendini gösterişiyle tanıdığınız Malatya’da.
Anne ve babası ise Sivas’ta doğdular.
Yine hepinizin bildiği, Cumhuriyet’in kuruluşunda en ön saflarda bayrak tutan ve yine Cumhuriyet tarihinin asla unutulmayan dönemlerine damga vuran kent, Sivas’ta…
Yani Anadolu insanıydı, Anadolu toprağının ta içinden gelmişti.
Yoksul bir hayatı iliklerine kadar yaşamış, daima insan sevgisini ve barışı öncü güç yapmıştı kendine.
Adı;
Hırant’ tı.
Hırant Dink.
Ve tam 1 yıl önce uzaklardan gelen 16 yaşında bir genç tarafından,’’yazdıkları kanıma dokundu’’ gerekçesi ile koparıldı hayattan.
Bu ülkenin birçok yurtseveri, birçok değeri gibi o da ansızın senaryosu belirli bir komplo ile ‘’temizlendi’’!!!
Ardından, ard arda ‘’büyük adamlardan’’ kınama mesajları geldi, emniyet güçleri seferber oldu ve fail hiç alışılmadık bir hızla yakalandı.
Ama kurşun sıkan ele kimin ya da kimlerin GLOCK marka tabanca verdiği daha önceki meçhuller de olduğu gibi bilinemedi,tespit edilemedi!!!
Gelinen süreçte Türkiye artık daha mı mutlu peki?
1915 olaylarını soykırım olarak nitelemek katledilmenin gerekçesi midir bu ülkede?
Eğer böyle ise bu nasıl bir ruh halidir, bu nasıl bir insani tavırdır?
Artık Hırant Dink yok.
Ermeni soykırımını tezini Türkiye’ nin bir iç meselesi olarak gören,
Bu durumu yaratan asıl sorumlunun, Ermeni diasporasının iddia ettiği gibi Osmanlı İmparatorluğu değil, Batılı güçler olduğunu savunan,
Bu yüzden diasporanın en fazla tepki duyduğu isimler arasında yer alan,
Fransa’da soykırım iddiasının kabulüne en sert tepkiyi koyan,
Hakkında Türklüğü alenen aşağılamak iddiasından ötürü ‘’1 gün ceza alırsam bu ülkeyi terk ederim’’ diyecek kadar yurtsever, insan sever, barışseverdi.
Ne yazık ki O’nun da kaderi, arabasına konan bir bombayla, ensesine sıkılan bir kurşunla ya da evine gönderilen bir bombalı paketle son bulan nice aydınımızdan farklı olmadı.
Artık yeter denmeli.
Artık görünenler değil görünmeyenler ortaya çıkmalı.
Artık cambaza bak oyunu bitmeli.
Çünkü bu ülkeye ışık tutan yürekleri söndürmeye, geleceği karartmaya hiç kimsenin hakkı yok.
Artık Mumcular, Üçoklar, Kışlalılar, Hırantlar öldürülmesin.
İnancım;
Emperyalizmin oyunlarından arınmış, şovenizmi içinden atmış, toplumsal barışın ve kaynaşmanın sarsılmaz şekilde sağlandığı bir Türkiye uzak olmadığıdır.
Umarım yanılmam.
‘’SİRELİ YEĞPAYRİS’’ Hırant ..
***
Uğurlar Olsun / Adil ŞENOVA
Bir pazar sabahıydı
Ankara kar altında
Zemheri ayazıydı
Yaz güneşi koynumda
24 Ocak’tı. Hain ve kana susayan eller yine karanlık bir planın hazırlıklarını tamamlamışlardı. Yine karlıydı Ankara. Yine zemheri soğukları vardı. Ve yine bir utanç gününe hazırlanıyordu. Bir yiğit insanı daha ortaçağ karanlıklarına teslim edecektik.
Ucuz can pazarıydı
Kalemim düştü kana
Kalemim düştü kana
1942 yılında Kırşehir’de doğmuştu. Ankara üniversitesini bitirmiş, daha sonra asistan olduğu üniversiteyi bırakarak gazeteciliğe başlamıştı. Cumhuriyet gazetesine günlük yazılar yazıyordu. Anti-emperyalistti. Solcuydu. Namuslu, dürüsttü. Halkına karşı sorumluluk duyan zamanının bir kaç önemli aydınından biriydi. Düşünceleriyle ürküttüğü hain eller tarafından aracının altına bomba yerleştirilerek öldürülmüştü.
