Marksizm’e İlişkin / Yusuf ZAMİR
Bilim değil “hareketin eleştirel bilgisi”Marks insanları kurtuluşa götürecek “doğru” bir bilinç geliştirmiş olduğunu asla iddia etmemiştir. Marks’ın bütün yaptığı, insana aykırı ilişkiler içinde insanlığı reddedilmekte olan mülksüzlerin mücadelesinden hareketle kurtuluşçu pratiğe ışık tutacak ilkeleri geliştirmek olmuştur:
“Dünyanın karşısına yeni bir ilkeyle çıkıp doktriner bir havada ‘doğru budur, önünde diz çökün’ demiyoruz. Dünyanın kendi ilkelerinden hareketle dünya için yeni ilkeler geliştiriyoruz. Dünyaya dönüp ’savaşımlarınızı kesin, aptalcadır, biz size mücadelenin doğru sloganını vereceğiz’ demiyoruz. Biz sadece dünyaya gerçekte ne için mücadele ettiğini gösteriyoruz. Ve bilinç dünyanın istemese de kazanmak zorunda olduğu bir şeydir.” (K. Marks, “Arnold Ruge’ye Mektup”, Eylül 1843, Marxists’ Internet Archive.)
Dünya yabancılaşmış faaliyet içinde kalarak günü gelince kurtuluş bilincini kazanacak değildir. Kurtuluş bilinci yabancılaşmış faaliyetin kendi güzergahında gelişmesinin bir sonucu olarak doğmaz. Kurtuluş bilinci yabancılaşmış faaliyeti inkâr etme faaliyetinin, yani eleştirel, devrimci, kurucu mücadelenin zihne akışı olarak doğar. Kurtuluş bilinci, onu doğuran eleştirel, devrimci, kurucu pratik bilinçli olarak geliştirildiği ölçüde gelişir. Kurtuluşun teorisi ile kurtuluşun yolunu açan pratik iç içe gelişir.
Marks’ın düşüncesi insana aykırı gerçekliği insana layık bir gerçekliğe dönüştürme mücadelesinin zihne akışı olarak doğmuştur. Marks mevcut yabancılaşmış faaliyeti inkâr eden, mevcut lanetli gerçekliği tersine çevirmeye çalışan, yani mevcut “pozitif” gerçeklik açısından “negatif” gerçekliği üretmeye yönelen eleştirel, devrimci, kurucu mücadelenin teorisini yapmıştır.
Düzeni meşrulaştıran düşünceler ise mevcut lanetli düzeni yaratan insana yabancılaşmış faaliyeti pozitifinden dile getiren düşüncelerdir: Ekonomi politik içinde bulunduğumuz sapkın faaliyet halini hiç sorgulamadan, olduğu gibi zihne yansıtır. Mevcut akıl dışı düzenin “akli” açıklamasını yapmaya çalışır. “Şeylerin mevcut durumunu” yücelten Hegel diyalektiği de aynısını yapar, “tersine dönmüş” dünyayı insanlara düz gösterecek argümanları sağlamaya çalışır. Sivil toplumu esas alan Feuerbach materyalizmi de mevcut sapkın faaliyeti pasifçe seyre durarak yorumlamakla yetinir.
Ütopik sosyalist teoriler yabancılaşmış faaliyetin zihinsel prangalarını kıramamış teorilerdir. Ütopik sosyalist seçkinlerin prangalı zihinlerinde önceden kurgulanmış bir cennet tasarımı vardır. Marks, önceden hazırlanmış bir komünist (sosyalist) toplum tasarımı sunmaz. Marks’a göre komünizm (sosyalizm) yabancılaşmış faaliyetin kavramlarından kurtulamamış insansever bir aklı evvelin kendi hayal dünyasında kurguladığı insani bir toplum tasarımı değildir:
“Komünistlerin vardığı teorik sonuçlar, hiçbir biçimde, şu ya da bu sözde evrensel reformcu tarafından icat ya da keşfedilmiş fikir ya da ilkelere dayanmaz.
“Komünistlerin vardığı teorik sonuçlar, yalnızca, mevcut sınıf mücadelesinden, gözlerimizin önünde cereyan etmekte olan tarihsel hareketten kaynaklanan fiili ilişkilerin genel ifadeleridir.” (K. Marks, F. Engels, “Komünist Manifesto”, Aralık 1847 - Ocak 1848, MESY, (İng.), c. 1, s. 120.)
Gözlerimizin önünde cereyan etmekte olan tarihsel hareket, hareketin yalnızca günümüzdeki kesitinden ibarettir. Hareketin geleceği ve kurtuluşun nasıl bir şey olacağı şimdiki ve gelecek kuşakların mücadelesiyle biçimlenecektir. Mücadele önüne gelen sorunları çöze çöze kurtuluşa giden pratik güzergâhı yaratacaktır. O halde, geleceğin bugünden doktriner bir resmi verilemez.
Tarihsel hareketin ucu açık olduğu için Marks’ın düşüncesinin de ucu açıktır. Marks, hareketin bugünkü halini zihinde donduran kapalı bir teorik sistem önermeye asla kalkışmamıştır. İletişim kolaylığı açısından kullanılan Marksizm terimine bu nedenle karşı çıkmıştır.
