PDA

Orijinalini görmek için tıklayınız : Hz.Muhammed peygamber olacağını biliyor muydu?


Sayfalar : [1] 2 3

özedönüş
02-04-08, 12:21
Hz. Muhammed’in doğduğu sıralarda anlatılanlara bakılırsa son bir peygamberin geleceği beklentisi vardı. Ancak bu beklenti sadece Arabistanla sınırlı değildi. Nitekim mısır Hükümdarı Mukavkıs ve Bizans Hükümdarı Hirakl de Hıristiyan dinine mensup olduklarından yeni bir peygamberin geleceğini tahmin ettiklerini İslama davet mektuplarının cevaplarında ve gönderilen elçilere bildirmişlerdir. Ancak ikisi de Arabistan’dan değil, imparatorluğun içerisinde bekliyorlardı. O zaman Bizans bildiğimiz gibi İtalya’dan Mısır ile Suriye bölgesine kadar geniş bir İmparatorluk halindedir. Hepsi yeni bir Peygamber beklentisi içindeydi. Eğer birisi uyduruk bir Tanrı ile hareket ederek dini getirseydi Arabistan’da değil, Roma’da veya Suriye ile Mısır Havzasının kesiştiği noktalarda bunun yapılması gerekirdi. Son peygamberin Arap olacağı ve Arabistan’ın göbeği içinde çıkacağını pek tahmin eden olmamıştır.

Bunu Arabistan özelinde de ele alsak yine bu Hz. Muhammed’e denk gelmemeliydi..Zira Mekke Toplumunda Ümeyye b.Salt,Kus.B.Saide ve Varaka b.Nevfel gibi kendisini tamamen ilme vermiş olanların uydurmaları gerekirdi.Ümeyye kendisinin peygamber olacağını sanmış ve bundan dolayı Hz..Muhammed peygamber olunca iman etmemiş.Yanısıra kus b.saidenin şiirinde yeni peygamber beklentisi var.Arabistan bölgesinde kendilerine hanif denilen tevhid inancındaki insanlar vardı.Ancak ne Yahudilik ne de Hıristiyanlık onları tatmin etmiyordu.

Peki, hz.Muhammed nasıl bir inançta idi. Anlatılanlara bakıldığında ömrünün peygamber olana kadar çobanlık ve ticaret gibi tapınak ve mitolojik mekânlardan uzak geçtiğini görüyoruz. Yani dini konulara merakı yoktu. Ama vicdanı insanlığın içinde bulunduğu durum karşısında kor ateşi gibi yanıyordu. Bundan olacak ki kendi başında mağaralarda yaşamaya kendisini adamıştı. Okuma yazmasının olmayışını da buna bağlamak gerekir.

Yine O,hem babasını hem dedesini küçük yaşlarda kaybederek liderlik şımarıklığından tamamen soyutlanmış bir kişiliğe sahip olmuştu.Hele davet edilmesinin ilk yıllarında kendisine liderlik görevi bile teklif edilince bunu reddettiği haberleri böyle bir durumda onun dünyalık peşinde olmayacağını apaçık ve net ortaya koymuştur.

Bilincine okunan ilk vahyi bile anlamamış ve hastalık olmasından korkmuştur. Anlatılanlara bunun bir vahiy olduğunu eşinin dayısı olan Varak b.nevfelden öğrenmiştir. Peygamberin bir korkuya kapılması gayet makul idi. Zira içinde yaşadığı toplumda benzer durumları yaşayan insanlar vardı. Bunların bir kısmı mecnun, bir kısmı kâhin olarak bilinirlerdi. Peygamberin normal bir hayat sürerken birden sıra dışı bir tecrübe yaşaması, kendisinin de bu mecnun ve kahinler gibi mi olduğuna dair bir zihin bulanıklığı yaşamasına sebep olmuştur. Bunun böyle olmadığına ilişkin vahyin bildirimi ve peygamberi bu kategorilerin dışında olduğu yönündeki ikna olması, Kur’an tarafından bir ‘beyyine’ üzere olduğu söylenerek sağlanmıştır.

Bu beyine peygamberin peygamber olduğuna, kâhin, şair, mecnun, vs.olmadığına kanıt olarak sunulmuştur. Zira, bir mecnun, şair veya kâhinin insanları uyarmak gibi bir sorumluluğu olmamıştı. Peygamberin ‘uyar’ emrini alması onu bütün bu diğer kategorilerden ayırmış ve ayaklarının yere sağlam basmasını sağlamıştır. Yaşadığı bu zihin halinin ardından, Hz. Muhammed’in peygamber olduğu ve bunun ilk olmadığı daha önce geçen peygamberlerin de bu şekilde bir tecrübe yaşadıkları söylenmiş ve ardından, peygamberliğin gereği olarak, insanları uyarmak için kalkması emredilmiştir:
“Ey örtüsüne bürünen (yalnızlığa sığınan)! Kalk ve uyar”.(müdessir 1-2)

Kuranı uydurmadığı ve beklemediğine dair bir örnek te şudur ki Hz. Peygamber yapı olarak çekingen olmasına karşın, Kur’an mesajı oldukça devrimci ve dışa dönüktür. Onun için de Allah, vahye ilk kez muhatap kıldığı Hira mağarasından Hz.Muhammed’i doğrudan toplumun içine çıkarmıştır.

