| |
||||||
"Seviyenin olmadığı bir yerde ne özgür düşünce, ne de demokratik bir ortam oluşabilir." |
||||||
![]() |
| |||||||
Nükleer bombaların üzerinde varlığını sürdüren Sistem Kapital Tabanlı Liberalizm!/konusu ne, nedir, nasıl, kim, kimdir, nasıldır? - Tüm siyasal ideolojilerin özgürce incelenip tartışılabileceği bölüm. |
![]() |
|
|
Konu Araçları |
| #1 | |
Yazıyaz Dergi Yazarı ![]() Giriş Tarihi: Aug 2005 Ülke / Şehir: İstanbul
Mesajlar: 2,604
| Bundan tam 60 yıl önce emperyalizm nasıl vahşice saldırabileceğini tüm dünyaya göstermişti Nükleer bombaların üzerinde varlığını sürdüren sistem Emperyalist saldırganlığın dizginlenebileceği, bu sistemin savaşlar ve saldırılar olmaksızın da varlığını sürdürebileceği konusundaki düşünceler boş inançlardır. Bu 60 yıl önce de böyleydi, 15 yıl önce de... Bugün de böyledir. Bu nedenle sloganımız çok gerçektir: Ya sosyalizm, ya barbarlık! 1945 yılının 6 Ağustos günü Hiroşima'ya Little Boy (Ufaklık) isimli bir uranyum bombası, 9 Ağustos günü ise Nagasaki'ye Fat Man (Şişko) ismi verilen bir plutonyum bombası atıldı. 20 kilotonluk Little Boy 80 bin, 22 kilotonluk Fat Man ise 35 bin kişinin ilk anda ölümüne neden oldu. 1945 sonunda iki kentte ölenlerin toplamı 215 bin kişiyi buldu. Yaralılar ve sonraki yıllarda yaşanan ölümler de yüz binlerle ifade ediliyor ve bir noktadan sonra sayılar önemini yitiriyor. Bombaların Japon kentlerine atılması emrini veren, kendisi tarafından bile ABD Başkanlığı yapmaya "yeterli" görülmeyen ancak dünya tarihinin sonraki on yıllarını belirleyecek Soğuk Savaş politikalarının inşasına aracılık edecek olan ABD Başkanı Harry S. Truman. Truman, tarihteki diğer benzerleri gibi "üzerine düşeni" yerine getiriyor. "Demokrasinin en büyük silah deposu olmalıyız" sözünü 1941'de söyleyen Franklin D. Roosevelt'in 1945'te ölümüyle birlikte bu konudaki "becerilerini" gösterme şansı olmadı. Ancak, Truman'ın "yetersizlikleri", sosyalist sistemin ortaya çıkışıyla birlikte büyük tehdit hisseden ABD emperyalizminin saldırgan ve yalana dayalı politikalarının perdelenmesi için bulunmaz bir nimet oldu. "Dünya ilk atom bombasının Hiroşima'ya, bir askeri üsse atıldığını not edecek. Çünkü, bu ilk atakta sivilleri öldürmekten mümkün olduğunca kaçınmaya çalıştık. Fakat bu atak sadece sonrakiler için bir uyarıdır. Japonya eğer teslim olmazsa, bombalar savaş endüstrisine atılmak zorunda kalınacak ve binlerce sivil maalesef hayatını kaybedecek. Japon sivilleri endüstri şehirlerini derhal terk etmeye ve kendilerini yok olmaktan kurtarmaya çağırıyorum." 9 Ağustos 1945, saat 20.00, ABD Başkanı Harry Truman'ın radyo konuşması. Truman bu konuşmayı yaptığı sırada Hiroşima üç gün önce yerle bir olmuş, Nagasaki'de de ikinci atom bombası felaketi yaşanmıştı. Truman, "yetersizlikleri" nedeniyle (siz "sayesinde" okuyun) herkesin cüret edemeyeceği bir karara imza atıyor ve elindeki "gücü" yüz binlerce insanın canını hedef alarak sergileme yolunu seçiyordu. Ve bunu yaparken yalan atmaktan da çekinmiyordu. Çünkü, ABD emperyalizminin böyle bir "gösteri"ye ihtiyacı vardı. İkinci Savaş'ın sonu İkinci Dünya Savaşı'nın beklentilerin aksine, Sovyetler Birliği'nin Alman faşizmini