Orijinalini görmek için tıklayınız : Ahlak, İnsana ve Yaşama Değer Vermektir
Sayfalar :
[
1]
2
3
4
5
6
7
8
Ahlak insanın var olmasıyla birlikte günümüze kadar süregelmiş bir olgudur. İnsan var oldukça ahlak anlayışı da var olacaktır. Ahlak doğrudan doğruya yaşamın içindedir. Ama bu yaşamın içindeki ahlak hep göreceli olmuştur. Çağdan çağa, toplumdan topluma hep farklılıklar göstermiştir. Bu farklılıklar temelinde günümüze kadar gelmiştir. Toplumların refah seviyeleri arttıkça, kültür seviyeleri geliştikçe elbette ahlak anlayışları da değişecektir. Bunun önünde kimse duramaz.
Ahlak, bir toplum içinde kişilerin uymak zorunda oldukları davranış biçimleri ve kurallarıdır. Diğer bir tanımla iyi nitelikler ve güzel huylardır. Her birey yaşadığı toplumda bu davranış biçimi ve kurallara uyma zorunluluğu duyar. Ama bu zorunluluğu duyarken insan yaşamının değişken olduğunun buna bağlı olarak da etik kavram ve değerlerin yeniden değerlendirilmesi gerektiğinin, yeniden yorumlanması gerektiğinin bilincinde değildir.
Ahlak, insana ve yaşama değer verme üzerine dayanmalıdır. İnsanın ve yaşamın değişkenliğini durdurmak mümkün değildir. İnsan yaşamının bu değişkenliği, etik kavram ve değerlerin yeniden yorumlanmasını ve değerlendirilmesini gerekli kılmaktadır. Dolayısıyla bize miras bırakılan geleneksel değerleri olduğu gibi kabullenme yerine yeni değerlere de yönelmek gerekir. Çünkü her toplumda ve her çağda insan, ahlaklı olmanın örneklerini yeniden gerçekleştirmek durumundadır. Bunun önünde de hiç bir güç duramaz.
Bir de dinsel ahlaka bakalım. Dinsel ahlakta temel öğe insan değil tanrıdır. Ahlak da bu temelde şekillenmiştir. İnsanın mutluluğu değil tanrının mutluluğu temel alınır. Halbuki ahlak anlayışının insana ve yaşama değer vermesi gerekir. Tanrının mutluluğu değil insanın mutluluğu temel alınmalıdır.
Bu dinsel ahlak bana göre asırlardır insanın mutluluğuna hep engel olmuştur. İnsanlığı prangaya mahkum etmiştir. Bu dünyadaki insan yaşamı yerine hep öteki dünyadaki insan yaşamı ve tanrıya kulluk telkin edilmiştir. Bir taraftan bu telkin yapılırken ve bu şekilde insanlar uyutulurken kendileri de bu dünyadaki saltanatlarını sürdürmekten çekinmemişlerdir. Kendileri zevk sefa içerisinde yaşarlarken yoksul insanları da hep öbür dünya söylemleriyle
sömürmeye çalışmışlardır. Ama ne yazık ki bu sömürülenler bunu görememiş ve ben bu dünyada cehennemi yaşadıktan sonra öbür dünyadaki cenneti ne yapayım diyememişlerdir.
Şimdiye kadar hep dinsel ahlak topluma telkin edildi. Peygamber ahlakından hep bahsedildi. Ama bu ahlak anlayışı hiç sorgulanmadı. Gelenekler, töreler sorgulanmadı. Düşünen ve eleştiren bir beynin bunları değişkenliğe bağlı olarak sorgulaması gerekmez mi?
