Sanat ve Siyaset / Yusuf DİNÇER
Sanat toplumun ilgisi alanında olan her şeyle ilgili olabilir.Bu, sanatçının kişisel seçimi çerçevesinde her konuya yönelebileceği anlamını taşır.
Politika bunlardan biridir. Sanatçı da herkes gibi bir siyasi eğilime sahip olur. Bunu sanatına yansıtabilir, yansıtmayabilir.
Ürettiği her şey kişiliğinden bir izlenim taşıdığı çerçevede, istese de, istemese de yaşamının bütün alanlarından olduğu gibi, politik kişiliğinden de izler, işine yansır.
İnsan politik bir varlıktır, demiş Aristoteles. Sanatçı da, bu tanım çerçeve de politikadan etkilenmeden bağımsız kalamaz.
Ama bu sanatçının belirli bir politik tavrı sanatı yoluyla yansıtacağı, yansıtması gerektiği Zorunluluğunu mu doğurur? Cevap hem evet hem hayır olabilir.
Bütün seçimleri kendisi belirlediği çerçevede sanatçı neyi seçeceğinde özgürdür.
Özgürlüğü işleyeceği konuyu seçmesi çerçevesinde de işler. Politikayla doğrudan ilgili olmasa bile, işlemediği konular bakımından bile belirli bir politik tercih içindedir.
İşlediği konuları ele alış biçimi de, bu çerçeve içinde değerlendirilebilir.
Politik olarak muhafazakâr bir tavrı olan sanatçının, erotizme kaymayacağını düşünebiliriz.
Püriten birinin de, benzer bir tavrı olacaktır. Oysa sanat hiçbir kuralı yıkmadan yerinde duramaz. Kurallar bir kere yıkılmaya başlayınca, özgürlüğünü savunduğu eksende sanatçı kendi politikasını da belirlemiş olur.
Bu siyaset olmayan bir siyasettir. Tavır alıştır. Karşı çıkıştır. Picasso’nun sanat tanımı da tam olarak bu dur. Sanat bir başkaldırıdır.
Var olanı tekrarlayacaksa, sanat bizim için neyi ifade edecek? Geleneksel sanatlar için bile yaratıcılığı görmeyi isteriz. Eskinin aynısını tekrarlayacaksa, yaratıcılık nereye gidecek?
Geleneksel olan da zamanında radikal bir tavır almıştı. Onu tekrarlamak, o zamanın radikalizmini tekrarlamak anlamını bugün için taşımaz.
Her sanatçı kendi hesabına günüyle hesaplaşmak sorunda kalır.
Güzel havaların kırmızı gelinciklerin resmini yaparak politika dışı duruyorum diyemez hiç kimse.
Bu da bir politik tavır alıştır. Politikam doğrudan siyasete ilişkin resmim yapmamaktır demektir. Bu resimleri beğenenlere yönelik resimler yapıyor, Onların da ortalama bir politik tavrı var.
Belki bu apolitiklik olarak değerlendirilebilir ki, bu da tanımın içeriği gereği siyasidir.
Her neyi işlerse işlesin, toplumun bir parçası olduğu çerçevede siyaset sanatçının peşinden gelecektir.
Belki işinde siyaseti doğrudan işleme durumu ayrı olarak düşünülebilir.
Konu bu bakımdan farklılık içerir.
Burada, sanatçının politikadan ne kadar anlayacağını sorabiliriz. Eğer iiin içeriği politikse, en azından bir miktar konuya hakim olmalıdır. Ama sanatçı politika üreten midir? Orada durmak gerekir.
Sanatçı toplumun öncüsü değildir. O siyasetin işidir ki, sanatçının da öncüsüdür. Sanatçı o siyasete yönelik işi üreten olabilir. Her zaman da başarılı biçimde istediği politik mesajı veremeyebilir. Bu, kendini ait hissettiği siyasetin sanatçıyı ne kadar ileri götürebilecek söyleme sahip olabileceğiyle ilgilidir genellikle.
Güçlü bir siyasi zemini olsa da sanatçı ancak kendisi kadar bu siyaseti işleyebilir, ancak hakim olabildiği ölçüde siyasetini işine aktarabilir. Burada onu hem sıkıştıran, hem endişelendiren, hem başarılı olması için tek seçeneği estetik, Demokles’in kılıcı gibi başının üstündedir.
