PDA

Orijinalini görmek için tıklayınız : İnanç-kişilik-yaşam


Sayfalar : [1] 2 3 4 5 6 7

evaporit
26-03-08, 18:29
Forumdaki din üzerine yapılan bütün tartışmaları iki elimin arasında toplayıp kartopu gibi yuvarlayıp küçültebilmeyi düşündüm ilk önce... aylardır yazıp çizdiğimiz ve üzerinde kafa yorduğumuz o sayfalar dolusu bütün tartışmaları iki cümleye ve hatta iki kelimeye indirgeyebilmeyi ne kadar isterdim..
olmak ya da olmamak gibi...

Yaşama dair farklı inançlar arasındaki incecik çizgisinin yaşamdaki yansıması olan kişilik kavramı bence bütün tartışmaların üzerindeki bir üst başlık olmalı..
İnançlar bir kabuldür ve herkesin kabullerinde özgür olmak gibi doğal bir hakkı vardır.. insanlar inandıkları ve kabul ettikleri değerler ile bir kimlik edinir ve kişilik oluştururlar..
insanların neye nasıl inandıkları çoğu zaman başkalarını ilgilendirmese de, iş inandıklarımızın kişiliğe dönüşmesi noktasına geldiğinde önemli bir sorun ortaya çıkmaktadır.. çünkü kişilik yaşamda yerini almak isteyen bir insanı tanımlamaktadır.. ortak yaşama alanlarımızda ise farklı inançların ve farklı kabullerin, farklı kimlikler altında arz-ı endam ettiklerini görüyoruz..
Medeni bir toplum modelinde farklı kişilik ve kimliklerdeki inanaçların birarada özgürce yaşayabildiklerini varsayarak konuyu farklı bir boyutta ele almak istiyorum..

İnsan özü itibarı ile barışa ve huzura eğilimlidir..insan ruhu çatışmadan ve kaostan huzura ve dinginliğe doğru bir akışın içindedir.. Aslında evrenin ve eşyanın tabiatında da bu durum vardır..belki de bu yüzden, Şebi Aruz törenlerindeki semah gösterilerini zihnimizde bir evren modeli olarak güneş sistemine gönderme yaparız...makro alemdeki bu modelin aynısını mikro alemdeki atomun yapısında da görürüz... Bütün parçacıklar mikrodan makroya kadar bir uyum ve ahenk içerisinde huzura akış içerisindedirler...
Dinin ise insanı bu uyuma ve huzura bir çağrıdır..
bu uyuma ve huzura ulaşmak bireylerin kendi inançları ile ilgilidir oysa Kabullarimizin ve inandıklarımızın bizi ne kadar ve nasıl bir kişilikte insan yaptığı ise birlikte yaşadığımız bütün insanları ilgilendirmektedir...
kendi içerisinde uyum ve barışa ulaşamamış bir insan doğal olarak çatışmacı ve uyumsuz bir kişilik sergileyecektir.. kendisi ile, çevresi ile, toplum ile, doğa ile sürekli çatışma içerisinde yaşayan bir kişilik ise bütün ortak yaşama alanı içerisindeki diğer insanlar için huzursuzluk demektir..
kendisi ile barışık olamayan bir kişiliğin, çocuğunuzun okulunda öğretmen, gittiğiniz hastahanede doktor, mahkemede savcı, politikada bir vekil olduğunu bir düşünürmüsünüz..
daha yakın düşünün, bu kişiliğin anneniz, babanız, çocuğunuz, servis şoförünüz, alışveriş ettiğiniz manav, ya da yöneticiniz olduğunu düşününüz..
şimdi de biraz ötesini düşünün... bu kişiliğin bir yüksek kademede, karar merciinde bir yönetici olduğunu düşünün...
şimdi bütün forum sayfalarında tartışıp durduğumuz, o tartışmaya geri dönmek istiyorum...
Din insana o ilk günden beri arayıp durduğu huzuru bulmanın, iyiliğe ulaşmanın yolunu gösteriyor.. kuran da bu hakikatin bilgisi...

tanrıdan ve kutsaldan soyutlanmış bir inanç nasıl bir kişilik oluşturulabilir hiç düşündünüz mü ? Kutsalı olmayan bir inanç insanı huzura götürebilir mi ?
bir olan tanrıdan başlayan o kopuşu yaşayan bir kalp, birden çok tanrı (ilah) arasında parçalanmaz mı ? parçalanmış bir kalpte barış yer edebilir mi ?
Tanrı kavramının olmadığı bir evren de ''iyilik'' neden olsun ? erdem ve fazilet neden var olsun ?? Barış ve aşk neden ve kim adına olsun ??

yaşam bilinenden beri hep tanrıya ve kutsala dayanarak anlamlandırıldı.. Kadim din geleneği insana iyiliği ve paylaşmayı öğretti.. huzura ve barışa giden yolu gösterdi...

dedim ya, insanların neye nasıl inandıkları kendi kabulleri olsa da, ortak yaşama alanlarımızdaki zorunluluk gereği kurduğumuz ilişkilerimizde kişilik olarak karşımıza çıktıklarından ötürü hepimizi ilgilendiriyor işte..
tanrıdan ve kutsaldan soyutlanmış bir kişilik üreten modern zamanların yeni inanç sistemlerinin (din) yaşamımızdaki tehlikeli etkisi bence tam da burası işte...
kendisi ile barışık olmayan, çatışmacı, nezaketsiz, amaçsız, yaşamı şekillere ve somut alanlara indirgeyen, değersiz, tekil, ben merkezli, çıkarcı, faydacı ve güncel kavramları ile yaşamı anlamlandırmaya çalışan bir kişilik...

