Klasizm / Havva Gülbeyaz

 

 

 

Onyedinci yüzyılda, Avrupa da bilhassa Fransa da gelişen Yunan ve Latin edebiyatlarına bağlı; akıl, sağduyu ve doğa üçlemesini benimsemiş, tarihselci yaklaşım ve estetik tutuma Klasizm denir.

Klasizmin özelliklerini daha ayrıntılı irdelemeden önce kısaca yapıda sağlamlığı; söyleyişte açıklığı; ruhsal ve ahlaksal bağlamda zarafeti anlatan eserlerin bu akımın örneklerinden olduğunu söylemek gerekir. Gerçeğe benzerliği esas alan eserlerde hümanizm’in etkisini görmek mümkündür. Hümanist düşünce insanı merkeze oturtan, insanın özünü yücelten, kısaca insana dönüşümü hedefler. Rönesans’la birlikte şairler ve yazarlar, insanı bütün yönleri ile anlatma yoluna yönelmişlerdir. Bunu yaparken Yunan ve Latin kaynaklarına bağlı kalmışlar ve onlardan esinlenerek yeni yapıtlar ortaya çıkarmışlardır. Klasizmin en önemli işlevselliği ise halk dili ve yazı dili kimliğini ortaya çıkarmaları ve ulusal edebiyatların doğuşuna sebebiyet vermeleridir. Genellikle şiir, öykü, ağlatı ve deneme türünde yapıtlar üretilmiştir. Roman geri plana atılmıştır.

14. yüzyılın sonlarından 17. yüzyılın başlarına kadar, Avrupa ülkelerinde egemen olmuş olan Klasizm, Rönesans’la birlikte değişik boyutlar da gelişim göstermiştir. Bilhassa Fransa’da etkisini gösteren değişim, sanat okullarının açılmasıyla birlikte yayılmaya başlamıştır. Şimdi Rönesans dönemi boyunca Klasizmin toplum üzerindeki etkisini ve toplumdaki değişime yön verişini ele alacağız.


Klasizmin Doğuşu:

Bilindiği gibi bütün bilimler felsefenin doğaçlama gücüyle ortaya çıkmıştır. Edebiyatın gelişiminde de felsefedeki düşünce sistemleri etkili olmuştur. Giriş bölümünde belirtildiği gibi hümanist felsefe, Rönesans ve reform hareketlerinin olduğu Avrupa’da sosyal, siyasi, ekonomik ve kültürel anlamda değişimin ana kaynağıdır. Buradan yola çıkarak diyebiliriz ki; Klasizm Hümanist felsefenin gölgesinde ortaya çıkmış; gelişiminde onu besleyen antik Yunan ve Roma çağları olmasına rağmen; gelişimini ve değişimini Rönesans da gerçekleştirmiştir. En önemli faktör var olan mutlak monarşi devridir. Bu dönemde toplum yaşamı merkezi sistemin elinde kontrol altında tutulmuş ve kuralların gözetimciliğinde istikrar oluşturulmuştur. Reform hareketleri ile birlikte kilisenin sert kuralları ortadan kaldırılmış. Asiller kendi gücü kanıtlamıştır. Değerlerin ve kriterlerin yer değiştirdiği dönemde din ve mezhep konusunda çatışmalar ve savaşlar ölümlere neden olmuştur. Kırk küsür yıl süren bu savaşlar halkı bıktırmış ve 17.yüzyılın başından itibaren güçlü düzen ve disiplin arzusu kendini göstermiştir. Her alanda düzenleyici yasaların özlemi duyulmaktadır. Kuralsızlıktan kurtulmak için tek çare, güçlü bir krallık etrafında toplanmak ve siyasal düzeni oturtmaktır.

