"Seviyenin olmadığı bir yerde ne özgür düşünce, ne de demokratik bir ortam oluşabilir." Lütfen forum kurallarını okuyunuz. |
||||||||||
| #1 | |
![]() Giriş Tarihi: Mar 2005 Ülke / Şehir: KIBRIS!!!
Mesajlar: 181
| Hipertansiyon Kan basıncının olması gereken değerlerin üzerine çıkması durumuna yüksek kan basıncı (hipertansiyon) denilir. Yüksek kan basıncı; periferik direncin veya damar içerisindeki volümün artması nedeniyle olacaktır. Hipertansiyon nedir? Bir insanın normal yaşamını sürdürebilmesi için damar içerisindeki kanın belli bir basınca ulaşmış olamsı gerekmektedir. Kan basıncı oluşumu, fizik mekanizmalarla açıklanabilir. Dolaşan kan volümü ve buna karşı damar yapısının oluşturduğu direnç, damar duvarına yansıyan basıncı meydana getirir. “Volüm x periferik direnç “ şeklinde formüle edilir. Hayati fonksiyonların sürdürülebilmesi, kanın organlara taşınabilmesi bu basıncın uygun düzeylerde kalmasıyla sağlanır. Kan basıncının olması gereken değerlerin üzerine çıkması durumuna yüksek kan basıncı (hipertansiyon) denilir. Yüksek kan basıncı; periferik direncin veya damar içerisindeki volümün artması nedeniyle olacaktır. Normalde bu değerler yaş, kişinin vücut yapısı gibi faktörlerle değişiklik göstermekle birlikte, yakın zamanda bilim dünyasının kabul ettiği değerler 130-85 mmHg düzeyidir. Son dönem çalışmalarda, daha düşük hedef kan basıncı değerlerinin kişi adına olumsuzlukları daha aza indirdiği gösterilmiştir. Basitçe kan basıncı değerinin 135 mmHg sistolik ya da büyük tansiyon değeri, 80-85 mm diastolik ya da küçük tansiyon değeri üzerinde oluş halinde hipertansiyon veya yüksek kan basıncı denilmektedir. Hipertansiyonun nedenleri nelerdir? Primer hipertansiyon, hipertansif grubun yaklaşık %95-97’sini oluşturur. Sekonder hipertansiyon dediğimiz grup ise altta yatan ikincil nedenlere bağlı olarak oluşan hipertansiyondur. Bunların başında da, böbreğin damarsal hastalıkları, böbrek dokusundaki hastalıklar ağırlıklı neden olarak karşımıza çıkarlar. Ayrıca bazı damarsal anomaliler endokrin nedenler, ilaçlar, nörolojik bazı problemler sekonder hipertansiyon oluşturabilir. Hastaların çoğunluğu primer hipertansiyon grubuna girmektedir. Her hastayı sekonder hipertansiyon açısından araştırmak, bu amaçla yapılan tetkiklerin maliyeti ve sekonder hipertansiyon sıklığı gözönüne alındığında akılcıl bir yaklaşım olmayacaktır. Ancak öyküde, fizik muayenede ve yapılan laboratuvar incelemelerde, bazı ipuçları söz konusu ise hastanın ikincil hipertansiyon açısından araştırılması uygun olacaktır. Hipertansiyonu olan hastada sıklıkla ne tür şikayetler görülür? Hipertansiyonu olan hastaların bu durumlarının farkına varma oranları, ABD’de yapılan çalışmalarda genelde %68-70 oranında saptanmıştır. Yıllar içine baktığımız zaman bu oranın pek değişmediği görülmektedir, yani halkın bu konuda eğitilmesine rağmen genelde hastalıklarının farkında olma oranı %70’lerde kalmaktadır. Bu durum check up mekanizmasının sağlık sistemi içinde olmamasından, yani hastanın düzenli bir sağlık kontrolü içinde olmamasından kaynaklanabileceği gibi, hastalığın sinsi seyrine de bağlı olabilir. Hastalarda baş ağrısı, halsizlik, yorgunluk, baş dönmesi gibi şikayetler olabilir ve bu semptomlar çok özgün olmadığı için hastalar genelde hekime başvurmada biraz gecikebilirler ya da hastalığın farkına varamazlar. Hastaların