Orijinalini görmek için tıklayınız : Sosyal Demokraside İsveç Modeli
Sosyal demokrasi ülkemizde özellikle 60-70 li yıllarda siyasi hayatın önemli bir parçası olmuştur.Ecevit önderliğindeki demokratik sol hareket yüzde 40 ın üzerinde oy kazanmıştır.Bunun yanında 90 ların başında sosyal demokrat SHP nin hükümette yer alacak kadar güçlendiğini görüyoruz.Ancak 90 sonrası solun genel olarak gerilemesi ülkemizde solun her renginin belirli ölçülerde unutulmasına yol açmıştır.Bu noktada durup bizim başaramadığımızı sosyal demokrat düzenin dünyada ne alemde olduğuna bakmanın öenmli olduğuna inanmaktayım.Bu amaçla Sosyal demokrasi denince akla gelen iki ülkeden biri olan İsveç modelinin tarihine şöyle bir bakmak istedim.
Sosyal Demokrat fikirlerin İsveç topraklarındaki öncüsü ve yayıcısı olmak şerefi, aslen bir terzi kalfası olan August Palm'a aittir.1849'da İsveç'in Skbverjo kasabasında doğan Palm, gençliğinde uzun yıllar Almanya ve Danimarka'da terzi çıraklığı yapmıştır.Bulunduğu ülkelerde sosyal demokrat örgütlerle ilişki kurmuş zaman zaman onların eylemlerine katılmıştır.1881 de İsveç'e dönüp Malmö'ye yerleşen Palm "Halk İradesi adlı dergiyi çıkarmaya başlar.Dergide yazdığı yazılarla,sosyal demokrasiyi İsveç'te tanıtmaya koyulur.Bir taraftan da Palm büyük bir inatla İsveç’i bir uçtan bir uca dolaşarak yaptığı konuşmalarla, o yıllarda Avrupa’da esen sosyal demokrasi rüzgarını İsveç’e taşınmasına büyük katkıda bulunmuştur.
Palm’n büyük özverisi ve inancı yavaş yavaş meyvelerini vermeye başlar.Palm önderliğinde İsveç Sosyal Demokrat İşçi Partisi adı altında ilk örgüt Malmö’de kurulur.Örgütün ilk programı ise Alman sosyal demokratlarının oluşturdukları Gotha Programının bir çevirisi gibidir.Programlarının en önemli özelliklerinden biri işçi sınıfı dışındaki diğer ara sınıflara karşı olan yumuşak tutumdur.ileriki yıllarda görüldüğü gibi sosyal demokratlar en büyük desteği işçilerden görse de asla katı bir işçi partisi olmamıştır.
Giderek güçlenen sosyal demokrat hareketin önder isimleri bazıları Axel Danielsson,Frerdik Sterky ve Hjalmar Branting’dir. Bu liderlerin ortak özelliği Branting dışında dar gelirli ailelerden gelmeleridir.Elden olmayan nedenlerle diplomasız kalıp yaşam mücadelesine maden,inşaat veya liman işçisi olarak başlamış bu yetenekli kişiler bir inanç uğruna atıldıkları siyasi mücadelede deneyin kazanacak,yoğrulacak,kendi kendilerini eğitecek kısa sürede ülkenin en güçlü siyasal partisi SAP ın önderleri ve en üst yöneticileri konumuna geleceklerdir.
Danielsson maden işçilerinin arasında yetişmiş sosyal demokrat hareketin yönlendirici bir işçi önderi, etkili bir halk katibiydi.Bir başka işçi önderi ise Sterkydir.Sterky 1898 de kurulan işçi sendikaları konfederasyonunu “LO”nun ilk başkanıdır.Branting ise üniversiteden gelme bir aydındı.Kuruluş yıllarında İsveç sosyal demokrasisinin biçimlenmesinden önemeli bir rol üstlenecektir.Aynı zamanda İsveç parlementosuna giren ilk sosyal demokrat milletvekili olacaktır.
