| |
||||||
"Seviyenin olmadığı bir yerde ne özgür düşünce, ne de demokratik bir ortam oluşabilir." |
||||||
| #1 | |
![]() Giriş Tarihi: Aug 2005 Ülke / Şehir: manisa
Mesajlar: 921
| Evet arkadaşlar, bakan başbakan belki olamayacaksınız sanayici, holding sahibi de belki olamayacaksınız belki ünlü bir artis, şarkıcı, stendapçı, pilot, kaptan da olamayacaksınız, Ama bir gün mutlaka ve mutlaka <<ölü>> olacaksınız, kaçış yok Bu nasıl olacak ve sonrasında başınıza neler gelecek düşündünüz mü |
| #2 | |
![]() Giriş Tarihi: Aug 2005
Mesajlar: 5,341
| Ölü olmayi, yasarken düsünmek ne kadar aci olsa gerek. Hem de bilinmeyen bir kavram icin üzülmek ve korkmak. Kutsal kitaplar degil mi sizi bu hale getirenler. Biliyordum. Insanlik bu korkularla binlerce yil cebellesirken, ölümle tanisanlar sabah islerine gittiler bile??? Neden bu denli melankoliksiniz anlayamadim. Ölüm, insanin yasamdaki son deneyimidir diyen brecht her halde yasarkenki birikimlerin degerinden söz ediyordu. Kimsenin öldügü filan yok. Kimsenin bir yere gitigi filan da yok. Sahi, siz gercekten ölü olmaktan söz ettiginize göre ölüm kavramina inaniyor olmalisiniz. Bu ne büyük bir aci olmali. Ölmek. Korkutuyor degil mi? Ama benim en cok korktugum sey, sünnet olmakti. Sonunda onu da atlattim. Ölüm gibi??? Sünneti biliyorduk, ölümü bilmedigimiz icin mi korkuyoruz? Yada siz birilerini mi korkutmaya calisiyorsunuz? Lütfen kafa bulmayin. Yani size uzun gibi gelen bir rüyadan uyanmaya ölmek mi diyorsunuz? Ana rahminde de cok rahattiniz, sivi icinde balik misali, osijensiz cigerlerinizle nasil nefes aliyordunuz? Üstelik beslenip bakiliyordunuz, oradaki yasam sürenizin sonu, dünyaya dogurdu sizi. Artik ana rahmi sizden mahrum oldu? Baskalari icin.Yeni gelecekler icin??? Neden sürekli ana rahminde kalmak istesin ki bir insan, su yasami tanidiktan sonra??? Iste ölüm de böyle br sey. Belki burasi, bir daha dönmek istemeyeceginiz bir ana rahmi gibi su anda. Korkmayin korkmayin gercekten. öyle ölüm mölüm gibi bir sey yok. Insan denen memeli her an ölebilir diyorlar; bakin elmalar her yil elma verirken, ölünce bunlardan mahrum kalacaginizi da sanmayin. Öldügünüzü sandiktan sonra; Uyandiginizda, söyle güzel bir sabah kahvaltisi yapacaginiz icin simdiden sevinmelisiniz. Ama kiminle yapacaginizi ve nerede olacaginizi bilmiyorsunuz, hepsi bu. saygilar. (sözlerim saka degillerdi) canugur Tarafından düzenlenmiştir. Düzenlenme zamanı: 29-08-05 21:01 . |
| #3 | |
![]() Giriş Tarihi: Aug 2005 Ülke / Şehir: manisa
Mesajlar: 921
| Azap : istenilmeyen acı veren bir ortama katlanmak zorunda kalmak olarak anlıyorum ben azabı.kabir azabı ve cehennem azabı ise iki ayrı durak. mesela : gece uykumuzda bir kabus görürüz.kanter içinde kalmışızdır, acıları birebir yaşarız.korku titretmektedir içimizin en derinliklerini.kaçmak kurtulmak isteriz ama nafile gerçekten hadislerde anlatılanlar doğruysa, ölü dışardakilere göre ölü ama gerçekte duymakta,çevresinde olup bitenden haberdar ise ve diri diri gömülüyorsa......bundan daha feci bir kabir azabı mı olur ? diri diri gömüldüğünüzü bir hayal edin <<benim bildiklerimi bilseydiniz az güler çok ağlardınız>> hadis |
| #4 | |
Forum Kurucu Üyesi ![]() Giriş Tarihi: Mar 2005