Ben İslamın insanları mutluluğa götürdüğünü söylerken, peki siz bu inançsızlık inancının insanları mutluluğa, huzura, iyiliğe götüreceğini söyleyebilir misiniz ?

Serda
26-03-08, 19:11
Ben İslamın insanları mutluluğa götürdüğünü söylerken, peki siz bu inançsızlık inancının insanları mutluluğa, huzura, iyiliğe götüreceğini söyleyebilir misiniz ?

Bir insan mutlu olmak istiyorsa en küçük bir şeyden bile mutlu olur,sabahın ilk ışıkları insanı mutlu edebilir,bir çiçek,bir böcek,bir telefon....İnsanın mutlı olmak istemesi onun psikolojisiyle alakalı olan birşeydir, bunu sadece inançla özetlemek sanırım biraz abes olur.Aşırı stres içinde olan bir insan istediği kadar inançlı olsun sizce mutlu olabilir mi?Mutluluğun kıstası inanç değildir,sizler inancı olmayan insanları mutsuz mu sanıyorsunuz!Psikolojik olarak kendinizi güvende hissetemek istiyorsanız buyrun kendinizi bu şekilde avutun ama mutluluk olarak inancı insanlara dayatmayın.

katrin
26-03-08, 19:17
İnançlar bir kabuldür ve herkesin kabullerinde özgür olmak gibi doğal bir hakkı vardır.. insanlar inandıkları ve kabul ettikleri değerler ile bir kimlik edinir ve kişilik oluştururlar..
Islam dinin de bu mümküm degildir, örnk: Kadin kapanmalidir, olay bitmistir. Ben burda özgürlük falan göremiyorum


Dinin ise insanı bu uyuma ve huzura bir çağrıdır..
Dinler yaptirimlarla doludur, hakikat; bu yapilacak seylerin kendi istegiyle yapilmasidir.

bu uyuma ve huzura ulaşmak bireylerin kendi inançları ile ilgilidir oysa Kabullarimizin ve inandıklarımızın bizi ne kadar ve nasıl bir kişilikte insan yaptığı ise birlikte yaşadığımız bütün insanları ilgilendirmektedir...
Din, eger bütün insanlari düsünseydi, degismeyecek, tabu düzeyinda kanunlar koymazdi. o yüzden kisiligimizi dine göre ayarlarsak insanlarla catisiriz,.
kendi içerisinde uyum ve barışa ulaşamamış bir insan doğal olarak çatışmacı ve uyumsuz bir kişilik sergileyecektir.. kendisi ile, çevresi ile, toplum ile, doğa ile sürekli çatışma içerisinde yaşayan bir kişilik ise bütün ortak yaşama alanı içerisindeki diğer insanlar için huzursuzluk demektir..
Haklisiniz, daha henüz 12 yasindayken sizin de basiniz istemiyerek kapatilsaydi, bu gün su yazinizi yazmamis olacaktiniz!
kendisi ile barışık olamayan bir kişiliğin, çocuğunuzun okulunda öğretmen, gittiğiniz hastahanede doktor, mahkemede savcı, politikada bir vekil olduğunu bir düşünürmüsünüz..
Daha kücükken bastirilmis bir kiz cocuktan, hangi kisiligi bekliyorsunuz?

Din insana o ilk günden beri arayıp durduğu huzuru bulmanın, iyiliğe ulaşmanın yolunu gösteriyor.. kuran da bu hakikatin bilgisi...
Ataerkil bir tarzla, nasil esit olunurlugu anlatiyor. Erkegin nasil huzurlu olusunu yani.

tanrıdan ve kutsaldan soyutlanmış bir inanç nasıl bir kişilik oluşturulabilir hiç düşündünüz mü ? Kutsalı olmayan bir inanç insanı huzura götürebilir mi ?
Evet! bizzat ben kendim! Valla yeniden dogmus gibiyim!:60


saygilar

süpheci
26-03-08, 19:24
Öncelikle sayın evaporit hosgeldiniz demek isterim:

Sizin yazınızı okuyunca mutluluk, huzur, sevgi, adalet nedir diye kendime sormaya basladım. Eger sizin yazınızda belirttiginiz inanc sekli insana mutluluk artı huzur veriyorsa, ben neden inanır oldugum dönemde mutsuz, duygusuz, hosgörüsüz, tahammülsüz bir kisilige sahip oldugumu bir türlü anlamlandıramadım.

