Yazıyaz Forum RSS beslemesi

Bu nedir?
 

 

"Seviyenin olmadığı bir yerde ne özgür düşünce, ne de demokratik bir ortam oluşabilir."

Lütfen forum kurallarını okuyunuz.



Geri Dön Yazıyaz Forum > Diğer > Konu Dışı > Arşiv

Üye OlSık SorulanlarÜye Listesi Takvim Arama Yeni Mesajlar Forumları Okundu İşaretle

Kapalı Konu
 
Konu Araçları
Eski05-03-07, 03:03  #1
Ulukoca
Forumdan Uzaklaştırılmış
 
Giriş Tarihi: Feb 2007
Mesajlar: 2,117
Gerçek Kahramanlıklar



Bilgisayarımda var olan bazı yazıları paylaşmak istedim, birçoğunun kaynağı altında yazılı olacak. Saygılarımla
İngilize Selam Vermeyen Türk Subayı
Istanbul Hukumeti'nin Harbiye Naziri Ziya Pasa her zamanki yumusakligiyla, "Beyler..." dedi:
"...Ingilizlere kafa tutamayiz. Adamlarin hic sakasi yok. Daha gecen gun, bir bahane icat ederek Izmit'i tekrar isgal ediverdiler."

Sari atlas doseli buyuk oda, nezaretin ileri gelen subaylari ile doluydu. Hurriyet ve Itilaf Partisi yanlisi olan birkac gerici subay disinda hepsi, Anadolu'ya gecmeye coktan hazir, Ankara'nin Istanbul'da kalmalari gerekli gordugu namuslu askerlerdi. Kapi acildi, kapinin boslugu icinde
yaver gorundu:

"Emrettiginiz yuzbasi geldi efendim."
"Iceri al."

Nazir subaylara bilgi verdi:

"Az once sozunu ettigim talihsiz olayin faili."
Yuzbasi bekletmeden iceri girdi, kaygili bakislarla kendisini izleyen subaylarin arasindan hizla ilerleyerek nazirin masasi onunde durdu, selam verdi:

"Yuzbasi Faruk, Istanbul. Beni emretmissiniz."

Uzun boylu, kumral, yakisikli, biraz bickin havali bir yuzbasiydi. Nazir onundeki bir yaziya bakarak, yumusak bir sesle,

"Oglum.." dedi, "..dun aksam Beyoglu'nda, Ingiliz Inzibat Subayi Tegmen Miller'i, emre ragmen selamlamamissin. Dogru mu?"
"Evet efendim, dogru."
Nazir, durust subaya babacanca yol gosterdi:

"Herhalde gormedigin icin selamlamadin, degil mi cocugum?"
"Hayir efendim, gordum."

Nazirin cani sikildi:
"Niye selamlamadin oyleyse? Selamlamaniz icin emir verilmisti."
"Rutbesi benden kucuk oldugu icin selamlamadim Pasam. Askerlik toresince, once onun beni selamlamasi gerekmez miydi?"

Ziya Pasa derin bir kederle ellerini acti:

"Askerlik toresi mi kaldi a yavrum? Adamlar galibiyet haklarini kullaniyorlar. Ingiliz Komutanligi bu sabah olayi protesto etti. Mesele cikarilacak zaman degil. Hemen su muzevir tegmeni bul da ozur dile. Olayi kapatalim."

Basiyla cikmasi icin izin verdi. Ama yuzbasi yerinden kipirdamadi:

"Pasam bir de beni dinlemenizi rica ediyorum."

Nazir bikkinlikla, "Soyle bakalim" dedi.

"Balkan Savasi'nda tegmendim, Canakkale'de ustegmen, Suriye cephesinde yuzbasi oldum. Ben bu rutbeleri tek basima savasarak almadim. Her rutbemde binlerce sehidin ve gazinin hakki var. Onlarin hakkini korumak namus borcumdur. Beni affedin, ozur dileyemem."

