| |
||||||
"Seviyenin olmadığı bir yerde ne özgür düşünce, ne de demokratik bir ortam oluşabilir." |
||||||
![]() |
| |||||||
Gölgeler2 il_bilge/konusu ne, nedir, nasıl, kim, kimdir, nasıldır? - Öykü - Deneme Çalışmalarınız... |
![]() |
|
|
Konu Araçları |
| #1 | |
![]() Giriş Tarihi: Jul 2006
Mesajlar: 2,255
| Gölgeler gerçeklik olarak kabul edilmeyebilir mi yani? Herhangi bir cismin gölgesi vardır. Bu, bir şekilde bir yansımadır. Gerçekliğin yansıması da denebilir buna. Gölgenin varlığı da doğruluk olarak algılanabilir. Gölge vardır ve oradadır. "Silüetler soyutsal konfirmasyona tabidir" ama sen görürsün gözlerinle. Sanrı veya yanılma boyutu da bir alternatifdir. Ama alternatifler doğrulukları her zaman ortadan kaldırmaz. Var olabildiklerini düşündüğümüz şeyleri, aslında kendi içimizde de bir nevi -varlık- olarak kabul etmişizdir demektir. Gölge vardır. Bunu cismin kendisinden ayrı olarak kabul edemeyiz. Bunu yapmak istersen o gölgeyi oluşturan, onun var olmasını sağlayan 'ışığı da' ortadan kaldırmak zorunluluğu doğar. Işık ortadan kalkarsa, gölge de kalkar. Ama, artık cismi de göremezsin. Bazen somutlukları benimseyebilmek, soyutluklarını da kabul edilebilirlik niteliğine bürüdürmeyle gerçekleşir. Cismi hiç görememektense, gölgesiyle bir bütün olduğunu anlama yetisini ispatlamak daha akıllıca... Hepimiz varız. Bir şekilde varız. Ve hepimiz farklı ışıklar altındayız. Gölgelerimiz farklı yansıyor, farklı yerlere. Bazen ışıklar bizimle oynuyor, bazen biz ışıklarla. Her zaman en doğru ve tam boyutta yansıyamaz gölgelerimiz. Ve gölgeler her zaman istediğimiz noktaya da düşemez. Bunu kabul etmek -basit- gibi olsa da, aslında cesaret işi bence. Gölgeleri istedikleri gibi göremeyenlerin beni karanlığa mahkum etmeye hakları yok, Işığımla oynamaya çalışanlar artık beni de göremiyorlar... Ama ben görüyorum. Bazen ışık-karanlık paradoxuyla uğraşanlar ışıklar açıkken aynaya bakarak farkedilmeyenleri ışıklar kapalıyken ve gözler de kapalıyken görebiliyorlar. Görmeyen göze renklerin coşkunluğu betimlenemez.. Siyahla beyazı ayıramayana gökkuşağı gösterilemez.. Asıl önemli olan, belki de -değer-li olan şey, ışıklar tamamen sönse de görebilme yetisini kaybetmemek. Işıklar, bir bir sönerken ve de... Gölgelerle değil, cismin kendisiyle uğraşmak; ışığın önüne geçmeden, cisme başka gölgeler düşürmeden, ışığın sönmesine izin vermeden. ... "Hey now all you sinners Put your lights on" Işıklar yandığı sürece... İl_bilge __________________
Senden vazgeçmeden ölürüm belki... |
|
| #2 | |
![]() Giriş Tarihi: Jul 2006
Mesajlar: 2,255
