Derleyen: Cumhur KOCAMAN

 

Sendikalar küreselleşme yolunda

İngiltere'nin en büyük işçi sendikası UNITE'ın Amerikan Çelik İşçileri Sendikası USW ile birleşmenin eşiğinde olduğu belirtiliyor. Grangemouth rafinerisinde grev yapan işçiler, UNITE ve USW arasındaki birleşme görüşmelerinin, USW'nin Temmuz'daki zirvesinde tamamlanması umuluyor.
Olası bir anlaşma, organize işçi hareketlerinin küreselleşen iş dünyasıyla başa çıkma çabalarında bir dönüm noktası olacağı belirtiliyor. İki sendikanın İngiltere, Amerika Birleşik Devletleri, Kanada ve Karayip ülkelerinde üç milyondan fazla üyesi olacak.Birleşmeyle ilgili ayrıntıların geçen hafta Londra'da yapılan toplantıda görüşüldüğü kaydedildi.
Her iki ülkedeki sendikal faaliyetler yasası farklı olsa da, yetkililer güç birleşiminin uluslararası şirketlerle pazarlıkta avantaj sağlamasını umuyor. Birleşmenin tek bir yönetime ve lidere sahip bir şemsiye örgüt kurulmasının da yolunu açacağı belirtiliyor.
Başta Asya, Doğu Avrupa ve Latin Amerika ülkeleri olmak üzere, kalkınmakta olan ülkelerdeki sendikaların da işbirliği yapmaya teşvik edildiği kaydediliyor.
UNITE, BAE Systems, Rolls Royce ve İskoçya'daki Grangemouth Rafinerisi işçileri gibi ülkenin en büyük işletmelerindeki işçileri temsil ediyor. UNITE geçen yıl Ulaştırma ve Genel İşçi Sendikası'yla AMICUS sendikasının birleşimiyle kurulmuştu.Kaynak:bbc.co.uk/turkce (1 Haziran)

Gıda krizine çözüm arayışı sürüyor

Gıda Krizi Zirvesi’nde, ‘radikal’ önlemler alınması gerektiği vurgulanarak krizin ileride küresel felaketlere neden olabileceği uyarısı yapıldı
Birleşmiş Milletler’e (BM) bağlı Gıda ve Tarım Örgütü’nün (FAO) ev sahipliğinde dün İtalya’nın başkenti Roma’da bir araya gelen devlet başkanları, küresel gıda krizine “çözüm” aradılar. Dünya nüfusunun artması ya da Çin ve Hindistan gibi ülkelerdeki insanların “zenginleşmesi” nedeniyle daha çok gıda tüketmesi gibi iddialarla başlayan kriz tartışması ise yerini daha “radikal” önlem taleplerine bırakmış görünüyor.
Tarım arazilerinin gıda yerine biyoyakıt üretimi için kullanılması ise üretimin azalması ve fiyatların yükselmesinden sorumlu tutuluyor ve gıda krizinin en büyük etkenlerinden bir olarak kabul ediliyor. Bu konuda, BM Genel Sekreteri Ban ki-Moon’un ABD’ye, biyoyakıt üretimine yönelik destekleri kaldırma çağrısı yapacağı belirtildi. Zirve öncesinde bir konuşma yapan Ban, “Bugün kelimenin tam anlamıyla faturayı ödüyoruz. Eğer bu sorunu tüm yönleriyle ele almazsak, ekonomik büyümenin, sosyal gelişimin ve hatta politik güvenliğin etkilenmesi gibi dünya çapında bir dizi krize neden olabilir” dedi.

