Orijinalini görmek için tıklayınız : ilk hücrede ki bilginin kaynagi aciklanabilir mi?
İddia ediyorum ki ne tesadüfler, ne prebiotik doğal seleksiyon, ne de fiziksel-kimyasal gereklilik, ilk hücredeki bilginin kaynağını açıklayamaz.
sevgili unicode,
şu ayeti hatırlatmam yeterli olur mu ?
''..ve Allah Ademe, eşyanın isimlerini öğretti ...''
Yani bilginin kaynağı sebeplerle açıklanmaz.Ancak sebepleri döndüren ile mi mümkündür,diyorsunuz?Bu arada ilgili ayete "ruhumuzdan üfledik" ayetini de eklemek faydalı olacaktır.Çünkü burada da bilgini kaynağından bahsetmektedir.
sevgili özedönüş,bu güzel atırlatma için teşekkür ederim..şimdi ben bilgiyi iki kısma ayırdığımı söyleyerek başlatayım bu konuya yazık olmasın...çünkü bu konu üzerinde çokça tefekküre ihtiyaç duyulan temel bir konu...bilgi, öğrenilen ve indirilen bilgi olmak üzere iki türlüdür...peki ilk hücredeki bilgi nasıl bir bilgidir... nasıl ortaya çıkmıştır ve Dinin dışında hakiki bir çözüm önerisi var mıdır ? diye konuyu açıyor ve katılımınızı bekliyorum..
sevgili özedönüş,bu güzel atırlatma için teşekkür ederim..şimdi ben bilgiyi iki kısma ayırdığımı söyleyerek başlatayım bu konuya yazık olmasın...çünkü bu konu üzerinde çokça tefekküre ihtiyaç duyulan temel bir konu...bilgi, öğrenilen ve indirilen bilgi olmak üzere iki türlüdür...peki ilk hücredeki bilgi nasıl bir bilgidir... nasıl ortaya çıkmıştır ve Dinin dışında hakiki bir çözüm önerisi var mıdır ? diye konuyu açıyor ve katılımınızı bekliyorum..
ilk hücrenin bilgisi indirilen bilgidir.Ruhumuzdan üfledik denirken bilgi damlattık anlamını çıkaran sözlükbilimcilerine bakılırsa insana ve kökenine bilgi özlerinde olan bir tanrısal yansıma ile gelmektedir.Yine isimlerin öğretilmesinin de akıl vasıtasıyla yine aklın tanrısal bir yardım ile eşyaya anlam verdiğini gösterir.Bu bilginin nasıl bir inişle indiğini ise açıklamak durumunda değiliz.
Öğrenilen bilginin ise indirilen bilginin işlevini yerine getirmesiyle mümkün olabileceğini düşünüyorum.İndirilen bilgi zihni ve bunun çalışma sistemini hazır hale getirmiş ve böylece öğrenilerek başkalarıyla paylaşılarak ilerlemiş ve neticede kültür ve medeniyeti meydana getirmiştir.
son sorunuzla ilgili olarak baktığımızda Felsefecilerin, bilginin kaynakları konusunda duyular, akıl ve doğru haberden oluşan bir terkip oluşturduklarını görüyoruz.
Bilgilerimizin bize dış âlemi bildirip bildiremeyeceği, içsel idraklerimizin, görünen varlıklar dışında görünmeyen varlıkların olup olmadığı, verilen bilgilerin ne dereceye kadar doğru kabul edilebileceği tartışılmıştır.
Kur’an bilgiyi üçe ayırmaktadır. Birine ilim, diğerine zan ve üçüncüsüne de kuruntu, yalancılık demektedir.
Farabi’de Cedel kitabında ilim yollarını üçe ayırmış birinciye(ilime) kesin bilgi elde edilen yol, ikincisine(zan) kesine yakın bilgi elde edilen yol, üçüncüsüne(kuruntu) de hakikate aykırı bilgi sağlayan yol demiş ardından ilme burhan, zana cedel, kuruntuya ise safsata adını vermiştir.
o halde kesin bilgi kanıt olabilmektedir.Bunun yolu da önceki sayfalarda açıkladığımız hakkel yakin ilmel yakin kavramları ile açıklamak mümkün olmuştur.
vBulletin® v3.6.11, Copyright ©2000-2008, Jelsoft Enterprises Ltd.