Akıllı Kürt, akıllı kadın ve… / Sadettin KOŞAR
Akıl herkese gerekli.
Bu günlerde Kürtlere, kadınlarımıza, aydınlara ve solculara çokça gerekli! Doğrusu ya en çok da iktidarı AKP’ye, muhalefeti MHP’ye havale edip kendi içinde solcu avına çıkan CHP’ye gerekli!
Akıllı Kürt lazım; çocuklarını dağlarda telef etmekten vazgeçsin, nihai çözümün ardına düşsün. Parlamentoya aklın ve bilimin yolundan sapmayacak adam yollasın; emek sermaye bağlamındaki bir hesaplaşmada yerini alsın.
O Kürt: “Kürt sorununun çözümü dağlarda değildir. Sosyal adalet arayışının orta yerinde, sınıf mücadelesindedir” desin. O Kürt: “Her Kürt bulunduğu coğrafyada bir demokratik muhalefetin içinde mücadelesini vermeli, tek ve gerçek kurtuluşumuz budur” desin.
Nerelerde yaşıyor Kürtler?
İran, Irak, Suriye ve Türkiye’de.
Türkiye’deki Kürtlerin kurtuluşu adına söze bir ilhaktan yola çıkarak başlayanların varacağı son durak “sömürge” tespiti olmak zorundadır. Bu ülkelerin dördünün de sömürüldüğünde ittifak edildiği gibi, ayrılıkçı yaklaşımın sonu sömürgeliktir tespitinde de buluşulacağını sanıyorum.
Kim ne kadar istiyorsa o kadar ıkınıp sıkınsın şu vargıdan kaçınamaz; ilhak, “ulusun kendi kaderini tayin hakkının çiğnenmesidir, devlet sınırlarının halkın iradesine karşın saptanmasıdır”
Hangi halkın iradesine müdahale edildiği düşünülmektedir?
Kürt halkının.
Kim müdahale etmiştir, ya da kimlerin ettiği düşünülmektedir?
Kürtlerin yaşadığı bu ülkelerin dördünün de!
Kim kurtaracak?
PKK.
PKK nedir?
Siyasallaşmış askerlerden kurulu bir örgüt, aygıt, parti ve bazen de bir şirket. Dört ülkeye yayılmış Kürt halkı için terörü yöntem olarak benimseyen bir uluslar arası kuruluş işte.
Desteğini bu dört ülkenin tüm sosyal sınıflarından alıyor. (1)Fukarasından asker, (2)varsılından ekonomik destek olarak istiyor ve (3)zor kullanmaktan da sakınmıyor.
Halk iradesini çiğnediği düşünülen bu dört devlet nereden ve nasıl alıyor?
Aynı halktan ve (1)fukarasından asker, (2)varsılından vergi olarak istiyor ve dahi (3)kanun zoru kullanıyor.
Bölge halkının gerçeği ise bir “zor” kavramıyla açıklanmaktan öteye gidemiyor yani!
İşte o “zor”; toplumsal muhalefet kavramıyla bütünleşemediği sürece çözüme anahtar olamıyor. Aksine o sosyal sınıfların tümünün akıl sağlığını tehdit, çocuklarını telef ediyor.
“Zor”un devletten ve kanun gücünden gelmesiyle, bir terör örgütünden ve zorbalıktan kaynaklanması arasında halk açısından fark kalmıyor. O halk kendi gerçeğini biliyor; “zor”a muhatap kılınma gerçeğini…
Çağımızda, bulduğunuz çözümün demokratik bir zeminde kendini ifade ederken güçlükle karşılaşmaması gerekiyor. O demokratik çözüm; Kürt ve Türk emekçilerinin, aydınlarının ve tüm öteki demokrasi güçlerinin birlikte heyecanlandığı alın terinin ve insan onurunun etrafında kümelenen haklardır. Bunun için ortaklaşılan zemin elimizden alınmadan, şu çok sık başvurmadığımız aklı kullanalım artık!
Akıllı kadın lazım; “demokratik örtünme hakkı(!)” şarlatanlığına kapılmasın, kendini dinci faşizme asker yazdırmasın. Cumhuriyet’in yarattığı özgür kadın olmaktan vazgeçip, sokağa bile yanında helali olmadan çıkamayacak cendereye girmesin.
O kadın: “Kendi egemenlik alanlarınızla yetinin beni ve kızlarımı rahat bırakın” desin. O kadın: “Bu çağda din tarım toplumunun sahiplikleri geçerli olamaz, Bedevi çadırıyla üniversiteyi birbirine karıştırmayın” desin.
Din bir kurumdur, feodal üretim ilişkilerinin doğurduğu bir kurum. Laisizm de bir kurumdur, kapitalist üretim ilişkilerinin doğurduğu bir kurum. Feodalizmin kurumlarına göre kapitalizmin kurumlarının modernliği tartışılamaz; çağa direnerek çağdaş olunmaz.
Bu arada yalakalık da bir kurumdur, liberalizmin yarattığı bir kurum ve pek çok solcucuk, aydıncık üretmiştir.
Cumhuriyet kadınının kendini ifadede elbette sorunları vardır. Kapitalizm, sömürüsünü erkek egemenliğine dokunmadan yarattı ve onlar da gerçekten ihmale uğradılar. Kapitalizmin acımasızlığından daha çok etkilendikleri bir gerçek. Ve fark edilmeyi istemek hakları ama bunu çağdaş, demokratik değerlerden vazgeçerek başaramazlar ki.
Türban, bir iradenin serbest tahakkuku değil, bir iradeye müdahalenin gönüllü izni demektir. Bu irade insanın temel haklarına bitişiktir ve yaşama hakkından ayrı tutulamaz. Bu izin nasıl bir başkasına devredilebilir?
İnsan o başkasını, nasıl kendisine “sahip” ilan eder? Ve o başkası ister bir insan, ister bir kitap ve isterse bir çaput olsun.
Toplumsal yaşamın eşit özgür bireyi olma hakkını bir mücadeleyle almayan kadınlarımız, onun kadrini kıymetini de bilmeyen bir hovardalık peşindeler.
İsteğini anlatabilmek, kendini dinletmek için yerlerde yuvarlanan, poposunu yerlere çarpan şımarık çocuklara benziyorlar.
Giderek tek başına bir toplu taşıma aracına binememeyi, giderek kendileri için çok özel mekânlar istemeyi getirecek bir yola nasıl gönüllü girerler?
Bu “örtünme dini bir gerek” teraneleri de fasarya!
Kapitalizmin pespayeliklerinden biri ve tüketim çılgınlaştırmasında kullandığı bilindik bir yol. O özel giyimin, o özellikli mekânların elde edilişinde harcanacak paraların peşindeler.
Kadınlarımız, analık önsezileriyle birlikte akıllarının da örtülmesine direnmeli.
***
Akıllı solcu da işte bunun için gerekli ki; türbana özgürlük trenine vagon olmasın.
Akıllı aydın bunun için lazım ki; salt kendilerini önemsetmek için özgürlükçü ayaklarına yatmasın. Bilimsel bulgu alanındaki fukaralığını, goygoyculukla örtmesin.
Bu yalancı özgürlükten yana solcuları ve aydınları en son 1979’da İran’da görmüştüm. Humeyni’nin yanı başındaydılar. Sonra da bir ipin ucunda sallanırken…

2008/02 |