Emek - Yabancılaşmış Emek / Yusuf ZAMİR
Marks “emek” tabirini iki anlamda kullanır. Birincisi, emeğin genel-evrensel anlamına işaret eden kullanımdır. Genel-evrensel anlamda emek, insan ile doğa arasındaki alışverişi sağlayan aracı süreçtir, dolayımdır. İnsan ile doğa arasında madde alışverişini sağlamanın zorunlu koşuludur. İnsanın varoluşuna doğanın dayattığı ezeli ve ebedi koşuldur.Marks “emek” tabirini bir de “yabancılaşmış emek” anlamında kullanır. Bu kullanım, emeğin genel-evrensel anlamına değil, fakat emeğin belli tarihsel koşullara özgü haline, yani partiküler anlamına işaret eder.
Marks aşağıdaki alıntılarda emek tabirini genel-evrensel anlamda kullanır:
“Emek… Bütün toplum biçimlerinden bağımsız olarak insan soyunun varlığı için zorunlu bir koşuldur. Emek doğanın dayattığı ezeli ve ebedi zorunluluktur. Emek olmadan insan ile doğa arasında maddi alışveriş olamaz, dolayısıyla yaşam da olamaz.” (K. Marks, Kapital, 1867, (İng.), c. 1, s. 50.)
“Emek süreci, … Kullanım değerleri üretimi amacıyla, yani doğal maddeleri insan ihtiyaçlarını karşılar şekilde sahiplenmek amacıyla girişilen insan eylemidir. Emek süreci, insan ile doğa arasında madde alışverişini sağlamanın zorunlu koşuludur. Emek süreci, insanın varoluşuna doğanın dayattığı ebedi koşuldur. Bu nedenle de emek süreci, insanın varoluşunun bütün toplumsal aşamalarından bağımsızdır, ya da daha doğrusu, bütün toplumsal aşamalarda ortaktır.” (K. Marks, Kapital, 1867, (İng.), c. 1, s. 179.)
Marks, insan ile doğa arasındaki alışverişi sağlamanın zorunlu koşulu olan emeğin bütün üretim tarzlarında bulunmak zorunda olduğu fikrini, başka bir yerde komünist toplumu işlerken de tekrarlar. İnsan “ihtiyaçlarını karşılamak, yaşamını sürdürmek ve yeniden üretmek için doğayla boğuşmak zorunda”dır, “bunu bütün toplumsal biçimlenmelerde ve akla gelen her üretim tarzında yapmak zorundadır” der:
“Gerçekte özgürlük âlemi ancak, zorunluluk ve dünyevi kaygılar tarafından dayatılan emeğin bittiği yerde fiilen başlar. Demek ki bu âlem (özgürlük âlemi - YZ), eşyanın doğası gereği, fiili maddi üretim alanının dışındadır. Nasıl ki vahşi insan, ihtiyaçlarını karşılamak, yaşamını sürdürmek ve yeniden üretmek için doğayla boğuşmak zorundaysa, aynı şekilde uygar insan da aynı zorunluluk içerisindedir. Bunu bütün toplumsal biçimlenmelerde ve akla gelen her üretim tarzında yapmak zorundadır. İnsanın gelişmesiyle birlikte istekleri artacağı için, bu fiziksel ihtiyaçlar alanı da genişler. Ama aynı zamanda bu istekleri karşılayan üretici güçler de artar. Bu alanda (maddi üretim alanında - YZ) özgürlük, ancak, doğa ve onun kör güçlerince güdülmek yerine doğayla alışverişi rasyonel biçimde düzenleyen ve doğayı ortak denetimleri altına alan toplumsallaşmış insan, yani birleşmiş üreticiler tarafından gerçekleştirilebilir. Bu, en az enerji harcayarak ve insan doğasına en uygun ve en layık koşullar altında başarılır. Ancak bu, (maddi üretim alanı - YZ) yine de bir zorunluluk âlemi olmaya devam eder. Gerçek özgürlük âlemi, kendi başına bir amaç olarak insan enerjisinin gelişmesi bunun (maddi üretim alanının - YZ) ötesinde başlar. Ama gerçek özgürlük âlemi, ancak söz konusu zorunluluk âlemini taban yaparak gelişebilir.” (K. Marks, Kapital, (İng.), c. 3, s. 820.)