Gelgelelim insana yabancı faaliyeti pozitifinden zihne yansıtan düşünce kalıpları, çağımıza özgü burjuva düşünce alışkanlıkları, aydınlanma felsefesi, kendi doğası gereği ucu açıklılığa tahammül edemez. Çünkü bu düşünce kalıpları mevcut düzenin insanlığın ulaştığı ideal ve nihai düzen olduğu kabulüne dayanır.
İnsana yabancılaşmış faaliyet pratikte inkâr edilerek insanın kurtuluşu fiilen sağlanmadıkça, mülksüzlerin mücadelesinin kendisine nasıl bir pratik güzergah açacağı ve nasıl bir dünya yaratacağı önceden detaylı olarak bilinemez. Onun için Marksizm, kurtuluşun hazır bitmiş teorisi olduğunu, dolayısıyla mücadelenin kendisini uydurması gereken bir doktrin olduğunu asla iddia etmez. Marksizmin bütün iddiası, mevcut önermelerinin doğruluğunu pratikte kanıtlayarak, pratiğin yarattığı yeni olguların teorisiyle zenginleşerek mücadeleye yol göstermektir.
“Bize göre komünizm, kurulacak bir düzen, gerçeğin kendisini uydurması gereken bir ideal değildir. Biz şimdiki durumu kaldırıp atmakta olan gerçek harekete komünizm diyoruz. Bu hareketin koşulları şu anda var olan öncüllerden çıkar.” (K. Marks, F. Engels, “Alman İdeolojisi”, Kasım 1845 - Ağustos 1846, MESY, (İng.), c. 1, s. 38.)
Marks, yüksek bilgilere erdiklerini vehmeden ütopik sosyalist seçkinlerin prangalı zihinlerinde yarattıkları “bilim”i, pratiğin uyması gereken kutsal bir mesajmışçasına tebliğ etmelerini şöyle alaya almıştır:
“İnsanlar tarafından şimdiye dek edinilmiş üretici güçler ile insanların bu üretici güçlere artık tekabül etmeyen toplumsal ilişkileri arasındaki çelişkiden doğan büyük tarihsel hareketin yerine, farklı uluslar ve her ulusun içindeki farklı sınıflar arasında hazırlanmakta olan korkunç savaşlar yerine, bu çatışmaları çözebilecek tek şey olan yığınların pratik ve şiddetli eylemi yerine, bu engin, uzun ve karmaşık hareket yerine, Mösyö Proudhon kendi kafasındaki saçma devinmeyi koyuyor. Demek ki tarihi yapanlar alim adamlardır, Tanrının gizli düşüncelerini nasıl aşıracaklarını bilenlerdir. Sıradan insanların yapacakları şey, onların vahiymişçesine tebliğ ettikleri kutsal mesajı uygulamaktan ibarettir.
“M. Proudhon’un her siyasal akımı düşman ilân etmesinin nedenini şimdi anlamış olmalısınız. (Öyle ya, ‘bilim’in kutsal doğruları yalnızca size bahşedildiğine göre, sizden farklı düşünen mutlaka haindir! - YZ) Proudhon’a göre, mevcut sorunların çözümü, halk eyleminde değil, fakat kendi kafasının diyalektik devranında yatmaktadır. M. Proudhon’a göre kategoriler (fikirler - YZ) hareket ettirici güçtür. (Proudhon’a göre tarihi insanların zihnindeki fikirler hareket ettirir, oysa tarihi hareket ettiren sınıf mücadeleleridir. - YZ) O halde, kategorileri (fikirleri - YZ) değiştirmek için pratik yaşamı değiştirmek gerekmez. Tam tersine, değiştirilmesi gereken kategorilerdir ve mevcut toplum bunun sonucu olarak değişecektir.” (K. Marks, “P.V. Annenkov’a Mektup”, 28 Aralık 1846, MESY, (İng.), c. 1, s. 525.)
Marks’a göre, kurtuluşu arayan tarihsel harekete ışık tutacak olan bilgi yine tarihsel hareketin kendi içinden çıkar. Tarihsel hareketin dışındaki bir yerlerde hazırlanmış bir kurtuluş formülü yoktur. Kurtuluşun önceden var olagelen a priori bir bilgisi yoktur. Böyle bir bilgi bir yerlerde keşfedilmeyi bekliyor değildir. Kurtuluşun teorisi, “tanrı katı”yla ilişkisi olan seçkinlerin zihnine bir vahiy gibi inmiş ya da inecek değildir. Kurtuluşun teorisi, “kurtuluşun maddi koşullarını bizzat üreten hareketin eleştirel bilgisinden” üretilir:
“Proudhon’un kitabının ki iki kalın cilttir, bir değerlendirmesi olarak ona cevaben yazdığım kendi kitabımı işaret etmeliyim. Kitabımda (Felsefenin Sefaleti’nde - YZ) öteki şeyler yanında, Proudhon’un bilimsel diyalektiğin sırlarına ne kadar az nüfuz ettiğini gösterdim. Kitabımda ayrıca, Proudhon’un, ekonomik kategorileri maddi üretimdeki belirli bir gelişme aşamasına tekabül eden tarihsel üretim ilişkilerinin teorik ifadeleri olarak ele alacağı yerde, ekonomik kategorileri önceden var olagelen ölümsüz düşüncelermiş gibi tahrif ederek nasıl da spekülatif felsefenin illüzyonlarına kapıldığını gösterdim. Proudhon’un bu dolambaçlı yoldan nasıl bir kez daha burjuva ekonomisinin görüş açısına vardığını gösterdim. Bundan başka, eleştirmeye kalkıştığı ‘ekonomi politik’ üstüne bilgisinin nasıl çok yetersiz olduğunu ve hatta yer yer, bir okul çocuğunun bilgi düzeyinde kaldığını gösterdim. Proudhon’un ve ütopyacıların, tarihsel hareketin, yani kurtuluşun maddi koşullarını bizzat üretmekte olan hareketin eleştirel bilgisinden bilim çıkarmak yerine, ‘toplumsal sorunun çözümü’ için a priori bir formül icat edilmesini sağlayacak sözümona bir ‘bilim’ peşinde nasıl koşturduklarını da gösterdim.” (K. Marks, “Proudhon Üstüne”, 24 Ocak 1865, MESY, (İng.), c. 2, s. 26–27.)