Bu ahlak anlayışına baktığımızda küçük yaştaki bir kız çocuğuyla evlenmekte sakınca görmemiş. Oğulluğunun karısıyla evlenmekte sakınca görmemiş. Sayısı bile belli olmayan kadın ve cariyelerle evlenmekte sakınca görmemiş. Ganimet adı altında insanların mal ve mülklerini gasp etmekte sakınca görmemiş. Bunların çocuk ve kadınlarını köle olarak kullanmakta sakınca görmemiş. Hatta yaptığı bir baskında ganimet olarak ele geçirilmiş cariyelerin tecavüzüne onay vermekte sakınca görmemiş. Dinini yaymak uğruna insanları savaşa teşvik etmekte ve insanları öldürmekte sakınca görmemiş. Olur olmaz önüne gelen herşeyin üzerine yemin etmekte sakınca görmemiş. Hatta ettiği bir yemini kefaret karşılığı bozmakta sakınca görmemiş. Kendini allahın elçisi olarak tanıtmış bir peygamberin de bu davranışlar içerisinde olması elbette düşündürücüdür. Düşünen bir insanın elini vicdanına koyarak bunları sorgulaması gerekmiyor mu?
Bu ahlak anlayışı günümüz ahlak anlayışı değildir. Ama günümüz ahlak anlayışının bir altın kuralı vardır. ''Sana yapılmasını istemediğini sen de başkasına yapmayacaksın.'' Günümüz ahlak anlayışı bu ilke üzerinde şekillenmiştir. Bu ilkeyi uygulayanlar ahlaklı insanlardır. İnsanlığın ulaşması gereken ahlak anlayışı da bu olmalıdır. Tüm insanlara seslenerek diyorum ki : ''Sana yapılmasını istemediğini sen de başkasına yapma...''
Sayın Ezkamo elinize dilinize sağlık ahlakın temelini çok iyi özetlemişsiniz...
Bir topluluk için 2 farklı durumu analiz edelim...Birinci durumda O topluluk için zamana ve mekana uygun kısa vadeli çözümler öneren kutsal değer yargıları koyalım..İkinci durumda ise o topluluğu özgür bırakalım herşey serbest olsun...1000 sene sonra her iki durumu kontrol etmek için geri dönelim...İlk durumda toplumun değer yargılarında 1000 sene öncesine göre pek değişiklik olmadığını görürüz şu anının ihtiyaçları değişmesine rağmen...Siz kısasa kısas demişsinizdir 1000 sene önce, onlar kan davası olarak devam ettirmişlerdir uygulamayı...Siz mehir demişsinizdir onlar başlık parası olarak devam ettirmişlerdir...Siz çarşaf demişsinizdir onlar türban olarak devam ettirmişlerdir...Kurallarınız sadece şekil değiştirmiştir...
İkinci durumda ise toplum kendi iç dinamikleri sayesinde kurallarını geliştirdiği için ahlak daha anlamlı kalıcı ve kemale ermiş olacaktır...İlk 100 sene içerisinde hırsızlık, tecavüz, gasp, adaletsizlik gibi durumlarla başbaşa kalan halk ortak aklını kullanarak ahlak kurallarını yaratacak sonraki yıllarda bu kuralları detaylandıracaktır...En iyi öğrenme yolu kötü olanı deneyimlemektir...Sonrasında ahlak kuralları kendiliğinden gelişir...Ahlakın ulaşacağı son nokta ise "kendine yapılmasını istemediğin birşeyi başkasına yapma"ilkesidir...
Dinler insanoğlunun kendi dinamikleri ile sağlıklı ahlak kuralları geliştirmesini engeller...Çünkü değişime ve deneyimlemeye açık değillerdir...
Sayın Ezkamo aklın yükünü taşımak çok meşakkatli bir iştir...Herkes aklın yükünü taşıyamaz...Doğruları akıl yoluyla bulmak yerine başka bir insanın doğruları peşinde gitmeye meyillidirler...Diyelimki bir işyerinde patronsunuz yanınıza sekreter alacaksınız...İlk seçenekte sekreter için uyması gereken kurallar silsilesini yazılı olarak belirlediniz...Şu durumlarda şu şekilde davranacaksın diye algoritma belirlediniz...Sekretere insiyatif tanımadınız...İkinci durumda ise sekreteri serbest bıraktınız aklı mantığı sağduyusu neyi emrediyorsa ona göre davranması talimatı verdiniz...Yazılı olmayan durumlarda da sekreterin fikir geliştirdiğini görürsünüz...İnsanların çoğunluğu kuralların yazılı olduğu ilk seçenekteki durumu tercih ederler çünkü aklın yükünü taşımak çok ağırdır...