Çevirdim anahtarı
Apansız bir ölüme
Şarapnel parçaları
Saplandı ciğerime.
15 yıl oldu. 15 yıldır o şarapnel parçaları hala yüreğimizi dağlıyor.
uğurlar olsun uğurlar olsun
hüzünlü bulutlar yoldaşın olsun
bir keskin kalem bir kırık gözlük
yürekli yiğitlere hatıran olsun
Uğur Mumcu, bu ülkenin yetiştirdiği en önemli aydınlardan biriydi. Nice aydınlarımız gibi, düşünceleri ve çalışmaları nedeniyle yok edilmek istendi. “Onun bedenini yokettiler, ama binlerce Uğur Mumcu var”, demek geliyor içimden ama…-yürekten, inanarak söyleyebilmek o kadar zor ki! Sol’un paramparça hali, halkın sinmişliği, aydınların yılgınlığı… Bu ülkeyi ortaçağ karanlıklarına mahkum etmek isteyen anlayış, önlerine çıkan her engeli birer birer yok ederek, amaçlarına ulaşmak istiyorlar. Uğur Mumcu onlardan biriydi. Aydınlıktı ve karanlığın önünde engeldi.
İsimsiz korkuları
Katmadım yüreğime
Bembeyaz doğruları
Yaşadım ölümüne
Tarihin akışı bir zaman durdurulabilir, bir zaman terine de çevrilebilir, ama büsbütün geriye döndürülemez. Uğur Mumcu’nun öğrettiği bir şey varsa, o da en kötü koşullarda bile yılgınlığa kapılmamak olmamalı. Böyle olmalı onun dostları. Dimdik.
“Dağ gibi karayağız birer delikanlıydık…Babamız, sırtında yük taşıyarak getirirdi aşımızı, ekmeğimizi…Arabalar şırıl şırıl ışıklarıyla caddelerden geçerken bizler mum ışığında bitirirdik kitaplarımızı…Kendimiz gibi yaşayan binlerce yoksulun yüreğini yüreğimizde yaşayarak katıldık o büyük kavgaya…Ecelsiz öldürüldük. Dövüldük, vurulduk, asıldık…
Vurulduk ey halkım, unutma bizi…”
***
Muammer Aksoy / Elif UYSAL
Ateşli bir hatip, inanmış bir laik ve kararlı bir Atatürkçü…
Türk Hukuk Kurumu Başkanı, Atatürkçü Düşünce Derneği Kurucusu, eski CHP milletvekili, hukuk profesörü ve yazar Muammer Aksoy…
Yaşamı boyunca Atatürk ilke ve inkılaplarını savunan, laik bir Atatürkçüydü. 60’ lı yıllarda petrol ve maden konusunda, 70’ li yıllarda ise insan hakları ve demokrasi için inançları doğrultusunda mücadele etti. 80’ li yıllarda, ilk kez bu kadar ciddi bir şekilde yok olma tehlikesiyle karşı karşıya kaldığına inandığı Türkiye cumhuriyeti için, Atatürkçülüğün ve laikliğin savunuculuğuna kendini adadı.
Küresel egemen güçlerin Türkiye’ye toptan saldırdığı ve güç kazandığı 80’ lerde saldırının Kemalist Cumhuriyet’ e olduğunu anladı ve fark ettiği bu büyük tehlike karşısında kendince, tüm halkı birleştiren Atatürkçülük bayrağını yükseltme kararı aldı.
Şeriatçı hareketin dişini gösterdiği, emperyalizmin Türkiye’ yi parçalama planlarının tezgaha sunulduğu bu dönemde Muammer Aksoy, Türkiye’nin seçkin 50 aydınını da yanına alarak 19 Mayıs 1989’ da Atatürkçü Düşünce Derneği’ ni kurdu..
