Orijinalini görmek için tıklayınız : Mitolojik Yaratılış Öyküleri...
"Zeus'un onu sevdiğinden çok nefret ediyormuş kıskanç Hera Zagreus'tan... Hera'nın hışmından korkan Zeus, bir mağaraya saklamış oğlunu. Zamanında kendisini büyütmüş olan Kuretlere emanet etmiş onu. Hera veya onun saldığı adamları yaklaşacak olursa, korkunç sesler çıkarıp onları korkutmalarını ve aynı zamanda bebek sesini bastırmalarını iyice tembihlemiş. Ancak Hera'nın öfkesi öyle büyükmüş ki, Zagreus'u bulamayınca Titanları çağırmış kendisine yardıma. Titanlar bebeği bulmuşlar Kuretlerin sakladığı mağarada. Ancak bebek Zagreus korkmuş dev Titanlardan ve mağaranın daracık dibine saklanmış. Titanlar bir ayna getirmeyi akıl etmişler mağaranın girişine. Zagreus kendi aksini görünce aynada, meraka kapılıp dışarı çıkmış. İşte o anda üzerine atılmışlar bebeciğin Titanlar ve onu paramparça edip etlerini yemişler. geriye sadece kemikleri kalmış.
Bunu duyan Zeus öfkesinden deliye dönmüş ve şimşeklerini göndermiş Titanların üzerine. Oracıkta küle dönüşmüş Titanlar ve Zagreus'un kemikleri... Zaman geçmiş, yağmurlar yağmış. Yağmur suları çamura dönüştürmüş Zagreus ve Titanların küllerini.
Prometheus gelmiş sonra. ( Kendisi bir Titan olduğu halde, Zeus'a karşı savaşmayı kabul etmedikleri için kardeşi Epimetheus ile Prometheus, Tartaros'a gönderilmemiş, Zeus tarafından insanın yaratılışında görevlendirilmişlerdir.)
Prometheus, şekil vermiş bu çamura. İnsan bedenini yaratmış. O sırada oradan geçmekte olan tanrıça Athena, Prometheus'un eserine hayran kalmış ve çamura hayat üflemiş. İşte ilk insan böyle yaratılmış. Zagreus'un saflığı, temizliği, iyiliği ve güzelliği ile Titanların kötülüğü ve çirkinliğinin bir karışımı. İnsanın içinde hem iyilik hem kötülük bulunması bundan olsa gerek :))"
http://workz.org/mitoloji/destanlar_soylenler02.html
Hoş değil mi? Tek tanrılı dinlerde bu pagan öykülerine pek bir öykünmüşler..
Saygılar.
Türklerin yaratılış mitleri:
"Her şeyden önce su vardı. Yer, ay, gök, güneş yoktu. Tanrı Kara Han (Kuday) ile Kişi vardı. İkisi de birer kara kaz gibi su üzerinde uçuyorlardı. Tanrı Kara Han bir şey düşünmüyordu. O sırada Kişi, yeli bulup suyu dalgalandırdı. Kara Han'ın yüzüne su sıçrattı. Bunu yapınca da kendisinin Tanrı'dan güçlü olduğunu sandı; daha yüksekte uçmak istedi. Ama uçamadı; suya düşüp dibe battı. Boğulmak üzereydi. ''Bana yardım et !'' diye bağırıp Kara Han'dan yardım istedi.
Tanrı Kara Han izin verdi, Kişi su yüzüne boğulmadan çıktı. Sonra Tanrı, 'Sağlam bir taş olsun !'' dedi. Suyun dibinden bir taş yükseldi. Kara Han ile Kişi, bu taşın üzerine oturdular. Kara Han, Kişi'ye ''Suya dal, suyun dibinden toprak çıkar !'' diye buyruk verdi. Kişi, Tanrı'nın buyruğunu yerine getirdi. Suyun dibinden çıkardığı toprağı Kara Han'a götürdü. Kara Han, Kişi'nin getirdiği toprağı suyun üzerine serperken ''Yer olsun !'' diye buyurdu.
