PDA

Orijinalini görmek için tıklayınız : Çıkış Yolu - Geleneğin Kırılması


enkas
13-08-08, 18:36
GELENEĞİN KIRILMASI ÜZERİNE BİR KAÇ NOT

Varlık, somutlaşmak ve soyut manalar üretmek için birkaç milyar yıl çırpındı, silkelendi, sonunda canlılığı ve soyut duyguları üretmek üzere biyolojik hayatı doğurdu. Bu biyolojik hayat süreci dahi birkaç yüz milyon sene gelgitler yaşayarak insanoğlunu meyve verdi.

Son yüz bin senedir, fizyolojik olarak insanoğlu çok değişmedi. Fakat 15 ila 30 bin seneden beri insanlık Âdemiyet sürecine girmiştir. Özellikle son buzul çağından sonra… Hadiste var ki: “ Âdem buz dağından indi. ” ( Taberi Tarihi )

Bu 10 bin yıllık âdemiyet, büyük semavi dinlere mazhar olmadan önce dört büyük oğula sahip oldu.

Hâbil ( kırsal göçebe nesiller )
Kabil ( şehirli yerleşik nesiller )
Şit ( maneviyat ve velayet sahibi nesiller. Şit, etimolojik olarak olağanüstülükler gösteren nesil demektir. )
İdris ( bilim ve fen ehli nesiller. İdris çok bilge demektir. Batı dillerinde buna Hermes derler.)

Bu son hakikatin Kitab–ı Mukaddes’teki ismi “ Ehnuh ” tur. Yani Nuh’un kardeşi.. Evet bilim, peygamberliğin kardeşidir… Kitab–ı Mukaddes Tekvin, 5. babının başında bu dört hakikati izah eden 4. babı özetleyerek “ Âdemin zürriyetinin kitabı budur ” demekle evrensel bir mucizeyi göstermiş oluyor. Hanuk ismiyle şehirliliği, Tubal–Kain ismiyle Tunç ve Demir çağlarını, Yabal ismiyle göçebeliği, Şit ile inancı ve maneviyatı, Ehnuh ile bilim çağını anlatıyor. Siz de dikkatlice okursanız bunları görürsünüz.

Evet insanlığın bu dört kardeş kavramı değişik isimler, değişik putlar, değişik figürler olarak bugüne kadar gelmişlerdir.

Ve ilginçtir ki, İdris ( Ehnuh ), Şit’in oğlu yani Âdemin torunudur. Bilimin, insanlıktan ve soyut inançtan sonra gelişen bir hakikat olduğunu bize gösteriyor.

İşte bunlardan sonra, insanlığın sonsuzluğu ve soyut değerleri anlayabileceği bir dönemde semavi dinler geldi. İnsanlık tam âdem oldu. Fakat bu dört karakter yine de dünyada egemenliklerine devam ediyorlar.

Mesela: Musevilik daha çok İdris ve Kabil karakterlidir. Onun için Maide suresi, âyet 21–22, Kabil kıssası ile Beni İsrail’in katil cezasını peş peşe anlatıyor… Evet Kitab–ı Mukaddes’in üç bap içinde 5 kere Âdemi, 3 kere Kabil’i, 2 kere göçebeliği, 2 kere Şit ve Ehnuh’u, Hanuk’u, Yarad’ı, Lamek’i, tekrarla anlatması ve sonra Beni İsrail’in neslini Şit’e dayandırması bunların arketip kavramlar olduğunu gösteriyor.

Evet Beni İsrail ( dindar, medeni millet ) ancak Şit ( maneviyat ) ile Beni İsrail olabilirler. Fakat karakterleri İdris ve Kabil’dir. Osmanlı ve Abbasilerde olduğu gibi…

Hıristiyanlık ise tamamıyla Şit ( ruhanilik ) ve Habil karakterini simgeliyor. Kuzu ile temsil ediliyorlar ve daha önce mazlumların dini idi. ( Yahudileşmeden önce… )

Diğer Asya medeniyetleri de insanlığın bu dört karakterinden birini esas almışlardır.

