PDA

Orijinalini görmek için tıklayınız : İnanç ve Tanrı bilincinin inkarı..


Sayfalar : [1] 2 3 4 5 6 7 8

Objektivis
06-01-06, 19:12
İnanç ve Tanrı bilincinin inkarı..
İNKAR:Sadece insan bilincinin değil, herhangi bir bilincin, hayvanların veya -varsayılıyorsa- Tanrı'nın bilincinin inkarıdır.

(Kant gibi Tanrının mevcudiyetini varsayan bir insan için bu inkar, Tanrı'nın bilincinin veya mevcudiyetinin (kimliğinin) de, inkarı demektir:

Çünkü: ya, Tanrı, hiçbir araç kullanmaksızın haberdar olmaktadır; ki, bu durumda, hiçbir kimliğe sahip değil demektir; ya da, ancak bazı ilahi araçlar yoluyla haberdar olup, başka hiçbir araç kullanmamaktadır; ki, bu durumda, haberdarlığı, bilinci geçerli değildir.) Nasıl ki, Berkeley, "olmak, algılanmaktır" diyerek mevcudiyeti inkar etmekteyse; benzer şekilde, Kant'da, algılanmanın olmamak anlamına geldiğini ima ederek bilinci inkar etmektedir.

En eski türünden, Kant'la erişilen zirvesine kadar her tür mistisizm tarafından, insan bilincine, özellikle bilincin kavramsal yeteneğine yapılan saldırı; bir bilinç işlemi ile elde edilen bilginin, "işlenmiş bilgi" olduğu için, mutlaka sübjektif olacağı, realitenin olgularına tekabül edemeyeceği öncülünün, meydanı boş bulmasıyla başarı kazandı.

Objektiflik, şu olguların anlaşılmasıyla başlar: insan (bilinci ve diğer bütün hususiyetleri dahil olmak üzere), spesifik bir varlıktır ve buna göre davranmalıdır; Kimlik Kanunu'ndan, ne alışverişte bulunduğu evren içinde, ne de kendi bilincinin işleyişi içinde kaçmaya imkan yoktur: evren hakkında bilgi elde etmek için, bilinci kullanmanın doğru yöntemlerini keşfetmelidir; başta bilgilenme yönteminin bütün işlemlerinde olmak üzere, insanın hiçbir faaliyetinde, keyfiliğe hiçbir yer yoktur; nasıl ki, fiziki aletlerinin yapımında, objektif kriterlerle yönlendirilmesi gerektiğini öğrenmişse; aynı şekilde, bilgilenmesinin aletleri olan kavramlarının teşkilinde de, objektif kriterlerle yönlendirilmesi gerektiğini öğrenmelidir.

"Tabiata kumanda etmek, ancak ona itaat etmekle mümkündür" prensibinin kavranması, insanın fiziki mevcudiyetini nasıl özgürleştirmişse; tabiatı anlamak, ancak ona itaat etmekle mümkündür prensibinin kavranması (bilgilenmenin kanunlarının türetileceği kaynağın, mevcudiyetin tabiatı ile bilgilenme yeteneğinin tabiatından (kimliğinden) başka bir yer olmadığının kavranması), insan bilincini özgürleştirecektir.

Aklınız ve varolma aşkınız buna karar versin.

erdi
29-09-07, 19:25
Forumda çoğu arkadaşın öne sürdüğü üzere hiçbir bilimsellik yoksa ' Tanrı Bilinci ' nin nasıl oluştuğu da sorgulanmalıdır.

Çeşitli öne sürülen fikirler var elbette..
- İnsanların manevi ihtiyaçları
- İktidar sahiplerinin bunu kullanması ... v.s

Fakat tarih gösteriyor ki İnsanların birbirlerine mücadele esnasın da enjekte ettiği değerler bilim ile değişimeye mahkum oluyor. Fakat bir ' din ' olgusu ve ilahi dinler kavramı Tarihin bu verisine karşın ayakta durabiliyor.

Burdan da sorgulanacak çok şey çıkıyor.


Son olarak belirtmeli ki "Kalbin öyle duyuşları var ki akıl onlara asla sahip değil..." diyor B. Pascal ...

Belki İnanç bilincini en iyi şekilde o açıklıyor;)

filozofish
15-10-07, 09:18
Fakat tarih gösteriyor ki İnsanların birbirlerine mücadele esnasın da enjekte ettiği değerler bilim ile değişimeye mahkum oluyor. Fakat bir ' din ' olgusu ve ilahi dinler kavramı Tarihin bu verisine karşın ayakta durabiliyor.
Bunu belkide en iyi sekilde aciklayan teori memetics teorisi. Yani bir nevi toplumsal fikirler uzerinde evrim teorisi.

Din'in yayilmasi, genis anlamda kabul gormesi, ve nesilden nesile kolay aktarilmasi basitliginde, dogmatikliginde, ve de otoriter yaklasiminda yatiyor olabilir. Tabiiki insanlara asla karsit-ispatlanmasi mumkun olmayan bir dusunce sistemi sunuyor olmasida gucune guc katiyor. Bilimsel teoriler her zaman karsit-ispatlanmaya, yada baska bir degisle curutulmeye aciktirlar. Bilimsel teoriler kendisinden daha iyi bir teori gelene kadar yasarlar. Herkez ayaktaki bir bilimsel teoriyi curutme imkanina sahiptir. Ama din icin boyle mi? Asla ispatlanamaz, deneye tabii tutulanamaz, curutmeye tabii degildir, vs vs.

melnur
08-11-07, 15:41
İnanç ve Tanrı bilinci hoyratlığın, acımasızlığın, yoksulluğun ve ölüm gibi ürkütücü bir gerçekliğin kısaca yaşadığımız hayatın çarpıtılmış ruhudur. Değişmeyen, değişmeyeceğini sandığımız ve değişiminin nasıl olacağını bilemediğimiz bir dünyanın yalancı baharlarıdır. İnanç ve Tanrı düşüncesi ruhsuz bir dünyanın ruhu, anlamsız bir hayatın anlamıdır.

Marks'ın deyimiyle "yozlaşmış bir dünyanın bilincidir."

özedönüş
08-11-07, 16:22
Dünyayı ve evreni tanıma, varlık hakkında bilgi edinme gereksinimi ile önce din ve daha sonra, içerik ve niteliği gereği dinin yanıtlayamadığı sorulara yanıt bulma çabası ile felsefî sistemler ortaya çıkmıştır. Sırayla; tanrısal İlham ve ilahi vahiyden din, filozofların düşünce ve sentezinden felsefe, ilim adamlarının deney ve gözlemlerinden de ilim ortaya çıkmış, bu üç temel sistemin insanlığa verdiği dinsel, felsefî ve bilimsel bilgi, değişim ve gelişime kaynak oluşturmuştur.

Bu açıdan orjinalinden uzaklaştırılmadığı sürece din, varlığın ta kendisidir.Hayatın ve var olmanın anlamıdır.Said Nursinin ifadesiyle ''“din hayatın hayatı, hem nuru hem esasıdır.Vicdanı ayakta tutar ve şüphelerden korur.Bilim ise, aklı verileri ayakta tutar ve taassuptan kurtarır.Biraraya geldiklerinde ise gerçeklik meydana gelir.''