Kaynak:evrensel.net (4 haziran)

GM 10 bin kişiyi işsiz bırakacak

Amerikan otomotiv devi General Motors’un (GM) Kuzey Amerika’daki 4 fabrikasını süresiz kapatma kararı aldığı açıklandı. Kapatılmasına karar verilen fabrikalarda 10 bini aşkın işçi çalışıyordu. “Dünya piyasalarında artan ham petrol fiyatları sebebiyle yükselen benzin fiyatları sebebiyle, satışlarında büyük düşüş yaşadığını” iddia eden GM yönetimi, kararın bir süreliğine değil kalıcı olduğunu açıkladı. GM CEO’su Rick Wagoner yaptığı açıklamada, piyasalardaki trendin, petrol fiyatlarında bir iyileşme olmayacağını gösterdiğini belirterek, “yükselen benzin fiyatlarının tüketici alışkanlıklarını süratle değiştirdiğini, GM’nin de bunu göğüsleyecek durumda olmadığını” kaydetti.
GM CEO’su Rick Wagoner’e yönelik en sert tepki ise Kanada Otomobil İşçileri Sendikası (CAW) Başkanı Burzz Hargrove’dan geldi. GM’nin kararını “kanunsuz ve hainlik” olarak niteleyen Hargrove, “Bu karar için sonuna kadar mücadele edeceğiz. Daha 15 gün önce yeni sözleşme imzaladık. Bu konuları masaya getirselerdi, ücretlerde indirime gitmeye kadar birçok yardımcı maddeyi konuşabilirdik. Bu kadar insanı işinden etmek, bu kadar kolay olmamalı. Benzin fiyatları yükseldiyse, üretimi yeni nesil hibrid araçlara yönlendirebilirler. Bu karar hilelidir, taraflıdır, insafsızdır, adaletsizdir” dedi.
GM’nin kapatma kararı aldığı fabrikalarından birisi Kanada-Oshawa’da, birisi Meksika’da, ikisi de ABD’de kurulu. 10 bini aşkın işçinin çalıştığı fabrikaların kapanması, bu fabrikalara üretim yapan işyerlerini de olumsuz etkileyecek.

Kaynak:evrensel.net (5 haziran)

İngiltere'de akaryakıt protestosu

İngiltere'nin Cheshire kentinde bulunan Stanlow petrol rafinerisinin giriş-çıkışı, akaryakıt fiyatlarındaki artışı protesto eden nakliyeci ve çiftçiler tarafından kapatıldı. Geçen 5 haftalık süre içinde ikinci kez yapılan rafineri protestosuna yaklaşık 500 kişi, kamyon ve traktörleriyle katıldı.
Protesto yüzünden rafineriden akaryakıt taşıyan çok sayıda tankerin çıkışlarında gecikmeler ve dağıtımda aksaklıklar meydana geldiği bildirildi.
Cheshire polisinin yoğun önlem aldığı protestoların devamının geleceğini belirten göstericiler hükümetten akaryakıt fiyatlarındaki artışın önüne geçmesini istedi. Nakliyeci ve çiftçiler, protestolarının yoğunlaşarak süreceğini söyledi İlki mayısta yapılan protesto gösterisi için seçilen Stanlow rafinerisi, 2000 yılında yapılan akaryakıt zammı protestolarının da hedefi olmuştu.

Kaynak:bbc.co.uk/turkce (7 Haziran)

İspanya'da grev yakıtı vurdu

İspanya'da artan mazot fiyatlarını protesto için on binlerce kamyon şoförünün greve gitmesi ülkede birçok benzin istasyonunda petrol stoğunun tükenmesine neden oldu.
Greve Fransa'daki kamyon şoförlerinden de destek geliyor
Greve giden kamyon şoförleri, Pazartesi günü araçlarıyla birçok yolu trafiğe kapatmışlardı.
Taşımacılık sektörünü durma noktasına getiren grev, yiyeceklerin de dahil olduğu birçok malzemenin ülke çapındaki dağıtımını da olumsuz etkilemeye başladı.