Fransa krallığının başında bulunan IV. Henri bir kısım siyasi manevradan sonra ülkesinde huzuru ve otoriteyi sağlamıştır. Onun ardından gelen XlV. Louis yönetimde daha sağlam ve istikrarlı bir yol izlemiştir. Böylece iç barış sağlanmış; kilisenin ve derebeylerinin baskıcı ve sömüren yapısı kaybolmuştur. Sanat, tanrı ve halk kralın gücü ile bütünleşmiştir. Bu dönemde gelişen kültür ve sanat etkinlikleri büyük şehirlerde fazla yayılım göstermiş. Böylece elit bir tabaka oluşmuştur. Bu elit tabaka aristokrat olarak adlandırılır ve sanat merkezlerinde bir araya gelirler. Bu sebeple ilki Fransa’da olmak üzere değişik bölgelerde Fransız akademisi kurulmuştur. Bu sınıf orta tabakadan oluşmaktadır. Bugünkü anlamıyla burjuva olarak nitelendirilen halk kitlesi sanatın işlerliğini sağlamıştır. Aristokratlar ve burjuvalar sanatı ve sanatçıyı överler. Böylece sanatkârlar hizmet etme yükümlüğü altına girmişlerdir. Bu sanat anlayışı zararlı ve yıkıcı olmamıştır. En önemli özelliği koruyucu ve düzenli oluşudur. Hislerde, dilde ve sanatta belli bir zarafetle ortaya çıkmış, bir nevi romantizme doğru gelişim başlamıştır. Klasisizmin doğuş tabanında önemli faktörlerden biri de akıl ve sağduyuyu geliştirici nitelikte olmasıdır. Ayrıca dilde belirli bir sadelik aristokrat gündeliği kullanılmıştır. Fransız akademisinin kurulumundan sonra devrin önde gelen sanatçı ve düşünürleri, dilde kesin kurallar belirlemiş onu saf ve duru bir anlatımla idrak edebilmenin sanat anlayışında yükseliş olacağını benimsemişlerdir. Yani klasizm zeminli edebiyat akımı prensiplere bağlıdır, diyebiliriz.

Etkilendikleri Yunan filozofları Eflatun ve Aristo’nun düşüncelerini orta çağda güncellemişlerdir. Klasizmin ortaya çıkış ve gelişimi ile ilgili açıklamaları belirtikten sonra ilke ve niteliklerini irdeleyelim.

Klasizmin İlkeleri:

Klasizm üç temel kavram üzerinde açıklanabilir. Onun temelinde akıl, gerçek ve tabiat yer alır. Klasikçilere göre sanat taklittir. Bu taklit doğanın taklidi değil; insanın doğasının taklididir. İnsanı her yönü ile ele alıp; sunmak, onu özgürleştirmektedir. Klasikçilerin bu düşüncesi, bizlere evrensel insan tabiatının erdemlerini ortaya koymak istediklerinin bir göstergesidir. İdeal insan nasıl olmalıdır? Bu insanın davranışları ve ruhsal özellikleri nelerdir? Bu soruların yanıtını klasikçiler eserlerinde doğrunun doğrusu mantığı olarak biçimleyebileceğimiz söylevleri ile sunmaktadırlar. Aslında buna üretim de diyebiliriz. İdeal insan üretmek… Sanatçının bakış açısı idealist bir yaklaşımdır. Kesinlikle sanatçı kendini eserine yansıtmaz ve yansıtmamalıdır. Kendisine klasikçiyim diyen bir sanatçının eselerinde benlik yoktur. Ortada duran ideal bir model vardır. Bu model eserin karakteri ve kahramanıdır. Sanatçı kimliğini saklar ve sanat için varlığını ortaya koyar. Evrensel gerçeği ince çizgilerde yakalamak ve onu somutlaştırmak için aklıyla gerçeği bulması şarttır.

