| |
||||||
"Seviyenin olmadığı bir yerde ne özgür düşünce, ne de demokratik bir ortam oluşabilir." |
||||||
| #1 | |
![]() Giriş Tarihi: Aug 2005 Ülke / Şehir: manisa
Mesajlar: 921
| KENAN KESKİN Melekler ve cinler öz yapıları itibariyle farkında olarak hologram boyutunda yer alırlar. Keza, insanların ölüm ötesinde bulunacağı boyutta budur. Et-kemik yığını olduğunu ve bizler gibi yaşadığını düşündüğümüz Resullerin, Nebilerin, Velilerin ve hatta istidraç sahiplerinin de dünya yaşamında iken gerçek yaşam sürdükleri boyut burasıdır. Yani bizlerin dünyası ayrı, hologram boyutunda kendi idrak düzeylerine göre yaşamaları nedeniyle onların dünyaları ayrıdır. Bu yüzden bizim dünyamıza göre olağanüstü gelen haller, onların kendi dünyalarında normal, alışıldık türden şeyler olarak görülmektedir. Ancak cinlerin, istidraç sahiplerinin ve de ölümü tadan sıradan insanların hologram boyutunda yer alarak bu boyutun özelliği olan zamansızlığı, sonsuzluğu hissetmeleri onların tasavvuf lisanıyla “An-ı Daim” i yaşadıkları, kendi gerçek özlerine vakıf olarak Hakikât boyutunda oldukları anlamına gelmez. Bu durum, beden dışı deneyimler (o.b.e) ve ölüme yakın deneyimi yapanların (ö.y.d) yaşadıkları benzer türden fenomenler için de geçerlidir. Nasıl ki madde ötesi boyutlar ışınsal bir halde ise, madde olarak gördüğümüz nesnelerin gerçek yapısı da dalgasal bir enerjidir. Yani madde de meleklerin o suret adı altında yoğunlaşmasından, ortaya çıkmasından ibarettir. Bu yüzden bizim ikiz yapımız olan ruh ve bulunduğu boyutun aslı melek olduğu gibi, vücudumuz ve onda işleyen sistem de meleklerin suretlenmesi ile oluşmuş bir yapıdır. Aynı şekilde cinlerin ve şeytaniyet vasıflı cinlerin (iblislerin, şeytanların) da aslı melektir. Yapıları melekler tarafından yapılandırılmıştır. Ancak, bulundukları boyut ve bilinç yapısı dolayısıyla melek değil, Cindirler. Biz insanların, hayvanların, bitkilerin...öz yapısı melek olmasına karşın, bize ve bu varlıklara “melek” denmiyorsa cinlere ve şeytaniyet vasıflı olanlarına da melek denmez. Görüldüğü üzere, yine boyutsallık kavramı karşımıza çıkmaktadır. Burada, bilgisizlik ya da olayın iç yüzünü kavrayamama yüzünden hep yanlış anlaşılan bir konu da diğerlerine göre çok üstün özelliklere sahip olan ve şeytaniyet vasıflı cinlerin önderi İblisin, tart edilmeden önce bir melek olduğu yolundaki görüştür ki, bu doğru değildir. Bilhassa Hıristiyanlıkta, Okült felsefe ve bu felsefenin kullanıldığı sanat eserlerinde birçok ismi yanında “ Düşmüş Melek” (çoğulu da düşmüş melekler) ismiyle de anılan İblisin bir melek olduğu belirtilmektedir. Bu yanlış ifadeye karşı Kuran: “ İblis secde etmedi. Çünkü o bir Cin idi ” (18-50) ifadesiyle İblisin Cin sınıfından olduğunu yoruma ve tevile gerek kalmadan açıkça ifade etmektedir. Meleklerin ve meleki boyutta yaşayan Velilerin, gerçek Azizlerin... bulundukları o idrak düzeyinden düşmeleri, mertebe kaybetmeleri kesinlikle mümkün değildir. Bunların dışında kalan cinlerin ya da çeşitli unvan veya isimlerle anılan insanların ise, her ne kadar üstün, olağan üstü özelliklere, güçlere sahip olursa olsunlar daha alt idrak seviyelerine düşmeleri daima olasıdır ve olmaktadır da. Melekler bize göre varlığın dışında ayrı bir birimsel sınıf olarak var oldukları gibi, varlığın gerçek yapısı olarak da onun boyutsallığında birer katmandırlar. Meleklerin mecazen çeşitli sayıda kanatlı olarak ifade edilmeleri ise, onların sahip oldukları güçlere, özelliklere, yapmış oldukları görevlere işarettir. Resulullah’ın