Darbe Mi? / Aydemir GÜLER

 

 

 

Ergenekon operasyonu adı altında içeri atılanlar, ülkede darbe ortamı oluşturmayı ve 2009’da darbe yapılmasını amaçlıyorlarmış… Yayın yasağından etkilenmeyip, servis edilen bilgilerin söyledikleri arasında bu da var.Deniyor ki, bir çapulcu topluluğu memleketin başına çorap örüyor. Bunu da demokrasiden yana güçler engelliyor… Bu AKP propagandasını unutalım gitsin. Ama darbeyi unutmayalım.

Yıllardır demokrasinin derinlere kök saldığını anlatıp duran liberaller, darbe denen gayri meşru yöntemin ülkenin tarih öncesinde kaldığını söylerler. Bir kere, darbe ya da bugün her darbenin açılacağı biricik kapı olarak faşizm, öyle tarih öncesine atılmış falan değildir. Bizim sermaye sınıfının ideal düzen rüyasını faşist diktatörlük süslemiyor. Ancak faşizme has özellikler, kapitalizmin işleyişi açısından rahatlatıcı roller üstlenir ve sermaye bunlardan vazgeçme yanlısı olmamıştır.

Bu sınıf temelinin ötesinde, Türkiye bir kriz ülkesidir. Darbe, olağan rejimlerle çözülemez krizler karşısında düzen ve emperyalizm nezdinde meşru olur. Türkiye’nin krizleri sık sık bu sınırın etrafında dolanır. Yeri gelmişken söyleyelim; emperyalizmden beslenmeyen darbe yapıldığı vaki değildir.

Ama ayrıca, darbe ve faşizmin diğer adı karşı-devrimdir. Sermayenin ve emperyalizmin rahatlık ve derde deva aramaları yetmez. Karşı devrim, en azından devrimci potansiyelin söndürülmesi için gerekmelidir.

Öyle ki, Türkiye 12 Eylül’den sonra bir dizi ağır kriz yaşamış; devlet kilitlenmiş, egemen sınıf ülkeyi yönetemez hale gelmiştir. Ama darbe, kâğıtların ve akılların ötesine geçip bir siyasal girişim haline gelmemiştir. Yalnızca dinci gericiliğe karşı laiklik adına, Kürtlere karşı Türk milliyetçiliği adına, burjuva partilerinin yönetsel aczine karşı daha etkin bir yönetim adına faşizme başvurulması söz konusu olamaz. Söz konusu edenlere burjuva siyasetinde bile maceracı denir.

Türkiye’de faşizmin ve darbenin nasıl yapıldığına ilişkin klasik örnek olarak 12 Eylül’dür. Öncesinde kontrgerilla ve sivil faşistler, emperyalizmin desteğini ve sermayenin de mevcut araçlarla devrimci dinamizmin üstesinden gelinemediği kanaatini arkaya almış; mevcut burjuva yönetimi büsbütün tıkamaya dönük bir provokasyon zincirini hayata geçirmiştir.

Başa dönersek; yasak delen haber bu tarihsel hafızayı kaşıyor. Kontrgerilla darbeye ortam hazırlıyor.

Senaryoda eksik olan devrimdir.

Ancak fazlası da var. Türkiye’de kriz altyapısı yaygındır ve ek olarak boyutları ve zamanlaması emperyalizmin “garantörlüğü”ne devredilmiştir. Türkiye, emperyalizmin yağma ve yayılma politikalarına, egemen güçlerin bütün istekliliğine karşın uyum göstermekte ne zaman zorlansa, işler sarpa sarıyor. Bunun alternatifine ise istikrar deniyor.

AKP döneminde karabasana dönüşen bu çemberin dışına, Türkiye kapitalizm egemen oldukça çıkamaz. Emperyalizme bu mahkumiyet kırılmazsa, Türkiye, aşağı yukarı darbeye biçilen tarih itibariyle, Ortadoğu’da yıkıcı bir maceranın içine gömüleceğe benziyor.

Kapitalist Türkiye’nin son büyük maceraya atılmak için veya atılırken, yeniden yapısal uyum zorlukları çekeceği kesindir. Belirli tarihsel köklere, büyük bir coğrafi ölçeğe ve kalabalık bir nüfus yapısına sahip bu kriz ülkesinin, Türkiye Cumhuriyeti’nin, Ortadoğu’da gerçek anlamda İsrailleşmesi, facia benzeri bir kırılma noktası demektir. Yağma ve yayılmaya hizmet tarihinin çöküşle noktalanması kaçınılmazdır.

Günümüz Türkiye’sinde darbe senaryolarını başka herhangi bir şey değil, sadece bu olasılık güncel hale getirir. Ama hiçbir şey, faşist bir darbeyi Amerikancı, sermayeci niteliklerinden arındıramaz. Bu uyarı, kötü faşiste karşı iyi emperyaliste ve iyi kapitaliste sığınmaya meyyal ilericilere ulaşır mı bilemem…

Türkiye emperyalizme daha iyi hizmet adına çökerken, hizmete devam etmenin biçimi faşizm olabilir. Bu betimleme, bugün emperyalistlerden, burjuvalardan ve AKP’den ayrıştırılmak istenen bir kontrgerilla hizbinin, aslında bu kesimlerin karşıt değil, tamamlayıcısı olduğu anlamına da gelmektedir. “Darbe yapacaklarmış” hikâyesi, bu tamamlama ilişkisini deşifre etmektedir.

Peki, ya eksik dediğim devrimci dinamik? Kimsenin kuşkusu olmasın, bu çöküş sürecinde emekçi halkın devrimci ve yurtsever bir hamle yapmaması düşünülemez bile. Zaten bu toprakların biricik aydınlık seçeneği de budur.

                                                                       ***

Medyada sergilenen büyük akılsızlığın dışına çıkan nadir örneklerden birini burada anmalıyım. Umur Talu, Sabah’ta Ergenekon operasyonunu “Çatışma ve Mutabakat”
Başlığında ele aldı. Başkaları demokrat AKP’nin darbe heveslileriyle çatışmasını tefrika ederken, Talu adını koydu: “Washington mutabakatı.”