yenmesiyle sonuçlanması, emperyalist cephede büyük bir tedirginlik kaynağıydı. Yeni dönemde emperyalist dünyanın liderliğini ABD devralırken Sovyetler Birliği'nin başta Avrupa'da olmak üzere dünyanın çeşitli bölgelerinde yükselen prestiji ve yayılma gücünü sınırlama görevi de ABD'ye devroluyordu. İkinci Savaş sonrasında savaşın galiplerini temsilen İngiltere, ABD ve Sovyetler Birliği'nin masaya oturdukları çeşitli toplantılar oldu. Yalta (4 - 11 Şubat) ve Potsdam'da (17 Temmuz - 2 Ağustos) 1945'te gerçekleştirilen görüşmeler savaş sonrası dünya düzeninin yeni dengelerine dair kozların masaya sürüldüğü görüşmeler oldu. Sovyetler Birliği açısından kendi güvenliğini ve güvenilirliğini koruma hedefiyle gerçekleştirilen bu pazarlıklarda, İngiltere ve ABD'nin temel çabası sosyalizmin etkinlik alanını daraltmaya yönelik adımları kabul ettirmek yönündeydi. Özellikle Sovyetler desteğiyle faşizmin yenilgiye uğratıldığı topraklarda sosyalizmin güç kazanmakta oluşunu engellemek temel kaygılarıydı. Bu pazarlıklarda, emperyalist cephenin liderliğini devralmış olan ABD tarafı, Sovyetler'i "caydıracak" yöntemin bir "atom silahı" olduğu düşüncesinden hareket ediyordu. Sanıldığı gibi, atom bombası, Japonya'yı savaştan caydırmak için değil; Soğuk Savaş'a hazırlanırken kuralları belirlemek için ABD tarafından masaya sürüldü. Atom hazırlıkları Potsdam görüşmelerinin aslında mayıs ayında gerçekleştirileceği, ancak ABD tarafından ertelendiği belirtilir. Ertelenme takvimine bakıldığında ise, bir konu netlik kazanıyor: ABD yönetimi, atom silahı ile ilgili çalışmaların son aşamaya geldiğini bilmekte ve yeni düzenin kurallarının belirleneceği masaya elinde böyle bir güçle oturmayı tercih etmektedir. Nihayet, dünya üzerindeki ilk atom silahının denemesi 16 Temmuz 1945'te New Mexico'da Los Alamos yakınlarında sabaha karşı gerçekleştirilecektir. Potsdam Konferansı da hemen ertesi gün başlayacaktır. Truman, Hiroşima'ya dönük hazırlıkların sürdüğü bir sırada, 24 Temmuz günü Potsdam görüşmelerinde Stalin'e "olağandışı mahvedici bir güç olan yeni bir silaha sahip olduklarını" kulağına fısıldayarak ilan etti. Sovyet liderin buna dönük tepki göstermemesinden "hayal kırıklığına" uğrayan Truman, büyük olasılıkla Stalin'in bu gelişmelerden önceden haberdar olduğunu bilmiyordu. Stalin'in bundan sonraki adımı ise, 1943'ten beri Sovyetler Birliği'nde atom enerjisi hakkında araştırmalar yapılan Kurçatov Enstitüsü yetkililerine "ellerini çabuk tutmaları" talimatı verilmesini istemek oluyor. Atom silahı geliştirilmesiyle ilgili araştırmaların başlangıçta Nazi Almanyası'ndan kaçan Yahudi bilim adamlarının çoğunluğunu oluşturduğu bir araştırmacı grubu tarafından ve Almanya'nın böyle bir silah geliştirmesinden duyulan kaygı nedeniyle başlatıldığı biliniyor. Ancak, Almanya'nın teslim alınmasıyla birlikte böyle bir olasılığın olmadığı net bir biçimde ortaya çıkmıştı. Buna karşın, ABD yönetimi silahın geliştirilmesiyle ilgili çalışmaların sürdürülmesini istediğinde, projeyi yürüten bilim adamları silahın "barışçı kullanımı" konusundaki hassasiyetlerini bir ortak bildiri ile dile getirme ihtiyacı duydular. Truman'ın buna yanıtı ise, radyoda "üs