Ordu Ortak İstemez!… 12 Mart Darbesi Ve Günümüze İzdüşümleri / Kemal GÜRLEYEN
“Bir ülkede darbe yapılacağını önceden öğrenmenin yolu, CIA kökenli gazetecilerin yazılarını okumaktan ve kavramaktan geçer…” K.G.Dış Koşullar
İki kutuplu soğuk savaş dönemini ve ABD’nin, SSCB’ni çevreleyen ülkeler üzerindeki patronaj konumunu yazı çerçevesi içerisinde az da olsa irdelemeden,12 MART askeri darbesinin neden ve sonuç ilişkisini bütünüyle kavramak olanaksızdır.
60’lı ve 70’li yıllar iki süper gücün, SSCB ile ABD’nin… Özellikle Kuzey Yarı Küreyi, Varşova Paktı ve NATO üyeleri diye ikiye bölüp açıktan ya da el altından yönettiği yıllardı… Vietnam da başı belaya girmiş ABD… Ortadoğu ve Akdeniz’e kıyısı olan İslami devletleri Sovyet etki alanının dışında tutmak için kıyasıya bir mücadele içine girmişti.
ABD’nin bu mücadelesinin CIA eksenli parametrelerine baktığımız zaman, kontrolü dışına çıkma olasılığı gördüğü ülkelere uyguladığı örtülü operasyonların ne denli dehşetengiz olduğu çok açık görülmektedir:
Örneğin bir ülkede iş yapan ABD şirketlerinin, iktidarda bulunan yerel hükümetlerin ekonomik uygulamalarından çıkarları bozulursa… Ya da solcu veya sol tandanslı bir parti demokratik seçimlerle iktidara gelirse, devreye derhal CIA’nin kirli yöntemleri girerdi… Sağ ve faşizan partilere dolar akıtılırdı… Medya satın alınırdı… Kamuoyunca tanınan sol kimlikli sendikacılara, siyasetçilere, yazarlara, aydınlara rüşvet, haraç seks içerikli şantaj tuzakları kurulurdu… Daha yetmezse sağcı faşist ölüm çeteleri oluşturulurdu…
Ülke bir güvensizlik ve kaos ortamına sürükletilerek sağcı askeri darbelere zemin hazırlanır ve seçimle gelen yönetimler ”cebir ve zorla” gönderilirdi… Sonuçta askeri diktatörlükler işbaşına gelir ve o güne değin elde edilmiş tüm demokratik kazanımlar ve insan hakları kaybedilirdi…
O yıllarda Türkiye, ABD’nin ”Yeşil Kuşak Teorisi” kapsamında, SSCB’yi çevreleyen ülkelerin başında geliyordu ve NATO’nun da ileri bir karakoluydu… Ancak 1965’lerden sonra ivmesini giderek artıran sosyal ve düşünsel gelişmelerin ‘’sol” a açık olması, ABD yi oldukça korkutmaya başlamıştı. Sol bir yönetimin Türkiye’de iktidara gelmesinin çevre ülkelerinde yaratacağı rol modelin her ne suretle olursa olsun önü kesilmeliydi…
Böylece dönemin ABD Dış İşleri Bakanı Kissinger’in ”Domino Teorisi” uyarınca, klasik CIA şablonunun Türkiye düğmesine basılmasının da önü açılmış oluyordu…
Üstelik Küba, Vietnam gibi sorunlara, Avrupa’nın merkezlerinde yükselen gençlik radikalizmi ve toplumsal şiddet de eklenince emperyalist-kapitalist sistemdeki tedirginlik ve korku da iyice su yüzüne çıkmıştı
İç Koşullar
Ekonomik Durum: 27 MAYIS 1960 Devriminden 5 yıl sonra yapılan 65 seçimlerinde, sivil kararlılık olgunlaşma dönemine girmiş ve ABD’nin mutemet adamı Demirel’in liderliğinde AP çoğunlukla iktidara gelmişti…
DPT’nin 5 yıllık kalkınma planlarına paralel olarak % 7’lik büyüme hızı yakalanarak 65 – 71 arasında enflasyon % 5 in aşağısına çekiliyor ve bütçe yılsonu hesaplarında hep denk olarak bağlanıyordu… Kalkınma hızı ve etkin ekonomik politikalar rayında gidiyordu…
Ancak bu noktada, Demirel’in hem ABD açısından hem de sanayii burjuvazisi açısından affedilmeyen iki büyük hatasından söz etmeden, konunun ekonomik boyutunu ve bunun olumsuz yansımalarını tam vermiş olamayız:
