| |
||||||
"Seviyenin olmadığı bir yerde ne özgür düşünce, ne de demokratik bir ortam oluşabilir." |
||||||
![]() |
| |||||||
Osmanlı kozmopolitizminden Avrupa-Amerika-Okyanusya kozmopolitizmine/konusu ne, nedir, nasıl, kim, kimdir, nasıldır? - Dünya'daki gelişmeler, Dış ilişkiler, Avrupa Birliği |
![]() |
|
|
Konu Araçları |
| #1 | |
Onay bekleyen
Yazar Adayı Giriş Tarihi: Jan 2007
Mesajlar: 274
| OSMANLI KOZMOPOLİTİZMİNDEN AVRUPA-AMERİKA-OKYANUSYA KOZMOPOLİTİZMİNE Yaklaşık 200 yıl sürecinde Osmanlı ve cumhuriyet dönemi seçkinlerinin Avrupa ‘dan ithal Ettikleri kavramlar arasında en mühim mesele hakeza ulus kavramıdır.18. yüzyılın ortalarından itibaren başlayan Avrupalılaşma serüveni aslında teknik ithal etmenin çok berisinde dinamik bir potansiyele sahipti. Süregelen bu değişim trendinin Osmanlı nazarıyla en dehşetengiz ifadelerinden biri haline gelen ulus sendromu, en nihayetinde kendisine dayatılan bir olgu olarak karşımıza çıkmakta. Hülasası bu ilk reform teşebbüslerinin hedef aldığı, emperyal kozmopolit imparatorluk içerisinde kaynaşan uluslaşma/millileşme ve ulusal hak talepleridir. İmparatorluğun nihayeti anlamına gelecek bu uluslaşma sürecine set çekmek, bunun için merkezi otoriteyi sağlamlaştırmak, merkezden uzaklaşan merkezkaç her çeşit eğilimin önüne bent koymak amacıyla yapılan reformlarla beraber uluslaşmanın önünün alınamadığı gibi bu süreç, Osmanlı ‘nın en vücudunun derinliklerine nüfus etmiştir. emperyal kozmopolit imparatorluğun tahayyülünün bir hezimete uğraması anlamına gelen bu karşı tahayyüller ulus devletlere giden etkenlerden biridir. Milli devlet/ulus devlet anlayışı karşı tahayyül zemininde şekillenmiştir. Bu tahayyüller çoğu zaman “doğal” ve “gönülsüz” olarak şekillenmelere yol açmıştır. Osmanlı-Roma devlet geleneğine bütün benzerliklerine rağmen ulus devlet yeni bir egemenlik biçimidir. Meşruiyetini dinden almayan cumhuriyet geleneği meşruiyeti toplumda aramaya çalışmış, bunda da pek muvaffak olamamıştır. Bu katılımın mümkün olamadığı için meşruiyeti birey-toplum nazarında hava da kalmıştır.1789 ihtilali bu akıma damgasını vurmuştur. Cumhuriyet seçkinleri literatüründe ulus, diğer Avrupa birey/toplumlarının aksine emperyal kozmopolit bir imparatorluk ve ümmet anlayışına sahip Osmanlı Müslümanları/Hıristiyanları/ Yahudileri içerisinde var mı yok mu belli olmayan makul çerçevede kalmış bir olgudur. Bu iki cihanşümulluk dâhilinde yoğrulmuş ve esasında da bilakis bu iki cihanşümulluktan başka hiç mevcut olmamış bir ulustur mevzu bahis edilen. Cumhuriyet egemenlerinin meşruiyet alanı bu durumda, olmayan bir düşünceyi totaliter bir anlayışla yerleştirilmek istenmiştir. Ulus fikrini yerleştirmek cumhuriyet seçkinlerine mahsus olmayan ve genelinde Avrupa( batıavrupa) dışında kalan tüm coğrafyalarda 19./20. yüzyıllarda tedavüle konan ya da hariçte ve dâhilde dayatılan bir süreçtir. Ne var ki kimliklerin yeniden tanımlanmaları bu coğrafyaların tarihleri ve birikimleri ile yakından alakalıdır. Avrupa (Avrupa ‘nın batısı) harici coğrafyalarda olduğu gibi bu coğrafyanın nüfus mübadelesi travmalarının ufukta görülmesiyle, ulusal kimlik tarifi adil olmayan bir yaklaşımı temsil eder. Hiçbir etnik özelliği çağrıştırmayan “Osmanlı” adını taşıyan kozmopolit bir imparatorluk ve kimlik tarifini ümmetle veren başta İslam olmak üzere Osmanlı içindeki Hıristiyanlarında Osmanlı da Hıristiyan ümmeti olma havasındadır.tabii bu referanslardan en güçlü İslam dır.(hak olan tek dindir-)Hıristiyanlık Yahudilik ehli kitap statüsündedir.ortak noktaları cihanşümul olmalarıdır kendi çaplarında. Ulus fikrini kabul ettirmek mecburiyetinde hisseden cumhuriyet seçkinleri önündeki örnekler seçimli, hukuksal ve evrensel Paris modeliyle kalıtımsal, tarihsel ve kültürel Berlin modelidir. Paris hümanistiz değerlerini dünya görüşü alan, emperyal vizyona karşı olmayı planlayan, Berlin dar çerçevesine sıkışmış imparatorluk ve islamın diğer ehli kitaba aktardığı cihanşumulluğu inkâr eden, düşmanlık besleyen bir yol izlemişlerdir.19. yüzyılda Moskova ‘nın Kafkasya – Sibirya –balkanlarda Müslümanları-Hıristiyanları-Yahudileri baskı altına alması sonucu göç ve iltica başlamış, mozaiklik katmanları her zamanki gibi artmış, fakat bunu ittihat ve cumhuriyet elitleri dahilde ve hariçte yanlış kullanmıştır. Ayrıca mezhebler ve tarikatlar-cemaatler baskı altına almıştır. Bu arada.1. /2. Dünya savaşları sevres ve Lozan dışlayıcılık artmış, ulus model tahakkümü gayrimeşru seyir izlemiştir. Seçilen model tutmamıştır totalitarizme rağmen…1 fasıl FİKRET CEN Tarafından düzenlenmiştir. Düzenlenme zamanı: 08-03-07 10:46 . |
|
![]() |
| Şimdi Bu Konuyu Görüntüleyenler: 1 (0 üye ve 1 misafir) | |
| Konu Araçları | |
|
|