miraç dönüşünde “ Cebrail’i gördüm, altı yüz kanadı ile bütün ufku kaplamıştı ” sözü de bu kabildendir. Ayrıca gerçekten bu şekilde ya da kişinin veri tabanına göre çeşitli suretlerde görüntü vermeleri de söz konusudur. Ancak orijin olarak suretsizdirler, belli bir suretleri yoktur. Biz genel anlamda melekleri, kendini, Hakikâtini bilen bu sebeple de sistemler meydana getiren Allah’a yakin haldeki melekler ve kendini bilmeyen, ancak Evrensel sistemde verilen görevleri yerine getirmek için var olmuş melekler diye ikiye ayırabiliriz. Bunlar da kendi içinde bilinç düzeylerine göre sınıflara ayrılmaktadır. Meleklerde ayıp, çirkin, güzel, kötü, günah, sevap...gibi kavramlar geçersizdir. Bununla birlikte meleklerin bizler gibi erkek ve dişiliği yoktur. Keza bu durum cinler için de geçerlidir. Çünkü nasıl ki elektromanyetik dalgaların ya da elektriğin erkekliğinden, dişiliğinden bahsedilemezse aynı şekilde melekler ve cinler için de bu kavramlar geçersizdir. Yalnız, cinler için ifade edilen “çift oluş” bildiğimiz anlamda cinsiyete dayalı erkek ve dişilik değil, yüksek ya da alçak frekanslı enerji dalgaları oluşlarıyla ilgilidir. Bu nedenle cinlerin musallat oldukları insanları kendilerine çekip bağlamak, onlar üzerinde rahatlıkla hakimiyet kurmak için cezbedici biçimde çok-çok güzel erkek ve kadın suretlerinde beş duyuya hitap eder biçimde görünmeleri, tamamıyla cinlerin o kişilerin beyinlerinde oluşturdukları etkilerden başka bir şey değildir. Çünkü, onlar da suretsizdirler. Önemli bir husus da cin kökenli meleklerin (rahmet ve gazap melaikesinin... ) cin sınıfından olmadıklarıdır. Cin boyutunda yer almalarına, var olmalarına karşın, cinlerden daha yüksek frekanslı daha latiftirler ve o boyutla da kayıtlı değillerdir. Cinler gibi çokluğa değil, öze dönüktürler, buna karşın melekler içinde maddeye en yakın meleklerdir. Dış suretleri (yapıları) gereği cinler gibi zamana ve mekana bağlılıkları da yoktur. Aynı şekilde şu anki güneşin ikiz yapısında yani Cehennemde yaşayan Zebani isimli varlıklar da her ne kadar Nar boyutunda yer alsalar da cin olmayıp kendini bilen melek sınıfındandırlar. Cinlerin kendi boyutlarında yer alan melekler üzerinde hakimiyet kurmaları, onları kapsamaları, etkilemeleri, güç yetirmeleri söz konusu olamaz. Melekler hem Cinlere hem insanlara tasarruf ederken, cinler de insanları, hayvanları çeşitli şekil ve düzeylerde etkileyebilmekte onları kullanabilmektedirler. Melekler daima ürerler. Ölümleri, yok olmaları söz konusu değildir. Evrende bulundukları boyutta ortaya çıkışlarından (doğumlarından) itibaren belli bir ecele sahiptirler, ancak bu onların ölümü değil, Evrensel Sistemde belli bir süre sonunda gerekli işlevleri, görevleri bitince bir üst ya da alt boyuta dönüşmeleri ve varlığını o boyut kuralınca sürdürmeleri anlamındadır ki, bu da ileriye doğru sonsuza dek böyle sürer gider. Bir anlamda onların ölümlerini, bulundukları boyutla ilgili manaları izhar edemez hale gelmeleri şeklinde de düşünebiliriz. Etki sahaları yönsel ve boyutsal olarak çok daha geniş ve hatta sonsuz olan bu bilinçli enerji titreşimlerinden Cebrail (a.s, İsrafil (a.s), Mikail (a.s) ve Azrail (a.s) sisteme, çokluk boyutuna dönük madde boyutuna hakim Yakin meleklerdendir. Bu dört büyük melekten sadece insan ve dünyasındaki nesnelere değil, tüm sistemdeki varlıklara rızıklarını ulaştıran Mikail (a.s), idrak ı oluşturan, idrak yükselmeleri, şuursal işlevlerle görevli ve Aklı Külün temsilcisi Cebrail (a.s), bir hali bitirip (sonlandırıp) diğer bir hale geçişi sağlayan, ölüm dönüşümüyle ilgili görev yapan Azrail (a.s), tüm birimlerde canlılığı oluşturan İsrafil (a.s) ‘dır. Bunun yanında İsrafil (a.s)’ ın Sur a üflemesi de mecazi olup bu ifadeyle gerçekte, bu isim adı altındaki Bilinçli Enerji yapısının, belli oluşumlara hayat vermesi, o oluşumları başlatmasına işaret edilmektedir ki bu da boyutsal bir olaydır. “Anne karnında 120. günde bir melek gelir de ona ruh üfler...” şeklinde anlatılan ve Ruhun oluşmasını sağlayan melek budur. Bu meleklerden her biri kendine has görevleri olmasına, kendine ait özellikleri ortaya koymasına karşın, diğerlerinin özelliklerine de sahiptir. Bu yüzden bu meleklerin sistemdeki her varlıkta bulunan özellikleri, parçaların yan yana birleşip bütünleşmesi şeklinde değil, hologram prensibine dayalı bir biçimde Bütünsellik halindedirler. Bu dört Meleğin hologram boyutunda suretsiz yani anlam (mana) ya da manevi anlamda suretleri olduğu gibi, o boyutla bağlantılı olarak yansıdıkları boyutumuzda kendilerine ait o manaları yayan astrolojik (zodyak) kuşağındaki yıldızların ikiz yapı sistemleri, belli odaklar şeklinde de maddesel yapıları, suretleri bulunmaktadır. Elbette her boyutta o boyuta has maddesel suret ve sistemle açığa çıkmaktadırlar. Aynı şekilde, bunlardan başka, beş duyu ve ötesinde fakat, Evrensel Boyutlarda Maddesel Suretli Meleklerin varlığı da mevcuttur. Bu dört meleğin fevkinde, hatta indinde hiç kaldığı boyutlarda da melekler bulunmakta ve bu hiyerarşi, varılacak nihai nokta olan Ruh Adlı Meleğe kadar uzanmaktadır. Ruhu Azam’ın ötesinde, ondan üstün olan bir yapı kesinlikle söz konusu değildir. Aynı zamanda bu dört melek Risalet görevlerini yapmaları dolayısıyla Resuldürler ve meleklerin de peygamberidirler. |
| #2 | |
![]() Giriş Tarihi: Aug 2005
Mesajlar: 5,341
| bence eski senaryolara takilip kalmaya gerek yok. Var sanilan her seyin aciklamasi vardir ve yapilacaktir. Bilim ilerledikce tüm sorunlara mutlaka yanit verir. Yaniti olmayan bir soru daha sorulmamistir. eger cin-melek gibi var sanilan nesneler var iseler, inanin bilim bunlari da arastirmaktadir. Sabirli olmaliyiz. saygilar |
| #3 | |
Mesajlar: n/a
| iblisin melek olduğu sadece diyanetin mealinde yazıyor tabii ki 15 yıl çnce mealinde iblis melekti elmalılı hamdi yazır kuttubi sitte meallerinde iblis melektir cin değildir bunu değiştirmelerinin sebebi şu meleklere allah irade yetkisi vermemiştir insanlara ve cinlere yetki verdi önce ki aklı bilmem ama bugünkü akıl iblise irade yetkisi vermemiş ise neden iblis allaha karşı çıktı melekler allah ne derse onu yapar robot gibilerdir iblis gibi bir melek nasıl allaha karşı çıkar deniliyor tabii ki bu soruya yanıt verilemeyince iblis denen melek birden yine arapça oyunlarla cin oluyor tabii ki cinlerin irade yetkisi var allaha karşı çıkabilirler daha dur bakalım neler göreceğiz |
| #4 | |
![]() Giriş Tarihi: Aug 2005
Mesajlar: 51
| Ben bu varlıkların olduğuna inanıyorum. Fakat insanoğlunun basit yetersiz teknikleri ve bilim anlayışı bunların varlıklarını ispat etmesi biraz zor geliyor bana. Bunların varlıklarının bilimsel izahı zor. Fakat bunların varlığını söyleyen peygamberlerin hayatlarında bir kez dahi yalan söylemediğini düşününce bunların varlığına inanmak gerekir. Bu varlıkların varlığına şahadet eden hayatlarında hiç yalan söylememiş 124 bin insanın beyanı bana kafi geliyor. Gerçi bu anlattığımızı hukuk bilimi açısından değerlendirebiliriz. Hukuk şahide itibar eder ve bir bilimdir. __________________