Sanatkâr bireylerin birbirinden farklılıklarını değil; ortak özlerini yansıtmalıdır. Ortak öz dediğimiz evrenselliktir. Bu sebeple klasik eserlerin tümünde yer alan karakterler belirli bir kültür, zevk ve ekonomik güce sahip bedensel ve zihinsel bağlamda kusursuz insanlardır. Trajik eserlerde kahramanlar kral, kraliçe, prens, lord ve soylulardan oluşur. Bu karakterler aynı zamanda belli bir tipin kahraman, kıskanç, cesur, bilgili ve asker özelliklerini de temsil eder. Görüldüğü üzere aşağı, basit ve değersiz kılınan özellikler eserlerde yer almaz. Çünkü klasikçilere göre bu tür vasıflar hayvanlarda da vardır. Amaç insansı özelliklerin ortaya çıkarılması ve bu bağlamda toplumda tek tip modellerin gelişimine olanak sağlanması yoluna gidilmektedir. Zaman olarak ise genel bir zaman kullanılır. Mekân ve zaman kavramları tutarlı olmak zorundadır. Sanatçı objektif bakış açısına sahip olmalıdır.

İnsan doğasını baz alıp; onu belli bir konu çerçevesinde işleyecek olan klasik sanatçı, konu ve olayların gerçeğe yakın olmasına dikkat eder. Seçilen konular herkesin kabul edebileceği doğrulardır. Edebi eserlerde ulaşılmaya çalışılan gerçek felsefi ve evrensel boyutlarda da eşit düzlemlerde olmalıdır. Yani insan zihnin algılayabileceği düzeyde ve geçerlilikte olmasına dikkat edilir. Klasisizm de olağanüstülüğe, tesadüfe ve fantezi olaylara yer yoktur. Bu da gösteriyor ki klasik eserler toplumun gelenek, görenek ve törelerine uyum içerisindedir.

Klasisizmdeki bir başka prensiple aklın öncülüğüdür. Akıl yanılmayan, şaşmayan ve bizleri daima doğruya taşıyan olgu olarak değerlendirilmektedir. Buradan yola çıkarak doğru olanın güzel olduğuna ulaşırlar. Bu sebeple ki klasikçiler duygu ve sezgilerinde aklı rehber almak zorundadırlar. His hayal ve duygu mantığın kontrolünde kişisellikten uzaklaşır. Aynı şekilde sanatçıda kendi hayatından duyguların acılarından eserinde bahsetmez. Yukarıda da bahsettiğimiz gibi klasik eserlerde şahsiyetler değil genel insan tabı yatı ön plandadır.

Daha önce ki bölümde de belirttiğimiz gibi klasisizm en önemli ilkelerinden biri kurallara bağlı olmasıdır. Her eserin belirli kuralları ve sınırları olmalıdır. Örneğin tiyatro trajedi ve komedi diye ayrılmıştır. Klasik eserlerde her iki türün özelliği görülmez. Her birinin kuralları ve çizgileri belirgindir. İster tiyatro ister şiir isterse deneme olsun bütün klasik eserlerde üç birlik kuralı dediğimiz zaman, olay ve yer belirgin olmalıdır. Yani bir olay tek bir mekân da kısa bir zamanda geçmelidir.

Klasisizmin diğer bir amacıysa sanata ahlaki ve eğitici bir gaye yüklemesidir. Yanlış aşağı değerlerden uzaklaşarak ideal insanın değerlerine uzaklaşmaktır. Buna ek olarak sanatta estetik haz verme fonksiyonu da vardır. Zevk vererek eğitmek klasik bir tavırdır. Bu konuda klasisizm kurucusu sayılan Boileau ‘okuyucuya ancak hoşuna gidebilecek şeyi sunun’ der. Racine ise Hoşa gitmeyi ön plana alır. Yani amaç duygulandırmaktır. Bu anlamda Moliere’nin şu sözünü aktarmak isterim “Bilmek isterim acaba bütün kurallardan da büyük kural hoşa gitmek değimlidir?” Racine’yi onayladığı görülmektedir. Burada klasisizmin bazı kurallarının esnediği anlaşılmaktadır. Bu esneklik değil aslında klasik edebiyatın sunumunu etkileyici hale getirmektir. Böylece seçkin insanlara hitap edilir.