Başbakan Jose Luis Rodriguez Zapatero, grev konusunu ele almak için çalışma programını iptal etti.
Hükümet ile grevcilerin temsilcileri arasında Pazartesi günü yapılan görüşmelerde henüz bir anlaşmaya varılamadı.
Taşımacılık sektörü sendikaları, mazot fiyatlarının bu yıl içinde yüzde 20'den fazla artmasını protesto ediyor ve hükümetin, nakliyat sektörü için asgari bir fiyat saptamasını istiyor. Zapatero ise, kamyonculara acil kredi ve erken emeklilik imkanı sağlayabileceğini söylüyor, ancak, asgari fiyat belirlenmesi fikrine karşı çıkıyor. Hükümetin karşı çıkışının sebebi, nakliyat sektöründe rekabete sınır çekmemek. Sendikalar ayrıca taşımacılık sözleşmelerinin yakıt maliyetinde yaşanan istikrarsızlığı yansıtan esneklikte olmasını talep ediyorlar.
Hükümet, önceki gün, ulaşım sektörüne yardımcı olacak ve taşımacıların kaygılarını giderecek bir dizi önlem alma hazırlığı içinde olduğunu açıklamıştı. Bu önlemler arasında acil kredi, esnek sözleşmeler ve emekliye ayrılmak isteyen kamyon şoförlerine nakit ödemeler de var.

Mazot fiyatlarında görülen artış, Avrupa genelinde ulaşım ve balıkçılık sektörleri çalışanlarının protesto gösterilerine neden oluyor. Greve Fransa'nın güneydoğusundaki kamyon şoförlerinden de destek geliyor.Yüksek artışlar nedeniyle İspanyol balıkçıların çoğu da hala grevde.

Kaynak:bbc.co.uk/turkce (10 Haziran)

İran ve Türkiye’nin Ortadoğu’daki yarış

Birleşik Arap Emirlikleri’nde yayımlanan Ahbar El Arap gazetesinden Şirzad Yusuf'un makalesinde İran ve Türkiye'nin Ortaduğudaki güç yarışına Arapların bakışını aktarıyor "...Bu iki ülkenin rollerinin artması, Arap ülkeleri ve halkları üzerindeki -klasik ve modern anlamda- emperyalist emellerinin tarihi uzantısını oluşturabilir. Türk Osmanlı ve İran Safevi yaklaşımları arasında hiçbir fark yoktur.
1971’den beri Birleşik Arap Emirliklerinin üç adasını istila etmesi sebebiyle Birleşmiş Milletler kararları ve sözleşmeleri gereği, Arap topraklarını işgal eden bir ülke olarak görülen İran, nüfuzunu ve hegemonyasını başka Arap ülkelerine yaymakta tereddüt etmiyor.
İran’ın Lübnan’da, iki Şii harekete, Emel ve Hizbullah’a verdiği maddi ve askeri destek herkesin malumu. Bu desteğin sonucu olarak, bu iki hareket Lübnanlı kardeşlerine silah doğrulttular. Yüzlerce masum insan öldü ve yaralandı.
İran’ın Irak içişlerine müdahalesi de apaçık ortada. Zira şu an İran’da ikamet eden Mukteda El Sadr, Irak hükümetiyle savaşını bitirmedi ve Sadr’ın milisleri, Irak’ı iç savaş sahasına çevirerek birçok katliam işlemekle suçlanıyor.
Suriye’de ise birçok kentte Şii mescitleri inşa edilerek, toplumda İran eğilimli Şiileşmenin yayıldığından bahsediliyor.
İran’ın bölgedeki bu açık faaliyetlerine rağmen, Arap ülkelerinin çoğunluğu İran’la olumlu ilişkiler kuruyor. Örneğin bazı Arap ulusalcıların, Arapçılık ve Arap hakkı sancağının taşıyıcısı olarak gördükleri Suriye, yetkililerin açıklamaları doğrultusunda İran’ı bırakılması mümkün olmayan stratejik bir ortak olarak görüyor. Komşu Irak için de bu tutum geçerli. Bazı Iraklı yetkililer İran’ın Birleşik Arap Emirlikleri’nin adalarını işgal ettiği ifadesine dahi karşı çıkıyor. Mesela, Erbil’de yapılan Arap parlamenterlerin son toplantısında Irak’ın işgal altındaki bu üç adanın kapanış bildirisine alınmasına temkinli yaklaştığı dikkat çekti.
1938’de Suriye’nin İskenderun sancağını topraklarına katmasıyla Arap topraklarını işgal eden bir devlet olarak görülen Türkiye’nin rolü ise İran’dan geri kalmıyor. Türkiye, 1998’de Suriye’yi PKK lideri Abdullah Öcalan’ı barındırmakla suçladığı sorunda, Suriye’ye ile ilişkileri gerilmesine rağmen, iki ülke şu an bölgede benzeri olmayan ekonomik ilişkiler kuruyor. Hatta ilişkileri ekonomik sınırları da aştı. Şu an Türkiye, Suriye’nin Golan Tepeleri’nin geri alınması amaçlı Suriye-İsrail görüşmelerini yürütüyor. PKK unsurlarını yakalamak, Türkmen partilere süregelen desteğini sunmak ve Kerkük bölgesinde kargaşa çıkarmak gerekçesiyle Irak topraklarında süren Türk ihlallerine rağmen, Irak’taki Türk yatırımları da Arap yatırımlarından daha güçlü.
Ortada İran ile Türkiye arasında Ortadoğu bölgesinde nüfuzlarını yayma noktasında açık bir rekabet var. Fakat ikisi arasındaki tek fark şu: Türkler şu dönemde İranlılardan daha zeki şekilde Arap aklına ulaşabildiler. Şu an Arap kanallarında yayınlanan Türk dizileri benzeri görülmemiş bir halk kabulüyle karşılaşıyor. Hatta bu dizilerin oyuncularının resimleri, sanki Arap liderlerimizin resimleriymiş gibi, Arap kentlerimizdeki sokakları ve dükkanları işgal ediyor. Kendi sanatçımız merhum Sadullah Vunus’tan özür diliyoruz. Arap ülkelerinde bizler senin dediğin gibi ümitli değiliz. Aksine bizler şu an İran, Türkiye ve ‘ıhlamurlar altındaki’ Türk dizisine mahkum olduk..."

