İbrahim Kaypakkaya / Serda PEKCAN
Yere düşmedi ki serin yoldaşım
Dağlarda mahpusta ismin var senin
Ağa, aşireti korku sarsa da 
Dağlarda mahpusta ismi var seninO bir devrimcidir açılmış sancak
Kızıl bayarak diker yalnız o ancak
Bilirim ki bu meşale yanacak
Dağlarda mahpusta ismin var senin
Geceler uyandı onun sesinde
Köylüler birlikti komitesinde
Ülkemin, dünyanın ta ötesinde
Dağlarda mahpusta ismin var senin
Sosyalizm tohumu ektiğin şehir
Yeşerecek dağlar akacak nehir
Davanın uğruna düşmüştün zahir
Dağlarda mahpusta ismin var senin
Sırını vermedin cani itlere
Kızıl bayrak açtın hürriyetlere
Boyun eğemezdin aklı kıtlara
Dağlarda mahpusta ismin var senin
Yusuf’um Munzur’da dumanın tüter
Ateşi sönmüyor ağalar beter
Halk bir gün gelirse isyanlar eder
Dağlarda mahpusta ismin var senin
Yusuf Ter
Sönmeyen Bir MeşaleDoğum Yeri: Türkiye Proletaryasını N Bağrı
Doğum Tarihi: 24 Nisan 1972
Ölümsüz Bir Önder Olarak Hala Aramızda!
Biyografi derken genelde İBRAHİM Kaypakkaya’nın Çorum’da 1948’de doğdu fakat kimlikte 1949 olduğu, ölümü ise 16–17 Mayıs olduğu fakat 18 Mayıs 1973 bilindiği yazılır. Biz daha farklı ele alıyoruz. Zihnimize yansıyan İbo aslında gerçeğin kırılmış bir yansımasıdır. Gördüğümüz şey yamuktur. Bu yamuk yansımanın sonucu ülkemizde onu hep basit bir köylü kuyrukçusu, maceracı, sempatik bir karakterle anılmıştır. O işkencede direnenlerin azizi mertebesine eriştirilmiştir. O bu maceracılığı ile de işkenceci cellatlarca susturulmuştur.
HAYIR! O ARAMIZDA! Mahir, Deniz, Yusuf, Hüseyin gibi yaşıyor.
İbrahim aslında pek anlatılmayan yanıyla İbrahim oldu.
Hasanoğlan Öğretmen okulunu yatılı olarak okudu. Çapa Yüksek Öğretmen Okulunu kazandı ve İstanbul’a geldi. 1966–67 öğrenim döneminde sol düşünce öğrenci gençlik içinde, belli bazı sıçramalar dışında genellikle uysal dalgalar halinde yaygınlaşıyordu. 1967–68 öğretim yılı daha hareketli bir yıl olmuştu. İbrahim Fikir kulüpleri Federasyonuna bağlı olarak Çapa Yüksek Öğretmen Okulu Fikir Kulübü’nü kurdu. Başkanlığına da kendisi seçildi. Örgütlenme çalışması yaparken okuldan idare tarafından bir ay uzaklaştırma verildi. Çeşitli dergilerde(Forum, Ant, Türk Solu, Aydınlık, Sosyalist)yazılar yazıyordu.1968–69 öğretim yılı yoğun olaylarla başladı. Gerek sol düşünce içindeki farklı çizgilerin tartışılması, gerek üniversitelerde, boyutları gittikçe büyüyen demokratik mücadele açısından bu dönemin gerilimi oldukça yükselmişti. Gençlik eylemlerinde ilk şehitler veriliyor, Faşizm günbegün yeni yöntemlerle azgınlaşıyordu. İbo, 6.Filo ve kanlı Pazar gibi olaylarda önde yürüyen devrimcilerden biri olduğu gibi o dönemde fabrikalarda ve köylerde çalışan sayılı devrimcilerden biriydi. Trakya-Değirmen köy’ün yoksul köylüleri ayaklanmış ve köylünün yanında olan İbrahim ve Cihan Alptekin vardır direnişlerine destek verirler. Sosyal ekonomik