TKP Genel Başkanı Aydemir Güler’le Güncel Gelişmeler Üstüne…

30 July 2008 yazar dergi

 

 

 

Anayasa Mahkemesi türban konusunu karara bağlamak üzere. Herhalde AKP davası da berraklık kazanacak. Peki sonra?
 
A.G: Sonrası için kaçınılmaz gereken, AKP’ye karşı mücadeleyi bu tür süreçlere bırakmaktır. Türkiye Cumhuriyeti kimsenin inanmadığı, toplumsal yaşamda herhangi bir karşılığı bulunmayan kurallar, yasalar ve yasaklarla yaşıyor. AKP’yi kapatabilirler; bana kapatacaklar gibi geliyor. Ama dava sürecini AKP’nin kaybedeceğini kim söyleyebilir? AKP kapatılmayı engellemeye değil, önemsizleştirmeye yönelik bir taktik izledi ve başarılı oldu.
 
Laikler-gericiler mücadelesinde, birinci kanadın yasalcı ve biçimsel çizgisi fiyasko üzerine fiyasko üretiyor. Ama bu tarzı değiştirme yetenekleri yok. Çünkü bu tarz, Türkiye burjuvazisinin halktan ve soldan kaçış serüveninin doğrudan sonucu.
 
Öyle ki, AKP liderliğinin ancak geçici olarak cezalandırılacağı açıklanmış bulunuyor. Erdoğan’ın bağımsız olarak yeniden seçilebileceğini ve başbakan bile olabileceğini, kendisi iddia etmedi; Kanadoğlu açıkladı.
 
Kanadoğlu, bir de milletvekilliklerinin düşürülmesi halinde yeniden meclise dönüşün ancak bir genel seçimle mümkün olabileceğini, ara yenileme seçiminin hukuken bunu sağlayamayacağını yazdı…
 

A.G: Neye güvenerek seçim istediklerini tam olarak kestirmek mümkün değil. Anlaşıldığı kadarıyla AKP dava sürecinin bir an önce tamamlanmasını ve en kısa sürede yapılacak bir ara seçimle kaldığı yerden, en fazla tabela değiştirip devam etmeyi planlıyordu. Diğer taraf ise süreci bir şekilde uzatmak ve belki genel seçim gibi daha köklü bir yola ittirmek istiyor gibi görünüyor. Ama seçime kimin ne konumda gireceğini bilmiyoruz. Her isteyen toplumsal mühendislik projesi çizebilir. Ancak galiba ortada hesap yapabilen bir akıl kalmadı.
 
Çözülüş tamamlandı mı, yani?
 
A.G:
Çözülüş böyle tedricen tamamlanamaz. Toplumların yürüyüşünde tanımı değiştiren geçişler
Adım adım, mutedil biçimlerde olmuyor. Şiddetli patlamalar eşlik ediyor buna. Ama bütün işaretler o momentin çok yakın olduğunu söylüyor.
 
“Projeciler” demiştik. Belki de, 2001’de AKP’yi ileri fırlatan ekonomik krizden daha ağırının bu kez AKP’yi batıracağını umuyorlardır. Ama krizden ne çıkacağına emperyalizmin karar verdiğini hatırlamıyorlar mı, bilemiyorum.
 
Bu tabloya bizim mücadelemizi nasıl yerleştireceğiz?
 
A.G:
Doğru yoldayız. AKP’ye karşı mücadeleyi merkeze alacağız dediğimizde, solda değişik tepki ve tereddütler olmuştu. Kimileri diğer burjuva kampla yakınlaşma işaretini görmek ve göstermek istediler ve saçma sapan eleştiriler yönelttiler. Başkaları AKP’nin belli dönüşümleri sağladığını, dolayısıyla yeni durumun veri alınması gerektiğini düşündüler veya bu partinin çok güçlü olduğunu…
 
Solda başka güç odaklarına yaslanmayı, Kürt milliyetçiliğine, AB’ye yönelmeyi büyük politika sananlar oldu. Solda kabuğuna çekilme, böyle bir alt üst oluş döneminde marjinal kadro dinamiklerine sarılma eğilimleri bile var…
 
Sonra durum hayli değişti. Bugün solda AKP’nin acenteliğini yapanlar bile ağızlarını ara sıra “AKP’ye karşı mücadelemizde…” diye açmak gereğini hissediyorlarsa, ürkek duranlar cesaret bulduysa, bunda büyük ölçüde bizim ısrarımızın payı var.
 