Yukarıdaki alıntıya göre, insan yaşamını sürdürebilmek için komünist toplumda da emek faaliyetinde bulunmak zorundadır. Emek faaliyeti “bütün toplumsal biçimlenmelerde ve akla gelen her üretim tarzında” zorunluluktur. Komünist toplumda bu zorunluluk ortadan kalkmaz.
Komünist toplumda, doğanın dayattığı bir zorunluluk olmaya devam eden emek faaliyetinde değişen şudur: Eskiden insana aykırı koşullarda cereyan eden emek faaliyeti, komünist toplumda insana layık koşullarda cereyan eder. Eskiden doğrudan üreticilerin dışındaki bir iradeye tabi olan emek faaliyeti, komünist toplumda özgürce birleşmiş doğrudan üreticilerin komünal iradesine tabidir. Eskiden doğrudan üretici bireylere ait olmayan emek faaliyeti, komünist toplumda komünal bireylere aittir.
Komünist toplumdaki emek faaliyetinde bu değişikliği sağlayan koşullar şunlardır:
1. Özgürce birleşmiş doğrudan üreticiler üretimin maddi koşullarıyla birleşmişler, böylece üretim faaliyetinin toplumsal karakteri doğrudan fiili gerçeklik olarak vazedilmiştir.
2. Doğrudan üreticiler sıradan emek sarf edici olmanın ötesine geçmişlerdir. Doğrudan üreticiler doğayla alışverişi rasyonel biçimde düzenleme ve doğayı ortak denetimleri altına alma iktidarına kavuşmuş öznelerdir artık.
Komünist toplumda doğrudan üreticilerin yukarıdaki nitelikleri gerçekleştirmiş olmaları sayesinde emek komünal insana geri dönmüştür, yani emek eskiden tabi olduğu yabancı güçlerden özgürleşmiştir.
Komünist toplum özgürlük toplumudur yollu popüler sloganların toptancı, gevşek mesajlarıyla pratiğe ışık tutmak mümkün değildir. Marks’ın teorisinin nüanslarını kavramak için daha analitik ve daha ciddi bir zihinsel gayret gerekir. Komünist toplumda emeğin eskiden tabi olduğu dışsal güçlerden özgürleşmiş olması başka şeydir, komünist toplumda emeğin doğa tarafından insan soyuna dayatılmış bir zorunluluk olmaya devam etmesi başka şeydir.
Marks, komünist toplumu yaratan komünal faaliyeti çözümlerken, “gerçek özgürlük” diye bir ayrım yapar: Komünist toplumda gerçek özgürlük, “zorunluluk ve dünyevi kaygılar tarafından dayatılan emeğin bittiği yerde başlar”. Ancak gerçek özgürlük âlemi, yine de emek faaliyetiyle olan bağını tamamen kopartamaz. “Gerçek özgürlük âlemi, ancak söz konusu zorunluluk âlemini taban yaparak gelişebilir.” Bu anlamda “gerçek özgürlük” de son tahlilde doğanın dayattığı zorunluluğa çapayla bağlıdır.
İnsan emek faaliyeti sayesinde kendisini nesnelleştirir, kendisini insan olarak inşa eder. Ancak sınıflı toplumlarda emek faaliyetinin insana aykırı koşullarda yapılması, emek faaliyetini dışarıdan dayatılan, dışsal bir zorlamayla katlanılan bir eziyet haline getirmiştir. Öyle olduğu için de çalışmamak, “özgürlük ve mutluluk” olarak algılanmıştır.