huzursuzluk, siyasal demokratik kitle hareketine dönüştü ve kitlelerin yükselen mücadelesi 15–16 Haziran’da sokakta şekillendi.1971 başlarında Çorum’da bulunan İbrahim burada ‘’Çorum İlinde Sınıflar Tahlili’’adında bir inceleme hazırladı. Sıkıyönetimin gelmesiyle Malatya’ya geçti. Kürecik Bölge Raporunu hazırladı. Devrimci faaliyetlerine hız veriyor, Adıyaman, Siverek, Antep, Dersimde örgütlenme faaliyetleri yapıyordu. TiiKP ile aralarında oluşan görüş ayrılıklarından dolayı TİİKP’ten ayrılma kararı verirler, görüşmeler çok sert tartışmalara dönüşür. Tartışmalar sonucunda TİİKP’ten
Kemalizm Tahlili
İbrahim, Kemalizm’i emperyalizmin işbirlikçi uşağı olarak gördü. Bu yanıyla da dönemin diğer devrimci hareket ve liderlerinden keskin sınırlarla ayrıştı. Ve bu yaklaşımı onu mahirlerden denizlerden keskin bir sınırla ayırdı. Anti-emperyalizm kavrayışında ki belirgin farklılık sonucu o emperyalizmin yerli uşağı olarak gördü.. İbrahim Kemalizm’i ve o çizgideki güçleri faşist gördüğü için arasına keskin bir çizgi çizdi ve dönemin devrimci hareketinin üzerindeki Kemalist etki, orduya güven, 1961 darbesini selamlayan ve mahkemelerde kendilerini anayasanın savunucusu olarak sunan devrimci çizgiyle keskin ayrımı esaret sürecine de yansıdı. Özgürleştiği andan itibaren eline tekrar silahını alacağını ve devrimci faaliyetlere devam edeceğini vurguladı. Ülke tahlilini yaparken ülkenin yarı bağımsız, yarı sömürge, yarı feodal olduğunu ve göbekten ABD/AB’ye bağlı olduğunu vurguladı.
İbrahim’in bu netliği onun sistemle en net sınırını çizmekteydi. Ve sistemle arasındaki tüm bağları koparan nokta oldu.
Milli Mesele
İbrahim ilk defa ulusal sorunda ulusların kendi kaderini tayin hakkını Marksist düzlemde Türkiye’ye uyarlayan önder oldu. Cumhuriyet kuruldu kurulalı süregelen milli baskı ve eritme politikasına net bir tavır koydu. Ayrılık hakkını destekledi birleşik mücadeleyi örgütlemeye çalıştı. İlk kez ülkemizde, Kemalist yaklaşımın dışında Kürt ulusal meselesi ele alınmıştır. İbrahim ayrıca Kürdistan’da hem ulusal hem de sınıfsal baskı yaşanmaktadır tespiti ile mücadelesine esas olarak ulusal sorun altında ezilen, çifte baskıya maruz kalan Kürt emekçilerini temel aldı.
Dabk şubat kararları
Bu belgede tiikp in program örgütsel ideolojik siyasi askeri hattı ele alınmış ve iç muhalefeti geliştirme açından tiikp içindeyken yayınlanmıştır. Tiikp in revizyonist karakteri deşifre edilmiştir. Nasıl bir örgütlenme, kitle, ulusal sorun, askeri meseleler, devrimin karakteri kadro politikası vs konularında nasıl bir komünist parti ve ideolojik politik askeri hat sorusunu cevaplamaya başlamıştır.
Tiikp program taslağı eleştirisi
Bu metinde şafak revizyonizmi olarak adlandırdığı tiikp ile kp programı üzerine yürüttüğü polemikler kendi kurduğu tkp/ml nin de programatik hattına netlik kazandırmıştır.