Kaynak:ntmmsnbc.com (19 Haziran)

Orta Doğu'da Barış Umudu

İsrail ile Suriye arasında Türkiye aracılığıyla sürdürülen barış görüşmelerinin ardından,Orta Doğu'da somut bir ilerleme daha kaydedildi. İsrail ve Filistin arasında geçici bir ateşkes sağlandı
Mısır’ın arabuluculuğunde imzalanan ateşkes anlaşmasına göre ise, Hamas örgütü, Gazze’den İsrail’e karşı düzenlenen saldırıları durdururken, İsrail de bölgedeki ablukayı hafifletecek. İsrail ile Hamas örgütü arasındaki ateşkesin 6 ay sürmesi öngörülüyor.
İki taraf arasında varılan anlaşma uyarınca daha sonraki aşamada Hamas’ın elinde tuttuğu bir İsrail askerinin serbest bırakılması karşılığında Gazze’nin Mısır sınırındaki kısmının dış dünyaya açılması gündeme gelecek.
İsrail Başbakanı Ehud Olmert, ateşkesi, “Hamas’ın Gazze’ye yönelik büyük bir operasyonu önlemek için son şansı” olarak nitelendirdi. Olmert, “Biz, Gazze’deki terörle ilgili bugüne dek gösterdiğimiz hoşgörünün sonuna geldik” diye konuştu.
Ateşkesin başlamasına saatler kala Gazze Şeridi üzerinden helikopterler ve F-16’ların çekilmesine rağmen, gece yarısına doğru Gazzelilerin “zennene” adını verdikleri pilotsuz uçaklar ortaya çıktı ve sabah saatlerine kadar yok olmadı.
Taraflar pek umutlu olmasa Orta Doğu için önemli bir adım atıldığını söyleyebiliriz.Kaynak:ntvmsnbc.com (20 Haziran)

