Louis - Ferdinand Celine / Caner KAPLAN

 

 

 

“Onun yanılsamaları, kendisinde gördüğü yanlışları düzeltecek iradesi yoktur. Dokunduğu her şey kurur ve umutsuzluktan, kuşkuculuktan, hiççilikten oluşan bir pislik içinde, gözden kaybolur.”
Bettina Knapp

Celine, 1894′te Louis Ferdinand Destouches adıyla Seine bölgesindeki Courbevoie kasabasında doğdu. Babası bir sigorta şirketinde çalışıyordu, annesi ise dantel örmekte ustalaşmıştı. Yazar Paris’te büyüdü; Annesi şehrin ünlü pasajlarından Choiseul’ de bir dükkânda çalışıyordu. Celine, öğrenimine Aşağı Saksonya’daki bir okulda başladı; daha sonra bir İngiliz okulunda yatılı olarak okudu ve çeşitli şirketlerde çalışmaya başladı. 1912’de, 18 yaşındayken süvari olarak askere alındı. Birinci Dünya Savaşı’nda Ypres’teki çatışmalar sırasında ciddi biçimde yaralandı. Savaş ona hafif biçimde sakatlanmış bir kol, dinmeyen baş ağrıları ve kafasının içinde hiçbir zaman kurtulamayacağı çınlama ve vızıltılar bıraktı. Yaşam öyküsel romanı North’ da bu seslerin kimi zaman trombon ve tüm aletleriyle bir orkestraya dönüştüğünü anlatır. Gösterdiği yüreklilik nedeniyle madalya kazanan Céline’e yüzde yetmiş beş oranında maluliyet maaşı bağlandı.Savaşın kalan bölümünde Fransa’nın Londra elçiliğinde pasaport bürosunda görev yaptı. 1916’da bir kereste şirketinin Kamerun şubesinde çalıştı. Ve ardından sıtma ve dizanteriye yakalanınca ülkesine geri gönderildi. 1915’te bir Londra barında çalışan Suzanne Nebout’la evlendi; Ancak bu evlilik Fransız elçiliğine kaydettirilmedi. Céline, ikinci evliliğini bir tıp okulu yöneticisinin kızı olan Edith Follet’yle 1919 yılında yaptı. Daha sonra Rennes’da tıp öğrenimi görmeye başladı; diplomasını 1924’te Paris Üniversitesi’nden aldı. Sonraki yıl doktorluğu bırakarak Milletler Cemiyeti hesabına çalışmaya başladı. İkinci evliliği de 1926’ da bitti.

Milletler Cemiyeti’ndeki işi Celine’e İsviçre, Kamerun, ABD, Küba ve Kanada’yı dolaşma fırsatı verdi. Detroit’teki Ford fabrikalarında toplumsal sağlık sorunları üzerinde çalıştı. 1928’de Paris banliyölerinden birinde özel muayenehane açtı. Ardından 1931’de Clichy’ de bir belediye kliniğinde işe başladı. Clichy’de çalışırken Céline ilk danslı oyunlarını yazdı ve romancı olarak çıkışını 1932’ de Gecenin Sonuna Yolculuk’la yaptı. Aslında büyükannesinin adı olan takma adı Celine’i de ilk kez bu romanda kullandı. Kitap hem aşırı sağcı Leon Daudet’ye hem de sürgündeki sosyalist önder Leon Troçki’ye övgüler vardı. Kitap Fransa’nın en önemli edebiyat ödüllerinden Renaudot ödülünü aldı. Bu ödül daha önce de Marcel Ayme ve Louis Aragon gibi isimlerde kazandı. Romanın anlatıcısı Ferdinand Bardamu’nun Celine’le birçok ortak yanı vardır. Olaylar öyküye uygun olarak değiştirilmiş olsa da, birinci tekil şahıs üzerinden anlatılan ve sıklıkla yerel argoya başvuran kitabın konusu yazarın 1913’le 1932 arasındaki yaşamıyla örtüşür.

Roman, kahramanın Birinci Dünya Savaşı siperlerinde ki serüvenlerini, Afrika’daki ticari görevi sırasındaki deneyimlerini, Ford’un bir fabrikasındaki cehennemi çalışmasını ve savaş sonrası Paris’ teki doktorluğunu aktarır. Celine’ in ikinci romanı olan 1936 tarihli Mort A Credit de eleştirmenler tarafından başarılı bulundu. Kitap, Gecenin Sonuna Yolculuk’un kahramanı Ferdinand’ın çocukluğuna bir ziyaret olarak okunabilir. Yapıtta, Ferdinand’ın şiddet düşkünü babası ve çocuk felcinden çok çeken, hayatını kazanmak için tezgâhtarlık yapmak zorunda kalan annesi önemli karakterler olarak dikkat çeker. Kitabın yayımından kısa bir süre düştüğü notlarda Céline şöyle yazar: “Çalıştığım klinik olan Linuty vakfında anlattığım öyküler hakkında çok şikayet aldım.” Romanda Ferdinand birkaç kez evden kaçar ve mucit ve balon pilotu Courtial des Pereires’e yaptığı dolandırıcılıklarda yardım eder.

