Kâhya! / Sadettin KOŞAR
Son günlerde akıl karıştırıcılar yine görev başında.
En gözde tartışmalardan Aysun Kayacı bir yana, Ergenekon ve AKP’nin kapatılması davalarını ABD’liler anarsa bir, fukaralar anarsa iki kere kâhyası mısınız diye bağırmak istiyorum! Bir yandan da Sayın Baykal’a, gündemi Aysun Hanım’a kaptırdığını söylemek!
Koskoca Başbakan bir genç insanı almış karşısına, partilisi kadınların ardına saklanarak ver edip taşlıyor! Salondaki yüzlerce türbanlı Erdoğan ise çılgınca alkışlıyor. AKP Kayseri Gençlik ve Kadın Kolları Kongrelerinin kâğıt Başbakan maskeli hanımları!
Kayacı’nın kâhyalarına da karşı çıkanlara da kızmıyorum. Beni, ortalamanın üstünde bir algı olması dışında ilgilendirmiyor. Nihayetinde genç bir insan içinden geçirdiklerini aslanlar gibi söylemiş. İsterse yanlış olsun. Yurttaşını nohuda, mercimeğe satılığa çıkaran ve onu söyleyenler aşağılamış sayılmıyor da ehli cühela üstüne konuşanı kabahatli!…
Bu bir yana da şu Ergenekon ve kapatma davaları var ya; işte ona kafa yoran fukaraya ifrit oluyorum. Sana ne kardeşim? Türbancılar, İmam Hatipliler, tarikatlar sokağa döküldüler de sen mi eksik kaldın? Ergenekon Destanı’nı, Kırgız, Manas destanlarını ezbere bilenler, herkese göre çok daha eşit olanlar tepki verdiler de eksiklerini tamamlamak sana mı kaldı?
İkisi de birer operasyon ve tarafları sahnede işte!
Bu konulara karşı gard almanın ölçüsü işveren sendikaları, birlikleri ve odalarının nerede dikildiklerinin saptanmasıdır herhalde. Asker, polis ve bürokrat eskileriyle çete-mafya karmalarının, muvazzafların dikildiği yer, sana dikileceğin yeri göstermeye yetiyor olmalı.
ABD’li devlet ve sermaye temsilcileri, AB komiserleri, devlete borç verenler, yurdun madenine, kıyılarına, limanlarına, ticarete konu nesi varsa onlara göz dikenler yeterince konuşuyorlar. Gazeteler, tvler, ilim irfan sahipleri dilinden düşürmüyor. Bizim kaloriferci de söyledi en son diyeceklerini: “Kıbrıslı veya Ermeni değilim, Irak’ta iş almadım. AB/D fonlarından nasiplenmiyorum. Bana ne bu davalardan?”
Zaten, AB bileşenlerinden bir kısmı AKP’nin İslamcı girişimlerini, ötekiler de kapatma davasını gerekçe yapacaklarına göre duhuliye konusunda telaşa mahal yok demek! Her hal ve şartta AB/D istediklerini alacağına göre kâhyaya da hacet yok!
Efendim, demokrasi ve özgürlükler noktasında bizi ilgilendirmez olur mu diyenler var. İyi de hangi demokrasi ve hangi özgürlükler?
İktidar ve sermaye çevrelerininki “kayıt dışı demokrasi”. Emekçilerin ihtiyacı olan da bu mu?
Ergenekoncular hangi demokrasiden yanalar? Kaydını “ağabeylerin”, “reislerin” tuttuğu demokrasiden olmasın!
Bunlar gidip ötekiler gelince veya bunlardan bir ya da ikisi kapanıp yenileri kurulunca sen ekmeği de ampulü de yine aynı paraya alacaksın. Yine hastane kapıları bekleyecek, yine üniversite kapılarında hayallerini bırakıp döneceksin. Sokakta kapkaççı, köşe başında uyuşturucu satıcısı, onları atlatabilirsen avukat ve polis eşliğinde icra memuru yine seni bekliyor olacak. Ekmeğin yine sabır dağının ardında yani!
Demokrasi ve özgürlükler noktasında bu fil tepişmesinde mevzi almak hiçbir emekçiyi ilgilendirmez. Emekçinin kendi gündemi önündedir. O gündem hem düzene, hem de iktidara alternatif olabilmektir. Mücadeleyi emekçi kendi sathında karşılamalıdır.