Harbiye Naziri bozuldu:

"Anlamadin galiba. Harbiye Naziri olarak emrediyorum."



Yüzbaşı sükûnetle,
"Anladım efendim" dedi, apoletlerini bir hamlede sokup nazirin masasına bıraktı:

"Artik emrinizi dinlemek zorunda değilim!"

Selam vermeden kapıya yürüdü. Oturan subayların, İstanbul’u tutan birkaçı dışında, hepsi saygıyla ayağa fırladı. Hepsinin rütbesi yüzbaşıdan daha büyüktü. Gözleri dolarak yüzbaşıya selam durdular...

Ulukoca Tarafından düzenlenmiştir. Düzenlenme zamanı: 06-03-07 18:41 .Sebep: Şu Çılgın Türkler kitabından...
Ulukoca is offline  
Eski05-03-07, 03:04  #2
Ulukoca
Forumdan Uzaklaştırılmış
 
Giriş Tarihi: Feb 2007
Mesajlar: 2,117
Hasan'ın 5 kuruşu...

(Kızılay Kurtuluş savaşına destek olmak için yardım kampanyası başlatıyor)Sabah İstanbullular, Kızılay’ın yardım çağrısı üzerine sıraya girdi. İçeride, daha afyonu patlamamış olan huysuz idare memuru, bir deftere söylene söylene bağış yapanın adini ve bağış miktarını yazıyordu:

"Kahveci Ali, 100 kuruş."
"Eskici Yusuf, 50 kuruş."
"Hallaç Asim, 75 kuruş."
"Bakkal Ahmet, 100 kuruş."
"Terlikçi Adem, 200 kuruş."

Sırada, küçük cılız bir oğlan vardı, bir önceki bağışçının çocuğu sanan memur, öfkeyle yürüyüp yol vermesi için işaret etti. Ama çocuk yürümedi, büyük bir ciddiyetle, bütün servetini çıplak masanın üstüne bıraktı:

"Hasan, 5 kuruş."

Süratsiz idare memurunun birdenbire gözleri doldu, ağladığını göstermemek için yüzünü, kocaman mendilinin arkasına sakladı..."


Yukarıdaki iki öykünün de kaynağı Şu Çılgın Türkler kitabıdır.

Ulukoca Tarafından düzenlenmiştir. Düzenlenme zamanı: 06-03-07 18:42 .Sebep: kaynak belirtmek
Ulukoca is offline  
Eski05-03-07, 03:34  #3
Ulukoca
Forumdan Uzaklaştırılmış
 
Giriş Tarihi: Feb 2007
Mesajlar: 2,117
400 yıl önce ödedi...

400 YIL ÖNCE
Saraybosna’ya 60 km mesafedeki Zenica'da BM Barış Gücü bünyesinde görev yapan Türk birliğinin komutanı, kendisini ziyarete gittiğinde, Vahit Erdem Beye şunları anlatmış:

Zenica'daki Türk taburunun komutanları, Belediye Başkanlığından aldıkları müsaade ile, şehrin en büyük salonunda kültür faaliyetleri ve sosyal programlar uygulamaya başlamışlar. Bu faaliyetler sırasında sivil giyinen askerlerimizle çevre halkı bir anda kaynaşmış. Salon dolup dolup taşmaya başlamış.

Bu rağbeti gören ABD askerî birliğinin komutanı, benzer bir faaliyet için Belediye Başkanı'ndan haftanın bir günü de aynı salonun kendilerine tahsis edilmesini ister... Başkan bu isteği soğukkanlılıkla karşılar:

- Kirasını ödemeniz kaydıyla salonu tahsis ederiz...

- Kira işi kolay, ne kadar?

- Bir gün için 40 bin dolar.

- Siz ne diyorsunuz? Bu çok yüksek!.. Türklere bu pahalı gelmiyor mu? Ödeyebiliyorlar mı bu bedeli?

