evaporit
26-03-08, 18:29
Forumdaki din üzerine yapılan bütün tartışmaları iki elimin arasında toplayıp kartopu gibi yuvarlayıp küçültebilmeyi düşündüm ilk önce... aylardır yazıp çizdiğimiz ve üzerinde kafa yorduğumuz o sayfalar dolusu bütün tartışmaları iki cümleye ve hatta iki kelimeye indirgeyebilmeyi ne kadar isterdim..
olmak ya da olmamak gibi...
Yaşama dair farklı inançlar arasındaki incecik çizgisinin yaşamdaki yansıması olan kişilik kavramı bence bütün tartışmaların üzerindeki bir üst başlık olmalı..
İnançlar bir kabuldür ve herkesin kabullerinde özgür olmak gibi doğal bir hakkı vardır.. insanlar inandıkları ve kabul ettikleri değerler ile bir kimlik edinir ve kişilik oluştururlar..
insanların neye nasıl inandıkları çoğu zaman başkalarını ilgilendirmese de, iş inandıklarımızın kişiliğe dönüşmesi noktasına geldiğinde önemli bir sorun ortaya çıkmaktadır.. çünkü kişilik yaşamda yerini almak isteyen bir insanı tanımlamaktadır.. ortak yaşama alanlarımızda ise farklı inançların ve farklı kabullerin, farklı kimlikler altında arz-ı endam ettiklerini görüyoruz..
Medeni bir toplum modelinde farklı kişilik ve kimliklerdeki inanaçların birarada özgürce yaşayabildiklerini varsayarak konuyu farklı bir boyutta ele almak istiyorum..
İnsan özü itibarı ile barışa ve huzura eğilimlidir..insan ruhu çatışmadan ve kaostan huzura ve dinginliğe doğru bir akışın içindedir.. Aslında evrenin ve eşyanın tabiatında da bu durum vardır..belki de bu yüzden, Şebi Aruz törenlerindeki semah gösterilerini zihnimizde bir evren modeli olarak güneş sistemine gönderme yaparız...makro alemdeki bu modelin aynısını mikro alemdeki atomun yapısında da görürüz... Bütün parçacıklar mikrodan makroya kadar bir uyum ve ahenk içerisinde huzura akış içerisindedirler...
Dinin ise insanı bu uyuma ve huzura bir çağrıdır..
bu uyuma ve huzura ulaşmak bireylerin kendi inançları ile ilgilidir oysa Kabullarimizin ve inandıklarımızın bizi ne kadar ve nasıl bir kişilikte insan yaptığı ise birlikte yaşadığımız bütün insanları ilgilendirmektedir...
kendi içerisinde uyum ve barışa ulaşamamış bir insan doğal olarak çatışmacı ve uyumsuz bir kişilik sergileyecektir.. kendisi ile, çevresi ile, toplum ile, doğa ile sürekli çatışma içerisinde yaşayan bir kişilik ise bütün ortak yaşama alanı içerisindeki diğer insanlar için huzursuzluk demektir..
kendisi ile barışık olamayan bir kişiliğin, çocuğunuzun okulunda öğretmen, gittiğiniz hastahanede doktor, mahkemede savcı, politikada bir vekil olduğunu bir düşünürmüsünüz..
daha yakın düşünün, bu kişiliğin anneniz, babanız, çocuğunuz, servis şoförünüz, alışveriş ettiğiniz manav, ya da yöneticiniz olduğunu düşününüz..
şimdi de biraz ötesini düşünün... bu kişiliğin bir yüksek kademede, karar merciinde bir yönetici olduğunu düşünün...
şimdi bütün forum sayfalarında tartışıp durduğumuz, o tartışmaya geri dönmek istiyorum...
Din insana o ilk günden beri arayıp durduğu huzuru bulmanın, iyiliğe ulaşmanın yolunu gösteriyor.. kuran da bu hakikatin bilgisi...
tanrıdan ve kutsaldan soyutlanmış bir inanç nasıl bir kişilik oluşturulabilir hiç düşündünüz mü ? Kutsalı olmayan bir inanç insanı huzura götürebilir mi ?
bir olan tanrıdan başlayan o kopuşu yaşayan bir kalp, birden çok tanrı (ilah) arasında parçalanmaz mı ? parçalanmış bir kalpte barış yer edebilir mi ?
Tanrı kavramının olmadığı bir evren de ''iyilik'' neden olsun ? erdem ve fazilet neden var olsun ?? Barış ve aşk neden ve kim adına olsun ??
yaşam bilinenden beri hep tanrıya ve kutsala dayanarak anlamlandırıldı.. Kadim din geleneği insana iyiliği ve paylaşmayı öğretti.. huzura ve barışa giden yolu gösterdi...
dedim ya, insanların neye nasıl inandıkları kendi kabulleri olsa da, ortak yaşama alanlarımızdaki zorunluluk gereği kurduğumuz ilişkilerimizde kişilik olarak karşımıza çıktıklarından ötürü hepimizi ilgilendiriyor işte..
tanrıdan ve kutsaldan soyutlanmış bir kişilik üreten modern zamanların yeni inanç sistemlerinin (din) yaşamımızdaki tehlikeli etkisi bence tam da burası işte...
kendisi ile barışık olmayan, çatışmacı, nezaketsiz, amaçsız, yaşamı şekillere ve somut alanlara indirgeyen, değersiz, tekil, ben merkezli, çıkarcı, faydacı ve güncel kavramları ile yaşamı anlamlandırmaya çalışan bir kişilik...