| Yazayım... Evet yazayım da... Birinin frekansı diğerini de tutmuyor ki. Kaçırıyorum bazen.. Bazen hafif hafif esiyor duygularım, bazen düşüncelerim kaya gibi şiddetle iniyor. Dengesizin biriyim bazen. Neyi ne zaman yapacağım belli olmuyor... Bazen siyah kağıda griyle yazarım cümlelerimi, bazen tırnaklarımla mermerlere kazırım. Şaşırırım bir kelimeyi, Bir kelimeyi çok iyi bilirim... Bazen bir kaldırımda sürünür, bazen elimi gökyüzüne uzatırım. Bazen karanlıkta görür, aydınlıkta gözlerimi kapatırım... Bazen susuşum konuşmam olur... En iyi de sessizliği anlatırım. En sevdiğim oyundur sessizlik olmak. Tüm gürültülerin ortasında.. Ama bir başıma. Bazen bir yazının silinişi olurum; bir daha asla aynı şekilde yazılamayacak... Bazen konan son nokta olurum; bir daha hiç kaldırılamayacak... Bazen kendimi anlatmaya kalkışırım, tek bir kelime edemeden.. Bazen cümlelerce okurum hayatı, hiçbir ismi söylemeden... Bazen... __________________
Senden vazgeçmeden ölürüm belki... |
|
| #3 | |
![]() Giriş Tarihi: Jul 2006
Mesajlar: 2,255
| Sebepsizim... Yokluklar ve sessizlikler yanımdayken bir gece yarısı.. Sebepsizim işte. Umarsızca koşuyorum gece karanlığında duvarlara. Camlara yazarken yaşadıklarımı, susuz kaldım, susadım. Çok ağladım, sessiz kaldım, ama hep sessiz kaldım. Artık herşey anlamsız geliyor. Korku yoktu ellerimin arasında, ya da gözlerimdeki parıltıda. Geceye koşarken kaybettim onu. Hiçbir sokak lambası bilemedi ama, ben söylememiştim. Ağlıyordum ve koşuyordum. Ama sessiz kaldım. Anlamını hiç bilmediğim kelimeler vardı dilimde. Yoktu gölgesi herhangi bir kitabın eski sayfalarında. Kızıl saçlı küçük bir kız olmayı diledim o anda, ama sessiz kaldım. Parmaklarım acıyordu ve karanlıktı. Gülümsemeye çalışıyordum ama göremiyordum kendimi aynada. Telefonları da açmıyordum. Konuşmak istesem de izin vermedi bana ellerim... Ve ben sessiz kaldım... ... Gecenin ardından gelen gündüz. Günler yine birbirini kovalıyor. Artık farklı tüm bu gündüzler. Farklı tüm bu geceler. İnsanlar farklı, cümleler farklı.. Artık sessiz kalamıyorum.. Artık sessiz.. Artık.. (Kaybedilene...) __________________
Senden vazgeçmeden ölürüm belki... |
|
| #4 | |
Yazar Adayı Giriş Tarihi: Aug 2006
Mesajlar: 2
| Sessizlik derin bir yaradır.Gidene sessiz kalmak dahada kötü... |
|
| #5 | ||
![]() Giriş Tarihi: Aug 2006
Mesajlar: 236
| Alıntı:
Saygılar | |
|
| #6 | ||
![]() Giriş Tarihi: Jul 2006
Mesajlar: 2,255
| Alıntı:
Bazen çok yorucu... Teşekkür ederim Sn Stream.. Bu paylaşım beni mutlu etti. Saygılar __________________
Senden vazgeçmeden ölürüm belki... | |
|
| #7 | |
![]() Giriş Tarihi: Jul 2006
Mesajlar: 2,255
| (Sıkıntılı anlardan birinde yazılan ufak bir yazıdan... Biraz da sinirliyim herhalde yazarken) ==> Galiba fazla sıkıldım ben... Aynı işlerden, aynı şeylerden, aynı yerlerden, aynı kişilerden, aynı sözlerden sıkıldım ben. Birşey de yapamıyorum. Yapamıyorum...... "Hayatın doğal akışı.." Ne demekse?! Doğal akış... Doğalından akan birşeyler. Birşeylerin akışındaki doğallık. Doğallıkla akan birşeyler. Aktıkça doğallaşan birşeyler... Bir de; Hiç akamayanlar Bir türlü doğal olamayanlar... Ve yine cliché "Ben ne yapıyorum yine?" -Var oluşunu sorgularken soramadığın tüm soruları sor ki sorulmamış cevapların bir anlamı olsun. Soruları sorulmamış cevaplar... Verilmesi beklenmeden kurulan soru cümleleri... .. "Sormadım ki" cinsinden normalinden bir insanı sinirlendirebilecek laubali çıkışları kökünden sarsan beklentisiz cümleler.. Ne güzel! Söylüyorum çünkü sormadın! İşte bu... Söylüyorum çünkü sormadın! (2004 Nisan) __________________