- Sayın Komutan! Pahalıya mı yoksa ucuza mı bilemem? Çünkü Türk askeri bu bedeli, tam 400 yıl önce ödedi!.

Ahmet Kabaklı



(Hergün bir tane ekleyeceğim, bugünlük üç tane olsun)
Ulukoca is offline  
Eski05-03-07, 18:01  #4
Ulukoca
Forumdan Uzaklaştırılmış
 
Giriş Tarihi: Feb 2007
Mesajlar: 2,117
Osmanlı asker giysisi...

19.yüzyılda Almanya nın Mülhaym şehrindeki Ren nehrinin bir yakasında
Almanlar, öbür yakasında da Fransızlar oturuyordu.

Fransızlar, her sene nehrin Almanlar'daki kısmına geçip mahsulün tümünü
toplayıp götürüyorlardı.

O sıralar, birliğini temin edemeyen güçsüz Almanlar ise buna fazla ses
çıkaramıyorlardı tabiî. Her sene böyle olunca çareyi Osmanlı Sultanına
durumu yazıp, imdat istemekte bulurlar.

Mektupta şöyle denmektedir:

"Fransızlar her sene bize zulmediyor, mahsulümüzü elimizden alıyorlar.
Siz ki, dünyaya adalet dağıtan bir imparatorluğun sultanısınız. Bizi şu zulümden kurtarın. Asker gönderin. Ürünlerimizi
bu sene olsun toplama imkanı sağlayın."

Çöküş faslına girildiği bir zamana denk gelen yardım isteğini inceleyen
padişah asker göndermeyi mümkün ve gerekli görmez; yalnızca asker
elbisesi göndermeyi kâfi bulur ve cevabı bir mektupla beraber içi askeri elbise dolu üç çuval yollanır.
Şaşkına dönen Almanlar, çuvalı alıp

mektubu okurlar:

"Fransızlar korkak ademlerdir.
Onlara yeniçeri göndermemize gerek yoktur.
Yeniçerimizin kıyafetini görmeleri kâfidir."

Çuval içindeki Osmanlı askerinin elbiselerini adamlarınıza giydirin.
Mahsul zamanı, nehrin görülecek yerlerınde dolaştırın. Karşıdan gören
Fransızlar için bu kâfidir."

Bağ bahçe sahipleri hemen Osmanlı askerinin kıyafetini kapışırlar.
Hasat vakti büyük bir heyecanla yeniçeri kıyafetinde, nehir kıyısında
dolaşmaya başlarlar.

Ertesi gün, karşıdan gelen haber, Almanlar'ın sevinç çığlıkları atmalarına
sebep olur:

"Osmanlılar'dan imdat geldiğini düşünen Fransızlar, korkudan köylerini
de terkederek iç kısımlara doğru kaçmaktalar.
Mahsulünüzü rahatça toplayabilirsiniz. Zulüm sona ermiştir."

Bu olay, Mülhaymli'lerin gönüllerin de taht kurmuştur.
Giydikleri yeniçeri kıyafetlerini, daha sonra Mülhaym a bağlı Karlsruhe müzesine koyup ziyarete açarlar.

Şehrin en yüksek binasına da Osmanlı bayrağı asarlar. Ayrıca, halen
olayın yıldönümünde de şehirde bir karnaval düzenleyip ,
hadiseyi temsilen kutlarlar.
Ulukoca is offline  
Eski06-03-07, 18:16  #5
Ulukoca
Forumdan Uzaklaştırılmış
 
Giriş Tarihi: Feb 2007
Mesajlar: 2,117
BİR ÇAVUŞUN MEKTUBU

BİR ÇAVUŞUN MEKTUBU

1913 senesinde yazılan ve Bulgarların Müslüman Türklere yaptıkları zulümleri anlatan “Türkiye Uyan” adlı kitabın 228. sahifesinde; bir çavuşun subayına mektubu şöyledir:

“Zabit efendi!
Kuvvetli düşman müfrezelerinin Gümülcine’ye indiğini, askerimizden bir kısmının çekildiğini ve bazısının da esir edildiğini işittim!

