Orijinalini görmek için tıklayınız : İnsanhakları bağlamında Veda Hutbesi
Sayfalar :
[
1]
2
3
4
5
6
7
8
9
Arkadaşlar sizlerle insan hakları ve veda hutbesi konusunda sevigi dostumuz Prof.Dr. Yunus Apaydın'ın bir makalesini paylaşmak ve insan hakları ekseninde Veda Hutbesini birlikte düşünüp değerlendirmek istiyorum...
İnsan Hakları Evrensel Beyannamesi ile Veda Hutbesinin birlikte irdelenmesi bize iki farklı durumun iki farklı netice ortaya koymasına çok güzel bir örnek kazandıracaktır...
''
Vedâ Hutbesi’nin içeriğini, iç içe geçmiş gittikçe genişleyen daireler biçiminde tasvir edecek olursak, birinci ve merkezdeki dairede birey yer alır. Onu kuşatan dairelerde ise, "aile", "toplum" (müminler toplumu) ve "bütün insanlık" bulunmaktadır.
Vedâ hutbesinin muhtevası: Mekke’nin fethinden sonra müslümanlık Arap yarımadasında iyice yayılmıştı. Hicret’in 9. yılı Zilhicce ayında Hz. Peygamber Ebu Bekiri hac emiri olarak görevlendirmişti. O yıl Ebu Bekir, hac ibadetinin nasıl yapılacağını göstermiş, Ali’de müşriklere dört ay içinde Mekkeyi
terketmeleri gerektiğini duyurmuştu. Ertesi sene Hz. Peygamber hac farizasını yerine getirmek maksadıyla 25 Zilkade 10 (22 Şubat 632) günü öğle namazını kıldıktan sonra arkadaşları ile birlikte Medineden hareket etti. Zilhiccenin dördüncü günü (pazar) Mekkeye ulaşıldı. Pazartesi, salı ve çarşamba günlerini
(5-7 Zilhicce) Mekkede geçiren Hz. Peygamber perşembe günü Minayı, cuma günü de (9 Zilhicce) Müzdelife üzerinden Arafata gitti ve aynı gün yüzbini aşkın müslümana burada hitap
etti. 7 Mart 632 tarihinde irad edilen Veda Hutbesi, Hz. Peygamberin 23 yıldan beri yaptığı ilahi duyurunun ana noktalarını bir kez daha vurgulayan, hatta denilebilir ki ilahi mesajın özünü dile getiren tarihi konuşmanın adıdır. Fazlurrahmanın değerlendirmesi ile Veda Hutbesi "Hz. Peygamberin başarılmış temel hedefleri ifade eden 23 yıllık çabasının ana noktalarını
özetleyen bir konuşma dır.
Vedâ Hutbesinin içeriğini, iç içe geçmiş gittikçe genişleyen daireler biçiminde tasvir edecek olursak, birinci ve merkezdeki dairede birey yer alır. Onu kuşatan dairelerde ise, "aile", "toplum" (müminler toplumu) ve "bütün insanlık" bulunmaktadır.
Allaha hamd, Ondan yardım ve mağfiret talebinin ifade edildiği başlangıç cümlelerinin devamında Hz. Peygamber "Ey Allahın kulları, sizlere Allahtan korkup çekinmenizi tavsiye eder, hepinizi Ona itaat etmeye teşvik ederim" demiştir. Bu başlangıç cümlelerinde kulluk bilincine işaret edilmekte ve bir bakıma Allahı tanıma ve Ona itaat etmenin kişinin kendine karşı olan haklarından olduğu vurgulanmaktadır; kişi ancak bu suretle kendine karşı görevini yerine getirmiş ve gerçek değerini bulmuş olacaktır. Hz. Peygamber kendisini dikkatle dinlemelerini, belki de bu yıldan sonra bir daha buluşamıyacaklarını söyledikten sonra, temel insani- ahlaki değerlerin saygınlığını işaret eden şu sözleri söyler: "Ey insanlar! Kanlarınız ( canlarınız), mallarınız, ırz ve namusunuz, tıpkı şu gününüzün, şu ayınızın ve şu beldenizin mukaddesliği gibi mukaddes ve dokunulmazdır".