Aynı yıllarda Sovyetler Birliği’ne yaptığı yolculuk Celine için düş kırıklığı oldu. Yazdığı balelerden birkaçının Leningrad’daki Marinski Tiyatrosu’nda sahnelenme girişimi başarısızlıkla sonuçlandı; bunun yanında Celine tanık olduğu Sovyet rejiminden hiç hoşnut kalmadı. 1937’de yayımlanan Mea Culpa adlı risalesinde bu rejim hakkındaki düşüncelerini oldukça sert biçimde dile getirdi. Aynı dönemde üçüncü romanı üzerinde çalışan yazar, yaklaşmakta olan büyük savaşa engel olmak için çeşitli etkinliklerde bulundu. Celine, dünyanın onu büyük bir savaşa sürükleyecek bir Yahudi komplosuyla karşı karşıya olduğunu iddia ediyordu. Pasifist nitelikler de taşıyan anti-semitik kitapçıklarda dile getirdiği düşünceleri nedeniyle yargılandı ve birkaç kez mahkûm edildi. Celine’ in siyasi idealleri Nazilerinkilerle büyük ölçüde örtüşmesine rağmen, yazar bizatihi Hitler’in Yahudi ve savaş komplosunun yöneticilerinden olduğunu iddia ederek faşistlerin de tepkisini çekti. Yazarın, bir konferans sırasında Yahudiliğin ve Marksizmin tiranlığından söz eden bir konuşmacının sözünü keserek ona neden Aryanların gerizekalılığından söz açmadığını sorduğu rivayet edilir. Birçok eleştirmen, Celine’in aşırı sağcı tutumunun onun küçük burjuvaziye özgü olan, dönem açısından tipik korkularıyla ilgili olduğunda birleşir.

Celine, 1936 yılında Lucette Almanzor adlı bir dansçıyla tanıştı ve kısa süre sonra onunla evlendi. Yazarın daha önce de dansçı kadınlarla ilişkileri olmuştu; nitekim Gecenin Sonuna Yolculuk da bir dansçı olan Elisabeth Craig’e adanmıştı. Almanzor’la evliliği yazarın son evliliğiydi. Genç kadın, son derece kıskanç bir karakteri olan Celine’e tahammül etmeyi başardı ve öldüğü güne kadar onun yanında oldu. Lucette Almanzor Destouches’un evliliğini anlatan anıları 2001 yılında yayımlandı.

İkinci Dünya Savaşı patlak verdiğinde Celine, Fransız donanmasına bağlı, daha sonraları bir Nazi denizaltısı tarafından batırılacak olan Shella adlı gemide gönüllü doktorluk yapıyordu. 1940’da Fransa’nın düşüşünden sonra Celine, ülkenin ünlü direniş hareketinin saflarında olmadı. Birkaç şehir hastanesinde çalıştı; 1943’te Londra’nın Birinci Dünya Savaşı sırasındaki yeraltı yaşamını anlatan ve kahramanının uygarlığın çöküşüne tanıklık ettiği Guignol’s Band’ı yayımladı.

İşbirlikçi olup olmadığı uzun süre tartışılan Celine, Fransa’nın İkinci Dünya Savaşı sonlarındaki kurtuluşu yaklaşırken eşiyle birlikte Berlin’e kaçtı. BBC, bir radyo yayınında yazarın hain olduğunu ilan etmişti. Almanya’da da şansı pek yaver gitmedi. Bir süre Almanya’da tutuklu kaldıktan sonra yazar harap olmuş ülkeyi dolaştı; daha sonra da Danimarka’ya geçti. Fransız direnişçilerin suçlamaları nedeniyle Danimarka’da da bir yıl hapis yattı ve ancak sağlık sorunları nedeniyle serbest bırakıldı. Sonraki birkaç yılını Baltık Denizi kıyısındaki Korsor’da sürgün olarak geçirdi. Sürgün hayatı sırasında Fransa’da hakkında açılan davada gıyabında mahkûm edildiyse de 1951’de aklandı ve ülkesine dönmesine izin verildi. Hayatının yaklaşık son on yılını Paris yakınlarındaki Belleuve’de geçirdi. 1945 sonrasında yayınevlerine yaptığı başvurular kabul edilmedi, ancak ünlü yayınevi Gallimard 1952’den itibaren yazarın yeni kitaplarını basmaya başladı. İki cilt halinde basılan Féerie pour une autre fois’yı (1952-1954) 1957’de yayımlanan D’un chateau a l’autre izledi; ancak bu kitaplar büyük ihtimalle yazara savaş yıllarından kalan lekeler nedeniyle okur kamuları ve eleştirmenler tarafından hoş karşılanmadı. Son romanı Rigadon’u bitirdikten kısa süre sonra Celine 1 Temmuz 1961’de felç geçirerek öldü ve Bas Meudon’daki küçük mezarlığa gömüldü.

Celine’in çalışmaları, yazarın aşırı sağcı yaklaşımlarının gölgesi altında kalmışsa da yaratıcı bir yazar olduğu çoğu kez teslim edilir. Andre Gide, Celine’in yazdıklarını şöyle yorumlamıştır: “Celine’in çizdiği gerçek değil, gerçeğin kışkırttığı sanrılardır.” Yazar, yazdıklarında kullandığı argoyu büyük ölçüde Parisli şair Jehan Rictus’a borçludur. Adı anti-semitizm ve anti-komünizmle birlikte anılmasına karşın, Celine’in yazılarının savaşa, sömürgeciliğe ve kent hayatının kabussü etkilerine karşı çıkan nitelikleri savaş sonrası dünya edebiyatının önemli yazarlarından Henry Miller, Kurt Vonnegut ve William Burrougs’u derinden etkilemiştir. Yazdıklarında kişisel deneyimlerini öne çıkaran yazarın bu yönü de yazarın onun Beat kuşağı yazarlarının atası olarak anılmasının nedenlerinden biridir. Son olarak “Gecenin Sonuna Yolculuk” Kitabından bir alıntı ile:

“Savaşa döndük. Sonra neler oldu neler, bugün anlatılması kolay değil, çünkü bugünün insanları artık asla onları anlayamazlar.”

Demiş üstad.

Kaynakça:
Gecenin Sonuna Yolculuk Kitabı
Biographical Dictionary of the Extreme Right Since 1890