bombalıyoruz" konuşmaları yaparak, Japon kentlerindeki çocukları yok etmek oldu. Rosenbergler ile ilgili olarak ortaya sürülen ABD komploları bir yana, büyük bölümü Sovyetler Birliği'ne yakınlık duyan bu ekipteki bilim adamlarının, adaleti sağlamak üzere çalışmalarla ilgili bilgileri Sovyetler Birliği'ne aktardığı varsayımında herhangi bir sorun bulunmuyor. Japonya teslim olmuştu Diğer yandan atom bombasının Japonya'ya atılmasına gerekçe olarak gösterilen "Japonya'nın teslim olmasını sağlama" konusundaki ABD tezi ise, sonraları çeşitli ABD askeri raporlarıyla da desteklenen bir biçimde tümüyle geçersiz idi. Japonya'nın Sovyetler Birliği aracılığıyla "teslim olmaya" hazır olduğu mesajını Potsdam Konferansı'na ilettiği ve Sovyetler'in de bu çerçevede "gerekirse" Japonya'ya karşı savaşa girme taahhüdünde bulunduğu biliniyor. Ancak, Japonya'nın teslim alınmasında Sovyetler'in dahil olmasını istemeyen (çünkü, Avrupa'dakine benzer bir etki alanının Asya'da da oluşması büyük bir korku kaynağıydı) ABD yönetimi, tüm bunları yok sayarak 6 ve 9 Ağustos'taki katliamları gerçekleştirdi. Atomun yaydığı vahşetle hem Japonya "tek başına" teslim alındı, hem de Sovyetler'e gözdağı verildi. Hiroşima ve Nagasaki'de yaşanan vahşetin Pearl Harbour'a misilleme olduğu varsayımı ise, emperyalizmin barbarlığını teşhir etmesi bakımından kabul edilebilir bir varsayımdır. Ancak unutulmaması gereken daha önemli bir nokta ABD yönetiminin Pearl Harbour baskınının gerçekleşeceğine dair önceden bilgisinin olduğu gerçeğidir. Roosevelt yönetimi, artık savaşa girilmesine şiddetle ihtiyaç duyan Amerikan tekellerinin bu tercihini Amerikan halkına Pearl Harbour saldırısının ardından kabul ettirecektir. ‘Bizde de var' Sovyetler Birliği'nin ABD emperyalizminin bu "caydırıcılığı" karşısında geliştirdiği yanıt, benzer bir güce kendisinin de sahip olduğunu göstermek oldu. Nitekim, 1949 Eylülü'nde ABD Başkanı Harry Truman, Sovyetler Birliği'nin bir atom bombası patlattığını açıklayacak ve bunun ABD'nin askeri üstünlüğünü tehdit ettiğini ilan edecekti. Truman bundan kısa bir süre sonra ABD'nin daha güçlü bir hidrojen bombası üzerine çalışmalar yaptığını duyurdu. Soğuk Savaş dönemi, insanlığı sürekli artan bir şekilde tehdit eden bir silahlanma yarışıyla belirlendi. Bu yarıştan ise, hem saldırgan politikalarına bahane bulan hem de daha fazla saldırganlaşmasının zeminini yaratan emperyalizm yarar gördü. Emperyalist tehditler karşısında belli bir dengeyi tutturma çabası içindeki Sovyetler Birliği ise, sürekli "barış" politikalarını öne çıkararak diplomaside üstünlük sağlamaya çalıştı. Sosyalizm çözüldüğü için barışın "caydırıcılığı koruyarak" sağlanabileceği konusundaki tezin nihai zaferi kanıtlanamadı. Ancak, bütün bu dönem boyunca oluşan denge sayesinde emperyalist saldırganlık belli ölçülerde dizginlendi. Son yıllarda giderek yoğunlaşan ABD emperyalizminin hukuk tanımaz saldırıları, sosyalizmin olduğu bir dünyanın farkını açıkça ortaya koyuyor. __________________
küçük kara balık denizi düşünüyordu. bu düşünce onun zihninde birgün gerçekleştireceği bir amaçtı. ona göre hayat yalnızca yemek, uyumak, dünya sandığı küçücük bir gölde yaşamak değildi. |
