Ben Aşık Olmak İstiyorum / Umut DENİZ
” Ben aşık olmak istiyorum “Diyerek geziniyordu, odanın içinde bir o tarafa bu tarafa, küçük gözlerindeki siyah noktanın içinde büyümüş bir Dünya, tavana bakıyordu. Sanki oturanlar hiç umurunda değilmiş gibi…
—Yeter be Deniz! Başımız döndü senin gidiş gelişlerinden, otur artık bir yere…
Gözlerindeki gülümsemeyi kaybettirmeden, yüzüne tatlı bir tebessüm ekleyerek; ” ben aşık olmak istiyorum Suat.. ”
— Olmak istiyorsan olursun, kafam döndü ya!
Suat’ın tepkisine diğer oturanlardan da tepki geliyordu… Sanki birinin cesaretinden alacakları payın söylem aceleciliğin de toplu şekilde bir tepki, çok sesli bir koronun tekrarı gibi yankılanıyordu odanın içinde;
” Otur artık Deniz.”
Başını sanki herhangi bir şeye eğilip de bakacakmış gibi eğerek gülümsedi, kırıklığını belli eden ama umursamayan bir dudak kıvrımıyla, odanın kapısını açarak: ” Rahatsız ettiğim için özür dilerim” diyerek, boşluktaki merdivenlere yöneldi…
Suat:
- İyi çocuk ama çok rahatsız ediyor be, tüm dikkatini dağıtıyor
insanın…
— Hap kullanıyor çocuk ne yapsın o da hareketlilik yapıyor, bu onun suçu değil ki, bu kadar üzerine gitmek yanlış bir şey…
— Gitsin evinde yapsın bunu, ya da sokağa çıksın, şart mı burası?
— Belki değil, belki de şart; o kendine yakın duranlar insanların içinde daha rahat hissediyor kendini, bir insanı nedenlerini sorgulamadan yargılar gibi hüküm verdiğiniz zaman, sıradan insanlardan bir farkınız kalmaz.
Oturan bayanlardan biri öfkeyle:
— Olur, onlar gibileri dolduralım buraya, biz başka yere gideriz.
— Buraya gay’ını, homoseksüel’ini ya da eşcinselini almak sorun yaratmıyor da, ruh sağlığı sözde bozuk olan insanların varlığı mı sorun yaratıyor. Çeşitlilikten bahsederken ayrıcalıklı bir çeşitlilikten mi bahsedeceğiz yoksa tamamını kapsayan bir çeşitlilikten mi? ki; çoğaldıklarını düşünelim: ne gibi bir sorun yaratacak, varlığınızda tehdit unsuru mu oluşturacak, böyle bir şey olmaz ama bu yapıda insanları sosyal hayata kazandırmak da bizim asli görevlerimizden biri…
— Bırak ya tamam! nutuk çekmenin bir anlamı yok, gitti işte…
Kin gütme diye bir derdi olmazdı Deniz’in, sıcak bir yerde kendini anlayan
insanların çok olduğu düşüncesiyle hareket eder. Bazen: ” Ben âşık olmak istiyorum” diye günlerce tekrarını yapar sonrada başka bir vurgunun günlerce yapılacak tekrarına geçerdi. “Ben mi yakışıklıyım, sen mi? ” diye sorardı. Neden sorduğunu bilmeseniz de “hep onun yakışıklı olduğunu” söyleyerek, munis gülüşünün gözlerine vuran parlaklığını
görürdünüz…
İnsanın durup dururken; neden bozulurdu ki ruh sağlığı…
İsviçre’de çalışan amcasının arkadaşlarıyla inatlaşması sonucunda köyünden ayrılıp oraya giderken, sevdiğini geride bırakmanın sıkıntısı bassa da yüreğini, ” Beni bekle Seda, mutlaka dönüp, seninle evleneceğim. ” diye hem kendine hem de sevdiğine söz vererek yolu tutmuştu…
Her çıkılan yolda bilinmezlik egemendir. Oysaki adımınızı attığınız an; ardınızda kalandan uzak olduğunuz zamandır…
Uzak olduklarınız da merakların, özlemlerin ve tutkuların, korkular ve
sancılarla eşleştiği bir zamanı harmanlar, bir yol öyküsünde akıp giden düşlerinizi yakalamaya çalışırsınız… Gökyüzünde bulutların içinde bıraktığınız düşlerde, birazdan çıkacak mavi bir aydınlığın umarını yakalar, sevinçler saklarsınız yüreğinizin bir
yerlerine…
Beyninizin salgıladığı sevinç telaşesinden, birazdan dönüşmeye başlayan tedirginliği atmaya çalışır, güzel beklentilere salarsınız düşlerinizi…
Her şey güzel gidiyordu, kaçak işçi olarak çalıştığı cafenin haricinde, uyuşturucu bağımlılarının tedavi olduğu bir merkezde gönüllü çalışma yapıyor, kaldığı örgüt evinde de sevilen biri olarak alıyordu yerini…
Saatlerce mektuplar yazıyordu sevdiğine, yüreğinden gelen en güzel tümceleri imbikten süzer gibi eleyerek yazıyor ve sonra en güvendiği komşularının oğulları Köksal’a gönderiyordu…
Köydeki evleri yan yanaydı ama aileleri konuşmazdı, umursamazdı. Gündüzleri Köksal’ların evinin damına çıkarak gözetlerlerdi çeşmeyi…
— Bak şu kız var ya! Şu güğümünü dolduran, sürekli sana bakıyor, galiba seviyor seni, derdi.
