"Seviyenin olmadığı bir yerde ne özgür düşünce, ne de demokratik bir ortam oluşabilir." |
|
![]() |
| |||||||
Münazara ya da Yazıyaz/konusu ne, nedir, nasıl, kim, kimdir, nasıldır? - Forumumuz hakkında öneri, istek ve eleştirileriniz |
![]() |
|
|
Konu Araçları |
| #1 | |
Ayrıldı
Giriş Tarihi: Jul 2006
Mesajlar: 820
| "Sansüre ve Otosansüre Hayır Diyerek" başlığında ele aldığım düşünceleri farklı bir bakış açısı ile ama aynı şekildek ele alan bugünkü rdaikal-2Den bir yazından uzun bir bölümü aktarıyorum. Yazı son günlerdekidüşüncemei nefis biçimde özetlemiş bir yazı. Alıntıdan sonra kendi düşüncelerimi kısaca ele alacağım. Münazara Yıldırım Türker 11 Şubat 2007 / Radikal-2, Sf: 5 Boldlar bana ait... "...Siyaset Meydanı ve ondan mülhem bütün programlarda sabahlara kadar uzun uzun konuşuyorduk. Maç seyri kadar heyecanlı, çam seyri kadar zevkli bir hale geldi münazara. O gün bu gündür Türkiye konuşuyor... ....Siyasetin tükendiği çoktan ilan edildi. Fikir çatışmasının inançsız laf ebeliği, bir strateji oyunu olarak tanımı artık kimseyi şaşırtmasın. [NTV'de Dink cinayetini sonrası milliyetçiliğin tartışıldığı bir programı ele alıyor]... ....Akademisyenlerin bir süredir, hangi konu tartşılırsa tartşılsın soğukkanlı bir reel politika diline sıkı sıkı sarılmakta olduğunu gözlemliyorum. Kimse kimseyi incitmek istemiyor. Demokrasinin şevkatli kollarında katil şebekelerinin önde gelenleriyle meleketin menfaati için bir tartışma zemininde buluşmayı hazmedebilmek aklın, demokrasi ve insanlık mücadelesinin kaçınılmaz adımı olarak değerlendiriliyor. Onlara demokrasi telkininde bulunuyor. .... İyiniyetli demokratların kanımca yeterince sorgulamadıkları gerçek şu: Bir tarafına oturdukları tahtrvalli hileli. Demokrat olma gibi bir derdi hiç olmamış insanlarla halk önünde demokrasi adına tartışılırken hep havada kalıp çırpınan olmak kaçınılmaz. .... Uzlaşma misyonuyla tartışılırken tabuları belirleyen tehdit ve tazyikle dokunulmazlığını kazanmış olanların çizdiği çerçeveden dışarı adım atılamıyor. İslam tartışırlek herkes inançlı, milliyetçilik tarşılırken herkes vatansever oluyor. Kürt sorunu tartışılırken Kürtlerin bir kısmı kurucu unsur olma peşinde koşuyor. Dikkat ederseniz kimse çıkıp ben Müslüman değilim, kaldı ki bütün dinlerin insanlığa derin zararları olduğuna inanıyorum. Buna rağmen türban hakkında savunuyor olmam şu anlama geliyor diye bağlayamıyor meseleyi...Demek mümkün değil mi? [Taha Parla'dan aktarıyor] Sorunlara daha ciddi çözümler üreten müzakere opsiyonları eleniyor; fazlasıyla ödüncü-uzlaşmacı ve aşırı genişlikte bir cephe mantıklarıyla hareket etmekle, statükonu dilinin birazcık ötesinde bir dil kullanmak yol alınabileceği zannediliyor. Sonuç statükonun hep yeniden üretilmesini kollayan yönetici sınıfların ve onların baskı ve ideolojik aygıtlarına itiraz etmeyeceği, karşısında istifini bozmayacağı bir duruştan öteye gidemiyor. İstenen herhalde bu değil, ama fiil ya da beklenmedik sonuç bu... ... Cinayetlerin dökümünü yüzüne vurup hesap soramayacaksam neden zorbaların yanında uslu uslu oturayım. Münazara adına mı? Münazaradan çekiliyorum. " Bir taraftan çekilmeli mi sorusu, diğer taraftan radikal