Sayın Ezkamo elinize dilinize sağlık ahlakın temelini çok iyi özetlemişsiniz...
Bir topluluk için 2 farklı durumu analiz edelim...Birinci durumda O topluluk için zamana ve mekana uygun kısa vadeli çözümler öneren kutsal değer yargıları koyalım..İkinci durumda ise o topluluğu özgür bırakalım herşey serbest olsun...1000 sene sonra her iki durumu kontrol etmek için geri dönelim...İlk durumda toplumun değer yargılarında 1000 sene öncesine göre pek değişiklik olmadığını görürüz şu anının ihtiyaçları değişmesine rağmen...Siz kısasa kısas demişsinizdir 1000 sene önce, onlar kan davası olarak devam ettirmişlerdir uygulamayı...Siz mehir demişsinizdir onlar başlık parası olarak devam ettirmişlerdir...Siz çarşaf demişsinizdir onlar türban olarak devam ettirmişlerdir...Kurallarınız sadece şekil değiştirmiştir...
İkinci durumda ise toplum kendi iç dinamikleri sayesinde kurallarını geliştirdiği için ahlak daha anlamlı kalıcı ve kemale ermiş olacaktır...İlk 100 sene içerisinde hırsızlık, tecavüz, gasp, adaletsizlik gibi durumlarla başbaşa kalan halk ortak aklını kullanarak ahlak kurallarını yaratacak sonraki yıllarda bu kuralları detaylandıracaktır...En iyi öğrenme yolu kötü olanı deneyimlemektir...Sonrasında ahlak kuralları kendiliğinden gelişir...Ahlakın ulaşacağı son nokta ise "kendine yapılmasını istemediğin birşeyi başkasına yapma"ilkesidir...
Dinler insanoğlunun kendi dinamikleri ile sağlıklı ahlak kuralları geliştirmesini engeller...Çünkü değişime ve deneyimlemeye açık değillerdir...
Sayın Ezkamo aklın yükünü taşımak çok meşakkatli bir iştir...Herkes aklın yükünü taşıyamaz...Doğruları akıl yoluyla bulmak yerine başka bir insanın doğruları peşinde gitmeye meyillidirler...Diyelimki bir işyerinde patronsunuz yanınıza sekreter alacaksınız...İlk seçenekte sekreter için uyması gereken kurallar silsilesini yazılı olarak belirlediniz...Şu durumlarda şu şekilde davranacaksın diye algoritma belirlediniz...Sekretere insiyatif tanımadınız...İkinci durumda ise sekreteri serbest bıraktınız aklı mantığı sağduyusu neyi emrediyorsa ona göre davranması talimatı verdiniz...Yazılı olmayan durumlarda da sekreterin fikir geliştirdiğini görürsünüz...İnsanların çoğunluğu kuralların yazılı olduğu ilk seçenekteki durumu tercih ederler çünkü aklın yükünü taşımak çok ağırdır...
Sayın Haca,
Gerçekten aklın yükünü taşımak güç bir iştir. Kendi aklımız dururken başka akıllardan medet beklemek insanın zayıflığından başka bir şey değildir. İnsanın kendine güvenemeyişinden başka bir şey değildir.
Ama bizler aklın yükünü taşımaya devam edeceğiz. Zaten bu yükü taşıyanlar sayesinde değilmidir ki insanlık bu günlere taşınmıştır. Yoksa insanlığın o karanlık dönemlerden çıkması mümkün müydü?
