Orijinalini görmek için tıklayınız : Korku
Korku
çatlak dudaklar arasından
sızabilir
bazen
korku
üç boyutta
birden
çizilebilir
tıpkı önünde durduğum
şu duvarlar gibi
korku
yoktan
var olabilir
dehşet
baktığım bu manzaraya verebileceğim
tek ad
eller ve suratlar
hareketten yoksun
terk edilmiş bir çaresizlikle
masumiyeti saklamak için
yaptığım eser
basit bir tezat
öylesine
içine sakladığım çocuğun
düşlerinden kaçan
yaratıkların her biriyle
kapana kıstırdığım
içime
sakladığım
o çocuğun
imgeleri
boşluklar açan
benliğime
iğreti duran sözlerle
yatıştırmaya çalıştığım
kopuk ses telleriyle
ninni
sanki ağzımdan
dökülenler
içeride
bizler
yok olmuş bir umudun
taştan askerleri
surların kalınlığı
yüksekliği
aşılmaz gibi
elimde ölü insan bedenleri
ve
bir çocuğun emeklilik düşleri
ben...
Gülümseyemiyorsa
soluduğu şey zehirdir insanın
ölümün kokusu şöyle bir geçer üzerinden ıslık çalarak
Kitaplar sır vermez olur
(sayfalar gözucuyla okur kendine bakan yüzü)
Çocukluk korkuları gecenin bir vakti
fısıltılar, gölgeler
kadim dostlar gibi hatır sormaya çıkagelirler
Eğer sen de gülümseyemiyorsan küçük kadın
küçük kadınların gamzeleri sabırsızdır,çekip giderler ansızın
aynaların önünde birgün kalakalırsın
Martı seslerini duyuyorsun değil mi
hüzün marşını çalabilen tek orkestra onlar
peşlerinde kırık boyunlu insanlar, kıyı parklarına dökülen
akrep kovalayan işsizler, toprak göçebeleri
karınları aç, gözleri matlaşmış
Yine de unutmamışlar demek ki, denize sığındıklarına göre unutmamışlar
ölü gözlerden daha pis kokmaz ölü bir mide
Küçük kadın, eğer gülümseyemiyorsan
martıları duyamazsın, yatar uyuyamazsın
yıldızlar batar gözlerine
ve seni yutar yılansı kıvrımlarıyla kentin sokakları
Üşüyor musun
hatırlamaya çalış, anılar içini ısıtacaktır
bir sigara yak, ben üşüdüğümde öyle yapıyorum
(dudakların yıllardır kısa samsun)
Yaralarını eşeleyerek, her büyünün dumanını dağıttıysa kuşkucu Thomas'lar
közden süzülen halelere bak
İlk görüşte aşık olduğumuz ve bir kere bile öpemediğimiz
adına hayat denilen bu orospunun kulağında
hala kıpkırmızı bir gül var
Nerden çıktı bu sonbahar
Hani soru sormayacaktım
akıntıya bırakacaktım da kendimi
gülümsemekten yorulmayacaktım
Denedik işte, yine olmadı
yenilmek mühim değildi zaten, dövüştük
ve şimdi
zehir soluyorken, yoklarken şöyle bir
ölüm kokusu
mutluyuz, dilsiz bir mutluluk
kendimizi vurduk en çok, delik deşik ettik kendimizi
ama yokmuşuz gibi yapmadık, başkasıymışız gibi
ihanet etmedik yüreğimize
Bulutlarda yine akşamın ışık oyunları, gök kurşuni
Sonbahar... Geldi işte lanet olası
Bu hayatı ben mi yaşıyorum
kaç kişinin tutkularını yetiştirmeye çalışıyorum senetin vadesine
bu burguyu kimlerin acıları itiyor ciğerime doğru
yitiyor dağların doruğu, güneşte bir erime
okyanuslar kuruyor, kıyameti doğuruyor
doru bir kısrak kanlı rahminden
Rahman'ın rahminden ve kavminden kovulmuş Musa'ların Kızıldeniz'i yarması gibi
yarıyor katillerim göğsümü ortayerinden... otopsi
ellerini sokuyorlar, vıcık vıcık ediyorlar içimi
"sağ üst köşedeki kesede
umutsuz aşkları var maktülün
şu gördükleriniz de düşleri -beyler gülmeyin lütfen
ve kaburgalarının bittiği yerde başlayan morartı da yaşadıkları
bu ekşi koku oradan geliyor..."
kirli bir nevresimle üstümü örtüyorlar
Gülümseyebilmek küçük kadın... Birlikte mi yitirmiştik
araya yıllar süren yollar girdiğinde o mu terketti bizi
Yüzün dilek kuyusudur eski çağların
çağların en inançsızı
ilişirken ömrümüze
ölüme mahsus bir kibarlıkla
yüzün son umududur aşıkların
aşıkların bütün ataları barbar
biliyorum, bütün barbarlar figuran
bu oyunda.
Hakk-ı nazarım... ızdırabından eridiğim hasret... Nesimiden açılıyor bugün sahne. Derimizi yüzdürtecek kadar aşkla sevmek hakikatini sunuyor bir bilge ozan. Kah meyhanede kah gökyüzünde, ya da ikisinde birden ikamet eden. Enel hak ne demektir. Nasıl bir sözcüktür ki derisini yüzdürür adamın. Nasıl düşman olunur böylesine? Ne aşkla sevilebilir bu kadar? İşte bu benim dinsel kimliğim. Varlığın birliği. Evren ve ben eşit tanrılarıyız bu hayatın. Hak hem gerçek demektir hem de tanrı. Ben tanrıyım diyen aslında ben gerçeğim diyordu. Ve ben gerçeğim demek de ben tanrıyım demekten farklı değil. Böyle bir halde işte insan tutsak olsa da kul olamayacak insandır. Toplum dediğimiz şey hala bir yırtıcı hayvan topluluğudur. Nesimiye bu cezayı onaylayan da o çağın korkaklarıydı. Egemen dine aykırı sözlerle şarkılar yazmakla bu adamlar felsefi olarak gerçekten çarpıcı bir atmosferde soluk alıp veriyorlardı. Biz bugün aynı sözleri tüketim çılgını bir dünyada söylüyoruz.
kutsal direnişleri örgütlüyor yüzün
sahnede ölürken bütün figüranlar
doğuya has bir cesaretle
kaçak işçi gibi çalışıyor
yureğimizde umut
harf harf, harf harf bekliyorum
donmesini her şeyin aslına
savaşa katılmasını tanrının
kanatlarının çıkmasını güvercinlerin
belki de, bu yüzden birden bozuluyor
bütün saatler
birden başlıyor bir ney taksimi
ve ben nedense, hep geç kalıyorum
intiharlarıma...
vBulletin v3.7.4, Copyright ©2000-2009, Jelsoft Enterprises Ltd.