“Genç Marks - olgun Marks” hokkabazlığı
1917′deki muhteşem yığınsal müdahale, Rusya coğrafyasındaki yabancılaşmış faaliyeti felce uğratarak eleştirel, devrimci, kurucu pratiğe yepyeni bir gelişme güzergahı açmıştır. Ancak daha sonra yabancılaşmış faaliyet dinamikleri üstün gelmiş ve yığınsal müdahaleyi bastırmıştır. Böylece yabancılaşmış faaliyet, devrimin etkilerini de taşıyan kendine özgü bir gelişme güzergâhında kendisini yeniden örgütleyerek “reel sosyalizm”i tarih sahnesine çıkarmıştır.
“Reel sosyalizm”, yığın hareketliliğinin bastırılmasıyla “rayına sokulan” devletli, devlet mülkiyetli, sınıflı toplumu sosyalizmdir diye takdim etmiştir. “Reel sosyalizm”i meşru gösterme işine soyunan teorisyenler, Marks’taki yabancılaşma, mistik bilinç, meta fetişizmi, eleştiri, tersine çevirme, inkârın inkârı gibi kavramları ya yavanlaştırmış ya da sonuncusu gibi hepten yok saymışlardır. “Reel sosyalizm” teorisyenleri, ortaya “genç Marks - olgun Marks” diye davul tozu neviinden zihin karıştırıcılar saçarak, açıkça söylemeden Marks’ın teorisinin bütünlüğünü reddetmişlerdir.
“Reel sosyalizm”, tarih ve toplumun deterministik bilimi olarak kerameti kendinden menkul bir “Marksizm” icat etmiştir. Böylece, mülksüzlerin eleştirel, devrimci, kurucu mücadelesinden beslenerek pratiğe ışık tutan Marksist teorinin yerini “reel politik” çıkarları meşrulaştıran bir dogma almıştır. Yaratılan dogma “reel sosyalizmin” resmi ideolojisi olarak zihinlere enjekte edilmiştir.
“Reel sosyalizm” teorisyenleri, İkinci Enternasyonal’den miras aldıkları ekonomi politikçi sosyalizm safsatasını geliştirerek “sosyalizmin ekonomi politiği” üstüne kitaplar yazmışlardır. Genç Marks - olgun Marks hokkabazlığıyla Marks’tan bir dogma çıkartmaya çalışan bu gibi “bilimci”ler, Marks’ın ilerlemiş yaşında da aynı “gençlik” fikirlerini tekrarladığı şu satırları suskunlukla geçiştirirler:
“İşçi sınıfı Komün’den mucizeler beklemiyordu. İşçi sınıfının kararnamelerle uygulamaya konulacak hazır ütopyaları yoktur. (Elimizde kurtuluşun hazır bir formülü yoktur. — YZ) İşçi sınıfı, kendi kurtuluşuna yol bulmak için, mevcut toplumun kendi ekonomik gelişmesiyle karşı konulmazcasına yöneldiği o daha yüksek toplumsal biçime yol bulmak için uzun mücadelelerden, koşulları ve insanları baştanbaşa dönüştürecek bir dizi tarihsel süreçlerden geçmek zorunda olduğunu biliyor. (Kurtuluşa giden pratik güzergâhı işçi sınıfı kendi mücadelesi içinde kendisi bulacak, kendisi inşa edecekir. İşçi sınıfının kurtuluşu kendi eseri olacaktır. - YZ) İşçi sınıfının gerçekleştireceği idealleri yoktur, fakat çökmekte olan eski burjuva toplumun kendi bağrında taşıdığı yeni toplum öğelerini özgürleştirme yükümlülüğü vardır.” (K. Marks, “Fransa’da İç Savaş”, Nisan-Mayıs 1871, MESY, (İng.), c. 2, s. 224.)
Proletaryanın mücadelesi, insan faaliyetinin parçalanarak dumura uğratıldığı sapkın biçimleri fiilen inkâr etme yolunda mesafe katettikçe, yani toplumsal devrim ilerledikçe teori ile pratiğin arası kapanmaya başlayacaktır. Çünkü dünya mülksüzlerinin kendi faaliyetlerini bir bütün olarak kendi komünal iradelerine alma mücadelesi ilerledikçe, insan faaliyeti mistik toplumsal biçimlerden kurtarılıp komünal mecraa sokuldukça, insan faaliyetinin insanın dışında otonom bir güç olma hali, yani insana yabancılaşmış bir güç olarak insana tahakküm etme hali ortadan kalkmaya başlayacaktır.