Mesajlar: 1,650
| Sayın canugur, Gece yattıktan sonra sabah kahvaltısına kalkamayanlara ne oluyor, yani mutlaka kahvaltıya kalkıyorlar mı?, sabah uyanamayan yok mu, anlayamadım kusura bakmayın. Ya da, bizim öldü diye bildiklerimize ne oluyor? __________________
Beni öldürmeyen her şey, beni daha güçlü yapar. Beyin Fırtınası Geri Döndü |
| #5 | |
Yazar Adayı Giriş Tarihi: Aug 2005
Mesajlar: 5
| türk toplumu olarak polemiklerin günümüz dünyasına farklı renkler kattığı şu günlerde gerçek sevgiye ve samimi hoşgörüye ihtiyaç duymaktayız ezberci zihniyetin kök saldığı eğitim tarzları bizi kelimelerin gerçek manalarını keşfetmekten men ediyor bırakın ışık nedir aydınlık veya karanlık ne anlama gelir cevaplarını bilmek bir yana sınırlar ötesi sorulara yanıtlar arıyoruz ölüm ve sonrası gibi bilmek için derini kanımca insan nedir sorusuna açıklık getirerek yola çıkmak hoş olur insan nedir sorusunun karşılığı karıncanın dünya turu ile doğru orantılıdır gibi geliyor hiç uyuşan bir uzvunuza el attınız mı bence ölüm böyle bir şey hissizlik belkide kan uyuşan uzva geri mi döndü işte bu da ölümden sonraki yaşam neyse uzun etmeyelim ölümden kurtulmanın yollarını arayalım belki aşkla kesinlikle aşkla .... iyi yolculuklar... |
| #6 | ||
![]() Giriş Tarihi: Aug 2005
Mesajlar: 5,341
| Alıntı:
Yazimda ölüme ironik bir gönderme yaptim. Henüz hic bir sey kanitlanmadigi icin, yasami tekrar dönmek istemeyecegimiz bir ana rahmine benzettim.Bunun yaninda; Sabah kahvaltisi olayi ise burasi icin degildi. Ölüme yattigini sanalar icin; ölümü,yeni bir sabaha uyanmak gibi betimledim. Yasam rüyasindan uyanmak gibi??? saygilar | |
| #7 | |
Mesajlar: n/a
| dönülmez akşamın ufkundayım şarkısını iyi dinleyin ölümü o zaman anlarsınız |
| #8 | |
Mesajlar: n/a
| Ölüm soğuk bir kelime, bir ömrün tükenişi, dönüşü olmayan eşik, sıfır noktası, dünyaya son bir bakış, ilişik kesme anı, fanilikten ebediliğe göçüş, ödünç alınan nimetin sahibine teslimi... Eskilerin tabiri ile sırası gelenin gittiği bilinmezler diyarının eşiği. Ne hoş söylemiş Yunus; İş bu söze Hakk tanıktır, Bu can gövdeye konuktur, Bir gün ola çıka gide, Kafesten kuş uçmuş gibi. Her şey ama her şey sonlu!.. Her şey doğup gelişip ölüyor. Sanki görünmez bir el fişi çekiyorda hayat böylece duruyor. Öyle yaşıyoruz ki, ömrümüzü öyle harcıyoruz ki; mutlaka uyanacakmış gibi yatıyor, hiç ölmeyecekmişiz gibi büyük bir hırsla güne başlıyoruz. Gelecek ümidiyle bu günü yaşıyor, bir gün diye diye yılları, ayları, günleri, nihayet koskoca bir ömrü geride bırakıyoruz. Kimimiz erişemeyeceğini bile bile rüyalarının hayallerinin peşinde ömür boyu sürüklenip dururken, kimimiz vur patlasın çal oynasın nidaları ile hayatı peşinden sürüklüyor. Kimimizde öyle bir hırsla sarılıyoruz ki hayata sanki dünyayı avuçlarımızın içine alıp, suyunu çıkaracakmışız gibi!.. Mal, mevki, şan, şöhret derken deli rüzgarlar gibi savrulup gidiyoruz. Ne gariptirki insanın yaşı ilerledikçe zaman daha bir süratli akıyor. Dünyalığını çoğalttıkça zamanı azalıyor. Peşinde koştuğu, uğrunda ömrünü harcadığı şeylerin esas değerini anladığında geri sayma başlıyor. Çarklar tersine dönmeye, kalan bir avuç ömrü hızla öğütmeye başlıyor. Netice... Bütün yollar