Chavez'den AB'ye Petrol Tehdidi

Venezuela Devlet Başkanı Hugo Chavez, kaçak göçmenlerin sınırdışı edilmeden önce 18 ay kadar gözaltında tutulmalarına olanak tanıyan AB kararını sert dille eleştirdi.Venezuela Devlet Başkanı Hugo Chavez, AB kararına tepki olarak, herhangi bir Avrupa ülkesine petrol vermeyebilecekleri tehdidinde bulundu ve bu kararı kabul eden ülkelerin, Venezuela’da yatırım yapmasına olanak tanımayabileceklerini söyledi.
Venezuela Devlet Başkanı, televizyonda yayımlanan açıklamasında, kabul edilen kararın “faşizmin işaretleri” olduğunu ifade ederek, “Petrolümüz bu ülkelere gitmemeli” dedi.
AB Yüksek Temsilcisi Javier Solana ise,yaptığı değerlendirmede, Hugo Chavez’in tepkisini “tamamen ölçüsüz” olarak nitelendirdi.
Avrupa Parlamentosu, kaçak göçmenler konusunda caydırıcı olması amacıyla, yasa dışı yollardan AB ülkelerine gelenlerin ya da vize süreleri dolduğu halde dönmeyenlerin, sınırdışı edilmeden önce, kurulacak özel gözaltı merkezlerinde 6 aydan 18 aya kadar tutulabilmelerine olanak tanıyan kararı 18 Haziran günü kabul etmişti.

Kaynak:ntvmsnbc.com (20 Haziran)

Castro: Küba karıncası Amerikan filini alt etti

Küba’yı yarım asır yöneten Fidel Castro, “Küba karıncası, Amerikan filini alt etti...” dedi.
Gazetelerde bugün bir makalesi yayınlanan Castro, “Amerikan filinin, sağlık ve eğitim konusunda Kübalı karıncaya yenildiğini” yazdı. “Bu alanlarda ABD, Küba’yla başa çıkamaz” görüşünü savunan Castro, “Küçük ülkemiz direnecek. Birkaç kelimeyle durumu özetlersek, karınca, filden daha fazlasını yaptı...” ifadesini kullandı.
Makalesinde, ABD Başkanı George W. Bush’un “faşist” olduğunu öne süren Castro, “Faşizmin, hiç olmadığı kadar tehditkar ve güçlü biçimde yeniden ortaya çıktığını, Amerikan imparatorluğunun, müdahale amacıyla dünyanın dört bir yanına uçak gemileri yolladığını” yazdı.
Eski lider, “Sağlık konusunda bizimle aşık atabilmek uğruna, bir uçak gemisini hastaneye çevirip insanları 10 gün boyunca tedavi etmek için değişik ülkelere yolluyorlar...” diyerek, ABD’nin bu konudaki yaklaşımı küçümsedi.
Castro, sağlığının bozulması üzerine geçen Şubat ayında iktidar koltuğunu kardeşine devretmişti.

Kaynak:ntvmsnbc.com (20 Haziran)

Nato Afganistan'da kayıp vermeye devam ediyor

Afganistan'da önceki gün düzenlenen saldırılarda beş işgal askeri öldürüldü. Son dönemde Afganistan'da işgal kuvveleri cephesinden verilen kayıplarda ciddi bir artış olduğu belirtiliyor.
Afganistan'ın güneyindeki Kandahar vilayetinde, yol kenarına yerleştirilen bombanın patlaması sonucu ABD öncülüğündeki koalisyon güçlerine bağlı dört asker hayatını kaybetti.
Taliban'ın Kandahar çevresindeki köylerde kontrolü ele geçirmesinin ardından bölgede operasyona başlayan NATO birliklerine düzenlenen saldırıda iki NATO askeri de yaralandı. Ölen ve yaralanan askerlerin milliyetleri ve kimlikleri konusunda bilgi verilmedi. Paktia vilayetine bağlı Dila bölgesinde önceki gece devriye gezen Polonyalı askerlerin aracını hedef alan bombalı saldırıda bir Polonya askeri öldü.Polonya ordu sözcüsü, olayda dört askerin yaralandığını kaydetti.
Afganistan'da son dönemde işgal güçlerinin verdiği kayıplarda ciddi bir artış olduğu belirtiliyor.