Hareket içindeki ideolojik tartışmalar genel olarak Avrupa sosyal demokrasisinin İsveç’e özgü olarak nasıl uygulanabileceği üzerineydi.Sosyalizme işçi diktatörlüğü ile mi yoksa seçimle mi gidilecekti,parlementer düzen ilke olarak kabul edilecek miydi yoksa ret mi edilecekti, Sağcı partilerle işbirliği yapılacak mıydı yoksa toptan karşı mı durulacaktı…Bu tartışmalardan sonra 19 yy tamamlandığında Branting’in önderliğini yaptığı ve proleterya ihtilaliyle değil parlementer yoldan düzeni değiştirmek isteyen görüş ağırlık kazanmaya başlamıştır.Sosyal demokrasinin partileşme süreci 1889 da Sosyal Demokrasi Derneğinin çağrısıyla toplanan kongrenin Sosyal Demokrat İşçi Partisi SAP ın kurulmasıyla sonuçlanacaktır.Branting’in fikrileri çerçevesinde “modern işçi sınıfı büyük tarihi görevini tamamlamak, sosyalist topluma geçişi hazırlamak” amacını güdüyordu.
Emekçilerin hedefe ulaşmak için iki örgüt içinde birleşmeleri amaçlanıyordu. Bir taraftan kapitalistlere karşı verdikleri ekmek kavgasında kısa sürede etkinlik kazanabilecekleri örgütlü güç olarak doğabilecek sendikalar içinde,diğer yanda siyasal iktidarı ele geçirebilerek amaçlanan düzen değişikliğini ve sosyalizme geçişi sağlayacak siyasal parti örgütü içinde.Kuşkusuz bu iki örgüt amaca el ele ulaşacaktı ancak organik bağın nasıl kurulacağı kafaları kurcalıyordu.Sendika üyeleri için aynı zamanda parti üyesi olma şartının getirilip getirilmemesi uzun zaman sürüncemede kalmıştır.
Parti kurulmasına rağmen bir program sahibi olmak için 8 yıl beklemek zorunda kalmıştır. Programda ideolojik düşüncelerin yanı sıra somut hedeflerde ortaya konacaktır
- Evrensel, eşit tek dereceli genel oy
- Laik okul
- Kredilerin devlet tarafından denetimi
- 8 saatlik işgünü
- Dinin özel yaşama ait olduğunun vurgulanması
- Gerekli zamanları dışında geç saatlerde çalışmanın ve çocuk işçiliğinin yasaklanması bunlardan bazılarıdır.
SAP ın ilk programı önce mevcut düzenin eleştirisini sonra kendi öngördüğü düzenin ilkelerini belirleyen bir çalışmadır.Ancak dönemin koşulları gereği düzenin nasıl değiştirileceği öngörülmemektedir.Sosyal demokrat hareketin kuruluş yıllarındaki ideolojik kararsızlık nedenlerinden biri de henüz kitle örgütlenmesinin tamamlanamamış olması,geniş toplumsal tabana oturmamış olmasıdır.20 yy acı deneyimleri daha yaşanılmamıştır.
20 yy gelindiğinde sanayileşmiş ülkelerde üretim hızla artıyor, pazarlarını genişletiyor, kimya,elektrik ve inşaat şirketleri altın yıllarını yaşıyordu.Avrupa’da Bismark döneminin anti-sosyal yasaları gevşerken Alman SPD ise gücünü iyice artırıyordu.İsveç’te buna paralel olarak parti güçlenmeye başlar. Başlarda partiye üye yazılan işçilerin işten atılması ve parti yöneticilerinin sırayla tutuklanması zor günlerin yaşanmasına yol açsa da parti üye sayısı istikrarlı biçimde artar.Bunun yanında partinin iyi büyük yardımcısı vardır.birinci gençlik örgütü SSU diğeri ise sendika konfederasyonu LO dur.
SSU geleceğin önderlerini yetiştireceğinde ayrı bir öneme sahiptir.İsveç’te sosyal demokrasini gençlik vurgusu oldukça üst seviyededir.Bunlarda Gustav Moller “sosyal İsveç”in yaratıcısı olacaktır.Ernst Wigforss,Nils Karleby,Zeth Högland hem eylem hem de fikir alanında büyük hizmetler verecektir.