Geçen gün dört erle bana teslim ettiğiniz Kuruorman sırtındaki mühimmat deposunu hâlen muhafaza ediyorum. Tabiî Gümülcine’yi işgal eden düşman buraya da gelecek! Doğrusu devletimin ve milletimin nice fedakârlıklarla burada yığdığı bu cephaneyi, sapasağlam düşmana teslim edecek değilim!
Buna ne askerlik vazifem, ne de vatan sevgim müsaade eder. Elbette burayı havaya uçuracağım! Fakat o binlerce liranın heba olup gitmesine üzülüyorum. Haydi havaya uçurdum. Sonra ne olacağım? Düşmana esir değil mi? Biz buraya esir olmak için mi geldik? Milletin paralarını, devletin nâmusunu esaretle ödemek için mi asker olduk? Hayır, hayır! Ben bu zilleti kabul edemem. Dün bizim idaremiz altında rahat yaşayan bu vahşî çobanların eline esir düşmek!.. Aman yâ Rabbî! Bu ne müthiş zillet!..

Ben bu esirlik zilletine düşmektense bin defa ölmeyi tercih ederim. O hâlde ne yapmalıyım? Ben bu cephane deposunun içine saklanacağım. Burayı teslim almaya gelen Bulgarlar, iyice toplanıncaya kadar saklanacağım. Ben de içinde dahil olmak üzere cephaneyi havaya uçuracağım.

Memleketimde bulunan ana ve babama, hanımıma ve çocuklarıma selâmımı yazınız. Onlar seferberlik ilân edildiği zaman beni Subaşı’nda, değirmen kenarında uğurladılar. Bana; “Ya gâzi ol; ya şehit ol!” demişlerdi. Cenâb-ı Hak bana şehit olmayı nasip ediyor! Artık şehit olduğumu bildirin...”
Piyade 4. bölüğünden çavuş Ali
Ulukoca is offline  
Eski07-03-07, 18:04  #6
Ulukoca
Forumdan Uzaklaştırılmış
 
Giriş Tarihi: Feb 2007
Mesajlar: 2,117
Bir fazilet abidesi

" Hakikaten ben hayatımda bu derece cesur asker göremedim. Bazıları ideal nitelikteler. Hücuma kalkıp ilerlemeye başladılar mı üzerlerine yağdırdığınız mermi sağanağına aldırmadan soğukkanlılıkla ayağa kalkıyor, siperlerden fırlıyor ve başlıyorlar ateş etmeye, el bombası fırlatmaya..."

General Sir Ian Hamilton
Akdeniz Seferi Kuvvetler Komutanı

BİR FAZİLET ABİDESİ

Her savaşta olduğu gibi Çanakkale Harbinde de kahramanca savaşan Türk askeri düşmanlarını hayran bırakmıştır. Bu savaşta bir kolu ile bir ayağını kaybeden Fransız generalinin yurduna döndükten sonra anlattığı bir savaş hatırası şöyledir:

"Fransızlar Türkler gibi mert bir milletle savaştıkları için daima iftihar edebilirler. Hiç unutmam savaş sahasında dövüş bitmişti. Yaralı ve ölülerin arasında dolaşıyorduk. Az evvel Türk ve Fransız askerleri süngü süngüye gelip ağır zayiat vermişlerdi. Bu sırada gördüğüm bir hadiseyi ömrüm boyunca unutmayacağım. Yerde bir Fransız askeri yatıyor, bir Türk askeri kendi gömleğini yırtmış onun yaralarını sarıyor, kanlarını temizliyordu. Tercüman vasıtsıyla şöyle bir konuşma yaptık:

-Niçin öldürmek istediğin düşmana yardım ediyorsun?