1- Başta İskenderun Demir Çelik Fabrikaları olmak üzere 3 büyük sanayii tesisinin SSCB’ne yaptırılması… Ve buna ek olarak ABD U2 casus uçaklarının Türkiye üzerinden uçuşlarının yasaklanması…Ve de Sovyet lideri Kruşçev’le geliştirilen karşılıklı iyi ilişkiler…
2- AP’ nin ticaret ve taşra burjuvazisini sanayii burjuvazisine doğru geliştirme ekonomi politiği ve çalışanlarla köylülerin artan taleplerini karşılamadaki kimi uygulamalarının büyük sanayii burjuvazisini öfkelendirmesi…
Çevre ülkelerin kontrol altında tutulmasına ve gelişmelerinin bile belli çerçeve içinde kalmasına son derece önem veren kapitalist - emperyalist bloğun, bu endişe verici dönemde, Türkiye’nin ellerinden sabun gibi kayabileceğinin tedirginliğine düştüğünü söylemek abartı sayılmamalıdır…
Sosyal Durum:
61 Anayasasının getirdiği sosyal haklar ve özgürlükler, özellikle 65 seçimlerinden sonraki dönemde, örgütlülüğü pekişen(DİSK) emekçi kesimlerin ekonomik, demokratik taleplerinin yükselişine ve bu istemlerin alanlara yansımasına neden oldu… Örneğin,15–16 HAZİRAN 1970 olayları kan, şiddet ve ancak sıkıyönetim ilanıyla bastırılabildi…
1965 seçimlerinde ilk kez parlamentoya 15 kişilik bir sol parti girdi…69 seçimlerine değin çok etkin bir muhalefet ve kamuoyunu aydınlatıcı görev yapan bu parti TİP idi…
Aynı süreç içerisinde DEV-GENÇ, DDKD gibi gençlik oluşumları ile yasadışı THKP… THKP-C gibi örgütler de etkinliklerini artırmaya başladılar…
Doğan Avcıoğlu’nun YÖN Dergisi ve bu dergi çevresinde biriken Kemalist-sol aydınların etkili yazıları ve TSK’nin ilerici unsurlarıyla ilişkileri de, bir yandan gittikçe ivme kazanıyor… Bürokrasi+Ordu+ Aydınlar arasında gizli ittifaklar oluşturuluyordu…
Bütün bu sol oluşumlar senkronize halde, ABD karşıtlığını çok yaygın bir politik zemine oturtmayı başardılar. Ancak bu sosyolojik olayları ve oluşumları dikkatle izleyen CIA ve başındaki Fuat Paşa’lı MİT de, kendi operasyon zeminini ve kişilerini de belirlemeye ve görevlendirmeye başlamıştı…
1970 Yılının ikinci yarısında, iktidarın yönetimde, denetimde ve 61 Anayasasını çalışanlar aleyhine değiştirmekteki beceriksizliği, sanayii ve finans burjuvazisini… Çok yaygınlaşmış ABD karşıtlığı ve bir sol hareketin yönetime geçme olasılığı ise, ABD yönetimini… TSK içinde ittifak oluşturma aşamasına getirdi böylece…
Ve Darbe…
1969 seçimlerinden 256 milletvekili çıkararak parlamentoda sayısal çoğunluğunu pekiştiren AP ve lideri Demirel’i çok zorlu bir 15 ay bekliyordu… TİP’in üyeliği ise 2 ye düşmüştü… CHP 143 üyeye sahipti… Alpaslan Türkeş’in ve partisinin esamesi okunmuyordu… Ama sokaklar…
Parlamentonun dinleyiciler bölümünü dolduranların bile ”Hırsız Demirel” diye tempo tuttuğu günlerde, ODTÜ de ABD Büyükelçisinin makam otomobili yakılıyor… İşçiler, sendikalar ve ilerici gençlik ayakta… Anarşik eylemler birbiri ardına patlamakta… Deniz Gezmiş ve arkadaşlarının… Mahir Çayan ve örgütünün banka soymaktan adam kaçırmaya değin eylemleri kamuoyunu derinden etkilemekte ve artık herkes bir şeylerin olabileceğini düşünmeye başlamaktadır…”Yürümekle yollar aşınmaz” diyen Demirel’in bu sözlerden pişman olduğu günler gelip çatmıştır…
Ve 12 MART 1971 öğle ajansında TSK’nin hükümete verdiği muhtıra okunur…3 maddelik muhtıra da vurgulanan hususlar özetle şöyledir: ”Parlamento ve hükümet süregelen tutum ve davranışlarıyla memleketi anarşiye ve sosyal ekonomik zorluklara sokmuştur… Anayasanın öngördüğü reformları başaramamış, TC’nin geleceğini tehlikeye düşürmüştür… TSK, mevcut durumun partiler üstü anlayışla ele alınarak, meclislerce oluşturulacak yeni bir hükümetle bu durumdan çıkılmasını arzu etmektedir… Aksi takdirde idareyi ele alacaktır…”