|
| #2 | |
Yazıyaz Dergi Yazarı ![]() Giriş Tarihi: Aug 2005 Ülke / Şehir: İstanbul
Mesajlar: 2,604
| STRATEJİK ORTAK DEĞİL, NÜKLEER SİLAH DEPOSU Soğuk Savaş dönemindeki silahlanmasını Sovyetler Birliği tehdidi ile gerekçelendiren emperyalizm, sosyalizmin çözülüşünün ardından çok kısa bir "bocalama" dönemi yaşadı. Sonra yeni "düşman" bulundu ve silahlanma harcamalarının artması devam etti. Bugün "süper güçlerin silahlanma yarışı" olmadığı halde, emperyalist ülkelerin silahlanma konusunda birbiriyle yarıştığına tanık oluyoruz. Bunun gerekçesi ise, "terör" olarak sunuluyor. Dünya üzerindeki üslerini yeniden yapılandıran ABD emperyalizmi, silahsızlanma ne kelime silah indirimini bile akıllara getirmiyor. Emperyalist üslerin yeniden yapılanması sırasında Türkiye'ye düşen ise, ülkemizde zaten yıllardır gizli bir şekilde tutulan nükleer silahların sayısının artışı oluyor. ABD'nin Soğuk Savaş döneminden beri İncirlik Üssü'nü bir nükleer depo olarak kullandığı açığa çıktığında bunun karşılığı, bu silahların buradan çıkarılması olmuyor. Aksine ABD emperyalizminin yeni üs stratejisinde, Avrupa'daki fazla atom silahlarını Türkiye'ye kaydırabileceğinden söz ediliyor. Bunun İncirlik ve çevresinde yarattığı tehdit bir yana, Türkiye'nin komşusu ülkelere dönük kullanılacak oluşunun sonuçları düşünüldüğünde, ABD emperyalizminin Türkiye'yi neden "stratejik ortak" olarak gördüğü daha net anlaşılıyor. Soğuk Savaş dönemindeki silahlanmasını Sovyetler Birliği tehdidi ile gerekçelendiren emperyalizm, sosyalizmin çözülüşünün ardından çok kısa bir "bocalama" dönemi yaşadı. Sonra yeni "düşman" bulundu ve silahlanma harcamalarının artması devam etti. Bugün "süper güçlerin silahlanma yarışı" olmadığı halde, emperyalist ülkelerin silahlanma konusunda birbiriyle yarıştığına tanık oluyoruz. Bunun gerekçesi ise, "terör" olarak sunuluyor. Dünya üzerindeki üslerini yeniden yapılandıran ABD emperyalizmi, silahsızlanma ne kelime silah indirimini bile akıllara getirmiyor. Emperyalist üslerin yeniden yapılanması sırasında Türkiye'ye düşen ise, ülkemizde zaten yıllardır gizli bir şekilde tutulan nükleer silahların sayısının artışı oluyor. ABD'nin Soğuk Savaş döneminden beri İncirlik Üssü'nü bir nükleer depo olarak kullandığı açığa çıktığında bunun karşılığı, bu silahların buradan çıkarılması olmuyor. Aksine ABD emperyalizminin yeni üs stratejisinde, Avrupa'daki fazla atom silahlarını Türkiye'ye kaydırabileceğinden söz ediliyor. Bunun İncirlik ve çevresinde yarattığı tehdit bir yana, Türkiye'nin komşusu ülkelere dönük kullanılacak oluşunun sonuçları düşünüldüğünde, ABD emperyalizminin Türkiye'yi neden "stratejik ortak" olarak gördüğü daha net anlaşılıyor. Sovyetler'i dize getirmek için Atom bombasının hedefinin Sovyetler'i dize getirmek olduğu uzun süredir ABD'li yetkililer tarafından da kabul edilen bir değerlendirme. Buna dair çok sayıda ikna edici olgu bulunuyor. Bunların en önemlileri ise, bizzat ABD kaynaklarının açıklamaları. ABD Dışişleri Bakanı James Byrnes, atom bombasının kullanılmasının Japonya savaşının kazanılmasıyla değil, Sovyetler'in gözünü korkutmayla ilgili olduğunu açıkça söylemişti. Macaristan'a, Romanya'ya girmiş