Kirli çamaşır yumağa duranların dizilişine bakanlar, bir “eyvah” çekiyorlar ama bu eyvahlanmanın kimseye bir yararı yok. Ülkede iktidar değiştiren, tayin eden veya alternatif yaratan çevreler yine kafa karıştırmaya durdular, toplum mühendisliği üstüne çeşitlemeler sunuyorlar yine! Bu, hem bir gard bozma hem de çok daha sert ve kapalı bir girişimin habercisi olabilir. “Velev ki öyledir” talep değişmez!
SSGSS tasarısına karşı çıkanlar bu direnişle yetinemez. Kayıplar için ortak mücadele, işyeri bazında tekrarlanmalıdır. Topluca kayba uğratılanlar, iktidarın çok sevdiği “kısas” esasında mücadeleyi karşılamalı, iktidarın finansörlerini hedefe oturtmalıdır.
İçeriden ya da dışarıdan her kim kazanılmış haklara bir toplu saldırı yapıyorsa; onu karşılamanın yolu saldırıyı parçalamaktan dolayısıyla işyeri esasında mücadeleye sürüklemekten geçer. Toplu saldırı yapanların, işyeri bazında kayıplara tahammülünü ölçmek gerek. Kayıpları karşılamakla yetinmeyip, daha geliştirilmiş taleplerle dikilmek gerek…
Sermayenin, emekçi sırtından finansmanını yüklendiği iktidar için harcananların kaynağa dönüşünü istemek gerek…
Onları korkutacak tek şey, sosyal adalet talebinin yükselişidir. Bu yüzden sosyalizm talepli sendikalara fon tahsislerini açmıyorlar mı?
Öncü partilerin ve sendikal liderliklerin bu kadro hareketini çıkaracak güçleri vardır. Kayıplara karşı yükselen kitlesel muhalefet, bu mücadele hattını besleyecek ve hatta karşılayacak büyüklüğe ulaşmıştır.
AKP’nin yerine konacak bir alternatifin bulunmayışı, elbette arayışçılar kadar emekçilerin de sorunudur. AKP’nin kollayıcıları TOBB, TİSK, TÜSİAD’ıyla; YÖK, Türk-İş, Hak-İş üst yönetimleriyle ve Akdeniz Üniversitesi’nde deşifre olan yeni kuşak tosuncuklarıyla kendi çıkarları doğrultusunda hükümete yön vermeye çalışırken, kuşkusuz emekçilerin de kendi taleplerini yükselterek sürece müdahil olması gerekir. Bunun için bütüncül bir anayasa değişikliği talebi; daha çok demokrasi, daha çok özgürlük ve ötekileştirmelere karşı mücadele ile örtüşür. Ancak asıl olanı açlık ve gelecek güvencesizliğine ilişkindir.
Tam da bu yüzden; Ergenekon ve kapatma operasyonlarının emekçi taleplerinin üstünü örtmesine izin vermemek gerekiyor.
Tam da bu yüzden; Üniversitelerde patlatılan gerilimin; karşıt görüşlü öğrenci kapışması değil, bir piyasacı saldırısı olduğunu göstermek gerekiyor.
Tam da bu yüzden; “Piyasacı ulusalcılar” ile “İslamcı piyasacılar” arasındaki iktidar tepişmesi, emekçilerin kendi mevzilerinden çıkmalarını gerektirmiyor. Aksine, hükümeti sıkıştırmak ve emekçi karşıtı politikalardan caydırmak için bir fırsat olduğunu göstermek gerekiyor…
Şu istikrar masalının da işçinin, köylünün, yoksulun sırtında yükseltilen bir mitten ibaret olduğunu ve derhal bozulması gerektiğini anlatmak gerekiyor:
“AKP iktidarını kaybedecek olan emekçiler değil, küreselci ortaklarıyla birlikte sermayenin ta kendisidir.” Bırakın da onlar kaygılansınlar!
Eli boş olanlar da “Aysun Kayacı, CHP parti meclisine davet edilmeli mi(ydi)?” müşkülümüzü çözedursun!

2008/04 |