Klasisizm diğer bir ilkesi bütüncül olmasıdır. Eserlere bakıldığında olay mekân ve zaman bütünlüğü görülür. Her üçü arasında uyum söz konusudur.

Klasisizm de göze çarpan özelliklerden biride milli değerlerin ön planda tutulmasıdır. En önemlisi de dildir. Dillerin gelişmesinde klasisizm etkisi büyüktür. Klasik sanatçılar dil ve üslubu açık, sade, yalın ve işlek şekilde kullanır. Düşünceyi karartacak bir dil ve üslup tercih edilmez. Üslup zengin olmalı ve pürüzsüz olmalıdır.

Klasisizm özelliklerini verdikten sonra bu akım için kuralcı, üslupçu ve aristokratlara hitap eden eserler verdiklerini söyleyebiliriz.

Klasikçiler Ve Eserleri

François de Malherbe (1555–1628): Fransız klasik şiirinin kurucusu şair. Eserleri: Aziz Petro’nun Gözyaşları, Kral Büyük Henri’ye Şarkı. Kral Büyük Henri İçin Dua, LOUİS Xlll’e Şarkı.

Pierre Corneille (1606–1684): Klasik edebiyatın ilkelerini tiyatroya uygulamıştır. Ağlatı türünün babası sayılır. Ağlatılarında aşk, onur, tutku, istenç (irade) gibi kavramlar önemli bir yer tutar. Tutkuların tanımlan¬masında kişiler eserlerinde sürekli tereddüt yaşar. Yapıtlarındaki kahramanlar, görevleriyle tutkuları arasında kalmışlardır. Sonuçta tutku yenik düşer. İnsanüstü yönleri vardır. Ne var ki bu insanüstülük seyirciyi yadırgatmaz. Canlı, renkli kişilerdir bunlar. Corneille, insanları olduğu gibi değil, olmaları gerektiği gibi çizmiştir oyunlarında.

Otuzu aşkın yapıtı vardır Corneille’in. Bunlar arasında en tanınmış olanları: Le Cid, Horace, Cinna, Medde, Andromede’dir.

John Milton (1608-1674): İngiliz şairi. En önemli eseri Kaybolan Cennettir.

Jean de La Fontaine (1621–1695): Klasikçiler arasında yer alır. Özellikle öğretici şiir türünde ürün vermiştir En önemli yapıtı fabllar (ma¬sallardır). Bunlarda işlediği konuların çoğunu, bütün klasik şairler gibi, eski Yunan ve Latin yazarlarından, Aisopos’tan almıştır. Her fablı başlangıcı, gelişim ve sonucu olan küçük bir oyun gibidir. Hayvanlar, ağaçlar, bitkiler kişileştirilmiş, doğayla insan bütünleştirilmiş¬tir. Türlü insan karakterlerini temsil eden aslan, karga, tilki, karınca, kurt, eşek, ayı, köpek, fare gibi… Hayvanlar ve kuşlar konuşan varlıklardır. Dilin bütün olanaklarından, inceliklerinden yararlanır. Eserlerini herkes rahatlıkla okuyabilir. Asık suratlı olmayan bir tutumu vardır.