Çok güzel örneklemişsiniz. Başka söze gerek yok. İnsan özgürleştiği sürece her açıdan kendini geliştirecektir. Önemli bir söz vardır. ''Değişmeyen tek şey değişimin kendisidir.'' Herşey değişmek zorundadır. Ekonomide, siyasette, bilgide, kültürde, bilimde her şey değişti. Buna bağlı olarak da ahlak anlayışımız da değişti. Ama bir tek şey değişmedi. Dinler değişmedi. Bu da eşyanın tabiatına aykırıdır. Ne kadar da değişmediklerini iddia etseler bile yaşanan bu değişimin karşısında daha fazla dayanamazlar.
Günümüzde çok eşlilik etik değildir. Günümüzde çocuk yaşlarda kızlarla evlenmek etik değildir. Günümüzde insanlara işkence etmek etik değildir. Başlık parası(mehir)etik değildir. Kıssas(kan davası) etik değildir. İnsanların alın terlerini gasp etmek etik değildir. Günümüzde kölelik etik değildir. Kalkıp da ortaçağdaki bu ahlak anlayışını günümüzde savunmak da hiç etik değildir. Sevgiyle...
Bu forumda bulundugum süre icinde inanırlardan bekledigim seylerden biride kendi yazdıklarının kendi zihinlerinin ürünü olmasını talep etmekti. Hangi konu olursa olsun, cevap olarak birilerinin söylediklerini getirip önümüze koymaktan daha acı olan bir sey yoktur. Bu ise sayın hacanın harika bir sekilde benzettigi düsünmekten kacmak, düsünceyi tasımaktan kacmak, aklın agırlıgından uzak durmak ile anlatılabilinir.
Yüzlerce yıl önce bizim gibi olan insanların beyninde olusmus deger yargıları ile karsımıza cıkmaları onlar acısından cok üzücü olmalıdır.
Sorulan bir soruya; alinin velinin verdigi cevaplar ile karsılık vermek kadar anlamsız bir sey olamaz. Su ahlak degeri icin ne diyorsunuz dedigimizde bize kurân da yazılan, yada bin yıl önce yasamıs bir kimsenin deger yargısı ile cevap vermek bizim insanımız icin üzücüdür. Evrende her sey degisip dururken hic degismemek, ölümün kendisi olsa gerek.
Bütün hayatlarını düsünmek dogruları bulup cıkarmak icin harcayanlar olmasaydı, dünya ölülerin dünyası olacaktı. Akılları örten, düsünmekten alıkoyan, baskalarının dogrularını tek dogruymus gibi gösterenler utansın.
Bu forumda bulundugum süre icinde inanırlardan bekledigim seylerden biride kendi yazdıklarının kendi zihinlerinin ürünü olmasını talep etmekti. Hangi konu olursa olsun, cevap olarak birilerinin söylediklerini getirip önümüze koymaktan daha acı olan bir sey yoktur. Bu ise sayın hacanın harika bir sekilde benzettigi düsünmekten kacmak, düsünceyi tasımaktan kacmak, aklın agırlıgından uzak durmak ile anlatılabilinir.
Yüzlerce yıl önce bizim gibi olan insanların beyninde olusmus deger yargıları ile karsımıza cıkmaları onlar acısından cok üzücü olmalıdır.
Sorulan bir soruya; alinin velinin verdigi cevaplar ile karsılık vermek kadar anlamsız bir sey olamaz. Su ahlak degeri icin ne diyorsunuz dedigimizde bize kurân da yazılan, yada bin yıl önce yasamıs bir kimsenin deger yargısı ile cevap vermek bizim insanımız icin üzücüdür. Evrende her sey degisip dururken hic degismemek, ölümün kendisi olsa gerek.
Bütün hayatlarını düsünmek dogruları bulup cıkarmak icin harcayanlar olmasaydı, dünya ölülerin dünyası olacaktı. Akılları örten, düsünmekten alıkoyan, baskalarının dogrularını tek dogruymus gibi gösterenler utansın.
Hadis No : 4129
Ravi: Ebu Eyyub
Tanım: Resulullah (sav) buyurdular ki: "Eğer siz hiç günah işlemeseydiniz, Allah Teala hazretleri sizi helak eder ve yerinize, günah işleyecek (fakat tevbeleri sebebiyle) mağfiret edeceği kimseler yaratırdı."