Kaynak:sol.org.tr/dünyadan (20 Haziran)

Şili ve Nepal’de öğrenci protestoları

Şili’de gösteri yasağına rağmen sokaklara dökülen 2 bine yakın lise ve üniversite öğrencisinden 300 kadarının polis tarafından gözaltına alınarak sorgulandığı bildirildi.
Güvenlik kaynakları, parlamentoda tartışılan eğitim kanununu protesto eden göstericilerin polis tarafından göz yaşartıcı gaz ve tazyikli suyla dağıtıldığını, 292 göstericinin de gözaltına alınarak sorgulandığını belirtti.
Sokağa dökülen öğretmen ve öğrenciler, Şili’de 1973 ile 1990 arasında iktidarda kalan diktatör Augusto Pinochet rejimi döneminden kalma Eğitim Kanunu’nun yerini alacak yeni kanunun eğitim kalitesini artırmayacağını söylüyor.
Nepal’de ise öğrenciler, artan akaryakıt fiyatlarını protesto etmek için yolları kapatarak, başyargıcın aracına saldırdı. Hükümetten zamları geri çekmesini talep eden öğrenciler, başkent Katmandu’daki bazı caddelerde trafiği engelleyerek, Başyargıç Kedar Prasad Giri’nin aracına taşlarla saldırdı.
Giri’nin yara almadığı ancak aracının hasar gördüğü saldırıda polisin göstericileri geri püskürttüğü belirtildi.

kaynak:evrensel.net (20 Haziran)

Baradey: İran’a saldırı olursa istifa ederim

BM Uluslararası Atom Enerjisi Kurumu Başkanı Muhammed El Baradey, “İran’a askeri bir saldırı olursa istifa ederim” dedi.Muhammed El Baradey, El Arabiya Televizyonu’na verdiği demecinde, böyle bir saldırının “bölgeyi ateş topuna dönüştüreceğini” söyledi.
Baradey, İran’a saldırının, bu ülke için nükleer silah yapma yönünde büyük bir teşvik olacağını, İran’ın bu yönde büyük bir çalışma içine gireceğini kaydetti.
Baradey, “Benim gözlemime göre İran ile ilgili büyük ve önemli bir tehlike var. Böyle bir zamanda İran’a askeri bir saldırı düzenlenirse, benim şu andaki görevimi sürdürmem mümkün değil” dedi.

Kaynak:cnnturk.com (21 Haziran)

Halk reddediyor vekiller kabul ediyor

İngiltere parlamentosu, İrlanda’da referandumla reddedilen Avrupa Birliği (AB) Reform Anlaşması’nı onayladı.
Parlamentodan geçen anlaşma önümüzdeki birkaç hafta içinde resmen onaylanmış olacak, ancak anlaşmanın yürürlüğe girmesi için üye ülkelerin tamamınca onaylanması gerekiyor.
Lordlar Kamarası’nda Lizbon Anlaşması olarak adlandırılan ve 2005 yılında Fransa ve Hollanda referandumlarında reddedilen anayasanın yerini alacak olan reform anlaşmasına ilişkin sert tartışmalar yaşandığı bildirildi. İzleyici localarında da bazı göstericilerin, İngiltere’nin İrlanda örneğini izlemesi ve anlaşmayı referanduma götürmesi gerektiğini savunduğu kaydedildi.
Görüşmeler sırasında Muhafazakarlar adına konuşan Lord Howell, “anlaşmayı alelacele son safhasına kadar taşımanın ve ortaya çıkan yeni durum hakkındaki tüm tartışmaların önünü tıkamanın yanlış bir karar olacağını” savundu. Howel ayrıca, İrlandalı seçmenlerin anlaşmayı onaylamalarını sağlayacak “dahiyane birtakım araçların” İngiltere parlamentosu tarafından da titizlikle incelenmesi gerekeceğini söyledi.Kaynak:evrensel.net (22 Haziran)