Hutbenin geri kalan kısmı büyük oranda bu evrensel duyurunun açıklaması mahiyetindedir. Hz. Peygamber devamla, emanetlere riayet etmeyi emretmiş, cahiliye ribasının kaldırılmış olduğunu, yine cahiliyedeki kan davalarının kaldırılmış olduğunu ilan ederek can ve mal güvenliğini sarsan, tehdit eden iki kemikleşmiş hastalığa dikkat çekmiştir. (Burada Hz. Peygamber ilk kaldırdığı ribanın amcası Abbasın ve ilk kaldırdığı kan davasının da kuzeni Rebianın kan davası olduğunu belirtmiş olması gözden kaçırılmamalıdır. Kuralların uygulanmasına bizzat kendi yakınlarından başlaması, kuralların yakın uzak ayırımı olmaksızın herkes için aynı şekilde geçerli olduğunun ve herkesi aynı şekilde bağladığının vurgulu bir anlatımıdır. Serahsinin yorumuna göre Hz. Peygamber böyle yapmakla kendi davranışının kralların davranışından farklı olduğunu göstermiştir. Hutbede adam öldürme suçuna uygulanacak cezalardan, haram aylara riayet gerekliliğinden ve şeytanın küçümsenen tuzaklarının tehlikesinden bahseden kısımdan sonra kadın ve aileye ilişkin tavsiyeler gelmektedir.
"Ey insanlar, eşlerinizin sizin üzerinizde, sizin de onlar üzerinde hakkınız vardır. Sizin onlar üzerindeki hakkınız, yataklarınızı sizden başkasına çiğnetmemeleri, izniniz olmadıkça hoşlanmadığınız kimseleri evlerinize sokmamaları ve ar-namusa dokunan bir çirkinlik yapmamalarıdır. Bunları yapacak olurlarsa Allah onları sıkıştırmanıza, yataklarda terketmenize ve hafifçe dövmenize izin vermiştir. Durumlarını düzeltmeleri halinde onların yiyecek ve giyecek giderlerini maruf bir şekilde karşılamak sizin görevinizdir. Size kadınlar hakkında yaptığım tavsiyeleri tutun. Siz onları Allahın emaneti olarak aldınız ve Allahın kelimesiyle onları kendinize helal yaptınız. Kadınlar hususunda Allahtan korkun ve onlar hakkındaki tavsiyeleri tutun ve onlara iyi davranın."
devam edecek...
Devam eden kısımda müminlerin kardeş olduğu, gönül rızası olmadıkça kimsenin malının kimseye helal olmayacağını belirtip Allahın kitabına tutundukları sürece müminlerin sapmayacakları ifade edildikten sonra hutbe evrensel bir boyuta çekilmiştir: "Ey insanlar Rabbiniz birdir, babanız da birdir; hepiniz Ademdensiniz Adem de topraktan. Allah katında en değerliniz, en muttaki olanınız yani tavsiyeleri yerine getirmekte en titiz davrananınızdır. Takva dışında kimsenin kimseye üstünlüğü yoktur."
Hutbe, miras hisseleri belirlendiği için artık varise vasiyet etmeye gerek kalmadığı, varislerden başkasına üçtebirden fazla vasiyette bulunulamayacağı, çocuğun yatağa ait olduğu ve babası dışında birine nesep iddiasında bulunmanın çirkinliği belirtilerek son bulmaktadır.