LO ise İsveç işçi sınıfının hemen hemen tamamını bünyesinde toplayacaktır.Parti ile örgüt iç içe geçmiş durumdadır.LO nun kuruluşuna öncülük edenler aynı zamanda parti örgütünün işçi önderlerindendir.Buna rağmen kuruluş yıllarında LO içinde en çok tartışılan konuların biri,işçi sendikalarının sosyal demokrat partiyle ilişkisinin niteliğidir.Bazı sosyal demokratlar bir sendikanın LO konfederasyonuna katılabilmesi için o sendikaya kayıtlı tüm üyelerin partiye de üye olmasının zorunlu kılınmasını istemekteydi.Bu görüşe karşı olanlar ise böylesine ağır ve zorlayıcı bir koşulun LO’nun gücünü olumsuz yönde etkileyeceğini tüm işçiler partiye üye olmasalar bile LO-SAP arasında kuvvetli bağların yine de kurulabileceğini savunmaktaydı.İlk görüş sahipleri zorunlu üyelik koşulu getirilirse işçilerin çıkarlarını savunan kısa vadeli programlarla daha az zamanda daha çok işçiyi örgütleyebilecekleri düşünüyorlardı.Uzun tartışmalar sonucu sendika üyelerinin aynı zamanda parti üyesi olma zorunluluğu kaldırıldı.Buna rağmen pek çok sendika üyelerini toluca partiye kayıt ettirmeye devam edecektir.SAP ülke çapında yaptığı toplantılar,konferanslar,mitingler gibi propaganda çalışmalarının yanında,oy hakkından yoksun kütleleri harekete geçirecek başka yöntemler de izlemiştir.Fakir halkın ve sayısı giderek artmakta olan işçi sınıfının desteğini yanına alan SAP genel oy hakkının (İsveç te 800 kron vergi ödeyenler ancak oy kullanabiliyordu) kazanılması için sert mücadeleler vermek zorunda kalacaktır.Bunun yanında işçi sendikaların yasal haklarına kavuşması için başka bir mücadele verilmektedir.Sermaye ve hükümet her alnda baskı uygulamaya başlamıştır.Grev çağrısı yapmak yasaklanır,sendikalı işçiler işte atılır,grev kırıcılar devreye sokulur.İşverenlerin ağır baskılarına karşılık işçilerin direnişi 1909 daki genel grevde doruğa çıkar.Ülkenin dört bir yanında işçiler greve gider.Sendika fonları işçileri bir süre idare edecektir.Ancak işverenlerde yılmaz.Bankalar sayesinde bir kredi birliği kuralar bu sayede bir ay sonra grevi kırmayı becerirler.Sonuç bir felakettir.İşverenler istediklerini alırlar.Pek çok sendika önderi işsiz kalır,ücretlerde iyileşme olmaz.Bu sendikaya olan bağlılığı önemli ölçüde zedeler
Sosyal demokrasi ideolojisinin İsveç’teki gelişim çizgisine baktığımızda kısa süre önce kayıtsız şartsız kabul edilen Marksizmin pek çok ilkesinin ya reddedildiğini yada yeniden yorumlandığını görüyoruz.
Yeni yorumlardan biri “PROLETERLEŞME KURAMI”dır.Kapitalist düzende toplumun kapitalist ve proleter şeklinde ikiye ayrılacağı ve ara sınıfların bu gelişim sürecinde yok olacağı anlayışı terkedilmiştir.Orta sınıfların varlığının kabulü onlara meşruiyet vermiş ve yapıcı bir politika izlenmesinin yolunu açmıştır.Buna paralel olarak sağcı partilerle işbirliğinin yolu da açılmıştır.
Diğer bir yeni yorum ise “YOKSULLUK KURAMI” üzerinedir.Tekelleşmeyle beraber proleteryanın sefaletinin artması beklenirken,işçilerin maddi yaşam koşullarının giderek arttığı gözlenince kurama kuşkuyla bakılmaya başlanmıştır.
Üçüncü bir yorum da “ÇÖKÜŞ ÖNGÖRÜSÜ”ne yöneliktir.Kapitalizmin temel çelişkisi “sömürü ücretiyle çalışan işçilerin bu ürünleri tüketebilmek için yeterli satın alam gücüne sahip olamaması sonucunda yeterli pazarın oluşmaması ve bunun kapitalimi bunalıma götürmesi”dir.bu büyük bunalımlar sonucunda kapitalizmin öldürücü bir darbeyle çökmesi gerekir.Oysaki kapitalizm bu bunalımlardan çıkmak konusunda Marksist öngörüden daha esnek çıkmıştır.
Bu yeni yorumlar sosyalistleri yeni sonuçlara götürdü.Birinci kutsal bir günü bekler gibi kaçınılmaz sona yönelik çalışmaktansa günlük sorunlara eğildiler.ikincisi buna bağlı olarak parlementer sistemin klasik görüşün tersine önemli bir araç olduğu sonucuna vardılar.Genel oy hakkının bu yıllarda kabul edilmesi de bu düşünceyi güçlendirdi.