Komünist toplumda ise emek faaliyeti insana layık koşullarda yapıldığı için emek faaliyetinin insanı insan kılan özü serbestçe tezahür eder. Komünal insan, emek faaliyetinde bulunarak kendi insani-komünal özünü nesnelleştirir, kendi emek ürünlerinde kendi insanlığını teyit eder. Komünal insan, üretim süreci içinde kendisine ait nitelikleri nesnelleştirdikçe, kendi yaratmakta olduğu dünyada kendisini görür. Onun için emek faaliyeti komünist toplumda artık bir zevk haline gelir.
Komünist toplumda emek faaliyetinin bir zevk haline gelmesi, emek faaliyetinin oyun, eğlence haline gelmesi demek değildir. Emek faaliyeti, her zaman ciddi ve yoğun çalışma demektir:
“Emek tarihsel biçimlerinde, yani köle emeği, serf emeği ve ücretli emek biçimlerinde daima itici, daima dışarıdan zorla dayatılmış emek olarak görünür. Bunun karşısında çalışmamak ise ‘özgürlük ve mutluluk’ olarak görünür… Emeği cazip kılacak ve bireyin kendi kendisini realize edeceği hale getirecek öznel ve nesnel koşullar henüz yaratılmamıştır. Bu, Fourier’in … safça ifade ettiği gibi, emeğin sırf oyun, eğlence haline getirilebileceği anlamına asla gelmez. Beste yapmak gibi gerçekten özgür çalışma, aynı zamanda lanet olası bir ciddiyet ve son derece yoğun bir gayret gerektirir.” (K. Marks, Grundrisse, Ağustos 1857 - Mart 1858, (İng.), çev. Martin Nicolaus, Penguin Books, s. 611.)
Marks “emek” tabirini bir de “yabancılaşmış emek” anlamında kullanır, demiştik. Yukarıda, komünist toplum öncesindeki emek ile komünist toplumdaki emeği karşılaştırırken, “eskiden” dediklerimizle aslında “yabancılaşmış emek”i anlattık.
İnsan ile doğa arasındaki alışverişi sağlayan emek faaliyeti, doğrudan üreticiler ile üretimin maddi koşullarının tarihsel süreç içinde birbirinden kopmasıyla partiküler bir hal almıştır. Emek faaliyetinin bu partiküler hali sapkındır, insana aykırıdır, insana yabancıdır. Komünist devrim, doğrudan üreticiler ile üretimin maddi koşullarının yeniden birliğini sağlayarak, emeğin bu sapkın halini ortadan kaldırır. Komünist devrim, genel-evrensel anlamdaki emeği değil, fakat partiküler anlamdaki emeği, yani yabancılaşmış emeği ortadan kaldırır:
“Şimdiye kadarki bütün devrimlerde faaliyet tarzına hiç dokunulmadı. Sorun bu faaliyetin sadece değişik bir dağıtımıydı, emeğin öteki kişiler arasında yeni bir dağıtımıydı. Oysa komünist devrim, daha önceki faaliyet tarzına karşı yönelir, emeği (yabancılaşmış emeği - YZ) ortadan kaldırır.” (K. Marks, F. Engels, “Alman İdeolojisi”, Kasım 1845 - Ağustos 1846, MESY, (İng.), c. 1, s. 40–41.)
Yukarıdaki alıntıda emek tabirinin hangi anlamda kullanıldığını çözmek, alıntıyı doğru yorumlamanın anahtarını verir. Marks’ın metinlerini doğru çözümlemek için, bu tür farklı kullanımları metnin anlam bütünlüğünden destek alarak ayırt etmek gerekir.