ölüme çıkıyor!.. Ve gerçek... İnsan ölümü unutsada, ölüm insanı unutmuyor. Yüce Rabbimiz Kehf suresi 45. ve Ankebut suresi 64. ayetinde şöyle buyuruyor; "Bismillahirrahmanirrahim. Onlara dünya hayatı misalinin tıpkı şöyle olduğunu anlat. Gökten indirdiğimiz suyla yeryüzünde yetişen bitkiler birbirine karışır, ama sonunda rüzgarın savuracağı çer çöpe döner. Allah her şeyin üzerinde bir kudrete sahiptir. Bu dünya hayatı sadece bir eğlence ve oyundan ibarettir. Asıl hayat ahiret yurdundaki hayattır. Bilselerdi..." İlk çığlık, ilk ağlamayla başlayan hayat yoculuğu, son çığlık ve son ağlamalarda nokta koyuyor yolculuğuna!.. Canlılarda bütün yaşam süreçlerinin geriye dönüşü olmayacak biçimde durması. Tıb böyle tanımlıyor ölümü... Çevrel damarlarda nabzın durması, kalp atışı ve solunumun kesilmesi, gözde kornea refleksinin kaybolması, derinin solması ve kasların gevşemesi. Böylece başlıyor dönüşü olmayan yolculuk. Buraya kadar geliyor insanoğlu ve onun ilahı bilim. Bu noktada kapılar yüzlerine çarpılıyor her ikisinin, ölüm tüm sırlarıyla o derinliklere yine gömülüyor. Çünkü yüce Yaratan; "Andolsun, her can ölümü tadacaktır" buyuruyor. Evet, her dem tazeliğini koruyacaktır ölüm ve sırları. Nisa suresi 78. ayetinde şöyle buyuruyor yüce Rabbimiz; "Nerde olursanız olun, velevki sağlam kaleler içinde bulunsanız bile ölüm size yetişecektir." Bu gerçek her an karşımıza dikiliyor. Ölüme her yer aynı uzaklıkta. Evren, güneş sistemi, dünya, canlı hayat ve insan. Ne güzel anlatıyor evrendeki nizamı şu mısralarda Yunus; Yeden göğe küp dizseler, Birbirine bend etseler, Aradan birin çekseler, Seyreyle sen gümbürtüyü. Dünya... Bilindiği kadarıyla güneş sisteminde canlıların yaşamasına uygun tek gezegen. Güneşe yaklaşık 150 milyon km uzaklıkta. Çevresi 40 bin km, yüzey alanı 510 milyon km². Güneş etrafında yaklaşık 365 günde, kendi etrafında 24 saatte dönen, gecesiyle, gündüzüyle, dört mevsimiyle, rüzgarı, yağmuru, bulutuyla, toprağıyla, toprağındaki çeşit çeşit elementleriyle, üzerinde yaşayan canlılarıyla, kendini sürekli yenilemesi ve aksamayan mükemmel dengesiyle bir muamma!.. Ya insan?.. Erkeği dişisiyle, eliyle, gözüyle, kulağıyla, beyniyle, beyniyle mükemmel bir uyum içinde çalışan iç organlarıyla, konuşması, okuması, yazmasıyla, düşünmesi, üretmesiyle, neslini sürdürmesiyle, kendi kendini tamir etmesiyle, sevinci, kederi, ruhuyla dünyadan hiç aşağı kalmayan bir başka muamma!.. Gören göze, hisseden kalbe anlatmaya ne hacet... Ancak hepimizin bakıp görmediğimiz, duyup dinlemediğimiz nice olaylar geçmiştir başımızdan. O anda önemsemediğimiz bu olayları sonradan tahlil ettiğimizde olur kimi zaman... Bu kadar basit mi? diye içimizden geçiriveririz bir an. İşte bu da öyle bir şey; uzay, güneş sistemi, dünya, yeryüzünde yaşayan binlerce yaratık ve insan... Bu kadar masraf, bu süper maliyet, bu mükemmel denge, bunca şey... Bu kadar basit mi? Bu koskoca evren yaratılsın, her şey insanın emrine verilsin ve insanda doğsun, ömürsürsün ve ölsün!.. Bu kadar basit mi? Evet... Gerçekte bu muazzam denge boşuna değil. Her şeyin bir bedeli, her sebebin bir sonucu ve her nimetin bir külfeti var. Dünya hayatında iyi veya kötü en ufak bir metaanın elde