Kürecik bölge raporu
Bu raporda kürecik faaliyet alanında sosyo-ekonomik yapı analizi yapmıştır.
Faaliyet gösterdiğimiz bölgenin belli başlı ekonomik, toplumsal ve siyasi özellikleri şunlardır:
1) Bölgede ticari kapitalizm, özellikle son yıllarda hızlı bir gelişme göstermiş, emperyalist tekellerin ve işbirlikçi büyük sermayedarların malları köylere kadar sokulduğu gibi, köylülerin malları da her gün artan ölçülerde pazara taşınır olmuştur. Bu gelişme, köylülerin, emperyalist tekeller, işbirlikçi burjuvalar ve bir yığın aracı tüccarlar tarafından insafsızca sömürülmesine, iflasa ve sefalete sürüklenmelerine yol açmıştır.
2) Öte yandan, üretimde toplumsal işbölümü henüz gerçekleşememiştir; yani bir yanda işgücü satın alan toprak veya sürü sahiplerinin diğer yanda işgücünü satarak geçinen işçilerin ve yarı-işçilerin bulunduğu sistem gerçekleşememiştir. Özellikle pazar için üretim yapılan bir üretim dalı henüz yoktur. Kapitalizm, çok geri ve ilkel bir düzeydedir. Zengin köylüler yeni oluşmaktadır ve bunlar da, köylü kitlesini ücretli işgücü yoluyla değil, faizli borç yoluyla sömürmekte ve bu yoldan palazlanmaktadır.
3) Bölgenin yoksul ve orta halli köylüleri, ekonomik baskının yanında, ayrıca ulusal ve dini bakımlardan da baskı altındadır. Köylüler yıllardır, her üç alandaki baskıya karşı, yiğitçe karşı koymuş ve önemli mücadelelerden geçmiştir.
4) Yüksek ticaret kârları ve borç faizleri ile iliğine kadar soyulup sömürülen geniş köylü kitlesi (yoksul ve orta halli köylüler, hatta zengin köylülerin aşağı kesimi) Demokratik Halk Devrimi’nin güçlerini oluşturmakta ve hızla devrimci mücadelenin saflarında yerlerini almaktadırlar. Faizciler, bir kısım zengin köylüler, vurguncu tacirler, gerici din adamları, yoz, rüşvetçi ve zorba memurlar, daha dolaylı olarak işbirlikçi büyük sermayedarlar ve ABD emperyalizmi, köylülerin düşmanlarıdırlar ve karşı-devrim saflarını oluşturmaktadırlar.
5) Etkinlik gösterdiğimiz bölgede, yerel otorite hemen hemen yok gibidir. Urfa, Mardin, Diyarbakır’ın ovalık bölgesinde olduğu gibi, yerel gericilerin, köylüler üzerinde baskı uygulayacak özel güçlerine ve fedailerine rastlanmaz. Gericiler, köylüler üzerindeki egemenliklerini, doğrudan doğruya devlet otoritesine (jandarma, komando ve polis örgütüne, askeriyeye) dayanarak devam ettiriyorlar. Bu yüzden, iktidarın ele geçirilmesi için sınıf düşmanlarının imhası politikası, bu bölgede esas politika olamaz. İktidar mücadelesi, doğrudan doğruya devlet güçlerine karşı (yani merkezi otoriteye karşı) yürütülmek zorundadır.
İbrahim’in yakalanışı
23 Ocak akşamı Süleyman ve Ali Haydar ekmek ve yiyecek almak için Vartinik’teki köyden ayrıldılar, akşama geri döneceklerdi. Ama yollar alabildiğine karlı olduğundan dönüşleri gecikti. Ancak sabaha doğru köye varabildiler. Az uzakta parolayı çaldılar, fakat karşılık gelmedi, parolayı tekrarladılar yine karşılık gelmedi, çevreyi süzmeye koyuldular ve uzaktan jandarmaların köyü sardıklarını gördüler, köy kuşatılıyordu.