Tunuslu işçilerle dayanışma için imza kampanyası

Tunus hükümeti ve polisinin göstericilere saldırısı sonucunda, bir işçinin yaşamını yitirmesi ve 25 işçinin polisin açtığı ateşle yaralanması, çeşitli ülkelerde tepkilerle karşılandı.
Tunus hükümeti ve polisinin göstericilere saldırısı sonucunda, bir işçinin yaşamını yitirmesi ve 25 işçinin polisin açtığı ateşle yaralanması, çeşitli ülkelerde tepkilerle karşılandı. 4. Uluslararası Sendikal Konferans’ın Türkiye Komitesi’nce yapılan açıklamada da, “Tunus hükümetinin yapmış olduğu saldırıyı kınıyoruz” denilerek, Tunus işçi ve emekçileriyle dayanışma içinde olunacağı bildirildi. Komite adına açıklama yapan DİSK/Gıda-İş Genel Sekreteri Seyit Aslan, “Konferansın almış olduğu kararlardan birisi uluslararası dayanışmayı örgütlemek ve güçlendirmek. Tunus hükümetinin vermiş olduğu emirle talepleri için mücadele eden işçilerin ve halkın üzerine ateş açılmış, bir gösterici yaşamını yitirmiş, 25 gösterici ateşli silahla yaralanmıştır. Yaralananların arasında hayati tehlikesi olanlar vardır. Biz Türkiyeli sendikacılar olarak Tunus işçi ve emekçileriyle dayanışma içinde olduğumuzu belirtiyoruz” dedi.
Aslan, 1 Temmuz günü saat 11.00 de Beyoğlu Tepebaşı’nda bulunan Tunus Konsolosluğu önünde bir açıklama yaparak saldırıyı kınayacaklarını ve saldırıların durmasını, sorumluların yargılanmasını talep edeceklerini söyledi.

Kaynak:evrensel.net (24 Haziran)

Rusya-ABD yakınlaşması

Rusya Devlet Başkanı Dimitri Medvedev, Rusya’nın “ciddi bir antlaşma” yoluyla Avrupa’nın parçası olduğunu göstermek istediğini söyledi.
Rusya’nın Hanti-Mansiyk kentinde başlayacak olan Rusya-AB zirvesi öncesinde konuşan Medvedev, “sözkonusu antlaşma ciddi bir belge olmalı ama tamamen somut maddelerle yüklenmemeli” dedi.
Medvedev’in danışmanlarından Sergey Prihodko da Rusya’nın ticaret ve iş konularının siyasi gerilimlerden etkilenmemei için bağlayıcı bir antlaşma istediğini dile getirdi.

Putin’in Avrupa’da Rusya’nın gücünü arttırma ve ülkedeki batı etkisini azaltma politikalarıı eski sosyalist AB ülkeleri tarafından tepkiyle karşılanmıştı. Medvedev’in Putin’in çizgisinden büyük bir sapma göstermesi beklenmese de AB ile ilişkilerde daha fazla uzlaşma yanlısı bir politika izleyeceği belirtiliyor.
AB Dışişleri Şefi Javier Solana da AB’nin Rusya ile daha yakın ilişkiler kurma isteğinde olduğunu dile getirdi. “Medvedev’in başkanlığında Rusya ile ilişkilerimizi derinleştirmek istiyoruz” diyen Solana, zirvenin bir AB-Rusya Antlaşması ile sonuçlanacağından emin olduğunu belirtti.
Zirvede petrol ve doğalgaz ithalatının yanı sıra Gürcistan ve Moldova gerilimleri ile, Ortadoğu, İran ve Afganistan konuları da gündeme gelecek.

Kaynak:sol.org.tr/dünyadan (26 Haziran)

İşgal daimi hale geliyor

Irak Cumhurbaşkanı Talabani'yi Beyaz Saray'da ağırlayan ABD Başkanı Bush, Amerikan üslerinin daimi biçimde Irak'ta bulunabilmesi için "resmi rızasını" almak istediklerini açıkladı. Talabani ise, resmi onay için "sabırsızlandıklarını" söyledi.
Irak Cumhurbaşkanı Celal Talabani'yle Beyaz Saray'da bir görüşme gerçekleştiren ABD Başkanı George Bush, Irak'taki Amerikan varlığının çerçevesini çizecek anlaşmanın Irak yönetimine uygun bir anlaşma olmasını istediğini söyledi.

