Sosyalist, Taraf Olur mu ? / Seha TISOĞLU
31 July 2008 yazar dergi
Türkiye’de bir hayalet dolaşıyor. Toplumsal muhalefet hayaleti. Toplumsal muhalefetin oluşmasını engellemek , sınıf temelli siyasetin oluşmasını engellemek için 12 Eylül’ün eserleri (milliyetçi/mukkadesatçı hareketler) ile 12 Eylül’ün planlayıcıları (Devlet aygıtları ve TÜSİAD) bugün de kutsal bir ittifak içindeler.
Türkiye’de toplumsal muhalefetin oluşmaya başladığında onu sindirmek harekete geçmeyen bir iktidar odağı var mı? Meclisin yasalarıyla, polisin orantılı gücüyle , ordunun füzesiyle, yargının kararıyla , medyanın ikiyüzlülüğüyle sindirilmeye çalışılan bir muhalefet. Toplumsal muhalefet hayaleti.. Toplumsal muhalefet henüz oluşmamışken iktidar bloğunun oluşmasından korkarak sindirmeye çalıştığı hareketler. Sosyalist hareketler, Kürt hareketi..
12 Eylül 1980, dünya toplumsal hareketler tarihinde yer alması gereken bir tarih. Dünyanın hiçbir ülkesinde toplumsal muhalefet böyle sistematik bir şekilde bastırılmamıştır , benzer olaylarda, Latin Amerika’da, toplumsal muhalefet bir süre sonra yeniden toparlanma olanağını bulurken , Türkiye’de geçen otuz seneye yakın süre içerisinde bu asla tam olarak gerçekleşmemiştir. 12 Eylül ile Türkiye’de artan neo-liberal politikilar ve onun yarattığı tahribatın doruk noktaya ulaştığı 90’larda dahi sürekliliği olan bir toplumsal muhalefet tam olarak örgütlenememiş , örgütlense dahi sınırlı kalmıştır.
Genelde toplumsal muhalefete , özelde ise sosyalist harekete karşı girişilen bu müdahale neo-liberalizmin küreselleşme eksenin evrilmesi ile bugün ikinci safhasına girmiş görünüyor. Özellikle son dönemde Ergenekon Davası ile ortaya çıkan bir TARAF’ın sosyalistleri taraf olmaya çağırması ile girişilen bu yeni hareketi gözler önüne sermiş bulunmakta. Bu sefer amaçlanan toplumsal muhalefetin dönüşümünün sağlanması ve neo-liberalizmin yeni safhasına eklemlenmesine çalışılması olarak görülüyor.
Nasıl her işçi, işlediği hammade ile kendisi arasında bir takım araçların bulunduğunu ve bu üretim araçlarının bir üretim ilişkisi doğurduğunun kendiliğinden bilincindeyse , her sosyalist de kendisi ile toplum arasında devletin ideolojik aygıtlarının olduğunun farkındadır. Dolayısıya her sosyalist toplumsal hareketlerin ve toplumsal hareketleri taban edinme ihtiyacındaki olayların, çok karmaşık ve çeşitli iktidar ilişkilerini içinde barındırdığının bilincinde hareket etmek zorundadır. Toplumsal hareketler canlı ve değişkendir. İktidar bloğunun merkezindeki bir sürece taraf olarak dahil olmak, iktidar bloğunun götürmek istediği yere istemeden de olsa gitmek ile sonuçlanacaktır.
Darbe olsa ya peşinden gidecek ya da ülkeden çekip gidecek olanların toplumsal muhalefete soyundukları ve taraf olmaya çağırarak toplumsal muhalefeti yeniden üretmeye çalıştıkları bir dönem içerisindeyiz. Emeğe yönelik her türlü saldırıyı görmezden gelenlerin , sendikal haklar için bugüne kadar kılını kıpırdatmayanların ‘’demokrasi’’ adına çağrılarda bulunduğu , emeği temsil ettiği iddiasıyla meydanlara inen ve ortak akla davet edenlerin türediği bir dönem bu.
İçinde bulunduğumuz süreç içerisinde sosyalistlerin taraf olup olmamaya karar vermeden önce , ilk yapması gereken süreci tanımlamak olması gerekir. Bu süreç devlet aygıtının hakim güçleri içerisindeki iktidar mücadelesidir ve bu mücadele yeni bir şey değildir. DP döneminden , 77’lere oradan 28 Şubat’a ve siyasi tarihimizdeki darbe ve müdahalelerde karşımıza çıkan bir süreçtir bu. (Türkiye’de anlaşılabilmenin en kısa yollarından biri konuyu futbol ile anlatmak olsa gerek. İktidar bloğu 12 Eylül sonrası 4-4-2 gibi bir dağılıma sahipti. Sistemde ordunun 4 birim , sermayenin 4 birim , siyasetin 2 birim gücü vardı. 28 Şubat ile bu 4-3-3’e döndü.Bugün tekrar 4-4-2’ye ama bu sefer siyaset 4 , ordu 2 olmak üzere bir dönüşümün tamamlanması mücadelesi söz konusu) İktidar bloğunu oluşturan güçler arasındaki bu mücadelenin toplumsal muhalefete yansıması hiçbir zaman demokratikleşme olmamış, daha parçalı bir toplumsal muhalefet ve daha güçlü bir iktidar bloğu oluşmuştur.