Hâlihazırdaki insana yabancılaşmış faaliyet, insan iradesinin dışında, insandan bağımsız bir alanda hareket etmekte ve insanın kontrolü dışındaki bu alandan gelip insanı tahakküm altına almaktadır. İnsanlar bu esrarengiz, bu anlaşılmaz, bu mistik gücü biraz olsun anlayabilmek, böylece onu kontrol altına alıp kendi yaşamlarını düzene sokabilmek için bilim arayışında olmuşlardır.
Oysa kendisi zaten insan iradesinin dışındalık, insana aykırılık, akıl dışılık demek olan bu vahşi faaliyeti anlaşılır kılacak, böylece ehlileştirmeye yarayacak herhangi bir bilim icat etmek mümkün değildir. Faaliyetin insan denetimine girmesinin tek akla uygun yolu, faaliyetin insana yabancı karakterinin ardıcıllıkla sürdürülecek eleştirel, devrimci, kurucu mücadeleyle ortadan kaldırılmasıdır. Dünyanın anlaşılabilmesi için, önce dünyayı anlayacak olan insanın ve anlaşılacak olan dünyanın eleştirel, devrimci, kurucu mücadeleyle yaratılması gerekmektedir.
İnsana yabancılaşmış faaliyetin “yabancılaşmış” karakteri, yani insan iradesinin dışına çıkarak vahşileşmiş karakteri yığınların eleştirel, devrimci, kurucu mücadeleleriyle ortadan kaldırıldığı ölçüde, böylece faaliyet insana geri döndürüldüğü, yani komünalleştiği ölçüde, insan faaliyeti eskiden bürünmüş olduğu anlaşılmaz, gizemli, mistik örtülerden sıyrılmaya ve saydamlaşmaya başlayacaktır. Böylece komünistlerin zihinlerinde bilim aramalarına artık gerek kalmayacak, “gözlerinin önünde olup bitenleri saptamaları ve olanların sözcüsü durumuna gelmeleri yeterli” olacaktır:
“Ekonomistler (ekonomi politikçiler - YZ) nasıl burjuva sınıfın bilimsel temsilcileri iseler, sosyalistler ve komünistler de proleter sınıfın teorisyenleridirler. Proletarya kendisini bir sınıf olarak oluşturacak kadar henüz yeterince gelişmediği sürece, bunun sonucunda, proletaryanın burjuvaziyle mücadelesi henüz siyasal karakter almadığı sürece, üretici güçlerin burjuvazinin bağrında proletaryanın kurtuluşu ve yeni bir toplumun kurulması için gerekli maddi koşulları (ücretli emek - sermaye ilişkisini reddetmeye başlayacak nitelikteki üretici güçleri, yani canlı emeğin yerini almakta olan, böylece mübadele değerini çöküşe uğratmakta olan bilgi yoğun teknolojileri - YZ) bir an için görmemizi sağlayacak kadar olsun henüz yeterince gelişmediği sürece, bu teorisyenler ezilen sınıfların sıkıntılarını gidermek üzere sistemler uyduruveren ve yeniden doğurucu bilim arayışına giren ütopyacılardır ancak.
“Ama tarih ilerledikçe ve onunla birlikte proletarya mücadelesinin çizgileri daha da belirginleştikçe, sosyalistler ve komünistlerin zihinlerinde bilim aramalarına artık gerek kalmaz. Gözlerinin önünde olup bitenleri saptamaları ve olanların sözcüsü durumuna gelmeleri yeterlidir. Bilim aradıkları ve yalnızca sistemler kurmakla uğraştıkları sürece, mücadelenin başlangıcında kaldıkları sürece, sefaletin içinde sefaletten başka bir şey göremezler. Sefaletin içinde eski toplumu devirecek devrimci, yıkıcı yanı göremezler. Tarihsel hareketin ürünü olan bilim, bu andan sonra, kendisini bilinçli olarak tarihsel hareketle birleştirmiş, doktriner olmaktan çıkmış ve devrimci olmuştur.” (K. Marks, “Felsefenin Sefaleti”, 1847, METY, (İng.), c. 6, s. 177.)
Bugünün eleştirisi geleceğe ayna tutar:
Marks’a göre şimdiki yaşadığımız dünya “tersine dönmüş” bir dünyadır. Bu “tersine dönmüş” dünyayı, insana yabancılaşmış kendi faaliyetimizle kendimiz yaratmaktayızdır. İnsana yabancılaşmış faaliyet insana aykırı, mistik, akıl-sır ermez toplumsal ilişkiler olarak ortaya çıkmaktadır. İnsanı tahakküm altına alan bu mistik toplumsal ilişkiler zihne akarak mistik kavramları oluşturmaktadır. Mülkiyet, meta, mübadele değeri, para, ücretli emek, sermaye gibi mistik toplumsal ilişkilerin yansıması olan mistik kavramlar zihinleri esir almaktadır. Yabancılaşmış faaliyet içinde kaybolmuş olan mülksüzler, böylece teslim oldukları mistik bilinçle “içten” de kuşatılmaktadır.