Buyruk yerine geldi, yeryüzü yaratıldı. Kara Han, yine Kişi'ye ''Suya dal, suyun dibindeki topraktan çıkar !'' diye buyruk verdi. Kişi, suya daldığında, bu kez kendim için de toprak alayım diye düşündü. İki avucuna da toprak doldurdu; bir avucundakini Kara Han'dan gizlemek için ağzına attı. Dileği, Kara Han'dan gizli kendine göre bir yer yaratmaktı. Avucundaki toprağı getirip Kara Han'a uzattı. Kara Han, toprağı suyun üzerine serpip genişlemesini buyurdu. Kara Han'ın suya serptiği toprak gibi, Kişi'nin ağzındaki toprak da büyüyüp genişlemeğe başladı. Kişi korktu; soluğu kesildi, öleyazdı. Kaçmağa başladı. Ancak, nereye kaçsa yanı başında Tanrı Kara Han'ın varlığını hissediyordu. O'ndan kaçamıyordu. Çaresiz kaldı, Tanrı'ya yalvarmağa başladı: ''Tanrı ! Gerçek Tanrı ! Bana yardım et''. Kara Han, Kişi'ye ''Ağzındaki toprağı ne için sakladın'' dedi. Kişi, ''Kendime yer yaratmak için saklamıştım'' diye yanıt verdi. Kara Han da, ''Öyleyse at ağzından ve kurtul'' dedi. Kişi'nin ağzındaki toprak yere dökülürken küçük tepeler oluştu. Kara Han, ''Artık sen günahlı oldun'' dedi, ''Bana karşı geldin. Kötülük düşündün. Bundan sonra sana uyanlar, senin gibi kötülük düşünenler senin gibi kötü kişi olacak; bana uyanlar ise iyi ve pak kişiler olacak, güneş ve aydınlık yüzü görecek. Ben, gerçek Kurbustan adını almışımdır; bundan sonra senin adın da Erlik olsun. Günahlarını benden saklayanlar senin adamın olsun, günahlarını senden saklayanlar benim adamım olsun''."
http://www.blogcu.com/ismailkorpe/61352/
Bir diğeri:
"Yine günlerden birgün, Tanri Ülgen denize,
Bakarak duruyordu, sasirdi birdenbire.
Bir toprak parçacigi, sularda yüzüyordu,
Topragin üzerinde, bir kil görünüyordu
Toprak üzerinde, bir kil görünüyordu.
Insaoglu bu olsun, insana olsun baba".
Görünmeye basladi, insan gibi bir sekil,
Birden insan olmustu, toprak üstündeki kil.
"Insanoglu bu olsun, insana olsun baba".
Bu iki insanin ise, adi olmustu Erlik."
http://www.karapapak.com/turkce/konu_detay.aspx?id=39&sm=comp39
İlginç bir toprak saplantısı.......
Saygılar.
"PANDORA EFSANESİ:
İnsan soyu yaratıldıktan sonra, tanrılar gibi ölümsüz, ama onlar kadar güçlü olmayan insanlar yeryüzünde öteki canlı soylarıyla birlikte yaşıyorlardı. Tanrılar soyu, yeryüzündeki tüm canlılara kendilerini korumak ve soylarını sürdürmek üzere belli yetenek ve becerileri dağıtım işini Prometheus' a, o da kardeşi Epimetheus'a bırakmıştı. Adlarının kökeninden de anlaşılacağı gibi Prometheus ne kadar "önceden gören, düşünen" yani tedbirli, akıllı ise, Epimetheus da o kadar "sonradan intikal eden" tedbirsiz ve beceriksizdi. Bu yüzden elindeki imkânları hayvanlara bol bol dağıtınca, insanoğluna pek bir şey kalmadı. Onun ne soğuğa karşı postu, ne koruyucu tırnakları, ye yüzgeçleri, ne de sivri boynuzları vardı. Prometheus kendi hatası sonucu tümüyle çıplak ve savunmasız kalan insanlara acıdı ve Olympos'daki kutsal ateşi çalarak onlara armağan etti. Tanrılar tanrısı Zeus, kutsal ateşi çalan Prometheus'u da, onun koruduğu insanları da cezalandırmak üzere bir bela, bir kötülük planladı. Oğlu Hephaistos topraktan bir kadın heykeli yoğurdu, Zeus ona can ve ses kattı; tüm tanrısal güzellikler ve fettanlıklarla bezedi, elini