Ergenekon davası ister bir temiz eller operasyonu olarak tanımlansın isterse iktidar bloğu içerisinde bir mücadele olarak tanımlansın tek bir sonuç doğurmaktadır. Bu sonuç ,sürecin toplumsal muhalefetten bağımsız olduğu ve son tahlilde toplumsal muhalefeti hedef alan bir süreç olduğudur. Dolayısıyla toplumsal muhalefet bizzat iktidar bloğu olarak sürecin nesnesi olarak konumlanmıştır. Bu noktadada taraf olanların ne taraf olduğu da tartışmalı bir hale gelmektedir. Sürecin nesne olarak konumlandırdığı toplumsal muhalefeti süreçten yana taraf olmak çağrısında bulunmanın tek bir karşılığı vardır. Bu da Taraf olanların sihirli sözcüğü demokratikleşme olan , neo-liberalizme destek çağrısı yaptıklarıdır.
Gerçek şu ki operasyon her ne kadar demokratikleşme üzerinden tanımlanıyor olsa da neticelenmesiyle birlikte demokratikleşme sürecine katkı sağlamaktan çok taraflardan birinin ve en önemlisi neo-liberalizmin meşruiyetini pekiştirmesine aracı olacaktır. Demokratikleşme iktidar bloğunda güç yitiren kesimin bir takım grup ve kişileri tasfiye ederek , davada feda etmesinden ibaret kalacak, devletin yaptığı pis işlerin bir kısmı bu kişilere yıkılarak mevcut iktidar yapısının sürmesi sağlanacaktır.
Devletin kendi pisliklerini halı altına süpürme işlemini dava aracılığıyla halka açık gerçekleştirdiği bu süreci, emekten yana olamayan ve ideolojilerin sonunu müjdeleyen bir siyasi harekete taraf olma çağrısında bulunarak alkışlamaya davet eden ve bunu demokratikleşme sürecinin önemli bir adımı olarak tanımlayanların neo-liberalizmin bir uzantısı olduğunu görmek gerekir.
Devlet aygıtının tüm araçlarının neo-liberalizmin hizmetinde olduğu, medyanın sürekli olarak kamuoyunu bu doğrultuda yeniden ürettiği , toplumsal muhalefete karşı her türlü baskının ve sindirmenin gerçekleştirildiği bu ortamda kendini ‘’sol’’ olarak tanımlayan hiç bir toplumsal muhalefet odağının, iktidar bloğu içerisindeki bu mücadelede bir yeğleme yapmaması gerekmektedir. Bunun aksini iddia edenler ve taraf olmanın sol siyasetin bir gereği olduğunu iddia edenler sürecin liberaller tarafından yürütüldüğünü de gözler önüne sermektedir. Sosyalistler bugüne kadar gerçekleştirilen darbelerin sadece postal giyenler tarafından gerçekleştirilmediğinin bilincindedir. 27 Mayıs , 12 Mart , 12 Eylül ve 28 Şubat’ta ordu, sermayenin, siyasilerin ya da her ikisinin desteği ile işbaşı yapmıştır. Tüm bu darbe ve müdaheler iktidar bloğunun eseridir. Neo-liberal kürelleşmenin egemen olduğu günümüzde iktidar blogu arasındaki bu mücadele de dönüşüm geçirdi. Ne ordu ne siyasiler ne de sermaye (yerli ve yabancı) iktidar bloğu içerisindek mücadelenin darbe gibi radikal bir dönüşüm ile neticelenmesini istiyor. Sosyalistler geçmişte darbeye taraf olabilirler miydi? İktidar bloğundak mücadelenin yansıması olan 12 Eylül için darbe olsun ya da olmasın gibi bir yeğlemenin söz konusu olması ne kadar saçmaysa bugün Ergenekon davası için de bir yeğlemeye gitme o kadar saçmadır. Unutulmamalıdır ki bugünün neo-liberallerinin öncüleri , 12 Eylül’ü de bir demokratikleşme olarak görüyorlardı !
Sosyalist taraf olur mu ? Devlete ilerici bir rol biçmiyor ve iktidar bloğu içerisindeki mücadeleden demokratikleşme adına bir sonuç çıkacağını beklemiyorsa, olmaz. Devlete ilerici bir rol biçiyor ve iktidar bloğu içindeki mücadeleden demokratikleşme çıkacağını düşünüyorsa sosyalist olur mu sorusu ise epey tartışmalı bir konu. Konumuzda tartışmasız olan tek şey taraf olmayanları ‘’demokratik ahlak’’ sorunu olmakla suçlayanların liberal ahlaksızlığı ilke edinmiş oldukları olsa gerek.
Kategori Siyaset ,