Mesela: Hint Şit’i; Çin ve Yunan İdris’i; Mısır Kabil’i; Arabistan Habil’i…

Buraya kadarki yazılanlar önbilgi idi. Şimdi sadede geçiyoruz. İşte: Yunanın kadim döneminde bilgiyi, maddeyi ve dişiliği temsil eden bir putları vardı. Evet, Doğu ile Batı’yı evlendiren ve iki güç sahibi ( Zül’karneyn ) manasına gelen Büyük İskender dönemi hariç, Yunan’da bilgelik, maddi gelişme ve dişilik ( edilgenlik–doğurganlık ) karakterleri hep devam etmiştir.

Sonra Roma dönemi, sadece maddeyi ( materyalizmi ve zenginliği ) esas aldı, bilgelik ve doğurganlık kayboldu.

Sonra tamamıyla ruhani olan Hıristiyanlık Romayı ve Bizansı elde edince skolâstik eğitim sebebiyle bilgelik tamamıyla kayboldu. Avrupa tamamıyla karanlığa girdi. Ve bu karanlıktan kurtulmak için haçlı seferleri yapıldı.

Bu seferlerin son döneminde bilge, güçlü bir grup ( Tapınak Şövalyeleri ) gelip Kudüs’e yerleştiler. Daha önce Filistin’de yaşanılan Yahudi birikimini ve Müslümanların Tevhid ve maddi yükselişlerini öğrendiler.

Bunlar, Hıristiyan oldukları halde Kilisenin yaptıklarının tam tersini yaptılar:

Kilise bilimi kabul etmiyor, cinselliği yadırgıyor, zenginliği beğenmiyordu. Çile çekmeyi esas alıyordu. Bunlar ise tam tersini yaptılar ve sapıklık derecesinde aşırı gittiler, lezzet ve zenginlik uğruna o günkü Avrupa kültüründen koptular.

Bunların şifresi “ Bacomet ” idi. Bu da Yahudi alfabesine göre Sofya ( bilim ) ile eşdeğerdir.

Bunlar kilisenin aksine İsa’ya değil de, Meryem’e tapıyorlardı, bazen de şeytana…

Ben bu bilgiyi elde ettikten sonra Carl Jung’un “ Hıristiyanlığın bir ayağı eksiktir. Allah, ( mükemmel hayır ) İsa ( din ) Ruhul–Kudüs ( ruhanilik ) üçlemesi yerine dörtleme olmalı, maddeyi, dişiliği, kötülüğü şeytanı temsil eden Meryem ( insan ) da olmalı “ sözünü anladım. Matta İncil’inin 16. babının maddi Avrupa’yı temsil eden Mecdelli Meryem işaretini de anladım. ( Jung’un Din Psikolojisi ve Şeytan Arketipi çalışmalarına bakabilirsiniz. ) Sonra bir kısım apokrif İncillerin “ İsa Mecdelli Meryem ile evlendi ” rivayetinin anlamını da bilmiş oldum.

Evet Avrupa Meryemdir, maddedir, şeytandır ve Mecdellidir. ( Serbest piyasa ve rekabet alanıdır. ) Ve İsa 2000 senedir, Avrupa ile evlidir. Ondaki şeytanı dışarı çıkarmaya çalışıyor.

Sonra Maide suresinin “ İnsanların bir kısmı İsa’yı ( dinin şeklini ) put ediniyorlar, bir kısmı da Meryemi ( maddeyi, bilimi kötülük kavramını ) put ediniyorlar. ” mealindeki âyetinin de evrenselliğini anladım. ( Maide, 116, 117 ) Yoksa Hıristiyanlar tarihte Meryem’e tapmamışlardır.

enkas
13-08-08, 18:40
İşte geldik, 20. asra… Kilise ve Asya dinin şekline tapıyor. Ve başta Masonluk olmak üzere seküler dünya da maddeye ve bilime tapıyor.

Ve insanlık hiçbir asırda görülmedik bir buhran yaşıyor. Aile anarşizme; hayat ve çevre toksinizme teslim oluyor.

Demek çıkış yine kadim kavramlara geri dönmektedir. Şöyle ki:
Âdem ( hümanizm bütün değerleri ile ),
Şit ( din, inanç ve vahiy olarak ) dirilmelidirler..

[ Âdem 130 yaşında Şit’i doğurdu. Evet vahyi temsil eden “ Qul ” kelimesinin sayısal değeri 130’dur. Demek insanlık ancak vahiy ile mükemmel âdem olabilir.