13 MART’ ta da Demirel Hükümeti istifa edecek ve 15 gün sonra Anayasa Hukuku Profesörü Nihat Erim Başkanlığında bir 12 MART Hükümeti kurulacaktır…
Gn.Kur.Bşk.nı Tağmaç’ın ‘’sosyal gelişmeler,ekonomik gelişmeyi aştı” saptamasını…”61 Anayasası topluma bol geliyor” saptamasıyla bir bakıma doğrulayan Nihat Erim’in öncelikli işleri… 61 Anayasasını geriye götüren değişiklikleri gerçekleştirmek, sıkıyönetim ilan etmek ve ünlü aydın kıyımını simgeleyen ”balyoz” harekâtını devreye sokmak oldu…
Balyoz harekâtında Türkiye’nin tanınmış Atatürkçü, sol, devrimci 200 aydını tutuklanarak ağır hakaretlere ve işkencelere uğratıldı… Binlerce insana ‘’solcu” damgası(!) vurularak tutuklamalar ve işkenceler uygulandı…Silahlı yasa dışı sol örgütlerin adam kaçırma ve öldürme eylemlerine misilleme olarak yapılan bu uygulamalar hükümette ve parlamentoda çatlamalara neden oldu…
Darbeden sonra ki bir yıl içinde Deniz Gezmiş ve arkadaşları idam edildiler…Mahir Çayan ve arkadaşları ile diğer örgüt üyeleri ise güvenlik güçleri ile girdikleri silahlı çatışmalarda öldürüldüler….
Yaklaşık 3 yıl süren 12 MART dönemi, 1973 seçimlerinin yapılmasıyla fiili olarak sona ermekle birlikte, aynı zamanda 12 EYLÜL askeri darbesinin yol taşlarını döşemesiyle de, Türk aydınlarının belleğindeki yerini aldı… Bu ara rejimden sonra hem TSK’nin hem de aydınların ve sol çevrelerin deneyim kazandıklarını söyleyebiliriz…
Sonuç
Neden-sonuç ilişkileri açısından 12 MART Darbesinin geniş bir analizi yapıldığında, kanımca şu satır başlarının kuvvetlice altının çizilmesi gerekli hale geliyor;
1- TSK içinde ilerici Kemalist ve sol tandanslı bir grup, aynı niteliklere sahip sivil aydınlarla ittifak içine girmişlerdi… Bu oluşumun planladığı darbe 9 MART ta yapılacaktı… Ancak darbenin başına geçmesi planlanan KKK’nı ile HKK’nı son virajda yan çizerek darbenin sağa kaymasına neden oldular…
2- 12 MART Darbesine gelen süreç Jakoben aydın tavrından beslenmiştir… Bürokrasi+Ordu+Aydın üçlemesi ve ittifakı, sol tandanslı bir devrimin gerçekleşmesinde sınıfsal temeller yoksa başarısızlığın nedeni ve hatta kazanılmış haklarında kaybedicileri haline gelmektedir…
3- 9 MART girişiminin başarısızlığı, bu üçlemenin Türkiye’nin coğrafi konumunu ve laik rejimini dikkate almadıklarını göstermektedir…
Ortadoğu tipi Nasır’cı ve Baasçı rejimlerin ordu ağırlıklı darbeleri, emperyalizmin uzun süreli tahammülüne çıkarı gereği cevap verirken, NATO ve Avrupa bağlantıları Türkiye’nin bu model de kalmasına olanak tanımamaktadır…
4- 12 MART darbesi ordu içerisindeki bir kanadın diğer bir kanadı tasfiyesinde de bir araç olarak kullanılmıştır…
5- Kimlerden gelirse gelsin, merkeziyetçiliği ve devletçiliği esas alan kesimlerin darbe girişimlerine kapitalist dünya ve yerli işbirlikçileri izin vermemektedir…
6- Genel anlamda 12 MART, 61 Anayasasına karşı hâkim sınıfların ve sol açılımı engellemek isteyen kapitalist bloğun kotardığı bir darbedir…
7- Ve 12 MART; TSK’ nın kendi dışında, kendisine yakın da bulsa… Ki bu kesimler ”Kemalist ve Orducu” da olsalar, onlarla fiili ittifak içine girmeyeceklerini ve onları darbelerinin ortağı yapmayacaklarının kesin ve ilk kanıtıdır… Ayrıca Kemalist ve sol görüşlü aydınların da devletle bağlarının koparıldığı ilk darbe niteliğindedir 12 MART…
Son varsayımlarımın bugünleri de kapsadığına inanıyorum..

2008/03 |