edilebilmesi için bile nice çabalar gerekirken, can, beden ve hayat gibi çok yüksek maliyetli bir nimetinde bir bedeli mutlak olmalı. Yüce Rabbimiz Mü'minun suresi 115 ve Sadr suresi 27. ayetinde şöyle buyurmaktadır; "Bismillahirrahmanirrahim. Sizi boşuna yarattığımızı ve bize döndürülmeyeceğinizi mi sandınız. Göğü, yeri ve ikisinin arasında bulunanları boşuna yaratmadık. Bunun boşuna olduğu inkar edenlerin zannıdır. Ateşe uğrayacak inkarcıların vay hallerine." Evren, dünya ve dünya üzerinde insan. Tek başına düşündüğünde bir zerre sanki!.. Milyonlarca sene evveli belki bir o kadarda kendinden sonrası var her canın, her bedenin. Ancak ne geçmişe dahli var ne geleceğe. Şu zaman dediğimiz girdabın içerisinde her kişinin bir ömür boyunca işgal ettiği zaman dilimi neredeyse yok denecek kadar az. Zaman ölümlülerin sermayesi. Kimine harcamayla bitmez gibi gelen, kimineyse hiç yetmeyen!.. Yaşını almış her insan şöyle bir oturup anılarını hafızasında derlemeye kalksa hatırladığı şeyler dünya günüyle bir günü doldurmaz. Sorsanız kendisine, yap şu ömrün tarifini deseniz "Bir kapıdan girdim, diğerininde eşiğindeyim" der hüzünlü bir tebessümle. Hakikaten su misali, rüzgar misali ömür. Gelip geçiveriyor işte. Üstelik insana hayallerini tattırmadan, rüyalarını yaşatmadan. Bir zamanlar onlarda gençti, güzeldi, diriydi. Can doluydu, kan doluydu hepsi. Ancak anlayamadılar nasıl geçti, nasıl bitti? Sırası gelen dönülmez akşamın ufkuna yelken açtı, gitti. Efendimiz (S.A.V.) bir hadis-i şerifte şöyle buyuruyor; "Şaban ayının 15. gecesi yani beraat gecesi melek-ul mevtin (yani ölüm meleğinin) eline bir defter verilir. O sene içinde ölecek olanların isimleri orada yazılmıştır. Kimi ibadet etmekte, kimi evlenmekte, kimi kavga etmektedir. Halbuki isimleri ölüler defterine geçmiştir." Gerçektende öyle değil mi? Acaba içinde bulunduğumuz senede kaç insanoğlunun ismi daha ölüm defterine girecek? Mezarlıkları, cenazeleri uzaktan seyrederizde sanırız ki hep böyle seyredeceğiz. Hiç düşünmeyizki bir gün gelecek başkalarıda bizi böyle seyredecek!.. Hiç sevmeyiz ölümü düşünmeyi, hiç yakıştıramayız kendimize. Bir gün bir cenaze sırasında ashabına şöyle buyurmuş Resulullah (S.A.V.); "Söyleyin, bizim üzerimizede ölüm yazmadılar mı? Söyleyin, götürülen bu cenazeler hemen dönecek olan misafir midirler? Onları toprağa gömeriz, miraslarını yeriz, bir gün kendimizinde onlar gibi olacağını aklımıza bile getirmeyiz." İmam-ı Gazali, kimyayı saadette ölüm bahsinde Rey şehrinden bir yaşlı zatın bir dostuna yazdığı kısacık mektubu hayat-ölüm-ahiret üçlüsünün bir özeti olarak vermiş. Şöyle diyor yaşlı zat mektubunda; "Dünya rüyadır, ahiret uyanıklıktır, arada ölüm vardır. Bizim içinde bulunduğumuz hal dağınık boş rüyalardır vesselam." Dinimiz yeni bir hayatın başlangıcı olarak müjdeliyor ölümü. Ölümü asıl hayatın geçiş kapısı olarak nitelendiriyor. Ölüm olayı her ne kadar fiziksel olarak bazı belirtilerle kendini göstersede işin gerisinde yatan, bizim göremediğimiz boyutta gelişen birde öte yüzü var. Göremediğimiz boyutta diyoruz, eğer orada gelişenleri insanoğlu dünya gözüyle görseydi secdeden başını kaldırmazdı!.. Yüce Rabbimiz kendi dilediği şeyler müstesna dünyada her şeyi