Mecalsiz haldeki Türk askeri şu karşılığı verdi:

-Bu Fransız yaralanınca cebinden yaşlı bir kadın resmi çıkarttı. Bir şeyler söyledi. Anlamadım ama heralde annesi olacaktı. Benim ise kimsem yok. İstedim ki o kurtulup anasının yanına dönsün.

Bu asil duygu karşısında hüngür hüngür ağlamaya başladım. Bu sırada emir subayım Türk askerinin yakasını açtı. O anda gördüğüm manzara karşısında şok oldum. Çünkü Türk askerinin göğsünde bizim askerinkinden çok daha ağır bir süngü yarası vardı ve bu yaraya bir tutam ot tıkamıştı. Az sonra ikiside öldüler."

REFİK, İbrahim, Çanakkale'nin Ruh Portresi. S.

http://www.tsk.mil.tr/kitaplar_dokum...ir_fazilet.htm
Ulukoca is offline  
Eski08-03-07, 16:56  #7
Ulukoca
Forumdan Uzaklaştırılmış
 
Giriş Tarihi: Feb 2007
Mesajlar: 2,117
Türkler Yamyamdır, Sizi Yerler...

TÜRKLER YAMYAMDIR, SİZİ YERLER

Yıl 1945. Arıburnu çıkartmasında (25 Nisan 1915) esir düşern iki Anzak subayından biri, eşi ile birlikte 3o yıl sonra harp ettiği toprakları ziyarete gelir. Çanakkale harp sahaları 1945' de yasak bölgedir. anzak subayı Genelkurmay başkanlığına müracaat ettiğinde onlara yardımcı olan 1915 yılında 57.Piyade alay komutanı Şehit Yarbay Hüseyin Avni beyin oğlu emekli Hv.K.K. Orgeneral tekin ARIBURUNDUR. O günlerde Genelkurmay Başkanlığında hava dairesi komutanıdır. Arıburun okyanusun öbür ucundan kalkıp gelen bu aileye üç gün izin alır. Onlardan tek ricası Çanakkale dönüşü Ankara'ya tekrar gelip bir kahvesini içmeleridir.

Babası şehit olduğu zaman sekiz yaşında olan Tekin Paşa, yıllardır baba özlemini içinde taşımaktadır. Anzak subayı üç gün sonra Çanakkale'den, eşi ile Ankara'ya döner. Tekin Paşa onları karşılar ve evine götürür. Salona buyur eder ve ikramda bulunmak için mutfağa gider. herşeyden habersiz olan Tekin Paşa salondan ingilizce "Bu komutan bizi esir almıştı" cümlesini duyar. Salonda Babasının üniformalı ve kalpaklı bir resmi asılıdır. O zamana kadar babasının harp hatıraları hayatta kalan arkadaşları tarafından Tekin Paşa'ya anlatıla gelmiştir.

Bunlardan biri de şudur: Çıkartma sırasında esir düşen iki Anzak subayı, 57. Piyade alay komutanının çadırına kadar getirilir. İkisi de tir tir titremektedir. Alay komutanı anzaklardan bilgi alabilmek için onlara ikramlarda bulunur. Üzerlerinde ki tabanca, dürbün, incil vs. eşya alınır. Fakat kendilerine başka hediyeler verilir. Anzaklar'ın titremeleri hala devam etmektedir.

O hatıra Tekin Paşa'nın hafızasında canlanır. Hemen salona girer ve bir dolaptan fildişi kaplı incili, tabancayı ve dürbünü çıkararak misafirlere gösterir.

İhtiyar anzak "aaa.... eşyalarım" der.

Tekin Paşa sorar: "Babamın çadırında neden saatlerce titrediniz?"