gazetesinde bu yazının 2 sayfa sonrası Mine Gencel Bek'in "Eleştirel muhalif aydınlara, örgütlenlelere düşen, şimdiye dek yaşadıkları hayal kırıklığına rağmen, medyada seslerini duyurmaya çalışmak olmalı' mı sorusu... ( 11 Şubat 2007 - Radikal-2, sf: 7) Sn Bozkır yazıyaz yönetiminin demokratlığından söz etmiş. Benim eleştirdiğim yönetimin demokratlığı değil. Yıldırım Türker'in dediği gibi özellikle Dink cinayeti sonrası "Demokrat olma gibi bir derdi" olmayaların, söz hakkı adı altında yeni bir statüko dalgasına sahip olmaları ve ifade özgürlüğünden nasibini almayaların, ifade özgürlüğüen sığınarak yaratmaya başladıkları statükonun yazıya yönetimi tarafından da fark edilmemiş olması. Ve bu statükonun varlığına gönderme yapanların 'havada çırpınır" halde bırakılmaları. Benim yazdığım bir yazıda "tabuları belirleyen tehdit ve tazyikle dokunulmazlığını kazanmış olanların çizdiği çerçeve"ye sahip olanlar benden otosansür talep ettiklerine karşılık özür istediğimde bir modaratörün taraf olması ve yönetimin bu talebim karşısında dahi "statükonun yeniden üretenlerin" "baskı ve ideolojik aygıtlarına itiraz etmeyeceği, karşısında istifini bozmayacağı bir duruştan öteye" gitmemeyen bir sessizliğe düşmesi. İşte bu nokta da "cinayetlerin dökümünü yüzüne vurup hesap soramayacaksam neden zorbaların yanında uslu uslu oturayım?" sorusunu kendime sordum. Ve en azından bir süre yazmama gibi bir 'tepki","tavır" alma düşüncesi belirdi. Ama öyleki en başta yönetim benim yönetim alayışını da içeren duruma karşı tepkim ve tavrım karşısında 'istifini bile' bozmadı..., (Not bu yazıyı yazdığım sıradaİl_Bilge, bir şeyler yazdı) İşte tehlikeli olan budur. Özgür ifade adı altında sunulan statükocu düşüncere karşı değil de statükoya karşı çıkanlara karşı 'sessizlik' ile statüko tarafı olma durumu. Bu bağlam da "cinayetlerin dökümünü yapmayanlara" karşı "tabuları belirleyen tehdit ve tazyikle dokunulmazlığını kazanmış olanların çizdiği çerçeveden" derin denilebilecek bir sessilik. Sorun demokratlık değildir. Demokrat olmak gibi bir derdi asla olmayanların demokrasi diyen insanların kurduğu bir forumda sınırlarını kendilerinin belirlediği bir statükoyu geçerli hale getirmeye başlaması ve demokrat olduğunu düşündüğüm bir yönetimin bunun henüz farkında dahi olmayışı. Taraf olma hali değildir bu. Değerler üzerine yükselmeye başlayan artık ayan beyan ortada olan bir tartışma alanının bu değerler alanından çıkarılmasına yönelik hiç bir çabaya girişilmemesidir. Sessiz kalınmasıdır. Çünkü bu değerler ( vatan, bayrak, millet, din; üzerinden statükoya sessizlik ile 'istif bozmama' ile kapı açılıyor. İtirazım bunadır. Münazradan çekiliyor muyum...? Henüz karar vermedim.... BF... __________________
Kitleler sustuğunda ya da susturulduğunda, tarihi kişilerin yaptığı sanılır. Tarihi bizzat kitleler yapar, kişiler sadece kitlenin bilincine sahip figürlerdir. Balıkçı Filozof Tarafından düzenlenmiştir. Düzenlenme zamanı: 11-02-07 21:15 . |
| #2 | ||
Genel Moderatör ![]() Giriş Tarihi: Aug 2006
Mesajlar: 5,337