becerikli, yüreğini hünerli kıldı; öteki tanrıçalardan onu daha da süslemelerini istedi. Sonra da bu baştan çıkarıcı varlığı elinde armağan dolu bir kutuyla insanların arasına yolladı. Akıllı Prometheus, Zeus'un kinini ve öfkesini tanıdığı için, Zeus'un öç almak isteyeceğini biliyordu; bu nedenle kardeşine Zeus'tan gelecek hiçbir armağanı kabul etmemesini öğütlemişti. Ama 'intikali geç' Epimetheus bu şaşılası güzellikteki armağana kapısını açtı. Zeus insanlara kötülük olarak yalnız kadını göndermekle kalmamış, eline verdiği kutuyu da binbir felaketle doldurmuş, açmayıp saklamasını sıkı sıkıya öğütlemişti. Ama, gene Zeus'un kurnazlıkla Pandora'nın aklına yerleştirdiği Merak ona bu kutuyu açtıracaktı nasıl olsa. Nitekim Pandora'nın kapağı açmasıyla birlikte tüm hastalıklar, acılar, felakatler kutudan fırladılar. Pandora hatasını anlar anlamaz kutunun kapağını kapadı; ve kutunun içinde, bütün kötülükler fırlarken dışarıya çıkma fırsatı bulamayan Umut kaldı.
O güne dek mutlu bir yaşam süren ve salt erkek cinsten oluşan insan soyuna kadının ve onunla birlikte gelen kötülüklerin girişi böyle anlatılıyor. Bir kadın düşmanı olarak bilinen şair Hesiodos'un bu efsaneyi eserinde, üstelik iki ayrı bölümde büyük bir zevkle anlatmasındaki öznelliği bir yana bıraksak da, onun bu anlatıları tümüyle kendinin uydurduğunu düşünemeyiz. Ne kadar abartırsa abartsın bu anlatı, bu görüş kuşkusuz, ataerkil kültürün yerleştiği o dönemde geçerliydi. Ve o dönemin ilk yazılı ürünlerini verenler de, Homeros olsun, Hesiodos olsun kadın cinsine pek iyi gözle bakmamışlardır. Homeros'un İlyada destanında anlattığı tüm olaylar gene bir kadının başının altından çıkmıştır. Yunanlılar ve Troyalılar güzel Helene yüzünden döğüşürler; nice yiğidin kanı dökülür, nice ocaklar söner; Ve koca Troya sonunda yerle bir edilir. Odysseus'un da dönüş yolunda kadınlar yüzünden başına gelmedik kalmaz. Yalnız, Homeros, Hesiodos'tan daha az kadın düşmanıdır; Odysseus'un karısı Penelope'yi anlatmakla, kadınlara karşı vicdanını biraz susturmuşa benzer. Antik dönemin yazarları arasında kadına ilk sıcak bakış tragedya şairi Euripides'den gelecektir."
http://latindili.humanity.ankara.edu.tr/MITOLOJI.rtf
İlginç mitlere devam....
"Tevratta (tevrat Old Testament olarak ele alınır) kadının ve erkeğin yaratılışı, Eden bahçesinden kovulma anlatılırken, Tanrı hem köleliği yaratıyor hem de köleyi acı çekmeye mahkum ediyor ve köleliği meşrulaştırıyor. Genesis (Tevrat'taki yaratılış) anlatılırken, aynı zamanda altı gün çalışma ve yedinci gün dinlenme kuralı da Tanrının yedinci gün dinlenmesiyle dile getiriliyor. Tanrı insanı (erkeği) yaratırken kendi yansıması olarak yarattı ve diğer yaratıklar üzerinde egemenlik kurmasını öngördü (Genesis, 1:27). Ve tanrı "insanın (erkeğin) yalnız olması iyi değil; kendine benzer bir yardımcı yapacağım" dedi (Genesis, 2:18). Ademi derin bir uykuya yatırdı, kaburgalarından birini aldı ve kadın yaptı, ve Ademe verdi. Adem "erkekten alındığı için adını kadın koyuyorum" dedi (Genesis, 2:21-23). Kadının adamdan (erkekten) onun bir parçası olarak yapılması ve erkeğin kadını isimlendirmesi ve tanımlaması önceliğin ve meşrulaştırılmış üstünlüğün ilk önemli göstergeleridir.