esselam
02-04-08, 18:32
Rebiülevvel ayının 12. gecesiydi o gece... O gece, dünya çapında olaylar oldu...
O gece ateşe tapanların 100 yıldır sönmeyen ateşi söndü...
O gece, Kisra'nın sarayının mermerleri kırıldı, duvarlarındaki mozaikler döküldü...
O gece, çeşitli yerlerdeki kâhinler, asırların Hâkiminin dünyaya geldiğini, dünyanın çehresini değiştirecek olan âhir zaman Nebîsinin dünyayı şereflendirdiği tesbit ettiler...
Yahudiler, O gece Hz. Muhammed Sallallahu Aleyhi ve Sellemin gelmiş olduğunu anladılar ve nerede olduğunu araştırmaya başladılar...
O sırada bir yahudi kâhini ticaret maksadıyla Mekke'de bulunuyordu.. Kendisi, temasta olduğu Çin'denahir zaman nebîsi Ahmed'in dünyaya geldiğini haber aldı...Hemen ilk iş olarak Haremi Şerife geldi ve orada oturmakta olan Hişam Bin Mugiyre, Velid Bin Mugire ve Utbe Bin Rabia'nın yanına gelerek;
-Bu gece sizlerden birisinin bir oğlu oldu mu? Diye sordu..Orada bulunanlardan bir ağızdan cevap verdiler.
- Hayır, bilmiyoruz!.. Niye sordun?
-Vallahi sizin bu kabahatinizden iğrendim! Nasıl olur da bilmezsiniz!..
Ey Kureyş'liler, biliniz ki bu gece , Dünyanın son Nebîsi Ahmed doğdu. Eğer bu sözümde yalanım varsa , Kureyş'in kudsiyetini inkâr edeyim !.. O'nun iki kürek kemiği ortasında da kırmızımsı bir ben vardır ki, O'na has bir mühürdür bu !..
Bu konuşmalardan sonra Yahudi kâhin kaldığı yere, toplantıda bulunanlar da evlerine çekildiler..
Gece hepsi ev halkına o gün olanları anlatırken, yahudinin dediklerini söylediler. Ev halkı da onlara Abdulmuttalib'in bir erkek torununun dünyaya gelmiş olduğunu haber verdiler..
Ertesi sabah, Yahudi'nin sual sorduğu kişiler doğruca, onu bulup yanına vardılar ve sordular;
-Dün gece sorduğun çocuğun bizde doğduğunu nereden öğrendin?..
-Siz nereden öğrendiğimi bırakın da, söyleyin, benim size söylememden önce mi doğmuştur O, yoksa benim size sormamdan sonra mı?
-Sen söylemezden evvel!..
-Peki ismi Ahmed midir?
-Evet, ismi Ahmed'dir!..
-Beni O'na götürür müsünüz?
unun üzerine onu alıp Abdulmuttalib'in evine götürdüler. Yahudi, Efendimiz'in ardındaki "Ben" i görünce büyük şaşkınlık geçirdi ve hayretler içinde konuştu.
-Yazıklar olsun size ki, bu çocuğun kim olduğunu bilmiyorsunuz!..
-Neden böyle söylüyorsun, bu bir öksüzdür işte!..
-Hayır, O, dün akşam size söylediğim âhir zaman nebîsi olacaktır!

özedönüş
02-04-08, 18:53
Sayın Esselam

Şu alıntıladığın hikaye hangi kitapta geçiyor?Yanısıra sağlan ve uydurma haberleri ayıklamakla ömrünü geçirmiş islam bilginleri bu habere nasıl yaklaşmışlar?

Sadece arap dünyasında değil kitaplı dinlerle biraz haşir neşir olan herkes anladıkları oranda bir peygamberin geleceğini tahmin etmişlerdir.Ancak bunun kimlerden olacağı nerde çıkacağı bilinmiyordu.Şu alıntıladığın masallar da uydurma haber toplu mezarlığı olan mevlidde geçmektedir.

esselam
02-04-08, 19:54
H er habere uydurma diye yaklaşmak yanlış olmazmı..
41 Kastalânî, elMevahibû'lLedünniyye, c. 1, s. 21.
42 Kastalânî, A.g.e., c. 1, s. 21.
43 İbni Hişam, Sîre, c. 1, s. 166; İbni Sa'd, Tabakat, c. 1, s. 102; Taberî,Tarih, c. 2, s. 125.

44 Kastalânî, A.g.e., c. 1, s. 22.
45 Kaadı Iyaz, Şifa, c. 1, s. 267.
46 Buharı, Sahih, c. 1, s. 48; Müslim, Sahih. c. 7, s. 86.

48 Kastalânî, Mevahibû'lLedünniyye, c. 1, s. 22.
49 Ibni Sa'd, Tabakat, c. 1, s. 162163.
51 Taberî, Tarih, c. 2, s. 131; Kaadı Iyaz, Şifa, c. 1, s. 726733; Bediüzzaman Said Nursî, Mektûbat, s. 161163.
52 Bediüzzaman Said Nursî, A.g.e., s. 163.

Tabi herkez herşeyi bilemez...
Kesin hüküm Allah ındır...

süpheci
02-04-08, 20:00
Sayın esselam demiski:

Tabi herkez herşeyi bilemez...
Kesin hüküm Allah ındır...

Siz hic Allahın hüküm verdigine tanık oldunuzmu? Bize bir örnek bir tutanak sunabilirmisiniz. Hüküm niteliginde bir karar metni elinizde var mı? Kesin hüküm Ebresim'indird dersem Ebresim kimdir diye soracakmısınız?