Megersem cennet dedikleri cehennemin ta kendisi imis. En ufak bir sorunumda yüce Allaha avuc acıp, kendimi harab eder derecede yalvaran, yakaran (ben) ne kadar mutsuzdum. Simdi en büyük sorunlara rest ceken ben aynı kisi oldugum halde o zamanlar neden bu kadar zayıftım? Yoksa gücümün farkınamı vardım?


Herseyi Allah inancından bekleyen (insan) kainatın en zayıf, mutsuz, caresiz duygularına sahip olan insandır.

Kur'an'daki Allah inancını cehennemin dibine yollıyan ben neden bu kadar mutlu ve huzurluyum. Degisen nedir?

hector
26-03-08, 19:54
İnançlar bir kabuldür ve herkesin kabullerinde özgür olmak gibi doğal bir hakkı vardır.

bu nasıl bir kabuldür, nasıl bir özgürlüktür, inanç, bayrak yarışı gibi elden ele bir ömür süren, çok az kişinin kendini kurtarabildiği bir esarettir. hangi çocuk kendi özgür iradesi ile inanç sahibi olmuş, hangi kişiye olgunlaştığı döneme kadar süre tanınmış. daha doğduğu ilk hafta adı ya muhammed ya ali abdul bilmem ne, bu nasıl seçme hakkıdır.

bu uyuma ve huzura ulaşmak bireylerin kendi inançları ile ilgilidir oysa Kabullarimizin ve inandıklarımızın bizi ne kadar ve nasıl bir kişilikte insan yaptığı ise birlikte yaşadığımız bütün insanları ilgilendirmektedir...


bu konuda kesinlikle size katılıyorum, neredeyse nufusunun %7o -80 inançsız olan norveç kanada belçika vs. ülkelerdeki suç oranı, ve ahlaki değerlerin islam ülkeleri ile karşılaştırmak lazım. kanada da 2007 yılında sadece bir cinayet işlenmiş, hırsızlık vs ile ilgili bilgileri internet üzerinden bir araştırın bakalım din sizi ne hale getirmiş.

Din insana o ilk günden beri arayıp durduğu huzuru bulmanın, iyiliğe ulaşmanın yolunu gösteriyor.. kuran da bu hakikatin bilgisi...


evet gerçekten muthiş bir huzur, muhammed'in dini gelmeden önce afganistan bolluk içinde bir vaha idi, şimdi insanlar mağaralarda yaşıyor.

tanrıdan ve kutsaldan soyutlanmış bir inanç nasıl bir kişilik oluşturulabilir hiç düşündünüz mü ? Kutsalı olmayan bir inanç insanı huzura götürebilir mi ?


kafanızın içindeki esaret zinciri kırılmadan inançsızlığın güzelliklerini göremezsiniz. siz insanlara inançlarına göre bir süzgeçten geçirip öyle değerlendiriyorsunuz, sizin dünyanız da - biz ve onlar - var, oysa inançsızlar insana insan olduğu için değer verir, size göre
ölen yahudi bebek ölümü hak etmiştir, bize göre müslüman da olsa yahudi de olsa hak etmemiştir. size göre tüm kafirler düşmandır, bize göre hepsi insandır, hepsinin ayrı güzelliği vardır. size göre domuz haramdır, köpek el sürülmeyecek kadar pistir, bize göre hepsi doğanın ayrı ayrı güzellikleridir. size göre kertenkeleyi tek atışta öldürmek büyük sevaptır, bize göre yaşam hakkı tek kutsaldır, daha büyüğü yoktur. ama dedim ya, o inanç çemberini kırmadıkça inançsızlığın, daha doğrsu müslüman yahudi vs. olmaktansa
sadece ama sadece insan olmanın güzelliklerini göremezsiniz.

yaşam bilinenden beri hep tanrıya ve kutsala dayanarak anlamlandırıldı.. Kadim din geleneği insana iyiliği ve paylaşmayı öğretti.. huzura ve barışa giden yolu gösterdi...



bu nasıl bir iyilik paylaşma öğretisidir, nasıl barışa giden yoldur, muhammed'in biyografisinin tamamı savaşlar kafa uçurmalar ile ilgili, hangi huzurdan bahsediyorsunuz.
bugün dünyada kesilen her 10 kafadan sekizi muhammed için kesiliyor, bir günde milyonlarca hayvanın girtlaklanmasını emreden biri nasıl barışçıl olabilir, yada onun dini
nasıl barışçıl olabilir.

Ben İslamın insanları mutluluğa götürdüğünü söylerken, peki siz bu inançsızlık inancının insanları mutluluğa, huzura, iyiliğe götüreceğini söyleyebilir misiniz ?

mutluluk nedir biliyormusunuz, mutluluk özgürlüktür, kölelik mutluluk olamaz, nasıl giyineceğinize nasıl hareket edeceğinize kimle dost kimle düşman olacağınıza başkaları karar vermiş, bütün ömrünüz önceden tayin edilmiş kurallarla geçiyor, siz nasıl mutluluktan bahsedersiniz, zavallı bir hayvanın grtlağını sevap kazanma adına kesen
biri hangi iyilikten bahseder.

kısacası, inançsızlık sadece ama sadece insan olmaktır.