Kadın yılana kanıp ve erkeği ikna edip elmayı yiyince (yani Ademle seks yapınca), erkeğin üstünlüğü ve kadının köleleştirilmesinde önemli bir adım daha atıldı: Tanrı, kadına "Senin acılarını ve gebeliğini büyük ölçüde çoğaltacağım. Acılar içinde çocuk doğuracaksın. Arzun kocan için olacak ve kocan senin üzerinde hüküm sürecek." Sonra, Adem'e "karının sözüne uyduğun ve yeme dediğim ağaçtan yediğin için, ....hayatın boyu toprağı işleyerek yiyeceksin;...topraktan geldin toprağa döneceksin. (Genesis, 4:16,17) Sonra, ikisini de dünyaya attı. "
http://law.ankara.edu.tr/~erdogan/dinkole.htm
Kuzey Amerika, Çeyen yerlileri yaradılış Mitosu özeti:
Başlangıçta hiçbirşey yoktu ve Büyük Ruh Maheo boşlukta yaşıyordu.Maheo etrafına bakmış ve görünürde hiç bir şey yokmuş...Maheo, Güç'üyle göle benzeyen ama tuzlu olan büyük bir su yaratmış...''Suda canlılar olmalı'' demiş Güç'üne Maheo. Ve istediği olmuş. Önce derin sularda yüzen balıklar sonra kumlarda ve çamurlarda yaşayan midye, salyangoz ve karavidelere biçim vermiş, Maheo. Böylece Maheo'nun gölünün bir dibinin bulunması gerekliliği ortaya çıkmış.Suda yaşayan bir şeyler yaratalım, diye düşüncesini Güç'e söylemiş Maheo. Ve istediği olmuş.Artık, şimdi suyun üzerinde yaşayan ve yüzen bembeyaz kazlar, yaban ördekleri, çaburcunlar, su tavukları, balıkçıllar, deniz kırlangıçları, ve gavialar oluvermiş sularda...
Gölün yüzeyine ilk dönüp inen Gavia olmuş, Maheo'nun yakınında olduğunu bildiği için, etrafına bakınarak ''Maheo!'' demiş. ''Uçabilmemiz için bize gökyüzünü, ışığı, yüzebilmemiz için suyu yarattın. Başka bir şey istememiz nankörlük olur, ama gene de istiyoruz. Yüzerken ve uçarken yorulduğumuz zaman yürüyebileceğimiz ve dinlenebileceğimiz kuru ve katı bir yer arıyoruz.Yuvalarımızı yapmamız için bir yer ver bize, lütfen Maheo''
Bunun üzerine Maheo, onlardan suyun dibinden çamur çıkartmalarını istemiş, önce beyaz kaz denemiş, ama başarılı olamamış, çünkü su çok derinmiş. Sonra, Gavia, arkasından da yaban ördeği ve su tavuğu denemiş ve gagasında bir parça çamurla suyun yüzeyine çıkmış ve Maheo elindeki çamuru yuvarlayıp büyütmeye başlamış.Elindeki çamur o kadar büyümüş ki Maheo onu koyacak bir yer aramaya başlamış, fakat hiç bir su yaratığının sırtı bunun için uygun değilmiş, en sonunda çamuru kaplumbağa ninenin sırtına koymuş ve buradan dünyayı yaratmış.''
Alice Marriot Carol K.Rachlin, Kızılderili Mitolojisi. Çev:Ünsal Özünlü, İmge Kitabevi, s:35-42)
http://www.felsefeekibi.com/forum/forum_posts.asp?TID=36287&PN=1
vBulletin v3.7.4, Copyright ©2000-2009, Jelsoft Enterprises Ltd.