Her ne içeriğe yönelirse yönelsin, estetik kaygılar işin politik içerinden önde olmadığı sürece, yapılan iş, amacına ulaşmamış olacaktır. Çünkü yapılan afiş değildir. Belirli bir mesajı yollama birinci neden olsa, afiş yapmak yeterli olurdu. O da belirli ölçülerde estetik içerir. Ama sanatın kendisi olmaz.
Nuri İyem’in toplumsal gerçekçiliğe çok iyi örnekler veren çalışmaları vardır. Genellikle yoksul köylülerin yaşamlarına yöneliktir. Yoksulluk hiçbir resimde, estetiğin dışlamasına neden olmamıştır.
Ağır bir trajedi de işlenebilir. Yine estetik, elimizde resme bakarken ilk kıstas olacaktır. Resmin politik içeriğine ancak şimdi bakabiliriz.
Burada sanatçı başka bir ikilemle karşılaşacak. Kimin için yapıyor, kim görecek. Dahası kim alacak?
Sanatçı işini yaparken de, bitirip izleyiciye sunduğunda da yalnızdır. Satması gerekir ki, yaşamını sanatçı olarak devam edebilsin. Ya da başka bir iş yapıp boş zamanını sanatla dolduran biri olacaktır. Peki, kullandığı politik söylemin taraftarları bu resimleri almayı sürdürecekler mi? Ya da bunu yapmaya güçleri olacak mı?
Başka yönden, resmi almaya potansiyelleri olanlar bu politik içeriği nasıl karşılayacak?
Sanat alıcısın cebinde, geçimini sağlamaktan daha fazla parası olanlar olacağını düşünmek hata olmaz. Ulaşmak istenen kitlenin istese bile alamayacağı da başka bir gerçek.
Bir Nuri İyem’e sahip olmak herkes için şanstır. Kim olursa olsun bu fırsatı içeriğinden önce, sanatçının öneminden ötürü değerlendirecektir.
Büyük sanatçı olmanın bir ödülü olmalı. Fakat diğerleri?
Tavizler, yönelişler, günün yaratığı yeni politik açılımlar. Bir kere başlayınca artık devamı kendiliğinden gelen çözülmeler. “Bunlar iyi satılıyor”, nedeniyle yapılan işler.
Kim eleştirebilir? Sanatçı yalnız kaldığında kimi arkasında bulacak? İşi saldırıya uğradığında, pornografik bulunduğunda, destek bulacağına, güvenebileceği bir siyaset olacak mı?
İçeriği gerçekten pornografik de olabilir sanat eserinin. Bu durumda da, sadece sanat eseri olduğu için, onu destekleyebilecek kadar cesur siyasi hareketlere güvenebilir mi?
Böyle siyasi bir hareket bulabileceğine dair işaretler çok az. (Nobel almanın bile destek almaya yetmeyebileceğine dair bir örneğimiz elimizde duruyor.)
En radikal açılıma sahip siyasetlerde bile, iş erotizm içerdiğinde, püritenizm hemen ortaya çıkabiliyor.
Bu sorunları nasıl aşacak sanatçı?
En kolay yol bellidir. Belirli bir siyaseti izlemekten uzak durduğu sürece, izleyicisi ve alıcısı daha çok olacaktır. Bu durumda da tavizler vermeye başlamış olması gerekir.
Başka bir seçeneği, artık kimsenin reddedemeyeceği kadar tanınmayı beklemektir. Ne zaman buna ulaşılabileceği belirsizse, belki hiç bir zaman istediği gibi, içerik bakımından rahat olamayacaktır.
Başka seçenek sanatçının radikalizmidir. “Ben bunu yaparım, içeriği sana uygun değilse alma. Ama iyi bir sanat eseri ise, almaktan başka çaren yok” diyebileceği yerde durduğunda, alıcısına ulaşabilir.
Sanılanın aksine, sanatın iyi alıcıları, eğer sanatçı yaptığında ve davranışında samimiyse ve iş gerçekten iyiyse, bu ayrımı fark edebilirler. İşin politik içeriği kendi konumlarına aykırı bile olsa, estetik değeri onu almalarına yetebilir.
Sanatın dönüp kilitlendiği eksen burasıdır. İşin estetik değeri…

2008/04 |