İnsan hakları açısından veda hutbesinin değeri:
Veda hutbesi politik olmaktan çok, dini ahlaki bir içerik ve niteliğe sahip olduğu için, teknik anlamıyla bireyin siyasal iktidar karşısında haklarının korunması yönünde doğrudan bir mesajı yoktur. Hutbe yine batıda olduğu gibi bir dini özgürlük talebini de ima etmez. Yaygın olarak belirtildiği gibi, Batıda dini özgürlük talebi, diğer hak ve özgürlüklerin önünü açmıştır. Avrupa tarihinin her iki anlamda da,-gerek dini özgürlüklerin kazanılması gerekse siyasal otorite karşısında bireyin haklarının korunması anlamında-bir insan hakları mücadelesinden ibaret olduğu söylenebilir. Bu sebepledir ki, Magna Carta’dan itibaren ilan edilen tüm bildirgeler Batı için insan hakları açısından oldukça önemli gelişmelerdir. İdealist düşünürlerin yön verdiği tüm çabalara rağmen batı toplumu insan hakları konusunda ancak son iki yüzyılda ilerleme kaydedebilmiştir. İslam toplumlarında insan haklarına ilişkin bildirgelere rastlanmaması, İslam toplumlarında insan haklarının ihlal ve ihmal edildiği anlamına değil, belki, bugünkü anlamda olmasa bile genel anlamda insan haklarının gözetildiği anlamına gelir. İslam toplumlarının bağlı bulunduğu Kuran-ı Kerim ayrıntılı ve teknik olmasa bile insan hakları kapsamına giren noktalara değinmiş ve bunların korunmasını değişik boyutlarda müeyyidelendirmiştir. Tabiatiyle insan haklarının yazılıp çerçeveye sokulmasının tek başına bir şey ifade etmediğini geçmişte ve hali hazırda yaşanan örneklerde görmek mümkündür. Önemli olan bunun hayata geçirilmesi, "yaşam biçimi" haline getirilmesidir.
Günümüzde insan hakları söyleminin temelini insanların eşitliği düşüncesi oluşturmaktadır. Hz. Peygamber’in veda hutbesinde yer alan; insanların kardeşliğini ve insan olmak bakımından eşitliğini vurgulayan cümleleri bu bakımdan son derece önemlidir.
Bu nokta Kuran-ı Kerim’de de oldukça vurgulu şekilde ifade edilmiştir. Kuran-ı Kerim’de bireysel ve toplumsal hayatın düzeni için üç temel konu üzerinde ısrarla durulmuştur. Bunlar tevhid esası ile can ve namus dokunulmazlığıdır (el- Furkan 25/ 68-69). Bu ve benzeri diğer vurgulardan hareketle fakihler dinin, canın ve namusun korunmasına Şâri’in temel amaçları arasında ilk sıraları vermişlerdir.
Adam öldürme, masum cana kıyma, Kur’an-ı Kerim’de adeta bir insanlık suçu olarak tasvir edilmiştir. İnsanlar bir nefisten yaratıldıkları için (en-Nisâ 4/1, el-En’âm 6/98) birine karşı yapılan bir saldırı adeta hepsine yapılmış gibi kabul edilir. Nitekim "Kim bir can karşılığı ya da yeryüzündeki bir fesat sebebiyle olmaksızın bir insanı öldürürse, adeta bütün insanları öldürmüş gibi olur; kim de bir insanı yaşatırsa, o da bütün insanları yaşatmış gibi olur" (Maide 5/32) ayeti bu noktayı işaretlemektedir. Bu anlam çerçevesi Kur’an- ı Kerim’in insan hayatına atfettiği önemin ve değerin bir göstergesi olarak yorumlanmalıdır.
Bir çok ayette "Allah’ın saygın (muhterem, saygıdeğer) kıldığı canı katletmeyin" (el- Enâm 6/151, el- İsrâ 17/33) denilerek canın saygınlığı dile getirilerek masum cana kıyma şiddetle yasaklanmakta ve bir can karşılığı olmaksızın birini öldürmenin akıl ve fıtrata aykırı bir iş olduğu ifade edilmektedir (el- Kehf 18/74). Bu ayetler ve özellikle bir mümini kasten öldürmenin cezasının cehennemde sürekli kalış olduğunu belirten ayet cana kıymanın İslam dininde ne büyük bir günah olduğunu da göstermektedir. Hz. Peygamber’in "İnsan, Rabbin binasıdır, onu yıkan mel’undur" sözü insan hayatının önemini vurgulamaktadır.