Demokrasi yoluyla iktidara gelmek fikrine karşı klasik görüş burjuvanın çeşitli araçlarla bunu engelleyeceğidir.Sosyal demokratlara göre bu durumda demokrasiye daha sıkı sarılmak gerekir.Demokrasinin toplumun her katmanına yerleşmesi sağlanarak burjuvazinin soyutlanması sağlanmalıdır.Ayrıca sosyalizme giden yol bir evrim süreci olarak ele alınmalı,insanların bilinçlenme, örgütlenme,toplumsal yönetime katılma olanaklarrı demokrasi içinde geliştirilmelidir.Genel olarak bakıldığında İsveçli sosyal demokratlar dogmatik yaklaşımlar olarak gördükleri,kolay teşhisler getiren toptancı Marksist yorumlara bir bir sırt çevirecektir.Bu fikirleri elbetteki muhalif seslerle karşılacaktır. Ancak İsveçlilerin genel özelliği olan yumuşak başlılık sayesinde bu tartışmalara hep belli bir düzeyim üstünde kalacaktır.
Kişiler bazında baktığımızda özellikle Ernst Wigforss’un eleştirileri göze batmaktadır.tarihsel materyalizme önemeli eleştiriler getiren Wigforss toplumların gelişimdeki nesnel etmenlere,üretim araçların belirleyiciliğine kuşkuyla bakmaktadır.Sosyalime kapitalizmin yarattığı büyük bunalımlar sonucunda,toplumun kendi sürekliliğini sağlamak için adeta bir içgüdüsel tercih ve ekonomik kaçınılmazlık sonucunda geçilebileceğine inanmak onun için kaba bir sofuluktur ve gerçeğe uymaz.
Kendi görüşlerini ise şöyle belirtir: “Sosyal demokrasinin gücü kapitalizme bağlı olmaksızın sosyalist öğretinin ahlaki,kültürel,siyasi tercihlerine uygun kendi mücadelelerimizle toplumsal gelişmenin yönlendirilebileceği inanışında yatmaktadır…..Tarihi incelerken hangi etmenlerin ağırlık taşıdığını bulabilir buna uygun bir gelişme çizgisi de önerebiliriz.Ancak kesin sonuçlara ulaşacak bilgiye sahip değiliz bu bilgiye asla ulaşamayız….Sosyalizm asla bilimsel olarak kanıtlanamaz,o gerçekleştirilebilecek bir idealdir.
Genel olarak baktığımızda determinist bir gelişmeyle sosyalizme ulaşılabileceği düşüncesine karşı çıkmakta bu anlayışa sahip katı Marksistlerin herşey kapitalizmin başının altından çıkıyor basitleşmesini elşetirmektedir.
Uppsala felsefesinin kurucusu olan Axel Hegestrom ise daha ileri giderek Marksizm’de sosyal telelojinin olduğunu iddia eder. (teleloji:doğanın belirli bir düzenin ve amacının olduğunu varsayan öğreti).Ona göre Marx,kendi belirttiğinden daha fazla Hegel’den etkilenmiştir.Hegelin mutlak idesinin yerine maddi üretim araçları almış Hegel felsefesindeki teleloji aynen kalmıştır.İki düşünürde irade faktörünün dışında gelişmenin itici gücü olarak nesnel gerçeği ve tarihsel sürecin varacağı hedefi aramaktadır. Şöyle devam eder: “Marksizmin kitleler üzerindeki etkisine bakılırsa,tanrının emrinin yerine getirmeye çalışan dindar bir kişinin duygusal durumuna birçok yönden benzeyen bir olay görülecektir.Marksizm,dünya görüşü nedeniyle kitlelerin bilincinde en yüce gücün ahlaki kuvvetidir ve ahlaki görev yerine getirilmelidir….Marksizm kurmasal olarak maddeci olsa da psikolojik açıdan bu pek bir şey ifade etmemektedir.Böyle bir kuramsal görüş tarihinde gösterdiği gibi pratik bir idealizme kolayca dönüşebilir.”