Misafirin cevabı enteresandır:

"Bakın, bugün hayattayım; diğer arkadaşlarımda Avustralya'da yaşıyor. Babanız bize misafir gibi muamelede bulundu. Bugünümüzü ona borçluyuz. Çadırında ki asil muameleden sonra hicap duydum. Bizzat babanıza söyledim. Fakat bizi esir alanlara işaretle anlatmıştım. Şimdi size burada anlatıyorum. Çıkartmadan bir gün önce Limni Adasında bizlere hitap eden ordu komutanı "Sakın Türklere esir düşmeyin ve ölene kadar çarpışın.Çünkü Türkler yamyamdır, sizi yerler" demişti. Bizler de o gün esir düştüğümüzde yenileceğimiz saati beklerken, Türkler tarafından hiç beklemediğimiz centilmenlikle karşılaştık. Ve bu asil bir milleti yakından tanımış ve vatanları için ne büyük fedakarlıklara katlandıklarını görmüş olduk."

http://www.tsk.mil.tr/kitaplar_dokum..._yamyamdir.htm
Ulukoca is offline  
Eski09-03-07, 21:56  #8
Ulukoca
Forumdan Uzaklaştırılmış
 
Giriş Tarihi: Feb 2007
Mesajlar: 2,117
Kadınlar gününe özel olsun bu kadın nişancı olayı da...

Çanakkale Savaşları’nın henüz araştırılmayı bekleyen bir çok siyasal, sosyal ve askeri yönünün daha olduğu bir gerçek. Örneğin; bu savaşların bizde belki de hiç bilinmeyen bir diğer yönü, Çanakkale’de bazı kadın Türk kadın savaşçılarının da, Mehmetçik ile birlikte çarpıştıklarıdır.

Konuyla ilgili ilk belgesel bilgilere Avustralya ve Yeni Zelanda arşivlerinde, Anzac askerlerinin Çanakkale’de siperlerde yazdıkları günlük ve mektuplarda rastlanmaktadır. Örneğin, The Age adlı Avusturalya gazetesinde, 8 Eylül 1915 tarihinde şu başlıkta bir haber yer almaktadır.

“Kadın bir keskin nişancı: ilk günkü çarpışmada vuruldu: J. C. Davies adlı bir asker annesine yazdığı mektupta şöyle demektedir:

“... Vurulduğum 18 Mayıs günü, keskin nişancı bir Türk kızı vardı. Güzel, iri yapılı ve 19-21 yaşları arasında görünüyordu. Günün uzunca bir bölümünde sürekli olarak ateş etti. Gerçi bir çok adamımızı vurdu ama gün bitiminden önce Avusturalyalı bir asker tarafından vurulunca, gene de üzüldüm. Ölüsünü ele geçirdiğimizde yanında bir Türk erkeğinin cesedini de bulduk. Kadının vücudunda tam 52 kurşun vardı... Bu savaş korkunç”

Arşivlerde aynı konuyu dile getiren birkaç mektup ya da günlük daha bulunmaktadır. Gerçi bu tür haberlerin Anzak askerlerinin, zor siper koşullarında, aylarca süren çarpışmaların yıpratıcı etkisinde geliştirdikleri hayal ürünü şeyler olduğu da düşünülebilir. Ancak, “Keskin nişancı Türk kadınları” ve “Türk kadın savaşçılarını” anlatan diğer asker mektupları da incelenip, birbirleriyle karşılaştırıldığında, anlatılanların doğru olma olasılığının çok yüksek olduğu söylenebilir. Kısacası, Çanakkale Savaşları’nın daha birçok yönü, genç araştırmacılarımızın çalışmalarını ve aydınlatılmayı beklemektedir...
Ulukoca is offline  
Eski10-03-07, 20:26  #9
Ulukoca
Forumdan Uzaklaştırılmış
 
Giriş Tarihi: Feb 2007
Mesajlar: 2,117
Kendi cenaze namazını kılanlar...

OLUR MU, OLMAZ MI ? Demeyin.......

