PDA

Orijinalini görmek için tıklayınız : Islığımın tonunda gizli..


V.T.Retci
09-03-07, 04:07
Islığımın tonunda gizli..

Her kısıtını yaşayanın kutsadığına inanıyorum seni,
Felsefecileri ikinci tek sorguya iten o düşlerin;
Sistemin defalarca ''hayır'' ı oluyor çıkar güdülerinde.
Ama yığınız ya işte;
Haykırılan türkülerin dayanağında açılıyorsun yineden
Ve değer yargılarından kabul ettikleri ruhunu
Hani biliyorum ki tek tanrısı doğruluğun
Yarattıklarında bir palete dönüştüren
Boyamakla yetinmeyipte devrimini kuran
Ve o gerçeği yaşlı adamın ''hep devrim'' sözüyle
Dökerek bir başka süzgüye
Kalan sağlar bizimdir dercesine
Yananların küllerinden sıçrayan anka kuşları ile
Deniz'in son nefes mücadelesine uçan
Ahh Yılmaz’ın asi bakışındaki o giz,
Canım Küba'ya uzattığın bir omuzda belirir;
Merhaba bahar'a kadar neşeli,
Bir o kadar da sence işte..

Ali Barış KURT
07 Mart’07

V.T.Retci
27-06-07, 08:43
İnce bir sitem

Bizler için en 'zaruri ihtiyaç' at gözlüğü takarak ''boyun eğmek'' ti, öyle öğrendik...

Mecbur edildik doğrudan kabullenişlere...

Seçimimiz dahilinde deruhte etmediğimiz bir mensuplukla suçlandık...

Muhtelif haklardan arındırıldık yersiz vehmetmeler eşliğinde...

İnanmadıklarına tapanlarımız oldu ortak paydalar bulma pahasına...

Dilini 'terbiye' edenlerimiz çoğaldı öfkeyi güldürmemek uğruna...

Ve lüksün allahıyla sevişirken siz, yatak odalarınızdaki esmer panjurlardık biz...

Şatafatlığın tek egemeniyken yine siz, simitimizi paylaşarak büyüdük...

Fakat hiçbir işkile ivaz tanımadan meylettik sizlere...

Sevdik...

Prezante ettik iliklerimize kadar 'Halkların Kardeşliği'ni...

Gerçektik, ve inançlı...

Sizden gelecek bir beisin olasılığını da eksiye düşürdük...

Güvendik öylece...

Aksülamel odağımız da olmadınız bu sayede...

Apansız köylerimiz verilirken ateşe, hedefimiz şaşmadı...

Sırf yinelenmemesi için o acıların, takiyeyi ödev sayanlarımız dahi oldu...

Gücenmeden hiçbirimiz...

Sloganlarımız, pankartlarımız hep iki halkın adlarıyla süslüydü...

Adımızın yanındaydı adınız... Güllerimizle kuşanmış...

Yıllarca anadilimizden de uzak, sizin dilinizle sanattaydık...

Kitaplarımız, türkülerimiz de hep kardeş halkımızın, sizin dilinizle yazıldı...

Aşkımızın anlamı da ortaktı ya...

Utanç değildir kuşkusuz kardeşimizin dilinde büyümek... Kardeşiz ya, ondan işte!..

Bunun mihnetini tatsaydık adresimiz de, maksatımız da değişirdi...

Oysa böyle bir mutasyona hiç uğramadı ne yüreğimiz, ne de beynimiz...


Gelelim bu sıraladığımız itidal durumlarımıza yönelik aldığımız BAZI karşılıklara:

Oğlunu kaybeden annemizin gözyaşından hesap isteyen vicdanı sorgulanası bir devlet...

Cenaze başındaki babamızın ''Biji Aşiti''sini ilzam eden bir 'şanlı' polis...

Dağda öldürdüğü gerillanın penisini medyaya göstererek ''bakın sünnetsizlere'' diyebilen ülkenin silahlı gücü... (O gücün kurucusu ki, ayağına serilen bayrağı kaldırıp öpen.)

Aynı gücün hunharca öldürülen bir örgüt üyesinin kulaklarından kolye yaparak böbürlenişi...

12 yaşındaki çocuğu sırtından 13 kurşunla katleden resmi güvenlik güçleri, ve onları tahliye eden ''pek haktan'' hukuk...

Kardeşimizin tabutunu taşıdığımız için hakkımızda soruşturma başlatan Emniyet Müdürü...

Giyisisinde malum üç renk bulunanlarımızı ''bölücülük propagandası'' suçlaması ile nazarete tıkan keyfi uygulayıcılar...

Yıllarca dillerinde müzik yapan sanatçımızın ''Anadilimde şarkı okuyacağım''ını ''vatan hainliği'' ve ''nankör'' lük ile eşleştiren arsız asker kaçakları...

Kitapevimizi bombalayarak can kaybına sebep yaratan ve suçüstü yakalanan devlet yabanileri...

Ve onları ''iyi çocuklar'' tanımlamasıyla alınlarından öperek ''iş tamamdır''ı andıran bir askeri komutan...

Yitirilenler duygusallığında o yabanileri lanetleyen bir parti il başkanının ise trajikomik kararla tutuklanışı...

Başrollerdeki bu 'legal katilleri' de dayanağı gören, böylece şiddeti meşru ve mübah sayan bizlere, aynı tatbikleri tabi kılan maalesef ki cengâver bir zihniyetin de azgınlığı...

İle niceleri...

Tüm bunlara rağmen canım ülkesinden kopamayan, vergisini ödeyen, ve emeğiyle gelire gelir katan, kitabını dilinizle yazan, türküsünü çeviripte okuyan, ve yine bunlara rağmen de yüreğinden, alkışından eksik etmeyen sizleri, Türkleri; adınızla süslü pankartları çıkaran en doruğa bizler, Kürtler için; tekrar uğrayın vicdanınıza ve değerlendirin. Bir de siz koyun sıfatımızı...


Ve şimdi...

Bizden simitimizi paylaştıklarımızın, bir anneden canı oğlunun ölüm tanrılarına dahi kalbimizle sırıtmamızı isteyen, onlara itaatı bekleyen bir sistem realitesi...

Bu sistem, bizlere yıllar önce yapıştırmıştı ''öteki'' etiketini. Anamızın dili haricindeki yayınları selamlarken taa...

Direnmiştik, ve ertelemiştik düşlerimizi...

Sadece mensupluğunu taşımadığımız için yemediğimiz ''Ne Mutlu'' sözünden ötürü de sonunda düşman belledi ya geçenlerde...

Oysa en güçlü vazgeçilmezimizdi birliktelik, 'savaşsız kazanılan barış' bir de...

Tek karşı koyduğumuz da buydu ya zaten; ''Cengâverliğe hayır''..

Saklı gözyaşları ile yetişen, dayanan bir halkın ödülü o konum olmamalıydı.

''Düşman''ı değil, parçasıydık ki bu toprakların; böylesine heba edilmemesi gereken renkli ve sadık parçaları...

Biz ki, sizin keşfinizle dünyada ilk 'anadilinde ıslık çalabilen' (ve bu 'suç'tan sorguya çekilen) halk unvanını kazanmıştık, değil mi?..

Velhasıl...
Ne ıslıktaki notamızı, ne dilimizi sevdirebildik, ne de ovadaki siyasetimizi...

Dağdakilerimizse hep mimli...

Yine de çığlıklar attık ya sevinçle kardeşliğe...

İnce de bir sitem bu, sadece suskunluğa...

Ali Barış KURT

www.mozaikhaber.com (http://www.mozaikhaber.com)