Senden vazgeçmeden ölürüm belki... |
|
| #8 | |
![]() Giriş Tarihi: Jul 2006
Mesajlar: 2,255
| Karanlık değildi ki... Sadece sen yoktun yine. Her şey kendi halindeydi. Bir kağıda yine deniz yıldızları çiziyordum. Mumlarla oynuyordum, mum damlalarını kağıtlara döküyordum, sonra kuruyanları çıkarıp havaya savuruyordum.... .... Bilmem niye o kadar uzaktasın... Kime ne söyleyeyim ki ben şimdi. Kim anlar ki beni .. Kim dinler ki... Dünya çok kalabalık. Çok insan var etrafta. Oysa çoğunu tanımıyorum. Çoğu beni tanımıyor ayrıca. Bazen öyle sıkılıyorum ki, balkona koşuyorum hemen. Ağır ağır giden bulutlara bakıyorum. Bulutlar bana bakıyor. Dalıp gitmişken hep annemin sesini duyuyorum. Gizemli bir ses bu. ... Kalemlerim masamın üzerinde. {iyelik ekleriyle o kadar çok uğraşıyorum ki} Kalemlerimi de düzeltiyorum. Boy sırasına koyuyorum onları. “ Artık özgürüm, öyle yalnızım ki!...” Yalnızlık, olması gerektiği zamanlarda çıkıp geliyor. Adam ediyor insanı, evet, ediyor. Ve bazen insan öyle yalnız oluyor ki... Yalnızlık......................... (Eski zamanlardan) __________________
Senden vazgeçmeden ölürüm belki... il_bilge Tarafından düzenlenmiştir. Düzenlenme zamanı: 20-02-07 13:06 . |
|
| #9 | |
![]() Giriş Tarihi: Jul 2006
Mesajlar: 2,255
| Öyle uykum var ki... Bir de... Parmaklarımda bir titreme. Galiba hiç bir şeyle ilgilenemeyeceğim. Sen öylece durup bana yıldızlarla, dağılıp kaybolan bulutlardan bahsederken ben ne yapıyordum acaba. Sadece şu var; gece yarısıydı ve ben gecenin gölgeli karanlığını ne denli sevdiğimi yeniden fark ediyordum. Çok da zor değildi ve sen endişe duymamalıydın. Dikkatimi elimdeki anahtarlığa verdim herhalde. O an sadece bir şarkı söylemek istediğimi hatırlıyorum. Ne denli yakındın bana... Ve ne denli uzak... Bu tezatlığın ağırlığı canımı yakıyor, oysa sen farkında değilsin. Olmanı istiyor muyum?... Bilmiyorum. Bak, ileride iki tane gölge yürüyor. İkisi de yalnız ve ellerinde sigara var. Bir an onlar dan biri olmayı istiyorum...... Ama sırf sigaram olmadığı için değil. Ama sırf burada içim acıdığı için değil. Ve ben bunu sana anlatamadım. ... Beyaz bir t-shirt’ün üzerinde yazanları tekrarlıyordum içimden. Umarsızca yere uzanıp uyumak istiyordum. Bir de... Günlerdir söylemek isteyip de ağzıma alamadığım bir türküyü mırıldanmak. Ben bir türkü mırıldansam ne olacak ki... Ya da sen evine gitsen uyumak için... Ben yine bağdaş kurup bu karanlıkta oturabilirim saatlerce. Sonra da dayanamayıp uzanabilirim umarsızca. Yüreğimde ılık ılık bir melodi. Kelimelere dökmeye çekindiğim dertli hislerim. Arkalarda bir yerlerde bir çocuk parkı. Kapkaranlık ağaçlar... Birkaç sokak lambası ve evlerde yanıp