olan Sovyetler'i çekilmeye ikna etmek için bir gövde gösterisine ihtiyaç olduğunu düşünen Byrnes, "Savaşın sonunda kendi şartlarımızı dikte edeceğimiz bir duruma getirebilir bizi. Atom bombasını atmak Rusya ile Avrupa'da baş etmeyi kolaylaştıracaktır" diyordu. ABD Stratejik Bombalama İnceleme Grubu'nun Temmuz 1946 tarihli bir değerlendirmesinde ise şu ifadeler yer alıyor: "Bütün olguların detaylı bir soruşturmasına dayanan ve kurtulan Japon liderlerin ifadeleriyle desteklenen görüşümüz şudur: Atom bombası kullanılmasaydı bile, Rusya savaşa girmeseydi bile ve bir işgal tasarlanmasaydı bile, en büyük ihtimalle 1 Kasım 1945'te ve kesinlikle 31 Aralık 1945'te Japonya teslim olacaktı." JAPON EMPERYALİZMİNİN HESABI KABARIK 15 Ağustos'ta radyodan "teslim olunduğunu" açıklayan Japon İmparatoru Hirohito, en büyük fedakarlığı, Japonya'yı 2 Eylül'de "teslim alan" ABD'li General Mac Arthur'u makamında ziyaret ederek yaptı. Bunun dışında hiçbir şeyin hesabını vermedi ve işlediği savaş suçlarıyla kimse ilgilenmedi. Diğer yandan, Japonya yönetimi, atom bombasından sonra ölümden kurtulan vatandaşları için hiçbir çaba sarf etmedi. Patlamadan sonra bölgeye gelen ekipler, askerliğe uygun gençleri tedavi ederken, kadın, çocuk ve yaşlılarla kimse ilgilenmedi. Kurbanlar, uzun yıllar ne tedavi gördü ne de tazminat alabildi. ABD'nin bölgede "yardım" adı altında yürüttüğü faaliyetlerin asıl hedefinin ise, bombanın etkilerine dair bilgi toplamak üzere yapılan araştırmalara destek sağlamak olduğu biliniyor. Bugün Japonya yeniden sınır ötesi operasyonlara asker yollamaya başladı. İkinci Dünya Savaşı'nın hiçbir suçunun hesabını vermemiş olan ve Soğuk Savaş yıllarını ABD himayesinde geçirmiş olan bu ülke, bir kez daha ABD için ve onunla birlikte saldırgan bir yola girdi. Asya'da başta Çin olmak üzere pek çok ülkede son dönemde yükselen Japon emperyalizmine karşı eylemler böyle bir "hesap verme" çağrısı içeriyor. Komünist Gazetesinden Alıntıdır. DAVET "Buyurun" deniyor size, "buyurun, oturun," deniyor size, "konuşup anlaşalım Mister." Siz ter ter tepiniyorsunuz. "Bizde atom bombası var," diyorsunuz. "Ondan bizde de var," deniyor size. "Ama," diyorsunuz, "bizde hidrojenlisi de var." "Ondan da var bizde," deniyor size. "Ama," diyorsunuz "bizde," diyorsunuz... Boşuna nefes tüketiyorsunuz. "Sizde, orda, ne varsa," deniyor size, "burda, bizde de var ondan. "Hem de şu farkla ki, "sizde üniformanın içinde: asker, "bizde üniformanın içinde: insan." "Buyurun, oturun," deniyor size, "konuşup anlaşalım." Siz, ter ter tepiniyorsunuz, "Emrederim, konuşmam," diyorsunuz. Peki, dünya yanmış, yıkılmış umurunuzda değil, ya kendi halkınız? Mahvolmuş, olmamış hepsi bir mi sizin için? Bağlamıyor mu sizi halkınızla herhangi bir sevinç, bir keder, bir umut? Türkülerini sevmez misiniz mesela? Yahut boksa merakını? Makina kullanmaktaki ustalığını yahut? Sonra, siz de insansınız nihayet. Belki hayatınızda hasta bir kadın vardır, ak saçlı, soluk mavi gözlü bir kadın; bir çocuk, güneşten kopmuş gibi afacan ve sarışın; bir hatıra, biraz gülünç, kederli biraz, ama üstüne titrediğiniz ve bir sokak fenerinin ışığına gizlenmiş. Yahut bir tarlada bir ağaç, her