Bizim ise, mücadelemizi bir tarihsel tez olmanın ötesinde organik olarak işçi sınıfıyla bütünleştirme, emekçileri sol kimlik aracılığıyla siyasete geri getirme görevlerinin altından mutlaka kalkmamız gerekiyor. Bu olmadan mevcut sıkışık tablonun içinden çıkılamaz. Solda da, ülkede de kilidi çözecek olan faktör işçi sınıfıdır.
 
Seçimler de her an gündeme gelebilir…
 
A.G:
Girdi bile! Meclisin iki muhalefet partisi seçim çalışmalarını başlattıklarını ilan ettiler. Hükümet uygulamalarında seçim faktörünün giderek daha fazla gözetileceği belli. Seçimi, yargı da gündeme sokmuş bulunuyor.
 
Ne seçimi yapılacağı tabi çok önemli. Milletvekili ve yerel yönetim seçimlerinin ayrı ayrı veya birlikte yapılması seçim politikalarını doğrudan etkiler.
 
Ama her şıkta TKP bugüne dek yarattığı geleneğinin üstüne yeni yapı taşları eklemek durumundadır. 2002 biz istesek de istemesek de, komünist adının seçim platformunda ilk kez yer alması olgusu ile belirlendi, bizim açımızdan. Sonraki deneylerde giderek güncel tavır alışların ağırlığı arttı. Yurtsever Cephe’nin bu açıdan büyük katkısı oldu.
 
Bu kez TKP’nin “tam teşekküllü” bir kavgaya girmesi gerekiyor. Mücadeleye girerken, hangi koordinatlar üstünde durduğunuz belirgin olmalıdır. Ancak mücadelenin kendi dinamizmi vardır ve başladığınız yerde, aynı koordinatlar üzerinde çıkmak başarı değildir. Bu kez çok daha dinamik, solun diğer kesimleriyle etkileşime giren, komünist veya yurtsever kimlik adına “bayrak gösterme”nin ötesine geçen, siyasal dengeleri değiştiren bir süreç yaşamak zorundayız.
 
Biraz kapalı değil mi, bu söylediklerin? Örneğin aynı konjonktürde solda çatı tartışmaları yeniden ısınırken ne yapacağız, diye sorsak… Bunun üstünden açmayı deneyebilir miyiz?
 

A.G: Bu kapalılığı şimdilik çok fazla açmak mümkün değil. Biraz daha zamana ihtiyacımız var. Bu bir gecikme değil; biraz zamanımız da var gerçekten. Ama çerçeve çizmeye çalışabilirim.
 
Birincisi; Türkiye bir karşı devrimin içinden geçiyorsa, buna kuvvetli bir direnç örgütlemek,
Seçimlerdeki acil görevdir.
 
İkincisi; kuvvetli direnç düzen içi, az önce değindiğim türden projelerle değil, halkçı, kitlesel bir mücadelede ortaya çıkartılabilir. Yani solun adres olmadığı, önemli bir adres haline gelmediği bir seçim platformunda direnç falan da olmaz.
 
Üçüncüsü; böyle bir sol adres, politik çizgi olarak TKP’siz mümkün değildir. Bu kendinden menkul bir iddia değil. Çıkarın TKP’yi bugünkü tablodan; sol, siyasal strateji olarak ne üretecek, dersiniz? Çatı partisinden başka bir şey görüyor musunuz?
 
TKP’nin ağırlığını kaldırın; bugün gericilik; bugün gericilik ve AB başlıklarında doğruya yakın tutum alan, AKP tipi siyasal liberalizmin faşizm anlamına geldiğini sezen kesimler bile,Liberal veya sol-liberal dalga karşısında ezilir. Memlekette, Deniz Gezmiş’e küfredene kadar ceplerinde Taraf gazetesiyle dolaşmayı demokratlık sanan genç devrimciler bile vardı! AB’ciliklerini dizginlemeyi öğrenen ama hala “evet-hayır ikilemine sıkışmayacağız” diyerek kaçak güreşenler vardır. “İsteyen başını örtsün, isteyen açsın” demeyi sosyalist özgürlükçülük sananlar var. TKP, çözülüş sürecinin solu çürütmesinin önünde çok önemli bir engeldir. Bu fonksiyonumuzu seçim platformuna taşıma becerisini göstermek durumundayız.
 