tedavisi için başvuru oranları iclenendiği zaman %53’lerde olduğu görülür. Bu durum hastanın şikayetlerinin farkında olsa da hekime gitme konusunda yeterli çabayı göstermediğini ifade eder. Hipertansiyon görülmesinde yaşın ilerlemesinin rolü nedir? Kan basıncı yüksekliği her yaşta görülebilir. Hipertansiyonu oluşturan unsurlar gözönüne alındığı zaman, damar duvarına yansıyan basıncı etkileyen unsurlar da katkıda bulunacaktır. İlerleyen yaşla beraber damarın elastisitesi; değişikliklere uyma yeteneği azalır yani kompliansı azalmış olur. Değişkenliği azalan bir yapıya döner. Damar duvarına basınç daha kolay yansıyacak hale gelir ve yüksek basınç oluşumu daha fazla olur. Dolayısıyla ilerleyen yaşlarda kan basıncının yükselme oranı erken yaştakilere göre daha fazladır. İleri yaşlarda yüksek kan basıncı daha fazla hasar oluşturur. Belli yaş dönemine kadar örneğin; 40-50 yaşına kadar toplumdaki nüfusun %20-25’inde kan basıncı yüksekliği vardır. 50 yaşından sonra bu oran yükselerek artar. Örneğin; 60 yaşına gelindiğinde bu oran %20’den 30-40’a, 65 yaşına gelindiğinde %50-60’a yükselir. Damar sertliği denilen olay ilerlweyen yaşların yalnız kan basıncı oluşturacak kesimlerini değil her damarda olduğu için organların beslenmesinde de sorun yaratır. Yükselen kan basıncı sertleşen damarı daha da sert hale getirerek kişi aleyhine sonuçlar doğmasına neden olur. Hipertansiyonun yaptığı hedef organ hasarları nelerdir? Hedef organ hasarlarında beyinde inme ya da geçici iskemik atak, gözde retinopati denilen göz kılcal damarlarının tutulumuyla giden tablolar oluşabilir. Bunun dışında böbrekte hasarlanmaya, kalpte koroner hastalıklara, kalp yetmezliğine, kalpte büyümeye sol ventrikül hipertrofisine neden olabilir. Bunun dışında periferik arter hastalığı diye tanımlanan periferal damarlarda oluşan hastalıklar da hedef organ hasarı dediğimiz grup içine girer. Hastayı tedavi ederken hem risk faktörleri hem de hedef organ hasarları dikkate alınmalıdır. Hipertansiyonun tedavisi nasıldır? Hipertansiyon tedavisi yaparken sadece kan basıncı ölçümü dikkate alınmaz. Hipertansiyon hastasıyla karşılaşıldığında hem kardiyovasküler risk faktörlerini hem de hipertansiyonun geçmişte oluşturduğu hedef organ hasarlarını dikkate alarak tedavi prensiplerini ortaya koymak gerekmektedir. Hipertansiyona eşlik eden kardiyovasküler risk faktörleri; sigara, şeker hastalığı, lipid bozukluklar, yaşın ilerlemiş olması şeklinde sıralanabilir. Ayrıca erkeklerde her zaman ris faktörleri daha yüksektir, ama menopozdan sonra erkekler kadının riski hemen hemen eşitlenir. Genç yaşta ailede kardiyovasküler açıdan bir ölümün varlığı da risk faktörleri içerisinde değerlendirilir. Hipertansiyon tedavisinin genel prensiplerine bakıldığı zaman ilaç tedavisi ve ilaç dışı tedaviden bahsedilir. İlaç dışı tedavi yaşam tarzı değişikliklerini içerir. Yaşam tarzı değişiklikleri tedavinin ana prensiplerinden biridir. İlaç dışı tedavide başarıya ulaşamadığımız hasta grubunda hedefimizi de gözönüne alarak ilaç tedavisi bu tedaviye eklenir. İlaç dışı tedavi yani yaşam tarzı değişiklikleri hem kan basıncı tedavisi hem de kişideki diğer kardiyovasküler risk faktörlerini azaltmak için yapılan önerileri içerir. Yaşam tarzı değişikliklerinin başında tuz alımının kısıtlanması gelir.Yapılan çalışmalarda toplumların aldığı tuzla