Veda hutbesi açısından üzerinde durulması gereken bir konu da kadın hakları meselesidir.
devam edecek
Kadın hakları konusu öteden beri İslam’a saldırı malzemesi olarak da kullanılan hassas bir konudur. Hemen belirtelim ki "kadın hakları", söylemin kalkış noktası açısından, tekrar "insan hakları" söyleminin sıcaklığından ve bütünleştiriciliğinden biraz uzak ve ideolojik yönü daha ağır basan "devrimci" bir nitelik taşıyor gibi gözükmektedir. Zaten, "insan hakları" söyleminden ayrı bir kadın hakları söyleminin ortalarda dolaşması da bir bakıma bunu teyit eder. Ancak kadın hakları söylemi, insan haklarının felsefi temellendirmesi çerçevesinde, özellikle kadınların kadın oldukları için insan olarak sahip olmaları gereken bazı haklardan mahrum bulundukları iddiasıyla bu mahrumiyet ve mağduriyetin öncelikle giderilmesi yönünde bir talep içermesi durumunda daha sıcak ve anlamlı olabilir.
Kadınların tarihin akışı içerisinde erkeklerden daha mahrum ve daha mağdur bir görüntü çizdikleri aşikardır. Bunun sebeplerini tahlil etmek bu yazının amacını ve sınırlarını aşar.
Günümüzde insan hakları temeline dayanmayan bir söylemin evrensel düzeyde kabul ve başarı şansı neredeyse hiç yoktur. İnsan haklarına ilişkin talepler temelde, insanın değerinin korunmasıyla ilgili taleplerdir. Kendi kutsal metinlerinde insan haklarına ilişkin referansın bulunması müslümanlar açısından bir şans ve bir imtiyaz olarak değerlendirilebilir. ''
veda haccının metnini vermeden veda haccının ele alınması eksiklik olabilir diye düşünerek vicdanlardan yükselen ve çağları aşan bu hutbeyi verelim.
EY İNSANLAR!
Sözümü iyi dinleyiniz.Bilmiyorum, belki bu seneden sonra sizinle burada ebedi olarak bir daha birleşemeyeceğiz.
Bu günleriniz nasıl mukaddes bir gün ise, bu aylarınız nasıl mukaddes bir ay ise, bu şehriniz (Mekke) nasıl mübarek bir şehir ise, canlarınız, mallarınız da öyle mukaddestir, her türlü tecâvüzden korunmuştur.
ASHABIM!
Yarın Rabbinize kavuşacaksınız ve bugünkü her hal ve hareketinizden muhakkak sorulacaksınız. Sakın benden sonra eski sapıklıklara dönüp de birbirinizin boynunu vurmayınız! Bu vasiyyetimi burada bulunanlar, bulunmayanlara bildirsin! Olabilir ki bildiren kimse, burada bulunup da işitenden daha iyi anlıyarak muhafaza etmiş olur.
ASHABIM!
Kimin yanında bir emanet varsa onu sahibine versin. Faizin her çeşidi kaldırılmıştır, ayağımın altındadır. Lâkin borcunuzun aslını vermek gerektir. Ne zulmediniz, ne de zulme uğrayınız. Allah'ın emriyle faizcilik artık yasaktır. Cahilliyetten kalma bu çirkin âdetin her türlüsü ayağımın altındadır. İlk kaldırdığım fâiz deAbdulmuttalib'in oğlu (amcam) Abbas'ın faizidir.
ASHABIM!
Cahilliyet devrinde güdülen kan dâvâları da tamamen kaldırılmıştır. Kaldırdığım ilk kan davası Abdulmuttalib'in torunu (amcazadem) Rebia'nın kan davasıdır.