Fakat bu vahyin de bozulmaması için İdris bilimi, merceklerini insanlıktan ayırmamalı.

Ve bu iki değerin düzgünce yaşanabilmesi için, kırsal ve şehir ekonomileri olmalı, rekabet ve ilerleme gözetilmeli. ]

Maalesef, Kilise İncil’in en çok kınadığı Ferisilik mezhebinden daha çok ferisi olmuştur. Ve peygamberlikle, soyut değerlerle asla alakası olmayan materyalizm deccalı, İsa’nın yerini almıştır. İşte insanlık tarihinde en büyük kırılma budur. Meleğin şeytan olması, karanlığa aydınlık denmesi…

Ve İngiltere’deki Zardin kilisenin işaretlerine dayanarak diyebiliriz ki, Masonlar çağdaş mabed şövalyeleridir. Onlar ve seküler çevreler, ABD’yi ve teknoloji devletini kurmakla bunu düzeltebileceklerini sandılar; Süleyman olduklarını söylediler. Fakat işin tedavisi pansumandan öteye geçemedi. İsa’nın ruhaniliği ve İdris’in bilimi bir araya getirilemedi. Melekût ( sonsuzluk, ebedilik ve ahiret ) elde edilemedi.

Başını Seyyit Hüseyin Nasr’ın çektiği 20. asrın gelenekçileri dahi, bilimden kaçtıkları için gelenekçi olmadıkları gibi, Orta Çağın skolâstik felsefesi içinde batmışlardır. Yoksa eğer gerçek gelenekçi olsalardı, insanlık bu kadar materyalizmin sıtmasını çekmeyecekti.

Ve bu materyalizmin deliliği ile Avrupa Kabil’i kalktı, Asya Habil’ini öldürdü. İşte maneviyatın eksikliği ile aile yıkıldığı gibi; bilimin ruhanilikten ayrışmasıyla da çevrenin canlılığı öldü. Kitab–ı Mukaddes’e göre Tunç ve Demir’i ve bütün keskin silahları yapan bu ikinci Kabil’dir. İlk Kabil bire yedi intikam alırken, bu sonraki Kabil bire yetmiş yedi kere intikam alıyormuş. ( Tekvin, 3 )

“ Rab, Kabil’e dedi: Kardeşin Habil nerede?! O dedi: Bilmiyorum, Onun bekçisi miyim?! Rab dedi: Sen ne yaptın! Kardeşinin kanı topraktan sesleniyor: “ Sen ey Kabil toprağın bereketinden mahrum kalacaksın. ” Toprak seni yutmak için ağzını açmış; sen toprağı işlediğin zaman artık o sana kuvvet ( rızık ) vermeyecektir. ” (Tekvin, 4, 3–12 )

“ Onlar şeytanların Süleyman’ın iktidarına benzetmeye çalıştıkları bir iktidara uydular. Süleyman bu saltanatla kâfir olmamıştır. Fakat bu şeytanlar kâfir oldular. Harut ( karakedi ) büyüsüyle aileyi ve Marut ( karayılan ) büyüsüyle de çevreyi bozuyorlar. ( İnsanlara zarar veriyorlar. ) Fakat Allah ( sistemin sonsuzluğu ) izin verirse ancak zarar verebilirler. Satın aldıkları bu büyülü saltanat ( medeniyet ) ne kötü şeydir! Gerçek ilim ehli olsaydılar, bunu bileceklerdi. ” ( Bakara, 102 )

Demek bize 5’li bir sistem gerektir. Bunlar elin beş parmağı gibi birbirinden ayrılmamalı!

İsa + dört kardeşi: ( Matta, 13. bap ) [ Kilise tevatürüne göre tarihi İsa’nın kardeşleri yoktur. Demek İncil’in İsa’nın kardeşleri diye bu isimleri sayması evrensel manalarıyladır. Zaten İncil’in geneli de evrensel İsa’yı anlatıyor. Ve bu mananın kaybıyla gelenek ağır bir darbe almıştır. ]

İsa ( vahiy, kelam, din, melekût )
Petrus ( Avrupa medeniyeti )
Yahuda ( Yahudi medeniyeti )
Yusuf ( İslam medeniyeti )
Yakub ( çilekeş genel medeniyet )


07. 08. 2008
Bahaeddin SAĞLAM