Irak'ta Amerikan askerlerinin bulundurulabilmesiyle ilgili olarak Birleşmiş Milletler nezdinde verilen süre 2008 sonunda doluyor. ABD, bu süre dolmadan Irak hükümetiyle bir anlaşma yapmayı planlıyor.
Bush, konuyla ilgili olarak "Irak hükümetine de uyacak stratejik bir anlaşmanın çerçevesi hakkında konuştuk" diye konuştu.
Amerikan ve Irak hükümetlerinin güvenlik anlaşmasını müzakere ettiği dönemde açıklamalarda bulunan Bush, "Talabani ile Irak hükümetine uygun gelecek biçimde bu stratejik anlaşmayı konuştuklarını ve ilerleme kaydettiklerini" söyledi.

Irak Cumhurbaşkanı Talabani de, Iraklıların Amerikan hükümetiyle bu konuda işbirliği yapmak yönünde irade gösterdiğini belirterek, "Bir an önce bu anlaşmayı imzalamak için çabalarımızı sürdürüyoruz" dedi.
Nuri el Maliki başkanlığındaki Irak hükümeti, ülke bağımsızlığına dair endişelerden dolayı ABD'nin planlarını şimdiye kadar onaylamamış, zaman zaman aykırı açıklamalarda bulunmuştu.
Irak Cumhurbaşkanı Talabani, Irak Hükümetinin, aralarında Türkiye'nin de bulunduğu bazı bölge ülkeleriyle ilişkileri geliştirmekte olduğunu da sözlerine ekledi.
Talabani, Irak hükümetinin, Türkiye, Mısır, Ürdün ve Kuveyt'le ilişkileri geliştirdiğini, İran ve Suriye ile de normalleştirmekte olduğunu belirtti. Irak Hükümetinin bu yıl petrol ve seçim yasalarını geçireceğine inandığını da söyleyen Talabani, görüşmede Bush'u, Irak'ın terörizm ve iç savaş tehdidi oluşturan milislerle mücadelesi konusunda bilgilendirdiğini de kaydetti.

Kaynak:sol.org.tr/dünyadan (26 Haziran)

Hamburg IG Metall’den Mesaj Var…

Aşagıdaki mesajlar Almanca ve Türkçe olarak hamburgda çalısan IG Metall sendikasında örgütlü tersane işçilerinin, tuzla tersane işçileriyle dayanısma amaçlı kaleme aldıkları ve IG Metall tarafindan da resmen onayalanan yazıdır.
Tuzla tersanelerinde sürekli yeni is cinayetleri isleniyor. Isciler ölüyor, cocuklar babasiz, esler kocasiz kaliyorlar. 40 bin iscinin kaderinden bahsediyoruz. Her sabah evinden cikarken aksam dönememe kaygisi tasiyan.
Sinif kardeslerimizin bu trajedilerini, devletin ve patronlarin bürokratik, samimi olmayan kaderci yaklaşımını yakından izliyoruz. Ve biz ……… kendi tecrübelerimize de dayanarak diyoruz ki: Is cinayetleri kader degildir.Gerekli önlemler alindigi takdirde bu ölümler elbette ki son bulacaktir. Bizler de tersane iscileriyiz ve burda, Almanya’da mücadele ederek elde ettigimiz saglikli calisma kosullari sayesinde daha güvenli calisiyoruz. Almanya da isveren, sakat kalan bir iscinin kalan yasaminin tamamini garanti altina almak zorunda oldugunu biliyor. Dolayisiyla güvenlik önlemlerini de kendiliginden artiriyor.Ortak bir mücadele ve genis bir dayanismayla, yükses sesle talepleriniz yükselttiginiz zaman kimse sizlere karsi duramayacaktir.
Sizin mücadeleniz bizim de mücadelemizdir. Mücadelenizi yürekten destekliyoruz. Küresellesen sermaye sürekli ucuz isgücü pazarlarina yönelmeye devam ediyor. Buralardaki emekcilerin alinterleri vahsice sömürülüyor. Bunlara karsi bizler de küresel mücadele ve dayanismayla cevap verecegiz.

Yasasin dünya iscilerinin dayanismasi!
Yasasin Tuzla tersane iscilerinin etkin savasi!
Dayanisma dolu selamlarimizla…

Hamburg IG Metall

Kaynak: tersane işçi kurulu (26 Haziran)