İNSANLAR!
Bugün şeytan sizin şu topraklarınızda yeniden tesir ve hakimiyet kurmak gücünü ebedi suretle kaybetmiştir. Fakat siz; bu kaldırdığım şeyler dışında, küçük gördüğünüz işlerde ona uyarsanız bu da onu memnun edecektir. Dininizi korumak için bunlardan da sakınınız!
İNSANLAR!
Kadınların haklarını gözetmenizi ve bu hususta Allah'tan korkmanızı tavsiye ederim. Siz kadınları, Allah emaneti olarak aldınız; onların namuslarını ve iffetlerini Allah adına söz vererek helal edindiniz. Sizin kadınlar üzeridne hakkınız, onların da sizin üzerinizde hakları vardır. Sizin kadınlar üzerindeki hakkınız, onların, aile yuvasını, hoşlanmadığınız hiçbir kimseye çiğnetmemeleridir. Eğer razı olmadığınız herhangi bir kimseyi aile yuvanıza alırlarsa, onları hafifçe döğüp sakındırabilirsiniz. Kadınların da sizin üzerinizdeki hakları, memleket göreneğine göre, her türlü yiyim ve giyimlerini temin etmenizdir.
MÜ'MİNLER!
Size bir emanet bırakıyorum ki ona sıkı sarıldıkça yolunuzu hiç şaşırmazsınız. O emanet Allah Kitabı Kur'andır. MÜ'MİNLER! Sözümü iyi dinleyiniz ve iyi belleyiniz! Müslüman müslümanın kardeşidir, böylece bütün müslümanlar kardeştir. Din kardeşinize ait olan herhangi bir hakka tecavüz başkasına helal değildir. Meğer ki gönül hoşluğu ile kendisine vermiş olsun...
ASHABIM!
Nefsinize zulmetmeyiniz. Nefsinizin de üzerinizde hakkı vardır.
İNSANLAR!
Allah Teala her hak sahibine hakkını (Kur'an'da) vermiştir. Varise vasiyet etmeğe lüzum yoktur. Çocuk kimin döşeğinde doğmuşsa ona aittir. Zina eden için mahrumiyet vardır. Babasından başka bir soy iddia eden soysuz, yahut efendisinden başkasına intisaba kalkan nankör, Allah'ın gazabına, meleklerin lanetine ve bütün müslümanların ilencine uğrasın! Cenab-ı Hak, bu gibi insanların ne tevbelerini, ne de adalet ve şahadetlerini kabul eder.
Ey İnsanlar!
Mutemâdiyen dönmekte olan zaman, Allah'ın gökleri, yerleri yarattığı günki vaziyete dönmüştür..Bir yıl, ay ölçüsüyle 12 aydır.Bunlardan dördü, haram aylardır. Bunlardan üçü, arka arkaya Zilka'de, Zilhicce, Muharrem'dir. Dördüncüsü Receb'tir, ki Cümade-l âhire ile Şaban arasındadır. Bu sene haram aylar eskilerine geldi. Hac mevsimi yine Zilhicce'nin onuncu gününe rastladı.
Ey İnsanlar!
Aşırı gitmekten sakınınız. Sizden öncekilerin mahvolmalarının sebebi, dinde ifratta olmaları idi. Hac usûllerini benden öğrenin.
İNSANLAR!
Rabbiniz birdir. Babanız da birdir; hepiniz Âdem'in çocuklarısınız, Âdem ise topraktandır. Allah yanında en kıymetli olanınız, O'na en çok saygı göstereninizdir. Arabın Arap olmayana -Allah saygısı ölçüsünden başka- bir üstünlüğü yoktur. İNSANLAR! Yarın beni sizden soracaklar, ne diyeceksiniz?