Ekonomi politik gibi “toplumsal bilimler”, insana aykırı toplumsal ilişkilerin zihne akarak oluşturduğu mistik kavramlarla işlem yapar. Ekonomi politik, içinde bulunduğumuz cinnet halini akla uygunmuş gibi göstermeye çalışır, böylece teorik ifadesi olduğu ücretli emek - sermaye düzeninin zihinleri içten kuşatma işlevini yerine getirir.
Marks’ı bilimci gözle okuyanlar, Marks’ın kapitalizm sonrası üstüne yeterince yazmamış olduğundan şikâyet ederler. Onlara göre, Marks’ın ömrü kapitalizm sonrasının “ekonomi politiğini” yazmaya vefa etmediği için “bilim” eksik kalmış, o yüzden de sosyalizm kuruculuğunda sorunlarla karşılaşılmıştır.
Pozitivist zihniyet, Marks’ın ekonomi politik eleştirilerini, ekonomi politiğin burjuva düzeni anlatan bölümünün eleştirisi olarak okumuştur. Okuma böylesine sığ olunca, hani işçi sınıfı düzeninin ekonomi politiği diye Marks’a hafiften dokundurmalar yapılmıştır. Daha sonra, “reel sosyalizm” garabetini akli gösterme işine soyunan toplum mühendisleri, Marks’ın “eksik bıraktığını” vehmettikleri “sosyalizmin ekonomi politiği”ni yazma sefaletini sergilemişlerdir.
İçinde bulunduğumuz yabancılaşmış faaliyetin zihne akarak oluşturduğu kavramlarla işlem yaparak, yaşanası bir dünya projesi ortaya konamaz. Çünkü böyle bir “bilimsel” kurgunun kendisi, mevcut lanetli gerçekliğin kavramlarıyla sakatlı olacağı için, insana aykırı yaşam tarzının değişik bir versiyonunu meşrulaştırma girişimi olmaktan öteye gidemez.
Marks, kerameti kendinden menkul bir allâme gibi, insanların nasıl yaşaması gerektiği üstüne vaaz vermiş ya da yaşanası toplumun “ekonomi politiğini” yazmaya kalkışmış değildir. Marks’ın bütün yaptığı, tarih boyunca insana aykırı koşullar içinde kendi sahici insanlığını yaratma mücadelesi vere gelen büyük insanlığın tarihsel hareketinin açılımlarını gözler önüne sermek olmuştur. Marks, kurtuluş mücadelesinin tarih boyunca biriktire geldiği eleştirel bilgiyi proletaryanın mücadelesinde zenginleştirerek yeniden üretmiş, böylece kurtuluşun yolunu açmakta olan pratiğe ışık tutmuştur.
Marks’a göre kurtuluşa giden yolu fiilen açmakta olan proletaryanın mücadelesidir. Bir yandan yabancılaşmış faaliyet ve onun içten kuşatması ilerlerken, öte yandan proletaryanın kendisini köle eden insana aykırı toplumsal koşullara karşı mücadelesi yükselmektedir:
“Mülk sahibi sınıf da proletarya sınıfı da insanın kendisinden yabancılaşmasının aynısını sergiler. Fakat mülk sahibi sınıf bu yabancılaşmada kendisini huzurlu ve güçlenmiş hisseder. Mülk sahibi sınıf yabancılaşmayı kendi iktidarı olarak görür ve yabancılaşmada insanın varoluşunun dış görünüşünü bulur. Proletarya sınıfı yabancılaşmada kendisini yok edilmiş hisseder. Proletarya yabancılaşmada kendisinin iktidarsızlığını ve gayri insani varoluş gerçeğini görür. Bu, Hegel’in ifadesini kullanırsak, proletaryanın aşağılanma içinde aşağılanmaya karşı öfkesidir, infialidir. Proletarya, insani doğası ile insani doğasının kapsamlı, kesinkes ve yekten inkârı anlamına gelen yaşam koşulları arasındaki çelişki tarafından infiale doğru zorunlu olarak sürüklenir.
“Dolayısıyla, bu antitez içinde, özel mülkiyet sahipleri muhafazakâr yanı, proleterler de yıkıcı yanı teşkil ederler. Özel mülkiyet sahiplerinden antitezi koruma eylemi, proleterlerden de antitezi yok etme eylemi yükselir.” (K. Marks, “Proudhon - Eleştirel Yorum No:2″, Kutsal Aile, Eylül - Kasım 1844, METY, (İng.), c. 4, s. 36.)
Ücretli emek - sermaye düzeni kendisini dayattığı her momentte, otsul bir yaşama mahkûm ettiği işçi sınıfıyla çatışmaya girer. Bu çatışmada, insana aykırı düzeni muhafaza etme mücadelesi pozitif faaliyet olarak bir taraftadır.
Öte tarafta ise insana aykırı düzene karşı işçi sınıfının negatif faaliyeti, yani eleştirel, devrimci, kurucu mücadelesi vardır. Negatif faaliyet ya da yabancılaşmış faaliyeti inkâr mücadelesi, yalıtık bireyleri komünal insan olarak inşa etmeye yönelen mücadeledir. Mülksüzlerin eleştirel, devrimci, kurucu pratiği şimdiki “tersine dönmüş” dünyayı tekrar tersine döndürerek düzeltme, böylece sahici insan ilişkilerini, yani komünal yaşamı örme potansiyeli taşımaktadır.