Bir başka isim Carl Lindhagen “Niçin Sosyalistiz” sorusuna Marksizmin bilimselliği ön kabulünün dışında,sosyalist toplumun gelişmenin zorunlu bir sonucu olduğunu kabul etmeden, fakat kendi etik tercihlerine dayalı siyasal mücadele sonucunda yüksek idealleri içeren sosyalist bir toplumun kurulabileceğine inanmaktan cevabını verir.
Son olarak “Gerçek karşısında Sosyalizm” adlı kitabında Nils Karleby İsveç sosyal demokrasisinin geçirdiği evrimi dile getirir.Buna ek olarak gelecekteki siyasetin adeta çerçevesini çizer.Marksizm kökenli iktisadi determinizmden kurtuluşla beraber,ideolojisinin başka öğeleri vurgulanmakta mücadelenin adım adım niteliği,sosyalist toplum doğrultusundaki gelişmenin reformcu özelliği ön plana çıkarılmaktadır.
Birinci Dünya savaşının eşiğinde ideolojik tartışmalar eşliğinde sosyal demokratlar bir yandan güçlenirken diğer yandan da bir kopmayla karşılaşırlar.Parti örgütünün genişlemesi ve istikrara kavuşması partinin siyasetini de belirler.Kuramın gelecekle ilgili kehanetleri bir yana bırakılıp günlük politikalara odaklanırlar.bu durum parti içinde daha solda bir muhalefet doğurur.Ayrıca liberallerle işbirliği yapmak bu çevreleri rahatsız etmektedir.Sonuçta 1917 de özellikle gençlik örgütünden bir takım kopmalarla İsveç Komünist Partisi kurulur.
Aynı yıl gerçekleşen Bolşevik ihtilali ise İsveç’te pek sıcak karşılanmaz.Bolşeviklerin “sert ve otoriter” tavırları İsveçlilerin gözünde işçi hareketinin geriye doğru işlemesidir.Karleby yeni sosyalistler dediği Bolşevikleri kurama sıkı sıkıya bağlılıklarından dolayı eleştirir.Siyasal davranışların ana ölçütünün kuramdan çıkan katı inançlara uygun kararlar almak Ve bu kararları harfi harfine uygulamak olması ona göre yanlıştır.Alınan kararlar çok yanlış sonuçlar doğursa bile her zaman davranışların kurama uygun olduğu gibi yeterli bir mazeret sunulabilir.Bu da her türlü vahşeti bile kuram yoluyla affettirir.bu ise işçi sınıfını tehlikeli maceralara sürüklemekten başka bir şey değildir.
Savaştan sonra Sap ın yükselişi devam eder.1920 ye gelindiğinde yeni bir politika olarak toplumsallaştırmayı dile getirirler. Toplumsallaştırma, ülkedeki üretim birimlerinde üreticilerin söz sahibi olmasını ve üretim araçları mülkiyetinin giderek üretici kişilere devredilmesini öngören böylelikle siyasal demokrasinin ekonomik demokrasiyle bütünleşerek sonuçta sosyalist toplumun kurulmasına yol verecek temel süreçlerden biri olarak görülür.Ancak yeteri kadar sistemleştirilmez ve tepkilerle zamanla yumuşatılır.
29 bunalımı geldiğinde İsveçli Wigforss’un Keynes’in ilk öğrencisi olduğunu görürüz.bunalım döneminde devlet harcamalarını ve yatırımlarını artırarak ekonomiyi genişletmeyi ve istihdam olanakları yaratmayı başardığını görürüz. Planlı kaynak yönetimi sayesinde merkezi bir planlama yerine yerel bazda planlamalar yapılır devlet müdahalesi asgari düzeyde kalır.Serbest piyasa reddedilmez ve devlet kooperatiflerinin rekabetin varlığı sayesinde verimsiz işletilmesinin önüne geçilir.Yüksek taban fiyatlarının fakirden çok zengin çiftçiye yaradığını görerek fakirlere direk yardıma geçer.Ayrıca sosyal yardımları bir genel yurttaşlık hakkı haline getirdiler.