bahar yeşermesini istersiniz sizden sonra da uzun uzun yıllar... Bu sefer bu ağaç kömür olacak, bu sefer yerle bir olacak şehir sokak fener, hatıranızla beraber. Geçenkiler gibi olmayacak bu sefer, bu sefer sizin oraya da gelecek o, taa evinizin içine kadar, ve saçlar kana bulanıp örtecek mavi gözleri ve bir yumurta gibi ezilecek sarışın başı çocuğun. Dahası var, kanı kimin döktüğü er geç bilinir ve bir sığınak, bir iki damla zehir. "Buyurun," deniyor size, "buyurun, oturun," deniyor size, "konuşup anlaşalım. "Yoktur sözle çözülemeyecek düğüm, "davaları halletmez ölüm, hayatı paylaşalım!..." Nâzım Hikmet 31 Ağustos 1953, Moskova __________________
küçük kara balık denizi düşünüyordu. bu düşünce onun zihninde birgün gerçekleştireceği bir amaçtı. ona göre hayat yalnızca yemek, uyumak, dünya sandığı küçücük bir gölde yaşamak değildi. |
|
| #3 | |
![]() Giriş Tarihi: Aug 2005 Ülke / Şehir: Konya
Mesajlar: 1,023
| Kız Çocuğu Kapıları çalan benim kapıları birer birer. Gözünüze görünemem göze görünmez ölüler. Hiroşima'da öleli oluyor bir on yıl kadar. Yedi yaşında bir kızım, büyümez ölü çocuklar. Saçlarım tutuştu önce, gözlerim yandı kavruldu. Bir avuç kül oluverdim, külüm havaya savruldu. Benim sizden kendim için hiçbir şey istediğim yok. Şeker bile yiyemez ki kâat gibi yanan çocuk. Çalıyorum kapınızı, teyze, amca, bir imza ver. Çocuklar öldürülmesin şeker de yiyebilsinler. 1956 Nazım Hikmet Ran |
|
| #4 | |
Mesajlar: n/a
| Akrostiş İhtilal acentası... Solun tamda ortası. Moskof ’un oltası.. Eli, zulüm muştası. Tek ümidi, cuntası İnkılap, avantası... Nemrut, onun atası... Ölüm yolu, rotası.. Namlı servet çantası.. Ünlü küfür softası.. ( 1968 ) Necip Fazıl Kısakürek |
|
| #5 | |
Mesajlar: n/a
| Aman Efendim Aman...! aman efendim aman galiba ahir zaman manzarası yurdumun tufan gününden yaman göz görmez aydınlıkta asümandedek duman yer dumanmış ne çıkar duman dolu asüman türk evi delik deşik yıkık dökük hanüman duraksız itiş kakış süresiz karman- çorman anne çocuk doğurur köpek soyundan azman beyinler zıpzıp kadar mideler koskocaman aziz fikir buğdayı katıra mahsus saman boş laf, hep dalga dalga uçsuz bucaksız umman hayvanlık orkestrası eşek birinci keman orman keleş, nebat kel nebat adamlar orman midelerde ihracat günde beş milyon batman milli servet matbaa bilmem kaç milyar harman yangın evinde satranç plan, reform ve uzman tam birbuçuk asırdır maymunlardan eleman bizdeki hale nispet maymun taklitten pişman hangi yol türke uygun, hangi parti tercüman? çıkamaz meydanlara camide mahpus iman silah küfrün belinde küfrün elinde ferman cehle sorarsan, ilim zehre sorarsan, derman rahmet meçhul kelime bilinmez isim Rahman kutsal kitaptır fuhuş ahlak, okunmaz roman tarih kontra gerçeğe hürriyet hakka düşman millete kastedenin ismi milli kahraman yere batsın bu dünya bu dünyadan hayr uman! genç adam at yorganı sana haram uyuman Aman, efendim aman! Efendim, aman.. aman..! Necip Fazıl Kısakürek |
|
| #6 | |
Mesajlar: n/a