Bugünün yabancılaşmış faaliyeti ile yarının komünal faaliyeti aynı ray üstünde birbirini izleyen iki istasyon değildir. Öyle olsaydı, birinci istasyonun pozitif bilgileriyle ikinci istasyonu, bugünün mistik kavramlarıyla yarını tahayyül etmek mümkün olurdu. Oysa komünal faaliyet yabancılaşmış faaliyetin “tersi”dir. Onun için yabancılaşmış faaliyetin zihne akarak oluşturduğu pozitif kavramların aynısıyla, şimdiki halin negatifi olan hali tahayyül etmek mümkün değildir.
Ancak, mülksüzlerin mücadelesinin zihinlere akarak oluşturduğu eleştirel, devrimci, kurucu diyalektiğin darbeleri altında, zihinleri içeriden esir alan pozitif kavramları kırıp parçalayarak “tersyüz” etmek mümkündür. Böylece, şimdiki halin negatifi olan hali genel hatlarıyla tahayyül etmek mümkündür. Şimdiki insana aykırı ilişkilerin teorik ve pratik eleştirisinin aksettiği zihinsel aynada geleceğin siluetini seçmek mümkündür.
Marks, zihinleri içten kuşatan mistik kavramların, fetişist bilinç biçimlerinin mistik kabuğunu kırıp parçalayarak, insanları esir almış olan mistik toplumsal ilişkilerin olmadığı bir dünyanın genel hatlarıyla teorik öngörüsünü ortaya koymuştur. Marks, örneğin metaın, mübadele değerinin eleştirisi yoluyla o insana aykırı ilişkilerin “tersi” olan komünal insan ilişkilerini zihnimizde canlandırmaya çalışmıştır.
Marks, insana aykırı ilişkilerin eleştirisini yaptığı eserlerinde aynı zamanda gelecekteki komünal insanlığın genel manzarasına da ayna tutmuştur. Marks, bugünün reel ilişkilerinin eleştirisiyle açtığı zihinsel kanallardan uzanarak geleceğe zihnen dokunmanın yolunu göstermiştir.
Ekonomi politiğin eleştirisi yoluyla geleceğe zihnen dokunmak başka şeydir, geleceğin ekonomi politiği arayışında olmak başka şeydir. Geleceğin ekonomi politiği arayışında olan bilimci zihniyet, yabancılaşmış faaliyet tarafından öylesine aptallaştırılmıştır ki, bugünkü fetiş biçimlerin, bugünkü kavramların geçerli olmadığı komünal bir yaşamı tasavvur edememektedir.
Ekonomi politik mülkiyet, meta, mübadele değeri, para, fiyat, ücretli emek, sermaye gibi tahakküm biçimlerinin bilimidir. Ekonomi politik, teorik ifadesi olduğu bu cinnet biçimleri gibi tarihsel olarak ölümlüdür. İnsanlığın tarih öncesine ait bu barbarlık ilişkileri ortadan kaldırılıp atıldığı an, yani komünal insanlık zuhur ettiği an ekonomi politiğin konusu gerçek dünyadan silinip gideceği için, ekonomi politik de geçerliliğini yitirecektir.
Geleceği bugünden kurmakta olan mülksüzlerin pratik mücadelesidir. Mülksüzlerin mücadelesi, içinde bulunduğumuz insana aykırı toplumsal ilişkilerin pratik eleştirisini yaparak geleceğe doğru ayrı bir güzergah açmaya çalışmaktadır. Marks’ın yaptığı, gerçek hayatta fiilen yürüyen bu pratik mücadelenin mantıksal açılımlarını zihnen göstermek olmuştur.
Kendi gerçekliğini henüz üretememiş evrensel-komünal faaliyetin zihne akışı olamayacağı için geleceğin dört başı mamur bir teorisi yapılamaz. Eleştirel, devrimci, kurucu pratiğin gelişerek yaratacağı evrensel insanlığın detaylı bir resmi şimdiden verilemez. Şimdiki ve gelecek kuşakların engin yaratıcılığına şimdiden ipotek konulamaz.
Kurtuluşun nasıl bir gerçeklikte zuhur edeceğini, bugünün mücadelesinden hareketle ancak çok genel hatlarıyla tahayyül edebiliriz. Teori kendisini yaratan pratiğe çapayla bağlıdır. Teori bağlı olduğu pratiğin ufuklarının ötesine “uçamaz”. Uçarsa, “uçuk” olur. Teori henüz ortaya çıkmamış geleceğin detaylı işleyişini yazma iktidarında değildir. Geleceğin yazılması işi, teorinin değil, fakat geleceğin kendisini maddeten yaratarak “yazacak” olan pratiğin işidir. Geleceğin yazılması işi, kerameti kendinden menkul “allâme-i cihan”lara, toplum mühendisi “kurtarıcı” karizmalara değil, fakat kendi kendini kurtarıcı pratiğiyle geleceği fiilen yaratacak olan işçi sınıfına aittir.
Çarpıtılan terminoloji - çarpıtılan teori:
Marks’tan önceki dönemde, insanca yaşanacak toplumun nasıl olması gerektiği üstüne düşünenler kendi zihinlerinde birtakım ütopik projeler geliştirmişlerdi. Fransız ütopikleri hayalini kurdukları topluma zamanla “sosyalizm” ya da “komünizm” demeye başladılar. Sosyalizm lafını ilk kez, Saint-Simon’un yetiştirdiği Pierre Leroux 1832′de, La Globe gazetesinde kullandı. 1830′ların sonuna doğru Etiénne Cabet de “komünizm”i literatüre soktu.