hipertansiyon sıklığı arasında bağlantı olduğu ortaya konulmuştur. Tuzun genetik bazı nedenlerle atılımında bozukluklar olduğunda hipertansiyon oluştuğuna dair ciddi veriler bulunmaktadır. Bu nedenle tuz alımının kısıtlanması en önemli faktördür.Eğer kişi ideal kilosunun üstündeyse fazla kilosu verilmesi önerilir. Sigara içiminin bırakılması, diyette doymuş yağ ve kolestrolün azaltılması kardiyovasküler riski azaltmak açısından gereklidir. Düzenli bir alkol alımı söz konusu ise, bunun uzun süreçte kan basıncını artırdığı bilinmektedir. O nedenle alkol alımının kısıtlanması gerekir. Bir başka faktör egzersizdir, hastaların düzenli olarak aerobik egzersizler, örneğin yürüyüşler yapması önerilir. Çünki fiziksel egzersizin kan basıncı üzerine olumlu etkileri ortaya konmuştur. Hipertansiyon tedavisinde hangi tip ilaçlar kullanılmaktadır? Değişik ilaç grupları kullanılmaktadır. Renin-angiotensin sistemi hipertansiyon patofizyolojisinde önemli bir faktördür. Bu nedenle renin-angiotensin sistemini bloke eden ilaç grupları denilen Antigotensin Reseptör Blokerleri ve ACE inhibitörleri tedavide kullanılmaktadır. Kan basıncının kontrolü için kullanılan ilaçlar arasında Kalsiyum Kanal Blokerleri, Beta Blokerler, Diüretikler ve Alfa-blokerler bulunmaktadır. Bu tür ilaçlar sıklıkla kullanılmaktadır, ama tedavideki prensip hangi hastaya hangi ilacın kullanılacağına dair bazı verilere göre hareket etmektir. Hastalar risk faktörleri veya eşlik eden başka hastalığı göz önüne alınarak tedavi edilmeli, bu ilaç gruplarından bir tanesi seçilmelidir. Tedavinin süresi mutlaka ömür boyu mudur? Genelde insanlar kullanacakları ialcın bağımlılık yapacağı korkusunu ve herhangi bir zarar görecekleri endişesini taşırlar. İnsanların bir kısmı da ilacı kullandıktan sonra ilacı kullandıktan sonra kan basıncı değeri doktorun istediği, hastanında kabullendiği değere gelmiş ise benim hastalığım düzeldi psikolojisi içinde ilacı kullanmayı bırakmaktadırlar. Halbuki kan basıncını yükselten unsurlar çok nadir durumlarda geçicidir. Hastaların çok büyük bir kısmında hatta tama yakınında kan basıncını yükselten olumsuz etkiler hasta yaşadığı sürece devam eder. Tedavinin yaşam boyu olması demek hastanın mutlaka aynı ilacı yani tedaviye başladığı ilacı yaşam boyu alacak anlamında değildir. Oluşan değişiklikler, karşılaşılan olumsuzluklarda dikkate alınmak suretiyle o dönem için uygun olan ilacın seçilmesi ve yeterli dozda hastaya verilmesi gerekir. O nedenle bu hastalar aralıklarla hekim kontrolünü sürdürmelidir. Her devrede doğru ilacı, doğru yaşam şeklini canlı ve gündemde tutmak koşuluyla tedavi hastaların tama yakınında yaşam boyudur. Hipertansiyonu olan hastalar nelere dikkat etmelidirler? Tedavide en önemli etken yaşam tarzı değişiklikleridir. Bazen hastalarda ilaç tedavisi başladıktan sonra hasta fazla kilolarından kurtulduysa, egzersiz yapmaya başladıysa, diyette tuz miktarını azalttıysa, bazen kullandığı ilacı dozunu azaltma veya ilacın kesilmesi ihtimali doğabilir. Hastanın yaşam tarzı değişikliklerinin yanısıra, ilaç tedavisini düzenli uygulaması şarttır. Hastanın hekimine inanması ve hekimiyle işbirliğini sürdürmesi tedavide en önemli noktadır. __________________
BaRıŞ iStİyOrUm!!!! :105 PeAcE!!!! :333 |
![]() |
| Şimdi Bu Konuyu Görüntüleyenler: 1 (0 üye ve 1 misafir) | |
| Konu Araçları | |
|
|