bozkır
16-05-08, 20:36
Konuyla ilgili Perinçek'in ne dediğine daha yakında bakalım
"...Önce 1914-1918 Savaşı’nın Türkiye açısında emperyalizme karşı bir direnme savaşı, bir vatan savunması, haklı bir savaş olduğunu vurgulayalım. Çünkü buna ihtiyaç var. Geçende dostum Prof. Dr. İlber Ortaylı’nın Birinci Dünya Savaşı’nın Osmanlı Devleti’nin paylaşımıyla bir ilgisinin bulunmadığı yönünde görüşler ileri sürdüğünü Hasan Pulur’un köşesinden okudum..."
Şimdi kara çizgili kısım üzerinde biraz düşünmek gerekir.Savaş boyunca iki taraflı bir savaş veriyoruz.Bir yandan saldırıyoruz,bir yandan savunmadayız.Bir yandan Enver Paşa Hindistana giden yolda Sarıkamışı aşmaya kalkıyor diğer yanda Kemal Paşa İstanbul ve vatanı işgalden kurtarmak için Çanakkalede vuruşuyor.
Bu durumu şöyle açıklayabiliriz.Şevket Süreyya Aydemir "Suyu Arayan Adam" adlı kitabında askeri liselerdeki yıllarını anlatır.Orada arkadaşlarıyla dünya haritası üzerinde Osmanlının eski coğrafyasına bakarmış.Her birden iç geçirip Fas'a kadar uzanan toprakları tekrar almak için savaşan kahramanlar olarak kendilerini düşlermiş.İşte Osmanlı subaylarının bir kısmı bu kafada yetişmişlerdir.Hepsi birer İskender yada Sultan Mehmet olmak ve fetihten fetihe koşmak hülyasındadır.Bunların en ileri gideni de kuşkusuz Enver Paşadır.Enver Paşa çok hızlı yükselen bir subay olduğu için oldukça deneyimsizdir.Buna kendi kişiliğindeki haylci atılganlıkta eklenince Osmanlıyı savaşa adeta eski görkemini kavuşturmak için girmiştir.Bu yüzden savunmada kalmayı düşünmemiştir.Kendisi Sarıkamışta saldırırken Cemal Paşa'yı da Kanal Cephesinde taarruza kaldırmıştır.Tabii ki sonuç felakettir.
Bu noktada bir sonuç çıkarmak gerekirse Cihan Harbi ordunun bir kesimi için adeta sömürgeci bir saldırı özelliği kazanır.Sonuç tabii ki fiyasko ve milyonlarca ölüdür.İşte İlber Hoca yüzden bu savaşa girmek zorunda değildik diyor.Bu noktada dayandığı şey Osmanlı ordusunun modernleşmesidir.Gerçekten son dönemde yapılan ıslahatlarla Osmanlı ordusu artık dayanıklı bir ordu haline gelmiştir.Savaşa girmese veya savunmada kalsa kolay kolay onun yenecek bir ordu bulunmuyordu.Zİra Çanakkale bunun en açık göstergesidir.Dİğer bir savunma cephesi olan Suriye ve Irak cephesinde ise yine Enver Paşa'nın Baküyü fethi için tam gerekli olduğu bir anda iki tümeni cepheden çekmesi yüzünden yenilgiye uğramışızdır....
Şimdi madalyonun öbür kısmına geçelim.Enver'in Almancı olmasına rağmen aslında Osmanlı bürokrasisi ve ordunun önemli isimleri İngilizler tarafındadır.Onlara göre Osmanlyı Ruslara karşı koruyacak en önemli güç İngilteredir.Burada eski bir prensip de devreye girer.Düşmanların içinde en tehlikesizi sana en uzak olandır.Yani İngilteredir.İngilterenin coğrafi uzaklığı -Mısır'daki nüfuzuna rağmen- onu ehveni şer yapmaktadır (Aynı düşünce Sivasta Atlantik ötesinde bulunan Amerikanın mandacılığının öne çıkmasını sağlayacaktır)
Ancak İngiltere Rusya ile yaptığı nüfuz paylaşımı ile İstanbul'u Rusyaya bırakma eğilimindedir.Ancak kesin kararını henüz vermiş değildir.Bu yüzden Osmanlıyı uzak durur ve onu Almanların kucağına iter.
İşte İngilizcilerin çokluğu Osmanlıyı Almanların yanında savaşa sokmaya isteksiz hale getirir.