Marks, ütopik sosyalistler gibi, kendi hayal dünyasında yaşanası bir toplum projesi kurgulamadı. Marks gerçek dünyada fiilen var olan maddi ilişkilerin eleştirisinden yola çıktı. Marks’a göre, doğrudan üreticiler ile üretimin maddi koşullarının birbirinden ayrılmasıyla insan ile doğa alışverişini sağlayan emek faaliyeti insana yabancılaşmıştı. İnsan ile doğa alışverişinin sapkınlaşması temelinde insanlar arası ilişkiler de sapkınlaşmıştı. İnsanların kendi faaliyetleri, insanlardan bağımsızlaşarak yabancı bir güç haline gelmekte, dönüp insanlar üstünde tahakküm kurmakta, böylece “tersine dönmüş” bir dünya yaratmaktaydı. O halde, “tersine dönmüş” dünyayı tekrar tersine döndürerek düzeltmek için, yani insanca bir dünya yaratmak için insana yabancılaşmış faaliyetin yığınlardan yükselen eleştirel, devrimci, kurucu mücadeleyle inkâr edilmesi gerekmekteydi.
Marks yazılarında insana yabancılaşmış faaliyetin inkâr edilmesiyle yaratılacak olan sahici insanlık toplumunu belirtmek için şu ifadeleri kullanmıştır: “Komünist toplum”, “komünal toplum”, “sosyalist toplum”, “üretim sürecinin insan tarafından denetlendiği toplum”, “üretimi insan gibi yapmak”, “özgür bireylerin birliği”, “işlerini ortak üretim araçlarıyla gören özgür bireyler topluluğu”, “özgürce birleşmiş üreticiler toplumu”, “üretim araçlarının ortak mülkiyetine dayanan kooperatif bir toplum”, “zengin bireysellik”, “faaliyetin dopdolu gelişmesi”.
Marks 1875′de kaleme aldığı Gotha Programının Eleştirisi’nde “komünist toplumun ilk aşaması”, “komünist toplumun daha yüksek bir aşaması” diye bir ayrım yapmıştır. Bu ayrım, daha sonra alt aşama - üst aşama diye iki kalıba dökülmüştür. Oysa Marks, alt aşama - üst aşama kalıplarını hiç kullanmamıştır, bu kalıpların ima ettiği gibi komünist toplumu sadece iki evreli olarak tasavvur etmemiştir.
İkinci Enternasyonal “alt aşama” kalıbına sosyalizm, “üst aşama” kalıbına da komünizm etiketlerini yapıştırmıştır. Oysa Marks, ütopik sosyalistlerden miras kalan “sosyalizm” ile “komünizm”i eş anlamlı olarak kullanmış ve daha ziyade “komünizm”i tercih etmiştir. Marks, bu ikisi arasında herhangi bir kavramsal hiyerarşi kurmamıştır. Marks sosyalizmi komünist toplumun ilk aşaması olarak kavramlaştırmamıştır. Marks hiçbir yazısında komünizmin ilk aşamasına sosyalizm dememiştir.
Komünist toplumun ilk aşamasına sosyalizm adının yakıştırılması Marks’tan sonra gelişen bir hadisedir. Marks’ın terminolojisi bu şekilde bir kez bozulunca, Marks’ın komünizm (sosyalizm) teorisini tahrif etmenin yolu açılmıştır. Böylece yaratılan zihin kargaşasında sosyalist toplum terimi, yanlış olarak,
1. Kâh kapitalizmden komünizmin ilk aşamasına geçiş toplumu anlamına,
2. Kâh komünizmin ilk aşaması anlamına,
3. Kâh yukardaki her iki durumu da kapsar tarzda kullanılır olmuştur.
Lasalcı sosyalizm anlayışı
14–15 Şubat 1875 tarihinde, Almanya’nın Gotha şehrinde toplanan bir komisyon, Alman İşçileri Genel Derneği ile Sosyal Demokrat İşçi Partisi’nin birleşme kongresine sunulmak üzere bir program taslağı hazırladı. Taslak, görüşünü bildirsin diye Marks’a gönderildi. Marks program taslağındaki sosyalizm anlayışını madde madde eleştiren kısa notlar hazırladı. Marks notlarını kongre öncesinde liderlere iletilmek üzere yolladı. Ancak eleştiri notları hoşa gitmediği için hasıraltı edildi, kimi liderlere ulaştırılmadı.
Birleşme kongresi 22–27 Mayıs 1875′de toplanarak Almanya Sosyalist İşçi Partisi’ni kurdu. Kongre daha sonra Gotha Programı olarak ünlenen taslağı az bir değişiklikle kabul etti. Marks’ın Gotha Programı Eleştirisi uzun yıllar gün yüzü görmedi. Engels, ancak 31 Ocak 1891′de, Neue Zeit’da, metnin basın yasası yüzünden belli ölçüde yumuşatılmış bir versiyonunu yayımlatabildi.