1936 yılında, işçi ve işverenin eşit olarak temsil edildiği bir “ İş Piyasası Meclisi “ kuruldu. O tarihte başlatılan uzlaşma süreci, kendi yan kurumlarını da yaratarak, grev ve lokavtı dışarıda tutan bir çalışma yaratmayı başardı. Özel sektör ekonomide ağırlığını koruyordu ama ekonomik iktidarın işverenlerin olmasına karşılık, siyasal iktidar işçilerin yanındaydı. Sosyal Demokrat Parti üyelerinin büyük çoğunluğunu işçiler oluşturuyordu. Hükümete destek olan sayısız kooperatifler de, keyfi fiyat artışlarına karşı mücadelenin güvencesiydi. Bu güç dengesi İsveç içinde barışçıl ve eşitlikçi bir düzenin gelmesini sağladı
Mehmet Tomambay bu dönemi şöyle özetler: “ İsveç Sosyal Demokrat Partisinin kendisini bu denli kısa sürede kabul ettirip uzun yıllar iktidarda kalmasının altında başarıyla uyguladığı “devlet müdahalesi ile tam istihdamın arttırılması, üretim ve verimliliğin yükseltilmesi ve hakça adil bir bölüşümün sağlanması” politikası yatmaktadır. Görüleceği üzere istihdamın ve üretimin arttırılması ana amacı bir yandan da gelir dağılımında adaleti sağlayan ve hakça adil bir bölüşümü gerçekleştiren gelişmiş sosyal politikalar ile desteklenmiştir. 1932 sonrasında da sürdürülen bu sosyal politikaların en önemlilerinden birisi 1934 yılında kabul edilen “işsizlik sigortası” ile gelir dağılımını düzenleyen ve adil bölüşümü sağlayan “vergi politikası”dır. Vergi politikası bizim ülkemizde devlet harcamalarının finansmanı için bir araç olarak yoğun bir şekilde kullanılırken İsveç’de bu amacın yanısıra gelir dağılımını düzenleyen önemli bir sosyal adalet politikası aracı olarak da kullanılmıştır…”
Sonuca geldiğimizde Sosyal Demokrasinin İsveç’de kendisini geniş yığınlara bir ekonomik program ile kabul ettirmiştir.Üretim ve istihdamın arttırılmasını amaçlayan bu ekonomik program sonrasında 1932 yılında % 24 olan işsizlik hızla azalmış, adil bir bölüşüm gerçekleştirilmiş ve böylelikle Sosyal Demokrat hareket İsveç’te kalıcı bir hale gelmiştir.Çeşitli alanlarda yapılan yenilikler ve çağdaş uygulamalar bir İsveç modelin tüm dünyada söz edilmesine yol açmıştır.Emre Kongar’ın bu konudaki düşüncesi şu şekildedir: “… İdeolojik sert ve kesin çözümlerinin ötesinde daha çok uygulamanın getirdiklerine kendi özel koşulları içinde çözümler geliştiren İsveç modeli aslında gerçekçi ve ulusal olmak isteyen ülkelere örnek alınabilmektedir.. Batının içinde olup ama batıyı öykünmeden ayrı bir modelin oluşturulabilmesi batı ile yakın ilişkiler içinde olan ülkeler için daha çok önem taşımaktadır. Yapılanlarda ölçülü ve ılımlı davranılması ülkede sosyal barışın doğmasına yardımcı olmuş ve sınıf kavgalarını doğal yollardan önlemiştir. Yaygınlaştırılan refah düzeyi toplumun her kesimini rejimden hoşnut bir duruma getirmiştir. Ne var ki, çeşitli siyasal ve ekonomik gelişmeler insanlar arasında tam anlamıyla bir eşitlik düzeyinin kurulmasına izin vermemiştir. Bu nedenle eşitliğin her alanda kesin ölçütlerde sağlanması İsveç sosyal demokratları için günümüzde hedef olarak varlığını korumaktadır. …”
İşte sosyal demokrasinin yumuşak başlı çocuklarının hikayesi bu şekildedir.
Kaynaklar:
Haluk Özdalga Sosyal Demokrasinin Oluşumu
Mehmet Tomambay CHP:Atatürkçü Çağdaş Sosyal Demokrat Parti
Emre Kongar Kemalizm ve Sosyal Demokrasi
Terzilerin evrensel bir özelliği var diyesim geliyor neredeyse.
Sayın bozkır;okudum bir daha okudum.Satır aralarından çıkarılacak büyük dersler var.Oldukça aydınlatıcı ve doyurucu bir çalışma.Samimi çabalarınız için teşekkür ederim.
şu anda okuyacak zamanım yok ama yazıcıdan cıkartıp gece okuyacağım
vBulletin v3.7.4, Copyright ©2000-2009, Jelsoft Enterprises Ltd.