| Basibos Vatanimda sular akar basibos; Herkes birbirini kakar, basibos. Bozkirlardan topal bir tren gecer; Cocuk, merkep, öküz bakar, basibos. Yanmaz da yürekler, atese atsan! Bir kibrit bir orman yakar, basibos. Tarih, kutuplara kacmis bir fener, Buz denizlerinde cakar basibos. Yirmidokuz harflik sözde aydinlar, Yafta yazar, isim takar, basibos. Allah'im, sen aci bu saf millete! Aksam yatar, sabah kalkar, basibos. Necip Fazıl Kısakürek |
|
| #7 | |
Forum Kurucu Üyesi ![]() Giriş Tarihi: Mar 2005
Mesajlar: 1,650
| Keşke tüm tartışmalar böyle edebi bir havada geçse. ![]() __________________
Beni öldürmeyen her şey, beni daha güçlü yapar. Beyin Fırtınası Geri Döndü |
|
| #8 | |
![]() Giriş Tarihi: Aug 2005 Ülke / Şehir: İZMİR :)
Mesajlar: 63
| Günümüzde insanoğlunun kullandığı enerji kaynaklarının çook büyük bir bölümü fosil yakıtlardan yani yenilenemeyen enerji kaynaklarından oluşuyorken atomnun sunduğu büyük güçten faydalanmamak akıllıca olmaz diye düşünüyorum. Şu bir gerçekki bugün kullanılan teknolojinin gelişmesinde askeri amaçlı çalışmalar en önde gelen itici güç olmuştur. Çünkü yeni teknolojiler geliştirmek oldulça pahalı ve zordur, yüksek teknolojili ar - ge tesisleri, çok iyi eğitim almış beyin gücü ve bunları biraraya getirecek maddi kaynak. Bu unsurları ise genelde askeri amaçlı çalışan firmalar sağlayabiliyor. Fakat geliştirilen teknolojilerin kısa zamanda sivil amaçlı olrak da kullanılmaya başlandığı da ortada. Örneğin havacılık, denizcilik gibi alanlarda en iyi araçları önce ordu kullanır tıpkı nükleer teknolojide olduğu gibi ama nükleer teknolojinin bu şekilde askeri kullanımı neticeisnde sivil amaçlı ürünler - nükleer santraller, tıbbi cihazlar - ortaya çıkmıştır. Kısaca atom enerjisi bir öcü değildir. Bugün ve daha çok da yarın gerekli olacak bir enerji kaynağıdır. Ama bir kaç kişinin yaptığı hata ( bana göre hata değildir belirteyim) bu teknolojinin kullanılmasına ve geliştirilmesine engel olmamalı. İyi günler ![]() |
|
| #9 | |
Yazıyaz Dergi Yazarı ![]() Giriş Tarihi: Aug 2005 Ülke / Şehir: İstanbul
Mesajlar: 2,604
| Braveblack 7 sülalenin yüzde doksanı ölse,geri kalanı da sakat olsa hata mıdır değil midir o zaman sorardım sana. __________________
küçük kara balık denizi düşünüyordu. bu düşünce onun zihninde birgün gerçekleştireceği bir amaçtı. ona göre hayat yalnızca yemek, uyumak, dünya sandığı küçücük bir gölde yaşamak değildi. |
|
| #10 | |
Admin ![]() Giriş Tarihi: Jun 2005
Mesajlar: 4,346
| Atom enerjisi öcü değildir.Aslında Amerika Hiroşima ve Nagasaki'ye atom bombası atarak ne de iyi yapmıştır.Onlar olmasa Atom bombasının gücünü nasıl öğrenebilirdik ki.Hatta şimdi bir de İran'a atsa ne güzel gökyüzü aydınlanırdı.Belki de havai fişek gibi görünürdü kim bilir.Ya ölen insanlar mı? Ölen insanları mı soruyorsunuz bana.Aman canım kaybolan giden bir kaç değersiz hayat.Sonuçta insanlık kazanmadı mı! ABD'nin Hiroşima ve Nagasaki'de yaptığını hata olarak görmemek.Nükleer silahlanmaya göz yummak yukarıdaki düşünceleri paylaşmak demektir.Nükleer silahlanmaya karşı duruşun herhangi bir ideolojisi yoktur.İnsana sadece insan olduğu için değer vermek yeterlidir. Zülfü Livaneli'nin Ada adlı parçasının nakaratındaki gibi ''Dünyayı güzellik kurtaracak Bir insanı sevmekle başlayacak her şey'' |
|
![]() |
| Şimdi Bu Konuyu Görüntüleyenler: 1 (0 üye ve 1 misafir) | |
| Konu Araçları | |
|
|