Babamın dostlarındandı. Dimdik yürürdü. Hani Allah'tan başka kimsenin önünde eğilmemiş tipler vardır ya,
öyle biriydi. Ben çok küçüktüm, evimize misafir gelirdi. "Oğul" diye seslenirdi hep. Bağdaş kurmaz, diz çöker öyle
otururdu. Gaz lambası ışığında daha bir heybetli görünürdü gözüme. Hep bitip tükenmek bilmeyen harp hatıraları anlatırdı.
Çanakkale, Gazze, Kafkas cephelerini dolaşmış; Sakarya, Dumlupınar'da savaşmış. Ancak İzmir'in kurtuluşundan sonra
köyüne dönebilmişti. Anlattıklarında hep acı, kan, cefa vardı. Kolay mı kazanılmıştı bu vatan? Ölüm neydi ki?
Şerbet içmek kadar kolaydı. "Biz kendi cenaze namazımızı kendimiz kıldık Çanakkale'de !" derdi sık sık.
Olur muydu??
Kirte muharebeleri sırasında bölükler arka siperlerde hücum sıralarını beklemektedirler. Ön siperlerdekiler ileri fırlamış
boğuşuyorlar. Yüzbaşı hucum için emir bekliyor. Bütün asker süngü takmış siperden fırlamak için hazır. Sinirler gergin ! ...
Bütün dudaklar kıpır kıpır dualar okuyor, kelime-i şehadet getiriyor. Süre uzuyor. Yüzbaşı erlere sesleniyor...
"Yavrularım... Aslanlarım... Biraz sonra Cenab-ı Rabb'ül Alem'in huzuruna varacağız. Abdestsiz gitmeyelim... Haydi !
Tüfeklerimizin kabzalarına ellerimizi sürüp, hep beraber teyemmüm edelim..."
Teyemmüm edilir... Bekleme devam etmektedir. Biraz sonra Yüzbaşı;
" Çocuklarım... Sanıyorum biraz daha bekleyeceğiz... Önümüzde biraz daha zaman var. İleride arkadaşlarımız şehit oluyor.
Hem onlar için, hem de vakit varken, kendi cenaze namazımızı kendimiz kılalım..."
" Kabe Karşımızda... "
Arkadan Of'lu Ali çavuş bağırır. " ER KİŞİ NİYETİNE... "
O gün yapılan hücumda, kendi cenaze namazını kılan pek az kişi sağ kalabilmişti.
Onlar Allah'a verdiği sözü tuttular....

http://www.menacam.com/index.php?topic=41125.0
Ulukoca is offline  
Eski10-03-07, 21:06  #10
nesir
Forumdan Uzaklaştırılmış
 
Giriş Tarihi: Mar 2007
Mesajlar: 392

Sayın ulukoca yazdığınız bu kahramanlkıların sanırım sonu gelmez tarihimiz içinde.Ancak kendi içinde oluşturduğunuz bu topiğe sanırım daha çok okuyucu olarak katılım olacaktır.Burda yayınlayacağınız gerçek kahramanların günümüzde ki kahraman adaylarına örnek olması dileğiyle.

Saygılarımla.
nesir is offline  
Kapalı Konu


Şimdi Bu Konuyu Görüntüleyenler: 1 (0 üye ve 1 misafir)
 
Konu Araçları

Gönderme Kuralları
Foruma mesaj değil yazabilirsin
Forumdaki mesajlara değil cevap yazabilirsin
Foruma dosyadeğil ekleyebilirsin
Forumdaki mesajınıdeğil düzeltebilirsin.

vB KoduAçık
Smilies Açık
[IMG] Kodu Açık
HTML Kodu Kapalı


Forum saati Türkiye saatine göredir. GMT +3. Şuan saat: 23:17.
(Türkiye için GMT +2 seçilmelidir.)


Powered by vBulletin
Copyright ©2000 - 2008, Jelsoft Enterprises Ltd.
Bu sitede yazılan her yazıdan yazarları sorumludur. Yazıyaz Forum'da yer alan tüm içeriğin her hakkı Yaziyaz.com'a aittir. İzinsiz kopyalanamaz ve yayınlanamaz.
Evrim | Evrim nedir? | Mutasyon nedir? | Küresel ısınma | Yazı yaz