Kaynak: Müslim, Tevbe, 9, (2748); Tirmizi, Da'avat 105, (3533 )
Hadis No : 4131
Ravi: Ebu Hüreyre
Tanım: Resulullah (sav) (bir hadis-i kudsi'de) Rabbinden naklen buyururlar ki: "Bir kul günah işledi ve: "Ya Rabbi günahımı affet!" dedi. Hak Teala da: "Kulum bir günah işledi; arkadan bildi ki günahları affeden veya günah sebebiyle cezalandıran bir Rabbi vardır." Sonra kul dönüp tekrar günah işler ve: "Ey Rabbim günahımı affet!" der. Allah Teala Hazretleri de: "Kulum bir günah işledi ve bildi ki, günahı affeden veya günah sebebiyle cezalandıran bir Rabbi vardır. Sonra kul dönüp tekrar günah işler ve: "Ey Rabbim beni affeyle!" der. Allah Teala da: "Kulum günah işledi ve bildi ki, günahı affeden veya günah sebebiyle muaheze eden bir Rabbi olduğunu bildi. Dilediğini yap, ben seni affettim!" buyurdu."
Kaynak: Buhari, Tevhid 35; Müslim, Tevbe 29, (2758)
Sevgili şüpheci,
Şu hadisleri okuyan insanları düşünün. Bu insanlar bu hadislerden etkilenmeyecekler mi? Diğer tarafta Kuranda yemin edip yeminlerinizi kefaret karşılığında bozabilirsiniz diye ayet de gelirse insanlar da buna göre hareket etmeyecekler mi? Siz insanlara açık kapı bırakırsanız onlar da bunu en iyi şekilde değerlendirmeyecekler mi? Bundan dolayıdır ki insanlarımız da allah günahlarımızı af etsin diyerek ibadete sarılmıyorlar mı?
Böyle bir ahlak anlayışı olabilir mi? Ne demek siz günah işlemeseniz ben günah işleyen kul yaratırım de. Yemin edip zor durumda kaldığınızda yemininizi kefaret karşılığında bozabilirsiniz de. Böyle bir şey olabilir mi?
Bundan asırlarca önce insanların değer yargıları farklıydı. O dönemin koşulları içerisinde bu değer yargıları oluşmuştu. Ama kalkıp da bunları günümüze taşıyıp ve buna da evrensellik kılıfını takıyorlarsa kusura bakmasınlar. Orada biraz düşünecekler. Eğer düşünmüyorlarsa da birileri onları düşünmeye yöneltecektir.
Sen kalk onlarca kadınla evlen. Sen kalk küçük yaşlardaki kız çocuklarıyla evlen. Sen kalk evlatlığının karısıyla evlen. Sen kalk insanları köle olarak kullan. Sen kalk ganimet diyerek insanların malına mülküne el koy. Sen kalk bu uğurda insan öldür. Ondan sonra da ortaya çık ben allah elçisiyim de.
Benim sünnetimi temel alın de.
Orta çağa ait bir ahlak anlayışını sen kalk bilgi çağında güzel ahlak diye insanlara benimsetmeye çalış. Açık ve net söylüyorum. Bu ahlak anlayışı günümüz ahlak anlayışı değildir. Kendileri güzel ahlak olarak görüyorlarsa kendi dünyalarında yaşasınlar. Bu ahlak anlayışını insanlığa dayatmak doğru değildir. Ülkeme dayatmak doğru değildir.
Ahlak için ne allaha ne de peygambere gerek vardır. Bakın günümüz ahlak anlayışının temelini oluşturan ''Sana yapılmasını istemediğini sen de başkasına yapma.'' sözü Allaha! değil bir insana aittir. Hem de bundan 2500 yıl önce yaşayan bir bilge olan Çinli Konfüçyüs'e aittir. Sevgiler...
vBulletin® v3.6.11, Copyright ©2000-2008, Jelsoft Enterprises Ltd.