| Sayın Bf Yazınız harika olmuş, savunmanız oldukça sağlam temeller üzerinde gözüküyor. Yazınızın içerisinde size katıldığım yerler var ama katılmadığım noktalar da mevcut geneli katılım itibariyle oluşsa da. Yıldrım Türker'in yazısı da enfes. Bir kaç gündür demokrasinin ne olduğunu zihinleri kabul etmeyen ve şiddetle reddeden beyinler demokrasi dersi vermeye başladılar. Aslında NTV'de yayınlanan son "Neden?" programı da güzel bir kanıt oluşturuyor buna. Bir kaç önemli noktaya değineceğim programla ilgili.Eski MİT müsteşarı diyor ki "Gerekirse hapishaneden biri kaçırılarak devlet çıkarlarına uygun bir şekilde kullanılabilir." Şimdi devlet özelliklerine bu sözün uygun olup olmadığını düşünelim. Anayasa der ki Türkiye Cunhuriyeti Devleti bir hukuk devetidir. Eski müsteşar ise yukarı da sözünde hukuka aykırı bir olaydan bahsediyor. Bir huku devletinin çıkarlarını ancak hukuka aykırı davranmakla sağlanabileceğini gururla söylüyor. Güya solcu diye oturanlardan tek bir tepki yok. Onlar da bu yönteme sessiz kalıyorlar. Eski müsteşardan devam edelim. Diyor ki "Bütün zamanlar için devletin resmi politikası asla değişmemeli." Bu düşünceyi yine devletin çıkarları için oluşturduğunu söylüyor. Şimdi de bu sözü irdeleyelim. Anayasa derki Türkiye Cumhuriyeti Devleti demokratik bir devlettir. Şimdi demokrasi demek halkın devleti yönetmesi, halkın politika yapması demektir. Halk gelişen dünya olaylarına göre politikasını belirleyip istediği partiyi başa geçirir(tabi bunun Türkiye'de uygulandığını söylemiyorum) ve bütün politikalar buna göre belirlenir. Yani devletin politikasına halk karar verir. Müsteşar diyor ki halkın politikasını devlet belirlemelidir. Demokrasiye dayanan devleti korumanın, demokrasiye uymayan eylemlerle yapılacagını düşünüyor. Güya solcu diye oturanlardan tek bir tepki yok. Onlar da bu yönteme yine sessiz kalıyor. BBP genel başkan yardımcısı diyor ki "Milliyetçiliği içinde barındırmayan ülkeler yok olur. Bu yüzden herkes milliyetçi olmak zorundadır." Sözleri arasından mesaj veriyor. Milliyetçi olmayanlara göndermeler yapıyor, gizli tehditini dudakları arasından boşaltıyor. Yine solcu olanlardan tek bir tepki yok. Bu tip kişiler programlarda boy gösteriyor. İşte bu noktada size bir cevap vereceğim. Şöyle demişsiniz: Alıntı:
Kaç kişi biz cevap vermediğimiz, münazaradan çekildiğimiz için canından olacak? Ben münazaradan çekilmiyorum. En azından benim de soluğum kesilene kadar savaşıyorum.. __________________
"Yaşamak bir ağaç gibi tek ve hür ve bir orman gibi kardeşçesine." Nazım Hikmet İnsanların Kanatları Yüreklerinde.. Elenorin Tarafından düzenlenmiştir. Düzenlenme zamanı: 11-02-07 21:33 . | |
| #3 | |
Ayrıldı
Giriş Tarihi: Jul 2006
Mesajlar: 820
| Münazaradan çekilmek istemek, tartışmaya dahil olmamak, tartışmadan ayrılamk demek değildir. Bunun başka kanalları muhakkak olacaktır, olmalıdır... Münazaradan çekilmek demek, sadece demokrasi ile oynanan "demokrat olma derdi olmayanların ikiyüzlülüğü içindeki" bir tiyatralda rol almak istememektir. BF... __________________
Kitleler sustuğunda ya da susturulduğunda, tarihi kişilerin yaptığı sanılır. Tarihi bizzat kitleler yapar, kişiler sadece kitlenin bilincine sahip figürlerdir. |
![]() |
| Şimdi Bu Konuyu Görüntüleyenler: 1 (0 üye ve 1 misafir) | |
| Konu Araçları | |
|
|