Muammer Aksoy, Atatürk’ ün gerçekleştirdiği hukuk devriminin temel öğeleri olan laik hukuk ve laik devlet anlayışının açılımlarını gerçekleştirdi, bu konuda Atatürkçü Düşünce Derneği’ nin çatısı altında devrimci ve hukukçu kimliğiyle Atatürkçü düşünceyi toplumun tüm kesimlerine ulaştırmak için çalıştı. Özgürlüğe, hukuk devletinin huzur sağlayan güvencesine kavuşmuş, ulusal iradeye dayalı, çağdaş ve uygar bir devletten yana olan tüm vatandaşları laiklik ilkesinin uyanık bekçiliğine çağırdı. Türkiye’nin en büyük kitle örgütünün başkanı, Türkiye üzerinde oynan tüm oyunları deşifre edip, bunları halka anlatmaya çalıştı, çalışmalarının Türkiye Cumhuriyeti’ nin aydınlık geleceği için etkili sonuçlar doğuracağına yürekten inandı.
Hayatını laik ve demokratik Türkiye davasına adayan Prof. Muammer Aksoy’ un bu çalışmaları kimi karanlık ve emperyalist güçlerin planlarına ters düşüyor, onların hedeflerini tehdit ediyordu. Bilinçleri uyandırmaya çalışan Atatürkçü Düşünce Derneği’ nin faaliyetlerinden duyulan rahatsızlık, örgütten kurtulma isteğini, bu istek de örgütün beyni sayılan Muammer Aksoy’ un yok edilmesi gerektiği inancını oluşturdu. Muammer Aksoy işte bu yüzden, arkasından Uğur Mumcu, Eşref Bitlis, Bahriye Üçok, gibi bir çok Atatürkçü aydının da faili meçhul olacağı cinayetler zincirinin ilk kurbanı oldu.
Tarih 31 Ocak 1990, Ankara
Emin Çölaşan’la bir söyleşi yaptı, daha sonra Atatürkçü Düşünce Derneği merkezine giderek 1 Şubat günü yapacağı basın toplantısının son hazırlıklarını gözden geçirdi. O günün akşamı, evinin önünde daha sonra polis yetkililerinin “çok profesyonelce” olarak nitelendirecekleri bir silahlı saldırıya uğradı. Geriye kalanlar, Muammer Aksoy’ un iki tane başına bir de göğsüne ateş edilmiş cansız bedeni ve boş mermi kovanlarıydı.
“Olaydan sonra gazeteleri arayan bir kişi, olayın İslami Hareket örgütü adına üstlendiğini açıkladı.”
Muammer Aksoy, emperyalist planları açığa çıkarttığı ve bu planların işleyişine çomak soktuğu için öldürüldü. Paravan gibi görünen şeriatçı örgütler olsa da katil emperyalist merkezlerdi şüphesiz.
Cumhuriyetin toparlanma, yeniden ayaklanma sürecinde, kararlı ve davasının samimi savunucusu, karanlık zihinleri aydınlatabilecek bir halk adamı olan Muammer Aksoy’ un ve sonrasında onun çizgisinde bir çok aydının katledilmesi Türkiye ve Türkiye’ nin geleceği için siyasi, sosyolojik ve ideolojik açıdan şüphesiz telafisi zor etkiler yarattı.
Tarih Mayıs 2000
“Mayıs 2000′de Mumcu’nun katillerini bulmaya yönelik başlatılan Umut operasyonu Aksoy cinayetinin çözümü için de bir umut kapısı oldu. Sincan’da bulunan silah ve susturucuların balistik incelemeye alındığını bildiren polis, gelecek sonuçların evinin bulunduğu apartmanda uğradığı silahlı saldırıda ölen Aksoy cinayetini de aydınlatabileceğini bildirdi.
Aksoy’u öldüren silah bulundu17 Mayıs’ta Sincan’da ele geçirilen bir silahın Emniyet Genel Müdürlüğü kriminal incelemesinde, 1990 yılında öldürülen Aksoy’un öldürülmesi olayında kullanılan silahla örtüştüğü belirlendi ve olayla ilgili failler aranmaya başladı.
19 Mayıs’ta Umut operasyonu çerçevesinde Kışlalı suikastını düzenlediklerini itiraf eden Necdet Yüksel, Aksoy cinayetini de kendilerinin işlediğini söylediler. 20 Mayıs’ta Özmen e Yüksel’e Aksoy’un Ankara Bahçelievler’deki evinin önünde tatbikat yaptırıldı. Tatbikat, Aksoy’u susturuculu bir silahla vurduğunu itiraf eden Özmen’e yaptırıldı.”


2008/01 |