bir sebebe bağlamış. Evet... Artık zamanımızda bizim göremediğimiz, bizden farklı boyutlar olduğu gün gibi aşikar. İnsan oğlu cisim olarak ancak üç boyutlu, yani eni, boyu ve yüksekliği olan şeyleri görebiliyor. Bu boyutların birine sahip olmayan veya bilemediğimiz başka bir boyutta olan herhangi bir şeyi göremiyor. Ölüm olayının öte yüzü işte bu göremediğimiz alemde gelişiyor. Rabbimizin bizden farklı boyutta yarattığı, dünya gözüyle göremediğimiz melekler, dünya hayatımız boyunca bize emanet olarak verilen canı, teslim tarihi geldiğinde teslim almak için geliyorlar. Azrail'in (A.S.) emrinde görev yapan nice melek hergün nerede olursa olsun, hakkında ölüm fermanı yazılmış olan her kişinin saati geldiğinde ruhunu almaya koşuyorlar. Ölüm Allah'ın dilemesi müstesna yılı, günü, saati, dakikası hatta saniyesi belirlenmiş süreç. Allah'ın dilemesi müstesna ne bir an ileri, nede bir an geri gidebiliyor. Kişi ya hastalanıp ölümü bekliyor, ya da ölüm ona ansızın geliyor. Ya elim bir trafik kazası, ya da ani bir kalp krizi deniyor. Neticede an geldiğinde kişi bir daha dönmemek üzere hayata veda ediyor. Ölüm anı geldiğinde, ölümle pençeleşen kişiyi kurtarabilmek için sevenleri her çareye başvuruyorlar. Bir ümitle etrafında pervane oluyorlar. Ama can çekişen kişi onların bu çırpınışlarının boşuna olduğunu biliyor. Çünkü o anda bu güne kadar görmediği başka bir alemin yaratıklarıyla, ölüm melekleriyle yüz yüze geliyor. Devam edecek. petricli Tarafından düzenlenmiştir. Düzenlenme zamanı: 14-09-05 11:42 . |
| #9 | |
Yazıyaz Dergi Yazarı ![]() Giriş Tarihi: Aug 2005 Ülke / Şehir: İstanbul
Mesajlar: 2,604
| En kötü ihtimalle, geldiğimiz yere döneceğiz... Hem As olan yaşamaktır..Ne gerek var ölümü düşünmeye,zamanımız hepimizin gelecek ne olursa.. __________________
küçük kara balık denizi düşünüyordu. bu düşünce onun zihninde birgün gerçekleştireceği bir amaçtı. ona göre hayat yalnızca yemek, uyumak, dünya sandığı küçücük bir gölde yaşamak değildi. |
| #10 | |
![]() Giriş Tarihi: Aug 2005
Mesajlar: 5,341
| Yunus´tan iki dize de bir de benden; "Benim bunda bir kararim yok. Ben yine gitmege geldim." derken iki görüsün catimasi göze carpar. Idealizme göre, bu tekrar gelis, kurana aykiri olsa da, allahin bilecegi is diyerek yunus tekrar gönderilmis olabilir. Bazi bilim insanlarinin görüsüne göre de; bu dizelerle, öte dünyanin olmadigi, insanin yasam icine sürekli tekamül bicimde geldigini iddia eden bir düsüncedir. Bu görüsü destekleyen, Yunus´tan diger iki dize de söyledir; " Ete kemige büründüm, Yunus diye göründüm" Yani evrende sonsuz yasamin varligi karsisinda, bendeki zaten var olan enerji, ben ölünce, tekrar beden bulup yunus oldu gibi bir aciklama getirilebilir. Kimilerinin ruh dedigi bu enerji, bir görüse göre de;yasamin kaynagi, yani evrende var olan yasam enerjisinin kendisidir. Idealizm de bu dizelere, inanclarina göre bir anlam verecektir kuskusuz. saygilar __________________
"Tüm dönemlerde, toplumun kutsallastirdigi bos düsüncelerden tehlikesizce siyrilmak imkansizdir." M.Kemal canugur Tarafından düzenlenmiştir. Düzenlenme zamanı: 15-09-05 16:24 . |
| Şimdi Bu Konuyu Görüntüleyenler: 1 (0 üye ve 1 misafir) | |
| Konu Araçları | |
|
|