Boş Kağıt Vermek / Çetin KALMAN
30 July 2008 yazar dergi
Yabancı bir evde, deterjan ve çamaşır suyundan yeni çıkmış çarşafların serildiği yabancı bir yatakta, tek başına yatmanın huzursuzluğuna karışanlar öyle çoktu ki….Yandaki odada, bir zamanlar çok sevdiğime ya da seveceğime inandığım kız uyuyordu. Oysa yaratılmak istenen bir sevgiydi bu. Zorlamalarla, ödünlemelerle ve mantıkla… Kuşkular ve sorular rahat vermese de inanmaya çalışıyordum bunun gerçek sevgi olduğuna.
Vehim yani….
Yaşamımı desteksiz, dayanıksız kendim kurduğum gibi, ancak biraz da kör-topal ve zaferin istediğinden de çok hasarlı, aşkımı da yaratacağıma inanıyordum. Uydurduğum sıfatlarla temiz, saf (salak mı biraz acaba), Türkçesi kıt bir kızdan, hem ölesiye seven, hem çok entelektüel bir mutluluk anıtı yaratma bencilliğinde, daha doğrusu şapşallığındaydım.
Bunun için de dolaylı, belki niye böyle hazır bir sevgili yok diye isyankar ve sabırsız çabalarım vardı. Bir gün ona kendim de bir şey anlamadığım halde bir James Joyce kitabı armağan etmiştim. Ayrıca fakülteyi yeni bitirmenin çok bilmişliği ile öğretici konuşmalar da yapıyordum dilim döndüğünce.
Dile getirmese de, bunlar onun hiç hoşuna gitmiyor ve ayrıntısız kişiliğine saldırı biçiminde değerlendiği bu davranışlar karşısında kendine sarılıp, beni itiyordu.
Sabahında benim için önemli bir sınav olan o gece, böyle birikimlerle çekildiği kabuk daha da kalınlaşarak, onun yan odada umursamazca uyumasına yol açıyordu. Asıl önemlisi hiçbir libido kıvılcımı duymadan.
Ne yazık ki, öyle bir kıvılcım bende de yoktu.
Sevdiğini sandığın kızla, aynı evde, ayrı odalarda yatmak, sevginin cinsellikten özenle ayrıştırılıp kirletilmediği bir Hülya Koçyiğit-Ediz Hun aşkı benzeri güzellik midir? Yeteneksizlik midir? Sevgisizlik midir? Nedir?
Aşkı gerçekten yaşayacağıma inandığım bir başka kızın beş para etmez biriyle birlikte olması sıkıntımı daha da arttırıyordu. Hiç olmak istemediğim üçüncü şahsın kırgınlığı vardı üzerimde. Çaresiz bir kırgınlık… Sevdiğini elde etmeye çalışmanın yaratacağı onulmaz bir yara korkusu ile ricatın oluşturduğu yenilginin ağırlığıydı içimdeki.
Kurdeşendir artık bunlar… Az sonra da karabasan.
Aşk, bu hedeflediğim, belki de ertelediğim yüce duygu, giderek tılsımını yitiriyordu. Belki de, insanlığın yücelttiği bir çok değer gibi o da var olmayan birşeydi. Sonunda gelinen nokta, bir yeni zaman filozofunun söylediği gibiydi: “ Hayatta ne zaman derin anlamlar arasam onun basitliği karşısında hayrete düştüm.” Yani hayat yüklemeye çalıştığımız anlamların çok dışında, çok daha basit ve tekdüze idi.
Benim durumum ise hayrete düşmekten öte, boşluğa ve umutsuzluğa düşme biçiminde beliriyordu.
Bu düşünceleri aşılmaz hissederek düştüğüm boşluktan, tüm öğrencilik yaşamımda ve en umutsuz girdiğim sınavlarda bile yapmadığım bir kararla çıktım. İçeriğinde, renksizlik ve sıradanlık barındırdığını düşündüğüm ‘efendi çocuk, başarılı öğrenci ’ rolünden sıyrılacaktım artık. Ve girip sınava, hayata, esirgediklerine, kavuşamadıklarıma inat, yeni bir hayatın özlemi ile boş kağıt verecektim.
Sabahleyin sınava girdim. Hayatımın bundan sonraki yönünü belirlemeye aday sorulara, sevimsiz yanıt kağıtlarına, isteksiz ve zoraki çalışan görevlilere ve herşeye biraz küçümseyerek baktım. Sonra bir tuhaf, biraz asi bir huzurla boş kağıt verip sınavdan çıktım.
Kategori Edebiyat ,