Kemalistlere… / Kemal OKUYAN
Kemalist dönüşümlere “burjuva” sıfatını yakıştırırken küçümseme amacını hiç taşımadık; tarihsel bir gerçekliğe işaret ettik. İşçi sınıfının o dönemki zayıflığına hayıflandık; kurtuluş savaşına katkıya koşan ilk komünist kadroların ikiyüzlüce katledilmesine hep öfkelendik ama Türkiye’nin burjuva devriminin en kritik evresine ve bu evrenin tarihsel değerine sırtımızı hiç dönmedik.
İlerleme fikrine önem veren bizler için kendi coğrafyamızdaki en önemli atılımlardan birisine kayıtsız kalmak söz konusu olamazdı. Köksüz, bu toprakla bağı zayıf bir devrimciliği her zaman reddettik; yurtseverliğimiz siyasal enerjisini anti-emperyalizmden alsa da, aynı zamanda yaşadığımız ve mücadele ettiğimiz zemine, bütün tarihsel kazanımlarıyla sahip çıkma iradesini de yansıtmakta.
Lakin sınıfların tamamen ortadan kaldırıldığı, sömürüsüz bir dünya için mücadele eden komünistlerin kapitalizm koşullarında burjuvaziye ve onun iktidarına karşı nasıl bir konumlanış içinde olacağı da bellidir. Yukarıda sözünü ettiğimiz “tarihsel ilerleme”nin ürünü olan düzen, geliştikçe emekçi halka karşı cesareti ve zalimliği artan bir sermaye sınıfına aittir.
Bu sınıf adına ve bu sınıfın egemenliğinin sürmesi için yapılan her şeye karşı düşmanca bir konumlanış içinde olduğumuzu gizleme gereği duymuyoruz.
Kemalist kadroların tarihsel tercihi kapitalizmdir, bundan başka çareleri olup olmadığını tartışmanın bir anlamı bulunmuyor. Ancak kemalizmin böylesi bir tercihten ibaret olmadığını söylemek zorundayız; tarihsel ilerleme olarak adlandırdığımız büyük dönüşümlerin sınıfsal tercihlere sığmayan boyutları var.
Kemalistlerin (burjuva sınıfına organik bir biçimde bağlanmayanlardan, halk düşmanı/gerici kimliklerini kemalizmin otoritesiyle pekiştirmeyenlerden söz ettiğimiz açıktır) yol ayrımı tam da burada başlamaktadır.
Tarihsel ilerlemeye sırt çevirmek nasıl gericilikse, bugün Türkiye’nin çıkış yolunu 1920’lerde aramanın da o denli gerici bir tutum olduğunu durup durup yinelemeyeceğiz. Bunun bir anlamı bulunmuyor.
Ancak kemalistler arasında kemalizmin sınıfsal temelini önemsemeyen ve onun emperyalizme karşı konumlanışını, laik tutumunu veri alan ciddi bir toplamın olduğunu kabul etmemiz gerekiyor. Yol ayrımı onlarındır; cumhuriyet fikrinin, bağımsızlıkçığının, aydınlanmacılığın kapitalizmle bağdaşmadığını kabul etmek durumundalar.
Kabul etmek durumundasınız.
Bugün bağımsız, laik ya da seküler bir ülke için sermaye sınıfının tahakkümünün ortadan kaldırılması gerekiyor.
Biz sınıfsız sömürüsüz bir toplum istiyoruz, bu topluma giden yolda emperyalizm ve kapitalizm önümüzde bir engel. Devrim, kapitalizm ve emperyalizmle hesaplaşmasıyla birlikte sosyalist bir iktidar ortaya çıkaracak ve Türkiye aynı zamanda egemen, bağımsız ve aydınlık bir ülke olacak.
Sosyalizmi benimsemek zorunda değilsiniz, hedef ve yöntemlerimizi benimsemek zorunda hiç değilsiniz ama uzun süre Türkiye’nin ilericilerine, devrimcilerine dönük faşizan uygulamaların aktörlerinden biri olan ve ismini zikretmek gerekmeyen hukukçunun “kapitalizmin Türkiye’yi bu noktaya getireceği belliydi” itirafında yatan gerçeği kabullenmek zorundasınız.
Ya burjuvazinin, emperyalistlerin suç ortaklığı ya Türkiye’nin emekçi sınıflarının dostluğu…
Yol ayrımı budur ve bu yol ayrımında kemalizme kimin hangi anlamı yüklediğinin bir anlamı kalmamıştır.
Eğer bağımsız bir Türkiye, laik bir Türkiye gerçekten önemliyse, ulusal egemenlik hâlâ bir değer taşıyorsa, bölünmekten gerçekten kaygı duyuluyorsa… O halde anti-komünizmle hesaplaşılacak, CHP ve bütün burjuva kurumlardan tarihsel bir kopuş gerçekleştirilecek ve Kürt düşmanlığından vazgeçilecek!
Yok, “bizi sınıf mınıf ilgilendirmez, aslolan Türk milliyetçiliğidir” demekte ısrar edecek ve üç ayda bir Anıtkabir’de buluşmakla yetinecekseniz, 1920’lerden sahip çıkılacakları alıp geriye bir şey bırakmayacağımızdan emin olabilirsiniz. Halk düşmanlığı, zalimce bir burjuva diktatörlük, Amerikancılık, faşizm, çetelerden başka…

2008/03 |