Sahiden bakışlarını yakalamış, buluşur olmuşlardı kuytuluklarda…
Biliyordu onun vereceğini mektupları…
Bir akşam, cafenin sahibi Christine:
— Deniz: yanına bir kız alacağım yardımcı olarak, uyuşturucu tedavisi görüyormuş bir yıldır, sen yardımcı olur musun?
— Olurum tabii, dedi
Örgüt evi dışında restaurantın üst katında kendine ait bir oda’da kalıyordu ve bütün gününü kız ve örgütün içindeki arkadaşlarıyla geçiriyor ve mektuplar yazıyordu Seda’ya…
Gönüllü olarak çalıştığı vakfın deneyimleriyle birlikte sıcak bir ilişki yakalamıştı Angelia’yla…
Bir hafta sonu tatilinde amcasına gitmek geldi içinden, Angelia ve örgüt’den zaman bulup da gidememiş; uzun zaman olmuştu…
Otobüse binmek için durağa yürürken dona kaldı karşısında iki insan vardı, Biri Seda diğeri Köksal…
Öylece bakıyordu, gözlerini sildi yanlış mı görüyorum? Diye ” yok etli canlı onlardı,” Üstelik ” ne haber” diyerek sarılıyordu Deniz’e ” Sen sen ne zaman geldin buraya? ” diye bildi şaşkın gözleri Seda’nın üstünde…
Hadi o gelmişti! ” Seda ne arıyordu yanında? ”
— Dayım çağırdı bize davetiye gönderdi geldik biz de
— Biz derken
— Seda ve ben işte, evlendik biz…
Evlendik biz, evlendik biz, evlendik biz…
Bir şey söyleyemeden uzaklaştı yanlarından, kızın yüzü kıpkırmızı, bakamadan yüzüne…
Deliler gibi dolaştı sokaklarda gün boyu, evi amcasını unutarak, “evlendik biz” dizeleri usunda…
Sabaha karşı çaldı amcasının kapısını, şaşkın bakışlarında “sadece uyumak “istiyorum diyerek kaldığı odaya gitti… Yatağın üzerinde otururken bir flaş patladı beyninde yüksek voltajlı, sürekli çakıyordu, duvarlara vuruyor, yüzüne yansıyor, yıldırım düşmüş bir oda görüntüsünde her yer aydınlanıyordu…
Başını ellerinin arasına aldı, yastığı da dizlerine, başını yastığa gömdü ama yine patlıyordu flaşlar sürekli üst üste…
Çılgın gibi bağırmaya başladı…
Herkes uyanmıştı, apar topar bir hastaneye götürüp, sakinleştirici yapıldıktan sonra susabildi…
” amca; Seda evlenmiş” diyor ardından da bir çığlık..
Amcası ne olduğunun farkında olmadan “kız mı yok sana yeğenim, dert etme “diye teselliye çalışıyordu…
Kendini tamamıyla Angelia’ya vermiş bütün gününü onunla geçirir olmuştu. Onun yanında mutlu olmasa bile unutuyordu, bir anlığına dahi olsa Seda’yı ama farkında olmadan elleri titremeye başlamıştı…
Olur olmaz zamanlarda panik ataklar geliyor, sürekli hareket etmek istiyordu…
Örgüttekiler de farkına varmıştı Deniz’deki gelişmenin…
Başına gelenleri anlatınca ” Sen kaçaksın, normal bir kuruma gidersen kapı dışarı ederler, bizim bir arkadaşın doktor tanıdığı var, bu tür depresif hastalıklara karşıda araştırmacı bir yapısı var, seni ona götürelim. ” diyerek götürmüşlerdi…
Doktor: ” üç gün burada kalacaksın ” diyerek laboratuar benzeri bir ev de, bazı ilaçlar veriyor ve ” bunun sonunda iyi olacaksın ” diyordu…
Lakin daha da kötülemişti, sürekli uyku halleri, halsizlik, bitkinlik, beyninin içindeki karıncalanmalar, halüsülasyonlar…
Amcasını çağırıp bir hastaneye götürmesi için teslim ettiler…
İlk şoku yediği zaman kendisi değildi artık

2008/04 |