[B][I]İlerlediğiniz yolda hiç bir zorlukla karşılamıyorsanız, o yolun sizi doğruya götürmesi mümkün değildir[/I][/B] [url]http://www.subatsogugu.web.tr/[/url] |
| #5 | |
Mesajlar: n/a
| Sayın Selim, Müslümanmısınız? Yanlış anlamayın. Eğer müslümansanız, Kur'an'da geçen unsurlar için peygamberlerin şehadetine gerek olmadığını bilirsiniz de ondan garip geldi biraz!.. |
| #6 | |
Mesajlar: n/a
| bakara-2-33. Allah şöyle dedi: “Ey Adem! Onlara bunların isimlerini söyle.” Adem, meleklere onların isimlerini bildirince Allah, “Size, göklerin ve yerin gaybını şüphesiz ki ben bilirim, yine açığa vurduklarınızı da, gizli tuttuklarınızı da ben bilirim demedim mi?” dedi. bakara-2- 34. Hani meleklere, “Adem için saygı ile eğilin” demiştik de İblis hariç bütün melekler hemen saygı ile eğilmişler, İblis (bundan) kaçınmış, büyüklük taslamış ve kâfirlerden olmuştu. sayın petricli iblis cin mi?melek mi? kehf süresinde iblis cinlerin tarafına geçti kehf-18-50 - Yine o vakti hatırla ki biz, meleklere: "Âdem'e secde edin!" demiştik. İblis hariç olmak üzere onlar hemen secde ettiler. İblis cinlerdendi, Rabbinin emrinden dışarı çıktı. Şimdi siz beni bırakıp da İblis'i ve soyunu dostlar mı ediniyorsunuz? Halbuki onlar sizin düşmanınızdır. Zalimler için bu ne kötü bir değişmedir. önce cin ve meleklere demiyor meleklere eğilin diyor sonra iblis cinlerin tarafına geçiyor en nihayetinde de iblis ve soyu kötü cinler |
| #7 | ||
Forum Kurucu Üyesi ![]() Giriş Tarihi: Mar 2005
Mesajlar: 1,650
| Alıntı:
Sayın Spartaküs bu sorularınızı gördükçe gülmeme engel olamıyorum. Yukarıda sorduğunuz gibi daha önceden de diğer konularda da alıntıladığınız ayetlerden yola çıkarak sorular sormuş, tutarsızlıklar olduğunu söylemiştiniz. Galiba sizin alışkanlığınız bu. Soruyu sor, yazılan cevabı dikkate alma. Muhakka hatırlarsınız, şu "6 ile 8 sayılarını" ve daha sonrasında "kadına direk hitab eden ayet" konularını. Eğer bunlara bir cevap verebilseydiniz, "tamam siz doğruyu söylüyorsunuz, ben yanlışım." veya "cevabınız şundan şundan dolayı doğru değil..." diye, sizi samimi bulup bu sorunuzu da cevaplardım. Ancak anladım ki, siz birşey öğrenmekten ziyade, stoktaki sözümona tutarsızlıklarınızı bir bir piyasaya sürüyorsunuz. Bakalım daha neler göreceğiz. Dediğim gibi yukarıdaki 2 konuya herhangi bir "doğru veya yanlıştır" cevabınız varsa yazın, yoksa böyle arkasında duramayacağınız stoklarınızla sayfaları karıştırmayın. __________________
Beni öldürmeyen her şey, beni daha güçlü yapar. Beyin Fırtınası Geri Döndü | |
| #8 | |
Mesajlar: n/a
| Sayın Spartaküs, Siz o yazınızı değiştirmediğiniz sürece sorularınıza cevap vermeyeceğimi belirtmiştim. |
| #9 | ||
![]() Giriş Tarihi: Aug 2005
Mesajlar: 51
| Alıntı:
Burada Kuran-ı Kerime de şüphe ile bakan arkadaşlara meselenin kısa bir ıspatı olması bakımından bu örneği verdim. Yoksa bu meseleye Rabbimin şahit olması ve kutsal kitabında bu varlıkların varlığını bize haber vermesi kafidir benim açımdan. __________________
[B][I]İlerlediğiniz yolda hiç bir zorlukla karşılamıyorsanız, o yolun sizi doğruya götürmesi mümkün değildir[/I][/B] [url]http://www.subatsogugu.web.tr/[/url] | |
| #10 | |
Mesajlar: n/a
| Sayın Selim 06, Bende öyle düşünmüştüm. ![]() Kimi arkadaşların bunu fırsat bilerek; "Kur'an apaçık yazıyor!.. Peygamberlerin sözüne ne gerek var? demelerine fırsat vermemek için özellikle sordum. Hakkınızı helal ediniz. Saygılar |
| Şimdi Bu Konuyu Görüntüleyenler: 1 (0 üye ve 1 misafir) | |
| Konu Araçları | |
|
|