"...Önce 1914-1918 Savaşı’nın Türkiye açısında emperyalizme karşı bir direnme savaşı, bir vatan savunması, haklı bir savaş olduğunu vurgulayalım. Çünkü buna ihtiyaç var. Geçende dostum Prof. Dr. İlber Ortaylı’nın Birinci Dünya Savaşı’nın Osmanlı Devleti’nin paylaşımıyla bir ilgisinin bulunmadığı yönünde görüşler ileri sürdüğünü Hasan Pulur’un köşesinden okudum..."
Şimdi kara çizgili kısım üzerinde biraz düşünmek gerekir.Savaş boyunca iki taraflı bir savaş veriyoruz.Bir yandan saldırıyoruz,bir yandan savunmadayız.Bir yandan Enver Paşa Hindistana giden yolda Sarıkamışı aşmaya kalkıyor diğer yanda Kemal Paşa İstanbul ve vatanı işgalden kurtarmak için Çanakkalede vuruşuyor.
Bu durumu şöyle açıklayabiliriz.Şevket Süreyya Aydemir "Suyu Arayan Adam" adlı kitabında askeri liselerdeki yıllarını anlatır.Orada arkadaşlarıyla dünya haritası üzerinde Osmanlının eski coğrafyasına bakarmış.Her birden iç geçirip Fas'a kadar uzanan toprakları tekrar almak için savaşan kahramanlar olarak kendilerini düşlermiş.İşte Osmanlı subaylarının bir kısmı bu kafada yetişmişlerdir.Hepsi birer İskender yada Sultan Mehmet olmak ve fetihten fetihe koşmak hülyasındadır.Bunların en ileri gideni de kuşkusuz Enver Paşadır.Enver Paşa çok hızlı yükselen bir subay olduğu için oldukça deneyimsizdir.Buna kendi kişiliğindeki haylci atılganlıkta eklenince Osmanlıyı savaşa adeta eski görkemini kavuşturmak için girmiştir.Bu yüzden savunmada kalmayı düşünmemiştir.Kendisi Sarıkamışta saldırırken Cemal Paşa'yı da Kanal Cephesinde taarruza kaldırmıştır.Tabii ki sonuç felakettir.
Bu noktada bir sonuç çıkarmak gerekirse Cihan Harbi ordunun bir kesimi için adeta sömürgeci bir saldırı özelliği kazanır.Sonuç tabii ki fiyasko ve milyonlarca ölüdür.İşte İlber Hoca yüzden bu savaşa girmek zorunda değildik diyor.Bu noktada dayandığı şey Osmanlı ordusunun modernleşmesidir.Gerçekten son dönemde yapılan ıslahatlarla Osmanlı ordusu artık dayanıklı bir ordu haline gelmiştir.Savaşa girmese veya savunmada kalsa kolay kolay onun yenecek bir ordu bulunmuyordu.Zİra Çanakkale bunun en açık göstergesidir.Dİğer bir savunma cephesi olan Suriye ve Irak cephesinde ise yine Enver Paşa'nın Baküyü fethi için tam gerekli olduğu bir anda iki tümeni cepheden çekmesi yüzünden yenilgiye uğramışızdır....
Şimdi madalyonun öbür kısmına geçelim.Enver'in Almancı olmasına rağmen aslında Osmanlı bürokrasisi ve ordunun önemli isimleri İngilizler tarafındadır.Onlara göre Osmanlyı Ruslara karşı koruyacak en önemli güç İngilteredir.Burada eski bir prensip de devreye girer.Düşmanların içinde en tehlikesizi sana en uzak olandır.Yani İngilteredir.İngilterenin coğrafi uzaklığı -Mısır'daki nüfuzuna rağmen- onu ehveni şer yapmaktadır (Aynı düşünce Sivasta Atlantik ötesinde bulunan Amerikanın mandacılığının öne çıkmasını sağlayacaktır)
Ancak İngiltere Rusya ile yaptığı nüfuz paylaşımı ile İstanbul'u Rusyaya bırakma eğilimindedir.Ancak kesin kararını henüz vermiş değildir.Bu yüzden Osmanlıyı uzak durur ve onu Almanların kucağına iter.
İşte İngilizcilerin çokluğu Osmanlıyı Almanların yanında savaşa sokmaya isteksiz hale getirir.