Yukardaki alıntıyı, Marks’ın öteki anlatımlarıyla birleştirerek şöyle anlamalıyız: Komünist devrim, “insan ile doğa arasında madde alışverişini sağlamanın zorunlu koşulu” anlamına emeği değil, yani “insanın varoluşuna doğanın dayattığı ebedi koşul” anlamına emeği değil, yani “insanın varoluşunun bütün toplumsal aşamalarında” zorunlu olan emeği değil, fakat doğrudan üreticiler ile üretimin maddi koşullarının birbirinden ayrılığından doğmuş bulunan yabancılaşmış emeği ortadan kaldırır. Komünist devrim, emeği insana dayatan koşulları ortadan kaldırma iktidarında değildir. Komünist devrim, sadece, yabancılaşmış emeği doğuran koşulları ortadan kaldırır.
Yabancılaşmış emek, doğrudan üreticiler ile üretimin maddi koşullarının birliğinin inkâr edilegeldiği tarihsel süreç boyunca ortaya çıkar. Yabancılaşmış emek, bu tarihsel inkâr süreci boyunca gelişegelen işbölümü, özel mülkiyet, mübadele, meta, mübadele değeri, para, faiz, rant, ücretli emek, sermaye gibi çeşitli toplumsal ilişki biçimlerine bürünerek tezahür eder.
Yabancılaşmış emek faaliyeti, dar kapsamıyla, insan - doğa alışverişini sağlayan emek faaliyetinin sapkınlaşmış halidir. İnsan - doğa alışverişini sağlayan emek faaliyetinin sapkınlaşması temelinde insan - insan ilişkileri de sapkınlaşır, yani insanların karşılıklı faaliyetleri insana aykırı bir hal alır. O halde yabancılaşmış emek kavramı, yalnızca insan ile doğa arasındaki alışverişin sapkın halini değil, fakat bu sapkın emek faaliyetinin büründüğü insana aykırı toplumsal ilişki biçimlerini de kapsar. Çünkü, kendisini bir biçim olarak örgütleyemeyen içerik yok hükmündedir. İçerik biçimiyle birlikte vardır.
Komünist devrimin yabancılaşmış emeği ortadan kaldırması, insana yabancılaşmış faaliyeti bütün toplumsal tezahürleriyle birlikte ortadan kaldırması demektir. O halde komünist devrim, mülkiyet, mübadele, meta, mübadele değeri, para, pazar, ücretli emek, sermaye, sivil toplum, devlet gibi bütün yabancılaşmış toplumsal ilişki biçimlerini ortadan kaldırmak durumundadır. Komünist devrim, insan faaliyetinin insana aykırı, insana yabancı, sapkın biçimlerden kurtularak insana geri dönmesidir. Komünist devrim, bu anlamda, insanın kendisine geri dönmesi, insanın insanlaşması demektir.
Emek tabiri çoğu kez “yabancılaşmış emek”, “ücretli emek” anlamına kullanıldığı için, Marks, komünist toplumdaki emeği “özgür faaliyet”, “doğrudan toplumsal faaliyet”, “faaliyetin dopdolu gelişmesi” diye tanımlayarak tefrik etmiştir. Aşağıdaki alıntı, Marks’ın komünist toplumdaki emeğe “faaliyetin dopdolu gelişmesi” dediğine örnektir:
“Sermayenin zenginliğin genel biçimi uğruna durmaksızın uğraşması, emeği doğal darlığının sınırları ötesine sürerek, zengin bireyselliğin (komünist toplumdaki özgür bireyselliğin, toplumsal bireyselliğin - YZ) gelişmesi için gereken maddi unsurları yaratır. Zengin bireysellik, hem üretiminde ve hem de tüketiminde çok yönlüdür, evrenseldir. Zengin bireyselliğin emeği, artık bu nedenle emek (yabancılaşmış emek, ücretli emek - YZ) olarak değil, fakat faaliyetin dopdolu gelişmesi (engin yaratıcılık faaliyeti - YZ) olarak görünür.” (K. Marks, Grundrisse, Ağustos 1857 - Mart 1858, (İng.), çev. Martin Nicolaus, Penguin Books, s. 325.)

2008/03 |