Son dediğin TKP’nin oylarını arttırmasından geçmez mi?

 
A.G: İkili. Birincisi ve önceliklisi, TKP oylarının, işçi sınıfını heyecanlandıracak ve dengeleri etkileyecek bir ölçüde artış göstermesidir. Bunda hiç kuşku yok. Tam da bu yüzden, seçim dönemlerinin toplumsal örgütlenme araçlarını hemen bugünden canlandırmalıyız. Sandık görevlileri ağı kurmak gibi…
 
İkincisi ise, adı genel olarak “ittifaklar politikası” denen yoldur. İttifaklar politikasını, eskiden Ekim Devrimi konulu eğitimlerde öğrenirdik. Devrimci siyasetin vazgeçilmez bir unsuruydu bu kategori. Sonra bir dizi tarihsel nedenle, ittifak solun sol olmaktan çıkmasının adı haline geldi. Neden bunu kabullenecekmişiz? İdeolojik arka plan olmadan, program olmadan, örgüt dinamikleri olmadan, kadrolaşma dinamikleri olmadan, iktidar perspektifi olmadan, sınıf temsiliyeti olmadan devrimci siyaset olmaz dersek, bunları hepimiz anlarız. İttifaklar olmadan
da devrimci siyaset olmaz. Bunu da anlamak durumundayız. Sizinle özdeş olanlarla veya özdeşleşmeyi öngörenlerle birlikte örgütlenirsiniz. Tek bir özne haline gelirsiniz.. Böyle bir vizyonu olmayan kesimlerle ise birlikte mücadele etmenin yolunu bulmak zorundasınız.
 
Doğru elbette. Ama bu alanı şimdi de çatı partisi doldurmuyor mu?
 
A.G: AKP’ye karşı mücadele ekseni olmadan olur mu? Dolduramazlar. AKP’nin doğu-güneydoğu belediyelerine huruç harekatının muhatabı DTP de dolduramaz. Belediyelere aynı sermaye penceresinden bakacaksınız, özelleştirmeci, taşeroncu, uluslar arası sermayeci olacaksınız, AB fonu peşinde koşacaksınız ve sonra AKP’ye karşı mücadele edeceksiniz. Adını koyalım; çatı partisi, olsa olsa  bir AB projesidir. AB’ye beğendirmek bu açılımın birinci koşuludur.
İkincisi, bu, DTP’nin kapatılma olasılığından, Kürt milliyetçiliğinin solu yedekleme geleneğinden, kimi sol öbeklerin çıkışsızlığından ve bağımsız aday taktiğinden nemalanan
liberal bir kesimin fırsatçılığından türemiş bir projedir. Üçüncüsü de, herkes fili tuttuğu yerinden hareketle tarif ederse ortaya bir şey çıkmaz… Geçelim. Ama bilelim ki, solda mevcut güç birikimlerini sıçratma umudu veren, siyasal olarak tabloyu sarsan bir çıkışı örgütlemezsek, bu tür tuhaflıklar hep soldan taban çalar. Buna meydanı boş bırakmak mümkün değildir.
 
Çerçeveyi, yerimiz de yettiği ölçüde çizdik sanırım… Başka eklemek istediğin bir nokta var mı?
 
A.G: Önümüzdeki mücadele sürecinin kritik momentlerini hiçbir şeyi eksik bırakmadan karşılamaya çalışacağız. Partinin merkezi üretimini yükselteceğiz. Yayınlarını yeniden düzenliyoruz. Parti önderliğini yeniden yapılandırmayı, kadrolaşma dinamiklerini takviye etmeyi tasarlıyoruz. Bu kavşaktan yüzümüzün akıyla, aydınlık geleceğe daha yakınlaşarak çıkacağız. Bugüne kadarki mücadelemizde komünizmi gerçek bir siyasal akım, iktidarı hedefleyen bir siyasal parti olarak ülke topraklarına yeniden yerleştirdik. Bunu tekrar edemeyiz. İleri götüreceğiz.
 

*Bu röportaj 6 Haziran 2008 tarihli Yurtsever gazetesinden alınmıştır.
 

Kategori Röportaj ,

Yorum yapma kapalı.