1973 yılının Ocak ayının 24. sabahıydı. Ali Haydar ve Süleyman yoldaşlarını uyarmak için köye fırladılar, kuşatma yarımay şeklindeydi. Ali Haydar köyü en son terk etti, seti aşamadı, orada vuruldu kaldı. İbrahim Kaypakkaya, ateşten sıyrılıp kaçmaya çalışıyordu fakat o da vurulmaktan kurtulamadı, boynunun her yanı saçma dolmuştu, hemen cebindeki adresleri çıkartıp yok etti. Muzaffer, Süleyman ve Hüseyin kuşatmanın boş tarafından kaçmayı başarmışlardı. Jandarmalar İbrahim ve Ali Haydar’ı bırakıp kaçanların peşine düştüler.
İbrahim Kaypakkaya, belli bir süre sonra kendine geldi, kafası saçma yaralarından kan içindeydi, biraz ilerde yerde yatan Ali Haydar’ı gördü, can yoldaşını kaybetmenin hüznü ile içi burkuldu ve sendeleyerek oradan uzaklaşmaya çalıştı. Bir mağara buldu ve iki gün burada kaldı. İbrahim Kaypakkaya, bu süre içinde değişik köylere uğradı, bazılarından yardım alamadan geri döndü, bazılarında sıcak ilgi ve yardım ile karşılaştı. Vurulduğunun beşinci günü uğradığı köyün öğretmeni İbrahim Kaypakkaya’yı ihbar etti, ev kuşatıldı ve İbrahim Kaypakkaya tutuklandı.
İbrahim Kaypakkaya, Gökçe Karakolu’na kadar buzlu derelerin içinden yaya sürüklendi, ilk ifadesi karakolda alındı. Fakat İbrahim Kaypakkaya hiçbir örgütsel konuda ifade vermedi. Bundan sonra bitmek bilmeyen işkenceler başladı. İbrahim Kaypakkaya, Şubat başında önce Tunceli’ye oradan Elazığ’a, oradan da Diyarbakır’a götürülüp Savcı Yaşar Değerli’ye teslim edildi. İbrahim Kaypakkaya, burada gittikçe ağırlaşan yaraları yüzünden ölüm tehlikesinin belirmesi sonucu askeri hastaneye yatırıldı, güvenlik güçleri İbrahim Kaypakkaya’nın onlara gerekli bilgileri vermeden ölüp gitmesine razı değildiler. İbrahim Kaypakkaya, burada donma/kangren sonucu iki ayağını da kaybetti. Şubat ayı başlarında İbrahim Kaypakkaya iyileştikten sonra tekrar sorgular başladı, onu konuşturmak için akla gelebilecek her türlü işkence yöntemini deneniyordu, fakat tüm çabaları boşa çıktı, İbrahim Kaypakkaya şaşmaz bir kararlılıkla hiçbir örgütsel faaliyeti hakkında bilgi vermedi, işkenceciler bu durum karşısında çılgına dönüyorlardı.
Mayıs ayı başlarıydı, nedense birkaç gündür işkence yapmıyorlardı. Bir defter kalem istemiş onu da getirmişlerdi. “Herhalde sorgulamalar bitti” diye düşünüp savunmasını hazırlamaya başladı. Savunmasını hazırlarken bazen duyguları yoğunlaşıyor, bunları da yazdığı şiirler ile dile getiriyordu.
İnfazı!
İbrahim Kaypakkaya, 19 Nisan 1973 Perşembe günü hastaneden alınarak Diyarbakır Askeri Cezaevinin yanında, TİKKO davasından yargılanacak olan arkadaşlarının da bulunduğu ayrı bir binadaki üç nolu hücreye tek başına konur. Burada bazı istekleri karşılanır, kendisine defter ve kalem verilir. Sorgunun bittiğini, artık bundan sonra mahkemenin başlıya cağını düşünerek savunma hazırlığına girişir.