"-Allah'ın elçiliğini ifa ettin, vazifeni yerine getirdin, bize vasiyet ve öğütte bulundun diye şahadet ederiz." (Bunun üzerine Resûl-i Ekrem mübarek şahadet parmağını göğe doğru kaldırarak sonra da cemaat üzerine çevirip indirerek şöyle buyurdu.) Şahid ol yâ Rab! Şahid ol yâ Rab! Şahid ol yâ Rab!
http://www.islammerkezi.com/vedahutbesi.htm
sevgili Özedönüş..
evet bu eksikliği iyi görmüşsün, teşekkür ederim...
şimdi bu çalışma üzerinden ortak bir değer paketi üretmek gerekiyor, diye düşünüyorum... İnsnalık adına ortak bir değer ve kazanım olması açısından kendi kültürel köklerimize dönmeyi ve bugün insanlığın ihtiyacı olan kavramları yeniden inşaa etmenin gerektiğini düşünüyorum... belki hukuka da bir zemin oluşturacak bu durum bir çok tartışmaya da nokta koyacaktır diye düşünüyorum...
bu yüzden insanhakları evrensel beyannamesini de şimdi buraya koymak gerekiyor...
Madde 1- Bütün insanlar özgür, onur ve haklar bakımından eşit doğarlar. Akıl ve vicdana sahiptirler, birbirlerine karşı kardeşlik anlayışıyla davranmalıdırlar.
Madde 2- Herkes, ırk, renk, cinsiyet, dil, din, siyasal veya başka bir görüş, ulusal veya sosyal köken, mülkiyet, doğuş veya herhangi başka bir ayrım gözetmeksizin bu Bildirge ile ilan olunan bütün haklardan ve bütün özgürlüklerden yararlanabilir. Ayrıca, ister bağımsız olsun, ister vesayet altında veya özerk olmayan ya da başka bir egemenlik kısıtlamasına bağlı ülke yurttaşı olsun, bir kimse hakkında, uyruğunda bulunduğu devlet veya ülkenin siyasal, hukuksal veya uluslararası statüsü bakımından hiçbir ayrım gözetilmeyecektir.
Madde 3 -Yaşamak, özgürlük ve kişi güvenliği herkesin hakkıdır.
Madde 4- Hiç kimse kölelik veya kulluk altında bulundurulamaz, kölelik ve köle ticareti her türlü biçimde yasaktır.
Madde 5- Hiç kimseye işkence yapılamaz, zalimce, insanlık dışı veya onur kırıcı davranışlarda bulunulamaz ve ceza verilemez.
Madde 6- Herkesin, her nerede olursa olsun, hukuksal kişiliğinin tanınması hakkı vardır.
Madde 7- Herkes yasa önünde eşittir ve ayrım gözetilmeksizin yasanın korunmasından eşit olarak yararlanma hakkına sahiptir. Herkesin bu Bildirgeye aykırı her türlü ayrım gözetici işleme karşı ve böyle işlemler için yapılacak her türlü kışkırtmaya karşı eşit korunma hakkı vardır.
Madde 8- Herkesin anayasa yada yasayla tanınmış temel haklarını çiğneyen eylemlere karşı yetkili ulusal mahkemeler eliyle etkin bir yargı yoluna başvurma hakkı vardır.
Madde 9- Hiç kimse keyfi olarak yakalanamaz, tutuklanamaz ve sürgün edilemez.
Madde 10- Herkesin, hak ve yükümlülükleri belirlenirken ve kendisine bir suç yüklenirken, tam bir şekilde davasının bağımsız ve tarafsız bir mahkeme tarafından hakça ve açık olarak görülmesini istemeye hakkı vardır.
Madde 11
1. Kendisine bir suç yüklenen herkes, savunması için gerekli olan tüm güvencelerin tanındığı açık bir yargılama sonunda, yasaya göre suçlu olduğu saptanmadıkça, suçsuz sayılır.
2. Hiç kimse işlendiği sırada ulusal yada uluslararası hukuka göre bir suç oluşturmayan herhangi bir eylem veya ihmalden dolayı suçlu sayılamaz. Kimseye suçun işlendiği sırada uygulanabilecek olan cezadan daha ağır bir ceza verilemez.