Ben İslamın insanları mutluluğa götürdüğünü söylerken, peki siz bu inançsızlık inancının insanları mutluluğa, huzura, iyiliğe götüreceğini söyleyebilir misiniz ?
olmak ya da olmamak gibi...
Yaşama dair farklı inançlar arasındaki incecik çizgisinin yaşamdaki yansıması olan kişilik kavramı bence bütün tartışmaların üzerindeki bir üst başlık olmalı..
İnançlar bir kabuldür ve herkesin kabullerinde özgür olmak gibi doğal bir hakkı vardır.. insanlar inandıkları ve kabul ettikleri değerler ile bir kimlik edinir ve kişilik oluştururlar..
insanların neye nasıl inandıkları çoğu zaman başkalarını ilgilendirmese de, iş inandıklarımızın kişiliğe dönüşmesi noktasına geldiğinde önemli bir sorun ortaya çıkmaktadır.. çünkü kişilik yaşamda yerini almak isteyen bir insanı tanımlamaktadır.. ortak yaşama alanlarımızda ise farklı inançların ve farklı kabullerin, farklı kimlikler altında arz-ı endam ettiklerini görüyoruz..
Medeni bir toplum modelinde farklı kişilik ve kimliklerdeki inanaçların birarada özgürce yaşayabildiklerini varsayarak konuyu farklı bir boyutta ele almak istiyorum..
İnsan özü itibarı ile barışa ve huzura eğilimlidir..insan ruhu çatışmadan ve kaostan huzura ve dinginliğe doğru bir akışın içindedir.. Aslında evrenin ve eşyanın tabiatında da bu durum vardır..belki de bu yüzden, Şebi Aruz törenlerindeki semah gösterilerini zihnimizde bir evren modeli olarak güneş sistemine gönderme yaparız...makro alemdeki bu modelin aynısını mikro alemdeki atomun yapısında da görürüz... Bütün parçacıklar mikrodan makroya kadar bir uyum ve ahenk içerisinde huzura akış içerisindedirler...
Dinin ise insanı bu uyuma ve huzura bir çağrıdır..
bu uyuma ve huzura ulaşmak bireylerin kendi inançları ile ilgilidir oysa Kabullarimizin ve inandıklarımızın bizi ne kadar ve nasıl bir kişilikte insan yaptığı ise birlikte yaşadığımız bütün insanları ilgilendirmektedir...
kendi içerisinde uyum ve barışa ulaşamamış bir insan doğal olarak çatışmacı ve uyumsuz bir kişilik sergileyecektir.. kendisi ile, çevresi ile, toplum ile, doğa ile sürekli çatışma içerisinde yaşayan bir kişilik ise bütün ortak yaşama alanı içerisindeki diğer insanlar için huzursuzluk demektir..
kendisi ile barışık olamayan bir kişiliğin, çocuğunuzun okulunda öğretmen, gittiğiniz hastahanede doktor, mahkemede savcı, politikada bir vekil olduğunu bir düşünürmüsünüz..
daha yakın düşünün, bu kişiliğin anneniz, babanız, çocuğunuz, servis şoförünüz, alışveriş ettiğiniz manav, ya da yöneticiniz olduğunu düşününüz..
şimdi de biraz ötesini düşünün... bu kişiliğin bir yüksek kademede, karar merciinde bir yönetici olduğunu düşünün...
şimdi bütün forum sayfalarında tartışıp durduğumuz, o tartışmaya geri dönmek istiyorum...
Din insana o ilk günden beri arayıp durduğu huzuru bulmanın, iyiliğe ulaşmanın yolunu gösteriyor.. kuran da bu hakikatin bilgisi...
tanrıdan ve kutsaldan soyutlanmış bir inanç nasıl bir kişilik oluşturulabilir hiç düşündünüz mü ? Kutsalı olmayan bir inanç insanı huzura götürebilir mi ?
bir olan tanrıdan başlayan o kopuşu yaşayan bir kalp, birden çok tanrı (ilah) arasında parçalanmaz mı ? parçalanmış bir kalpte barış yer edebilir mi ?
Tanrı kavramının olmadığı bir evren de ''iyilik'' neden olsun ? erdem ve fazilet neden var olsun ?? Barış ve aşk neden ve kim adına olsun ??
yaşam bilinenden beri hep tanrıya ve kutsala dayanarak anlamlandırıldı.. Kadim din geleneği insana iyiliği ve paylaşmayı öğretti.. huzura ve barışa giden yolu gösterdi...
dedim ya, insanların neye nasıl inandıkları kendi kabulleri olsa da, ortak yaşama alanlarımızdaki zorunluluk gereği kurduğumuz ilişkilerimizde kişilik olarak karşımıza çıktıklarından ötürü hepimizi ilgilendiriyor işte..
tanrıdan ve kutsaldan soyutlanmış bir kişilik üreten modern zamanların yeni inanç sistemlerinin (din) yaşamımızdaki tehlikeli etkisi bence tam da burası işte...
kendisi ile barışık olmayan, çatışmacı, nezaketsiz, amaçsız, yaşamı şekillere ve somut alanlara indirgeyen, değersiz, tekil, ben merkezli, çıkarcı, faydacı ve güncel kavramları ile yaşamı anlamlandırmaya çalışan bir kişilik...
Ben İslamın insanları mutluluğa götürdüğünü söylerken, peki siz bu inançsızlık inancının insanları mutluluğa, huzura, iyiliğe götüreceğini söyleyebilir misiniz ?