İbrahim Kaypakkaya’yı bir üsteğmen ve dört asker, bulunduğu hücreden alır, TIKKO tutuklularının kaldığı koğuşun önünden yürüyerek geçerler ve bir jipe bindirip götürülür. Koğuşun kapısı açıktır. Tutuklular, İbrahim’i hastaneye ayaklarının pansumanını yapmaya götürüyorlar sanır.
6 Kasım 1973 günü, 1. Ordu Komutanlığı 2 No.lu Askeri Mahkemesi Başkanlığına verilen dilekçede, İbrahim Kaypakkaya, üç no.lu hücreden alınıp götürülürken, “yanındaki hücrelerde gözaltında bulunan Nuri Yaman, Celal Bozatlı, Mehmet Altınbaş ve Hasan Zengin tarafından” görüldüğü belirtilmektedir.
3.5.1 970 tarihinden 28.4.1 971 tarihine kadar DDKO Ankara şubesi başkanlığı yapmış olan İbrahim Güçlü, ifadesinin alınmasını beklediği sırada Savcılıktan askerlere yayılan onlara gösterdiği özel yaklaşım sonunda İbrahim Kaypakkaya’nın işkencede öldürüldüğünü öğrenir. Hapishaneye döndüğüm zaman sorunu, hem birlikte yargılandığım kendi arkadaşlarıma hem de TİKKO davası tutuklularına aktarır. Olayın doğru olup olmadığını saptamak için araştırmaya başlanılır. Avukatlarımız vasıtasıyla dışarıya haber gönderilir. Tutuklular mantıklı gelmedi ve ihtimal vermezler. Daha sonra, görüşe gelen ziyaretçilerimizde getirdiği bilgiler üzerine Kaypakkaya‘nın Katledildiği öğrenilir.
Ali Kaypakkaya, 19 Mayıs 1973 Cumartesi günü Diyarbakır’a gider. Oğlunun naaşını alan Ali Kaypakkaya, 21 Mayıs 1973 Pazartesi günü, İbrahim Kaypakkaya’yı, doğduğu köy olan Karakaya’da toprağa verir.
“…gider,…gider, nice Koçyiğitler gider
Senin de içinde bir oğlun varsa çok değildir,
Ey mavi gök! Ey yağız yer bilesin ki,
Yüreğimiz kabına sığmamakta
Örsle çekiç arasında yoğrulduk
Hıncımız derya gibi kabarmakta.”
Komünist önder Kaypakkaya 68 gençliğinin diğer önderleri yani Denizler ve Mahirler kadar gençti ve 68 gençlik hareketi içinden çıkmıştı. Dahası, işkencede öldürüldü. Bununla birlikte, kimse bugün İbrahim Kaypakkaya’yı bir gençlik lideri veya “gözaltında kaybolan ilk kurban” olarak anmaya cüret edememektedir. Hem Kaypakkaya’nın tutumu buna izin vermemektedir; hem de Kaypakkaya’nın sahip çıkılabilecek bir kişisel mirası yoktur; Kaypakkaya’nın asıl mirası TKP/ML’dir. Çoğu devrimci militan için, genellikle Kaypakkaya’nın sorgudaki tutumu akla gelir ki bu da bilinçli bir çarpıtmadır bir yanıyla. Kuşkusuz yakın tarihte düşman karşısında “ser verip sır vermeme” geleneğinin yaşatılmasında Komünist İbrahim Kaypakkaya’nın bu baş eğmez tutumunun özel bir yeri vardır.
Selam olsun apaydınlık günlere
Kazma ile kürekle yürüyenlere
Selam olsun halk için ölenlere
Silah elde toprağa düşenlere bin selam
Ozan Emekçi
Kaynak:Kaypakkaya Net

2008/04 |