Moliere (1622–1673): Güldürü alanında eserler vermiştir. Dönemin en önemli ustasıdır. Yalnız Fran¬sa’nın değil, dünyanın en büyük güldürü yazarlarından biridir. Tıpkı Cervantes, Aristophanes, Shakespeare, Gogol, Mark Twain… gibi dünya gül¬dürü edebiyatının yapıtaşlarından biridir. Güldürmek için güldürü anlayışını yıkmış, bunun yerine güldürerek eğitme ve öğretme anlayışını yerleştirmiştir. İnsanların ve toplumun içyüzünü oyunlarında yan¬sıtmış; çirkinlikleri ve ikiyüzlülükleri eserlerinde ortaya çıkarmaktadır. İnsanoğlunun bu yönlerini genelleyip bü¬tünleştirerek ayrı ayrı tiplerde toplamıştır. Böylece adına «töre ve karak¬ter güldürüsü» dediğimiz bir tür oluşturmuştur tiyatroda. Bu yönden onun güldürülerinde kibar¬lığa özenen sonradan görme burjuvalar, züppeler, hastala¬rını sömüren bilgisiz hekimler, çaçaron kadınlar, yüzlerine din maskesini geçirip türlü ahlaksızlıklar yapan ikiyüzlüler, parayı tanrılaştıran cimri¬lerle karşılaşırız. Gerçek yaşama yöneltmiştir güldürüyü. İnsanoğlunun evrensel çarpıklıklarını oyunlarına odak noktası olarak seçmiştir. Evrenselliği de buradan gelmektedir. Kişileri toplumsal çevreyle bütünleştirmiştir Doğanın çizdiği yoldan ayrılmamak, doğal olmak Moliere’in oyunların¬da temel görüşlerden biridir, insanoğlunun mutluluğunu buna bağlar: Uyumlu ve dengeli olmasına. Yapıtlarının başlıcaları şunlardır: Gülünç Kibarlar, Kocalar Mektebi, Kadınlar Mektebi, Zorla Evlenme, Tartuffe, Don Juan, Adamcıl, Zoraki Hekim, Cimri, Kibarlık Budalası, Scapin’in Do¬lapları, Bilgiç Kadınlar, Hastalık Hastası.

Blaise Pascal (1623–1662): Daha çok fizik ve matematik alanındaki çalışmalarıyla bilinen Pascal, aynı zamanda usta bir nesir yazarıdır. En önemli eseri Taşra Mektupları ve Düşünceleri…

Jacques-Benigne Bossuet (1627–1704): Hitabet türünün ünlü Fransız yazarı. Eserleri: Sermons, Oraisons…

Nicolas Boileau (1636–1711): Fransız şairi, münekkit ve edebiyat kuramcısı. Eserleri: Satires, Epitres, L’An Poetique, Le Lutrin.

Jean Racine (1639–1699): Corneille ile birlikte Fransız klasisizminin en büyük trajedi yazarıdır. Ağlatı türünü yeni ilkelerle donatmış, bu türe yepyeni bir görünüm kazandırmıştır. Ağlatının temel kurallarına uyarak bu kurallar içinde insan yüreğinin tutkularını, duygularını işlemiştir. Eserlerinde kişiler, genellikle yazgının elinde oyuncaktır. Bu yönüyle tanrıların ve yazgının kişilerin yaşamında egemen olduğu eski Yunan tiyatrosuna bağlanmıştır. Anlatımı da çıplaktır.

Önemli eserleri; Andromaque, iphigenie, Alexandre, Esther, Bajazet, Phedre’df.

Jean de La Bruyere (1645–1696): Sağlam üslubu ile kaleme aldığı ve 1120 karakterden oluşan portreleri ile tanınan Fransız yazarıdır. Tek eseri, Karakterler adını taşır.

Francçois de la Mothe Fenelon (1651–1715); Fransız yazarı. Te/ema/cadlı eseriyle tanınır.

Rene Descartes (1596–1650); Klasikler arasında sayabileceğimiz ilk adlar arasında insan varlığını kanıtlayan «düşünce ve akıl» evrenin ve Tanrı’nın da varlığını kanıtlar gö¬rüşünden yola çıkarak yöntemsel kuşkuculuğun öncüsü olan, Metot Üze¬rine Konuşmalar, Tutkular Kitabı adlı yapıtlarıyla düşünsel denemenin örneklerini vermiştir

Kaynaklar

1-Seyit Kemal Karaalioğlu, Edebiyat Akımları, İnkılap ve Aka Yay., ist., 1971
2-Sevim Kantarcıoğlu, Edebiyat Akımları ve Temel Metinler,