sönen ışıklar. Sessiz sessiz koşuşturan sokak kedileri ve “bir fısıltıya hapsedilen çığlıklar”... Galiba beni oraya çekip götüren çok şey var.... ... Bir kağıt, bir kurşun kalem..... Şu an ellerimde bulunan şeyler. Biliyor musun, ve hala ağzıma alamadığım o türkü dolanıyor etrafımda. Söylemeli miyim... Söylemiyorum. Yüzünde belli belirsiz bir ifade, bana bakıyorsun. Ben t-shirt’ündeki yazılardayım yine. Bir şeyler söylüyorsun galiba. Kesin olmayan cevaplar veriyorum. Belki de sorular soruyorum sana, farkında olmaksızın... Saatimden ufak tefek tık tıklar geliyor. Yani ara sıra duyuyorum. ................................. Bir kadın, siyahlar içerisindeki bir kadın konuşuyor karşımda. Ara sıra da gülüyor. Ne dediği umurumda değil sanırım, ama o bilmiyor... Bir an neredeyim diye düşünüyorum. Sonra kafamı kaldırıp pencereden bakıyorum. Hayır, o yapış yapış hüzün kalkmış gitmiş ellerimden. Duvarlara hafif hafif güneş ışığı vuruyor. Biraz saçlarımla uğraşıyorum. Sonra ... Bundan da vazgeçiyorum. ... Elimde yeşil bir kurşun kalem. Kimsede ses yok. Herkes siyahlı kadını dinliyor. Bilmem, ben hiç dinlemek istemiyorum. Ve kadın gidiyor... Ben mi? Ben kağıtlara bir şeyler yazıyorum sonra. Bir de, sigara içmek istiyorum....... Hayır, vazgeçiyorum, içmeyeceğim... il_bilge __________________
Senden vazgeçmeden ölürüm belki... |
|
| #10 | |
![]() Giriş Tarihi: Jul 2006
Mesajlar: 2,255
| ![]() Rüzgar uğulduyor. Hava soğuk. Oysa olmaması gerek. Anlatamadığım çok şey var. Her satıra bir şeyler karalıyorum. Her satırda bir şeyler var benden. Öyle ki kelimeler hep beni anlatıyor. Ben de onları... Göz kapaklarım ağırlaşıyor. Bedenim yorgun. İnceden inceye bir sızı var her yerimde. Ama en çok ellerimde. Yine kağıt kalem elimde. Bir de dilimde bir türkü var. “Bunu hep yapıyorum” diyorum. Duvardaki resme bakıyorum bir anda. Biraz ilerinin bilinmezliği. Sisli yolların sonu. Sise yoldaşlık eden sessiz ağaçlar. Yollar ıslak. “Orada ben olmalıyım” ... Her şeyde biraz sis yok mu sanki. Biz hep sisli yollarda yürümüyor muyuz... Ben mutlaka bir resmi mi söylemeliyim saçlarımın savruluşunda. Bir rüzgarın yalnız uğultusunda. Kelimelerin sessiz çığlıkları... Bir de... Duvarlara yazdığım isimler.... Bu kadar zor olmamalı. <Sen de benim gibi yapsana. Ellerini gökyüzüne uzat ve gözlerini kapat.> Sonra sessizce bir türkü söyle. Ama bulutlardan başkası duymamalı. ... yine rüzgar esiyor dışarıda. Deli gibi koşmak istiyorum gece karanlığımda. Hiçbir sokak lambasının duruşu ilgilendirmiyor beni bu gece. Artık gözlerde sadece kin var. Anlıyorum. Bu şehirde durmamam gerek. Duramam daha fazla. Yapamam ben burada. Gözlerde gözleri göremiyorum. İnsanlar gözlerinden vazgeçmişler artık. ... Sessizce bir şarkı mırıldanıyorum. Yeni uydurdum bunu. Kimse bilmiyor.... il_bilge __________________
Senden vazgeçmeden ölürüm belki... |
|
![]() |
| Şimdi Bu Konuyu Görüntüleyenler: 1 (0 üye ve 1 misafir) | |
| Konu Araçları | |
|
|