Madde 12- Kimsenin özel yaşamına, ailesine konutuna ya da haberleşmesine keyfi olarak karışılamaz, şeref ve adına saldırılamaz.
Herkesin bu gibi karışma ve saldırılara karşı yasa tarafından korunmaya hakkı vardır.
Madde 13
1. Herkesin bir devletin toprakları üzerinde serbestçe dolaşma ve oturma hakkı vardır.
2. Herkes , kendi ülkesi de dahil olmak üzere, herhangi bir ülkeden ayrılmak ve ülkesine yeniden dönmek hakkına sahiptir.
Madde 14
1. Herkesin zulüm altında başka ülkelere sığınma ve sığınma olanaklarından yararlanma hakkı vardır.
2. Gerçekten siyasal nitelik taşımayan suçlardan veya Birleşmiş Milletlerin amaç ve ülkelerine aykırı eylemlerden doğan kovuşturma durumunda bu haktan yararlanılamaz.
Madde 15
1. Herkesin bir yurttaşlığa hakkı vardır.
2. Hiç kimse keyfi olarak yurttaşlığından veya yurttaşlığını değiştirme hakkından yoksun bırakılamaz.
Madde 16
1. Yetişkin her erkeğin ve kadının, ırk, yurttaşlık veya din bakımlarından herhangi bir kısıtlamaya uğramaksızın evlenme ve aile kurmaya hakkı vardır.
2. Evlenme sözleşmesi, ancak evleneceklerin özgür ve tam iradeleriyle yapılır.
3. Aile, toplumun, doğal ve temel unsurudur, toplum ve devlet tarafından korunur.
Madde 17
1. Herkesin tek başına veya başkalarıyla ortaklaşa mülkiyet hakkı vardır.
2. Hiç kimse keyfi olarak mülkiyetinden yoksun bırakılamaz.
Madde 18- Herkesin düşünce, vicdan ve din özgürlüğüne hakkı vardır.
Bu hak, din veya topluca, açık olarak ya da özel biçimde öğrenim, uygulama, ibadet ve dinsel törenlerle açığa vurma özgürlüğünü içerir.
Madde 19- Herkesin düşünce ve anlatım özgürlüğüne hakkı vardır. Bu hak düşüncelerinden dolayı rahatsız edilmemek, ülke sınırları söz konusu olmaksızın, bilgi ve düşünceleri her yoldan araştırmak, elde etmek ve yaymak hakkını gerekli kılar.
Madde 20
1. Herkesin silahsız ve saldırısız toplanma, dernek kurma ve derneğe katılma özgürlüğü vardır.
2. Hiç kimse bir derneğe girmeye zorlanamaz.
Madde 21
1. Herkes, doğrudan veya serbestçe seçilmiş temsilciler aracılığı ile ülkesinin yönetimine katılma hakkına sahiptir.
2. Herkesin ülkesinin kamu hizmetlerinden eşit olarak yararlanma hakkı vardır.
3. Halkın iradesi hükümet otoritesinin temelidir. Bu irade, gizli veya serbestliği sağlayacak benzeri bir yöntemle genel ve eşit oy verme yoluyla yapılacak ve belirli aralıklarla tekrarlanacak dürüst seçimlerle belirlenir.
Madde 22- Herkesin, toplumun bir üyesi olarak, sosyal güvenliğe hakkı vardır. Ulusal çabalarla ve uluslararası işbirliği yoluyla ve her devletin örgütlenmesine ve kaynaklarına göre, herkes onur ve kişiliğinin serbestçe gelişim için gerekli olan ekonomik, sosyal ve kültürel haklarının gerçekleştirilmesi hakkına sahiptir.
Madde 23
1. Herkesin çalışma, işini serbestçe seçme, adaletli ve elverişli koşullarda çalışma ve işsizliğe karşı korunma hakkı vardır.
