Üniversite, Türban, İnanç / İzge GÜNAL
Bültenin Ocak sayısında, “türbanın temeli piyasa ekonomisi ve dışa bağımlılıktır. Türban ancak üniversitenin daha fazla özelleştirilmesi ve daha fazla bağımlı hale getirilmesini isteyenlerin işine yarar. Bu temelleri ortadan kaldırdığınızda gerçekten basit bir örtünme sorunu halini alır” demiştik. Bu diyalektik bağlantıyı bir ay içerisinde açık bir biçimde izledik: önce yeni YÖK başkanı eğitimin paralı olması ve iş güvencesi olmaması konusunda arka arkaya demeçler verdi, sonra bayrağı liberal aydınlar (!) devralıp “paralı üniversitenin aslında çok da kötü bir şey olmadığını hatta bunun sosyal adaletin bir gereği olduğu” tarzında bir söylemle YÖK başkanının sözlerini rasyonalize etmeye çalıştılar. Buraya kadar her şey alıştığımız, beklediğimiz gibiydi; herkes senaryodaki rolünü oynamıştı. Senaryoya uymayan hesaplanamayan tek nokta ise kamuoyonun bunu benimsememesiydi.
Gerçekten de üniversitenin paralı olması üniversite kadar, hatta üniversiteden daha fazla üniversite dışını ilgilendirmektedir; AKP’ye oy verenler bile buna evet diyememektedir. İşte tam da bu noktada türban yeniden gündeme getirildi ve paralı üniversite tartışmalarının üstü örtüldü.Türkiye’de üniversite tarihi, bir anlamda devletin üniversiteye müdahale tarihidir de. 1933, 1946, 1960, 1970’de devlet üniversiteye müdahale etmiş, tasfiye listeleri hazırlamış, daha sonra da uzak durmuştur. 1980 askeri darbesi ve YÖK’ün kuruluşu ise bir dönüm noktasıdır: Burjuvazi ilk kez üniversiteyi bir mücadele alanı olarak kabul etmiş, daha doğrusu mücadele alanı olduğunun farkına varmış ve burada kalıcı ve örgütlü olması gerektiğini düşünmüştür. İşte bu örgütün ismi YÖK’tür. YÖK’ün temel misyonu kısaca üniversiteleri ve bilimi piyasalaştırmak, daha doğrusu piyasalaştırarak içini boşaltmak olarak özetlenebilir. Bunu sağlamak için önce üniversiteye saldırmış, 1402 sayılı yasayla ilerici unsurları üniversiteden uzaklaştırmış, sonrasında tarikat örgütlenmeleri, türban, mescitler gibi araçlarla özgür düşünceyi bastırmaya çalışmış ve üniversite operasyonuna devam etmiştir. Olağan koşullarda elbette burjuvazinin türban gibisinden bir isteği yoktur; hatta tarihsel gelişimi açısından türbana karşıdır bile ama türban aynı zamanda piyasa üniversitesini kabul ettirebilmesi için elindeki en etkin araçtır.
Bilimin üretildiği kurum olarak üniversitede inanca yer yoktur. Bilim sözcüğünün zıt anlamı inançtır. Bilimde araştırma vardır, inançta dogma. Bilim sorgular, inanç itaat eder. Bilim ilerler, inanç durağandır. İşte bu yüzden kişi üniversiteye girerken inancını dışarıda bırakmalıdır. Toplumsal yaşamın bütün alanlarında türban olsa bile, saydığım nedenlerle üniversitede olamaz. Üniversitede türbana karşı çıkarken “bugün üniversitede türban serbest olursa, yarın liselerde de serbest olur” noktasından değil, “türban lisede serbest olsa bile üniversitede olamaz” diyerek karşı çıkmak, daha yaygınlaşmasından korkulduğu için değil, üniversitede olamayacağı için karşı çıkmak, sınırı burada çizmek gerekir. Özgün üniversite tavrı budur.
Üniversite konseyleri derneği bülteni; Şubat 2008; sayı: 2

2008/03 |