O zamanki Alman işçi hareketinde Ferdinand Lassalle’cı (1825 – 1864) fikirler yaygındı. Lasal sosyalizmi tüketim araçlarının adil paylaşımı olarak takdim ediyordu. Mücadelenin hedefi adil dağıtımmış gibi algılanıyordu. Bu algılama insanın kurtuluşu mücadelesini yavanlaştıran bir eksen kaymasına yol açıyordu. Nitekim, sosyalizmi tüketim araçlarının adil paylaşımı olarak yorumlayan anlayış, daha sonraki yıllarda iyice burjuva reformizmine kayan sosyal demokrasi akımının ideolojik temellerinden biri olmuştur.
Marks siyasal kavgada, çoğu kez, kendi oluşturduğu kavramları değil, fakat tedavül eden kavramları kullanmak durumundaydı. Partide yaygın olan Lasalcı sosyalizm anlayışıydı. Zihinlerde sosyalizm ile tüketim araçlarının adil dağıtımı hasbelkader birleşmişti. Bu durumda Marks, kendi sosyalizm anlayışını ancak zihinlerde yerleşmiş olan dağıtım kavramı üstünden savunabilirdi.
Marks, bugünkü pratiğin yarattığı kavramların sınırlılığıyla komünizmi (sosyalizmi) anlatmaya çalışmanın doğuracağı mahzurların bilincinde olarak, tüketim araçlarının dağıtımın öne çıkarılmasından duyduğu hoşnutsuzluğu şöyle dile getirdi:
“Bir yandan ‘emeğin tüm ürünü’, öte yandan ‘eşit hak’, ‘adil dağıtım’ deyişleri üzerinde daha uzun durdum. Amacım, belli bir dönemde belli bir anlam taşımış bulunan ama şimdi artık eskimiş laf salatasına dönen bu fikirleri partimize tekrar dogma olarak dayatma girişiminin nasıl bir suç olduğunu göstermektir. Amacım, partiye çok büyük emeklerle aşılanmış ve şimdi onda kök salmış bulunan gerçekçi bakış açısını, demokratlar ve Fransız sosyalistleri arasında çok yaygın olan hak ve öteki süprüntüler üstüne ideolojik saçmalıkları kullanarak saptırma girişiminin nasıl bir suç olduğunu göstermektir.
“Şimdiye kadar yaptığım analizler bir yana, şu dağıtım denen şey için bu kadar yaygara koparılması ve esas vurgunun buna vurulması işin genelindeki bir hatadır.
“Her üretim tarzında tüketim araçlarının dağıtımı tamamen üretimin koşullarının kendi dağıtılış tarzının bir sonucudur. Üretimin koşullarının dağıtılışı da üretim tarzının kendisinin bir niteliğidir. Örneğin kapitalist üretim tarzı, yığınlar sadece işgücüne, yani üretimin kişisel koşullarına sahipken, üretimin maddi koşullarının sermaye ve toprak biçiminde işçi olmayanların mülkiyetinde bulunması gerçeğine dayanır. Eğer üretimin unsurları böyle dağıtılırsa, tüketim araçlarının bugünkü dağıtımı bunun otomatik sonucudur.
“Eğer üretimin maddi koşulları işçilerin kendi kooperatif mülkiyeti haline gelirse, tüketim araçlarının bugünkünden değişik bir dağıtımı da aynı şekilde bu yeni durumun bir sonucu olacaktır. Vulgar sosyalizm (ve onun aracılığıyla demokrasinin bir kesimi), burjuva ekonomistlerden dağıtımı üretim tarzından bağımsızmış gibi ele almayı ve bu yüzden de sosyalizmi genellikle dağıtım çevresinde dönüp dolaşırmış gibi sunmayı devralmıştır. Gerçek ilişkiler çoktandır açıklığa kavuşturulmuş olmasına rağmen, geriye dönmek niye?” (K. Marks, “Gotha Programının Eleştirisi”, 1875, MESY, (İng.), c. 3, s. 19-20.)
Yukarıdaki “eğer üretimin maddi koşulları işçilerin kendi kooperatif mülkiyeti haline gelirse” ibaresi Marks’ın sosyalizm anlayışının anahtarını verir.
Marks’a göre tarih, en yüksek soyutlama düzeyinde, aşağıdaki spiral hareket üstüne oturur:
1. Doğrudan üreticiler ile üretimin maddi koşullarının başlangıçtaki birliği.
2. Başlangıçtaki birliğin inkâr edilmesi, böylece yabancılaşmış emeğin ortaya çıkması.
3. İnkârın inkâr edilerek yeniden birliğin sağlanması, böylece özgür yaratıcı faaliyetin doğması.
Bu tespite göre, tarihin akışı içinde komünist (sosyalist) toplumun başladığı moment, doğrudan üreticiler ile üretimin maddi koşullarının yeniden birliğinin sağlandığı, böylece yabancılaşmış emeğin ortadan kaldırılıp yerine özgür yaratıcı faaliyetin geldiği momenttir. O halde, doğrudan üreticiler ile üretimin maddi koşullarının yeniden birliğinin sağlanmış olması, böylece yabancılaşmış emeğin ortadan kaldırılıp yerine özgür yaratıcı faaliyetin gelmiş olması komünist (sosyalist) toplumun esas tanımlayıcı niteliğidir. Tüketim araçlarının dağıtım tarzı, bu esas tanımlayıcı niteliği içinde barındıran bir sonuçtur.

2008/04 |