2. Herkesin, herhangi bir ayrım gözetmeksizin, eşit iş için eşit ücrete hakkı vardır.+
3. Herkesin kendisi ve ailesi için insan onuruna yaraşır ve gerekirse her türlü sosyal koruma önlemleriyle desteklenmiş bir yaşam sağlayacak adil ve elverişli bir ücrete hakkı vardır.
4. Herkesin çıkarını korumak için sendika kurma veya sendikaya üye olma hakkı vardır.
Madde 24- Herkesin dinlenmeye, eğlenmeye, özellikle çalışma süresinin makul ölçüde sınırlandırılmasına ve belirli dönemlerde ücretli izne çıkmaya hakkı vardır.
Madde 25
1. Herkesin kendisinin ve ailesinin sağlık ve refahı için beslenme, giyim, konut ve tıbbi bakım hakkı vardır. Herkes, işsizlik, hastalık, sakatlık, dulluk, yaşlılık ve kendi iradesi dışındaki koşullardan doğan geçim sıkıntısı durumunda güvenlik hakkına sahiptir.
2. Anaların ve çocukların özel bakım ve yardım görme hakları vardır.
Bütün çocuklar, evlilik içi veya evlilik dışı doğmuş olsunlar, aynı sosyal güvenceden yararlanırlar.
Madde 26
1. Herkes eğitim hakkına sahiptir. Eğitim, en azından ilk ve temel eğitim aşamasında parasızdır. İlköğretim zorunludur. Teknik ve mesleksel eğitim herkese açıktır. Yüksek öğretim, yeteneklerine göre herkese tam bir eşitlikle açık olmalıdır.
2. Eğitim insan kişiliğini tam geliştirmeye ve insan haklarıyla temel özgürlüklere saygıyı güçlendirmeye yönelik olmalıdır. Eğitim, bütün uluslar, ırklar ve dinsel topluluklar arasında anlayış, hoşgörü ve dostluğu özendirmeli ve Birleşmiş Milletlerin barışı koruma yolundaki çalışmalarını geliştirmelidir.
3. Çocuklara verilecek eğitimin türünü seçmek, öncelikle ana ve babanın hakkıdır.
Madde 27
1. Herkes toplumun kültürel yaşamına serbestçe katılma, güzel sanatlardan yararlanma, bilimsel gelişmeye katılma ve bundan yararlanma hakkına sahiptir.
2. Herkesin yaratıcısı olduğu bilim, edebiyat ve sanat ürünlerinden doğan maddi ve manevi çıkarlarının korunmasına hakkı vardır.
Madde 28- Herkesin bu Bildirgede öngörülen hak ve özgürlüklerin gerçekleşeceği bir toplumsal ve uluslararası düzene hakkı vardır.
Madde 29
1. Herkesin, kişiliğinin serbestçe ve tam gelişmesine olanak veren topluma karşı ödevleri vardır.
2. Herkes haklarını kullanırken ve özgürlüklerinden yararlanırken, başkalarının hak ve özgürlüklerinin tanınması ve bunlara saygı gösterilmesinin sağlanması ve demokratik bir toplumda genel ahlak ve kamu düzeniyle genel refahın gereklerinin karşılanması amacıyla yalnız yasayla belirlenmiş sınırlamalara bağlı olur.
3. Bu hak ve özgürlükler hiçbir koşulda Birleşmiş Milletlerin amaç ve ilkelerine aykırı olarak kullanılamaz. Madde 30- Bu bildirgenin hiçbir kuralı, herhangi bir devlet, topluluk veya kişiye, burada açıklanan hak ve özgürlüklerden herhangi birinin yok edilmesini amaçlayan bir girişimde veya eylemde bulunma hakkını verir biçimde yorumlanamaz.
şimdi her iki bildirgeyi de da birlikte düşünmeye devam edebiliriz...
vBulletin® v3.6.11, Copyright ©2000-2008, Jelsoft Enterprises Ltd.